May 5, 2008
Okan Vardarova'ya Açık Mektup
Okan Bey,
Kıymetli 'blog haberleri' sitesi Blog Kazanı'nda yer alan bir girdi sayesinde Punkreas adlı bir müzik sitesi açmış olduğunuzu kemal-i takdir ile öğrenmiş bulunmaktayım. Öncelikle yatay tasarımın dahiyane olduğunu belirtmek isterim. Hele bir de alt tarafa sayfa çevirici bir buton falan eklenirse tadından yenmez. Ne de olsa scrollbar denilen meret ancak bir yere kadar işe yarar, yanılıyor muyum? Neyse, benim asıl müşkülatım başka...
Bendeniz uzun sayılabilecek bir aradan sonra (kısa bir süre için de olsa) yeniden dünya cenneti memleketimize nazil olmuş bulunmaktayım. Bu gelişimde de, tıpkı öncekilerde olduğu gibi, bir tür otogüncelleme çabası içerisine girdim. Bu çerçevede, ben yokken çıkmış, ancak uzakta bulunuyor olmam nedeniyle gözümden kaçmış olabilecek kimi müzik ve sinema eserlerini soruşturma ihtiyacı hissettim. Bu nedenle de, kalkıp çocukluğumdan beri gittiğim bir müzik markete gittim.
Müzik market dediğime bakmayın, benim zamanımda öyle yerlere kasetçi denirdi. Bu vesileyle aslında ne kadar yaşlı olduğum konusunda da bir fikir vermek için söyleyeyim, o devir mahalle baskısının öylesine korkunç olduğu bir devirdi ki, insan sokakta kulaklıkla kendi halinde müzik dinlemeye bile çekinirdi. Nereden zuhur ettiği belirsiz bir cesaretle vapurda şurada burada walkman (o zaman diskçalar, mp3-çalar falan yoktu) dinleyen insanlara, "Bu herif ne ayak?" gibisinden bakışlar atılırdı.
Her neyse... İşte ben bu evvelden kasetçi, şimdi ise müzik market denilen söz konusu dükkana girdim ve oradaki görevliye, "Son iki yıl içerisinde çıkan Türkçe rock albümlerinden hangileri var?" diye sordum. Adam da biraz düşünüp, 'Gece Yolcuları' diye bir gruba ait iki diski raftan indirdi. Albüm kapaklarından pek de iyi elektrik alamayınca kendisine birkaç soru sordum, ama karşılık olarak sadece, "Bunlar epey iyi", "Çok satıyor" gibi suya sabuna dokunmayan yanıtlar aldım. Sözünü ettiği diğer albümler arasında bende olmayan (ya da haberdar olmadığım) başka bir tane bile çalışma bulunmuyordu. Ben de, "Bari şansımı deneyeyim" diyerek Gece Yolcuları'nın 2006 yılında çıkan ikinci albümüne kıpkırmızı bir 10'luğu verdim gitti.
Tabii ben size bunları şimdi söylüyorum, ama bu anlattığım hadise aslında iki gün önce gerçekleşti. Ancak albümü mp3-çalarıma yüklemeye ancak bugün vakit bulabildiğimden, şu an itibariyle sonucun benim açımdan tam anlamıyla bir hayal kırıklığı olduğunu söyleyebilirim. Tamam, albümün prodüksiyonu falan güzel, ama yapılan müziğin "maalesef ruhu yok" - bilmem anlatabiliyor muyum? Bir fikir verebileceği düşüncesiyle söylüyorum, adamlar, "Seninle bir dakika, umutlandırıyor beni" gibisinden bir cover bile koymuşlar albüme. Yazıklar olsun! (Duyar duymaz dehşete kapılıp derhal bir sonraki şarkıya geçtim.)
Okan Bey,
Şimdi ben bütün bu gelişmeler sonucunda diyorum ki, şurada görebileceğiniz ayarda bir müzik zevkine sahip bir insan olarak Türkiye'de 2006 ve 2007'de bu çerçeveye dahil edilebilecek yeni ürünler piyasaya sunuldu mu halen öğrenebilmiş değilim. Bu nedenle de, her ne kadar zaman zaman benden pek hazzetmediğinizi ima eden kimi hal ve tavırlar içerisine giriyor olsanız da, bu konuları yakından takip eden biri olarak yine de bana yardımcı olmak isteyebilirsiniz diye düşündüm. Zaten yeni sitenizde '2007 yılının debut albümleri' falan gibi bir başlık açacak olursanız, benim dışımdakiler de istifade edebilirler. Hele bir de yanlarına albümü temsil edebilecek kimi şarkılara ait ses dosyaları eklenirse, Punkreas benim gibi çoklarının favori müzik sitesi bile olabilir.
Yarın (hala açıksa) İstiklal Caddesi'ndeki Megavizyon'a uğrayıp envanterini epey geniş tutan bu "seçkin müzik market artı kafe"den biraz alışveriş yapmayı düşündüğüm için, değerli çalışmalarınızı takip eden bir biçare ihtiyar olarak acele cevabınızı intizar etmekte olduğumu bilmenizi isterim.
Saygı ve hürmetler sunarım.
Mr. Sular
Okuyucu Yorumları (2)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Serdar Bey,
Öncelikle sitem hakkındaki eleştirileriniz için teşekkür ederim. Açık mektubunuza önce şaşırdığımı, ardından heyecanlandığımı ve her iki yöne de çekilebilecek bu duyguların olumsuzluk içermediğini belirteyim.
Hoşgeldiniz diyerek hemen tavsiye albümlerime geçeyim. Aslında keşke daha müsait bir zamanda daha geniş bir liste çıkarabilseydim ancak birazdan evden çıkmam gerekiyor. Gece de dönmeyeceğim. Yarın alışverişe gideceğiniz için de şimdi yazmalıyım. Bu yüzden biraz aceleye geldiğini not düşeyim. Zaman içerisinde gerek size özel olarak, gerekse de Punkreas sitesinde devam etmeye çalışırım.
Bir de şunu demeden edemeyeceğim. Gece Yolcuları herhalde satın alabileceğiniz en talihsiz albüm olmuş :) Çok satanlardan bir de Emre Aydın vardı, hiç değilse onu verseymiş adam. Kötünün iyisi.
Kırkaltı: Kırkaltı taze bir grup. Daha doğrusu ilk albümleri geçtiğimiz ay çıktı. Grubun adını taşıyor. Vokal ve söz olarak benim hoşuma gitmese de müzik altyapısı hemen hemen şu ana kadar hiçbir Türk grupta rastalamadığım kadar sağlam. Velvet Rovelver, Korn paralelinde müzik yaptıklarını söyleyebilirim. Bir göz atmanızda fayda var.
Sakin: Sakin şu anda ortalığı kasıp kavuruyor ancak size biraz hafif geleceği kanısındayım. Sizin müzik zevkiniz benimkine oranla biraz daha sert ve klasik rock'a yakın. Sakin ise Indie türünde müzik yapıyor. Albümlerinin adı Hayat. Grubun arkasındaki isim Mor ve Ötesi. Müzik olarak da çok uzak değiller birbirlerine. Yalnız vokali ben çok başarılı buluyorum.
Malt: Sanırım bu gruplar içerisinde en hoşunuza gidecek olan Malt'tır. Tanıdık bir isim var vokalde: Cenk Erdem'in Cenk'i. Belki siz de tanıyorsunuzdur. Aslında bunlar komedyen. Bu yüzden sözler çok fazla ironi ve kelime oyunu içeriyor. Ancak müzik bildiğimiz hard-rock. Oldukça sert, konserinde pogo bile yapılır yani. Albümün adı: Kendi Adını Taşıyan İlk Albüm.
Metropolis: Bu grubun Makine isimli bir albümü var. Onu da seveceğinizi tahmin ediyorum. Ancak albümün çıkış tarihini hatırlamadığım için sizin belirttiğiniz zaman aralığına denk düşüp düşmediğinden çok emin değilim. Eğer tanıdık gelmediyse bir göz atılabilir.
Buz: Senin Eserin isimli albümleri sanıyorum 2006'da çıkmıştı. Epeydir dinlemedim çünkü bu grubu ama dinlediğim zamanlar çok da uzak gelmiyor. Bu da kısmen sert bir grup. Şu ana kadar saydığım 5 gruptan Sakin hariç hemen hepsi sert. Acaba Megadeth'i gördüm diye favori gruplarınız arasında fazla mı abartıyorum diye şüpheye düştüm fakat Teoman rahatlatıyor neyseki :)
Mat: Grubun adını taşıyan ilk albümleri 2007'de çıktı. Çıkış parçaları çok sağlamdı fakat albümde bu bütünlüğü koruyamadıklarını gördüm. Yine de yabana atılacak bi grup sayılmaz. Özellikle vokalin bazı yerlerde Muse'laşması çok başarılı ve tarz olarak da benzettim.
Anima: Animasal isimli albümleri 2006'nın başında çıkmıştı. Bu da Sakin gibi diğerlerine nazaran daha hafif bi grup ve ilk bayan vokal. Müzik türleriyle çok sıkı fıkı sayılmam ancak akustik caz diyesim geliyor. Punk öğeleri de taşıyor. Vokal çok iyi. Arşivinizde değişik bi renk olabilir.
Hayalettren: Eğlenceli bir grup. Biraz çocuk işi gelebilir vokalden ötürü ama birkaç defa dinledikten sonra içine alıyor insanı. Albümlerinin ismi Yalnız.
Metro: Bayan vokalli ikinci grubumuz. Ancak yeni bir grup değil, tek albümleri olsa da. 2002 senesinde zaten dağılmıştı. Teoman'ı sevdiğiniz için yazıyorum. Teoman'ın keşfettiği ve albümdeki hemen hemen her şarkıya eşlik ettiği çok başarılı bir grup.
Karakedi: Üçüncü bayan vokalli grup ancak bayan demeye bin şahit ister :) Şarkıları böğürerek söylüyor ancak benim vazgeçemediğim bir grup. Nirvana ve Smashing Pumpinks isimleri favori gruplarınızda yer aldığı için yazdım. Grunge, Punk, hardrock arası gidip geliyorlar. Nirvana coverlarıyla tanınıyor.
Nem: Coldplay seviyorsanız bu grup baş tacınız olabilir. Benim de öyle sayılır. Piano rock diyebiliriz. Vapurda çok güzel gider. 2. albümleri çıktı çıkacak. İlk albümlerinin isimleri Güneşte Yalnız. Ankaralı bir grup ve acının değil hüznün müziğini yapıyoruz diyerek beni kalbimden vurmuştu. Ama size hafif gelebilir.
Mara: Pinhani heralde biliyorsunuzdur. Mara için onun muadili diyebiliriz ama ben daha başarılı buluyorum. Elektronik, akustik, rock her türde şarkı mevcut Herşey Yolunda Anne isimli albümlerinde. Dinlenirken bunu dinleyebilirsiniz.
Şimdilik bu kadar olsun. Hayko Cepkin, Şebnem Ferah, Duman gibi büyük gruplardan bahsetmeye gerek duymadım? Onların da albümleri oldu söylediğiniz yıllar içerisinde ancak biliyorsunuzdur zaten. Bir de zaman kıtlığından örnek şarkı linkleri koyamadım ama Youtube'dan bakarsınız artık.
Şimdi çıkmam lazım, görüşmek üzere. İyi dinlemeler.
Buz’un albümü Megavizyon'da kalmamıştı. YouTube’dan yukarıda yer verilen diğer gruplara da göz atıp beğendiklerimi bir dahaki gelişimde (ya da bir sonraki idefix siparişimde) edinmeyi düşünüyorum. Tavsiyeler ve hızlı yanıt için çok teşekkür ederim. Bu albümler Türk rock müziğindeki yeni sesleri ve güncel eğilimleri daha iyi anlayabilmeme yardımcı oldu.
Düşüncelerim şöyle:
Kendi Adını Taşıyan İlk Albüm (Malt): Sağlam bir sound, çok iyi ritim ve riff'ler, iyi bir yapım, berbat sözler. Vokali de tutmadım. Yani Cenk Durmazel'i denklemden çıkarırsak belki ikinci albüm daha güzel olabilir. 'Gol' adlı şarkının gitarları gayet iyiydi. 'Dolmuş' da gayet iyi bir şarkı. Ancak vokalist 'Bin bi dolmuşaaaaaaa...' diye bağırmaya başlayınca şarkı değersiz ve anlamsızlaşmaya başlıyor – en azından benim gözümde. (Başka şarkılarda çok daha feci söz örnekleri de yok değil, ama beğendiğim bir şarkıdan alıntı yapmak istedim.) Bir de şunu belirtmek iyi olabilir: Bir yazı ya da konuşma esnasında yapılan bir söz oyunu ya da espri (bir seferde gelip geçeceğinden) güzel olabilir, ama bu formatı şarkılarda kullanmak çok da makul olmasa gerek. Çünkü hem bir iki kere dinledikten sonra her seferinde yine aynı etkiyi uyandırması mümkün olmaz, hem de bir noktadan sonra rahatsız etmeye başlayabilir.
Kırkaltı (Kırkaltı): Dünyada takriben son onyıldır hakim olan ana akım rock sound'unu epey başarılı bir şekilde uygulamış olan gayet iyi bir çalışma. Ne var ki ben gerek müzik, gerekse vokal itibariyle bu tarzı pek tutmuyorum. Not my cup of tea.
Makine (Metropolis): Grunge tarzına daha yakın olan şarkıları fena değil. En çok da 'Gel Gör Beni' adlı şarkıyı beğendim: 'Basit', 'net', 'sancılı' ve inişli çıkışlı bir sertliğe sahip. Albümdeki kimi şarkıların sözlerinde protest öğeler var. Bu çerçevede, 'Makine' adlı şarkının eleştirel duruşunun gayet oturaklı olduğu söylenebilir. Ancak diğer şarkılarda yer alan, 'Onlar sana karşılar' ya da 'Onlar bizi anlamaz' gibi basmakalıp ifadeler biraz fazla basit ve yüzeysel kaçtıklarından sırıtıyor. (Bu nedenle 'Karanlık Soğuk' gibi birkaç şarkı istisna edilecek olursa, pazarladıkları sığ sloganlar nedeniyle Bulutsuzluk Özlemi şarkılarına da uzun süredir katlanamıyorum. Protest müzik - hangi dava için yapılırsa yapılsın - bence ancak korkusuz, kendinden emin, açık, net ve mert bir tavır ve 'özgün bir üslup ile' yapıldığında değer kazanıyor. Örnek: Ahmet Kaya. Bu konuda açıklayıcı ek bilgi: 'Vahşi piyasa' diyerek malumu ilam etmek protest bir tavır değildir. Gerçekten protest olabilmek için acımasız bir rejime kafa tuta tuta, 'Yiğitsen uslandır beni! Sustur türkü söyleyen kızlarımı!' diye haykırabilmek gerekir.)
--------------------
Bu vesileyle yukarıdaki tavsiye listesinde yer almayan ama bu gelişimde aldığım diğer albümlere de kısaca değinmek istiyorum:
Katil / Maktul (Yüksek Sadakat): İlk albümünü dinlemediğim bir pop-rock grubu. Güzel isim seçmişler. Tarzları bana biraz fazla 'pop' geldi. Ancak 'Ben Seni Arayamam' ve 'Savaşçının Yolu' hiç fena sayılmaz.
Ateş Yağmurunda Çırılçıplak (Demir Demirkan): Demir Demirkan’ın mistisizme odaklanan yeni konsept albümü. Sözler anlamlı. Sound itibariyle 'İstanbul 2004' albümü ayarında iki üç iyi şarkı var. Yukarıdakilerin hepsinden daha ‘arşivlik’ bir çalışma.
Bir (Pentagram): 2002 yılında çıkmış olmasına rağmen ben yeni edindim. Tıpkı Demir Demirkan’ın albümü gibi mistik bir konsepte sahip. Ancak 'Ateş Yağmurunda Çırılçıplak'ın aksine, 'Bir' (isminin de ifade ettiği gibi) vahdet-i vücuda işaret eden içeriğiyle tasavvuf felsefesine dayanıyor. Yine de aradaki güçlü parallellik nedeniyle her iki albümde de aynı varlık anlayışını yansıtan sözlere sıklıkla rastlamak mümkün. Bu yönüyle 'Bir' albümünün (tür içinde) Kargo'nun Yalnızlık Mevsimi'nden sonra bu konuda yapılmış ilk ciddi çalışma olduğu söylenebilir. Pentagram 2001 yılında ilk kez 'tam anlamıyla' beğendiğim bir albüm yapmıştı. 'Bir', 'Unspoken' ile aynı ayarda çok güzel bir ikinci çalışma olmuş.