derinsular.com
Derin Sular
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

July 29, 2008

Yeni Yazı: 'Hudson Senaryosu'nun Türkiye'de Değerlendiriliş Şekli'

'Hudson Senaryosu'nun Türkiye'de Değerlendiriliş Şekli' başlıklı yazı, sitenin Makaleler bölümünde az önce yayına girdi.

July 27, 2008

Bir Numara'nın Eşgali

Zaman gazetesinin 'Tam tarif var; İşte Ergenekon'da bir numaranın eşgali' başlıklı haberinde, Ergenekon davası kapsamında ifade veren tanık Zihni Çakır'ın, Bir Numara'nın eşgaline ilişkin verdiği bilgiler aktarılıyor. Zihni Çakır'ın (iddianameye de dahil edilen) ifadesinde, Bir Numara'nın eşgaline ilişkin verdiği detaylar şu şekilde:

"1 Numara hitap ettikleri kişinin adı görüşmelerde Doğu Bey, Hayrettin Bey ve Sadullah Bey diye geçti. Türkeli Gazetesi'ne sık sık gelen 1 Numara, 60-65 yaşlarında, sarı saçlı, göçmen tipli, saçları seyrek, sert mizaçlı, bıyıksız, sakalsız. Çevresi kendisine "Komutanım" diye hitap ediyor. 1 Numara tip olarak sanıklardan Muzaffer Tekin'e benziyor, ancak ondan daha zayıf. Hiçbir gazetede resmini görmedim. Telefon kullanıyor, ancak telefon numarasını kimseye vermiyor. Onun gücünü özellikle 28 Şubat döneminde iyi gördüm"

Ben bu sözlerden Bir Numara'nın görünüş itibariyle şöyle biri olduğu sonucunu çıkarıyorum:

Bir Numara

| Yorumlar (9)

July 26, 2008

Abdullah Çiftçi ve Dersim ile İlgili

Dersim Katliamı'na asker olarak katılan Abdullah Çiftçi'nin anlattıklarının tam metni ya da video kaydına ulaşabilmek mümkün mü?

| Yorumlar (1)

July 24, 2008

Sivil İtaatsizlik ve Başörtüsü

Seviyesizleşmeye başlayan yazılar, gereksiz kaba ifadeler ve kendinden menkul bir üstünlük tavrı nedeniyle özellikle son birkaç aydır hakkındaki fikrimin olumludan olumsuza dönmeye başladığı EkonomiTürk'te bugün Barış rumuzlu kullanıcı tarafından yazılmış bir yazıyı okuyunca ilk başta yazarın ciddi olup olmadığından emin olamadım. Mesela yazıda şöyle bir paragraf var:

| Yorumlar (25)

July 23, 2008

Entelektüel Sermaye Kavramına Yabancılık [GÜNCELLENDİ]

Geçen hafta Blogcu.com altında yayına yapan bir blogun, Derin Sular'da yer alan kimi yazı dizileri de dahil olmak üzere internet üzerinden kes-yapıştır yöntemiyle epey geniş bir içeriği alıntıladığını fark ettim. Konu ile ilgili olarak blogcu.com'a yazıların orijinali ile çalıntı olanların karşılaştırmalı linklerini gönderdiğimde blogcu.com aynı gün içinde söz konusu sayfanın yayınını engelledi.

| Yorumlar (5)

July 21, 2008

Tebrik

Uzun bir süredir, yaşanmakta olan pek çok problemin özünü oluşturan temel zihniyet sorununa işaret eden ve bunu bilgisi popüler seviyede olan okura da hitap edebilecek şekilde yapan bu denli iyi bir yazı okumamıştım.

Tebrik ediyorum.

| Yorumlar (3)

July 19, 2008

Sivillerin Askerlere "Komutanım" Demeleri

Hürriyet gazetesi yazarı Bekir Coşkun, "Askerler" başlıklı yazısında Anadolu'daki sivil halkın bütün rütbeli askerlere "Komutanım" diye hitap ettiklerini ifade ettikten sonra, bu durumu Türklerin askerlerini sevmelerine bağlıyor:

DOKTORUNA "doktor", mühendisine "mühendis", polise "memur bey", müdüre "sayın müdür", öğretmene "hoca" der halkımız.

Ama asker gördü mü...

Tüm rütbelilere "komutanım" derler Anadolu’da.

Çünkü Türkler askerlerini severler.

Bekir Coşkun'un bu ifadeleri, Türk olmakla asker sevmek arasında zorunlu bir ilişki olduğunu ima ediyor. Ancak Coşkun'un sunduğu bu önermeyi, daha çok negatif yollu tanım yapma çabası olarak değerlendirmek gerekli. Zira Türk olmayı eksiksiz vatandaşlığın önkoşulu olarak gören bir resmi ideolojinin hakim olduğu bir ülkede "Türkler askerlerini severler" demek, "Bakın bunlar sevmiyor, anlarsınız ya..." şeklinde bir hedef göstermenin gerekçelendirilmeye çalışılmasından başka bir anlama gelmez. Zaten Coşkun da hemen bir sonraki cümlede bu niyetini belli ediyor:

Ama yobaz sevmez...

İslam ülkeleri arasında, Batı uygarlığına yakın tek devlet asker eliyle kurulduğu için...

Aynen böyle... "Türkler askerlerini severler. / Ama yobaz[lar] sevmez"...

Sözü edilen sevginin sivillerin askerlere "Komutanım" diye hitap etmelerinde ifade bulduğu iddiası ise daha da problemli. Çavuş rütbeli üniforma giydiğim günlerde, bir Anadolu kasabasında dedem yaşında adamlar bana da "Komutanım" diye hitap ettiler. İlk duyduğumda çok şaşırmıştım. Zaten hiçbir zaman da alışamadım ve her seferinde çok rahatsız oldum. Dahası, bana "Komutanım" diye hitap eden dedem yaşındaki adamların gözlerinde sevgi değil, bir tür çekingenlik görüyordum. Bu noktada, muvazzaf görev yapan uzman çavuş ve astsubayların sivillerden gördükleri bu "itibar"dan hiç de rahatsız olmadıklarını da belirtmek gerek.

Bütün bunlar karşısında ister istemez insanın aklına sorular hücum ediyor: İnsanların çocukları ya da torunları yaşlarındaki vatandaşlarına sırf üniforma altında oldukları için "Komutanım" demelerinin nesi bu kadar güzel? Türkiye'de hala böyle şeylerin yaşanmakta olması bazı insanları neden bu kadar sevindiriyor? Bir rejimin kurulduğu günden bu yana ısrarla halkına kendini sevdirmeye çalışması normal bir şey mi? Şayet halkın önemli bir yüzdeye tekabül eden kısmı bu sevgi beklentisine (en azından içinden) olumlu yanıt veremiyorsa ve devletten, sivil olan olmayan devlet adamlarından çekiniyor, korkuyorsa, o rejime Cumhuriyet (res publica) denebilir mi? Sevgi beklentisine olumlu yanıt vermeyen vatandaşlarını cezalandırmaya kalkan bir rejimin halk egemenliğiyle bir ilgisi olabilir mi? Dünyada sivillerin askerlere "Komutanım" dediği bir tane bile özgür (ve hatta 'düzgün') ülke var mı? Böyle şeylerin sadece otoriter/militer/monarşik rejimlerde görülüyor olması bir tesadüf mü? Yoksa onlara gelince baskı rejimi oluyor da, bize gelince yine "Türkiye'nin özel şartları" mı söz konusu?

| Yorumlar (7)

July 17, 2008

Yeni Yazı: "Kemalist Etki"

'Kemalist Etki' başlıklı yazı, Makaleler bölümünde az önce yayına girdi.

| Yorumlar (0)

July 17, 2008

Ertuğrul Özkök'ün Saldırganlaşan Üslubu

Bir süredir darbe karşıtı yazarların sert eleştirilerine maruz kalmakta olan olan Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, söz konusu eleştirilere doyurucu herhangi bir yanıt vermek yerine kurnazca bir "Sensin o!" tavrı sergiliyor. Bugünkü yazısında bu tavrı iyice belirginleştiren Özkök, Türkiye'de ordunun siyasete müdahale etmemesi gerektiğini düşünen, düşünce, ifade ve inanç özgürlüğünü savunan, yeraltı örgütlerinin, suikastlerin olmadığı bir Türkiye isteyen insanlara şu sıfatlarla referansta bulunuyor:

- "kendini liberal ve demokrat gibi yutturmaya çalışan insanlar"

- "Türkiye’deki liberal faşist koro"

- "düşünce teröristleri"

- "sivil cunta"

İşlediği suçların "andıç"lardan, cuntacılara kuklalık etmekten ve yalancılıktan ibaret olmadığı gün be gün daha da ortaya çıktıkça, muhtemelen bu gelişmelerle doğru orantılı olarak daha da saldırganlaşacaktır.

| Yorumlar (0)

July 13, 2008

Yeni Yazı: "Minibüs Şöförü Metin ve 'Chicken'"

Minibüs Şöförü Metin ve 'Chicken' başlıklı yazı, Makaleler bölümünde az önce yayına girdi.

July 13, 2008

Lolipoplu Tesettür Argümanı

Geçtiğimiz günlerde, Mısır hakkında İngilizce yayın yapan politik blog The Arabist, internette dolaşmakta olan bir resme yer verdi. Resimde, biri ambalajında, diğeri ambalajı açılmış iki lolipop resmi var ve ambalajı açılmış olan lolipopun üzerine sinekler üşüşmüş olması nazara verilerek başörtüsü ile ilgili bir alegori sunuluyor. Resmin üzerindeki metin (sitedeki çeviriye göre), "Onları durduramazsınız, ama kendinizi koruyabilirsiniz" anlamına geliyor.

Lolipoplu Tesettür Argümanı

Siteye bırakılan yorumlara bakılırsa, söz konusu argüman pek de olumlu karşılanmamış. Yorumcular, genellikle bir erkek bir kadını rahatsız etmek istedikten sonra başörtüsünün buna engel olamayacağını, Batı ülkelerinde yaşayan kadınların Orta Doğu ülkelerindeki kapalı kadınlardan çok daha güvende olduklarını söylemişler.

Bir de tabii hukukun üstünlüğü konusu var. Yorum bırakanlardan biri şöyle bir olay nakletmiş: "My friend was walking down the street and this guy kept bothering her, so she goes to a cop nearby and complains. He replies saying, “can you blame him? you’re very beautiful”" ["Arkadaşım, sokakta yürürken adamın biri kendisini rahatsız edince, yakınlardaki bir polise gidip şikayette bulunmuş. Polis de cevaben, "Onu suçlayabilir misin? Sen çok güzelsin" demiş."]

| Yorumlar (4)

July 11, 2008

Yeni Yazı: 'İnsanları Böcek Gibi Görmek'

'İnsanları Böcek Gibi Görmek' başlıklı yazı, Makaleler bölümünde az önce yayına girdi.

July 9, 2008

Şalcı Bacı ve Şapka Kanunu

Sitenin Kitap bölümünde yayınlanan Şalcı Bacı ile ilgili bir alıntı, okuyanları epey şaşırtmışa benziyor. Görünüşe bakılırsa, Tek Parti Dönemi iktidarının Şapka Kanunu'na muhalefete karşı koyma adına hızını alamayıp erkeklerin yanı sıra bir kadını da asmış olduğunu pek kimse bilmiyormuş.

Ancak bu gerçekten de önemsenmesi gereken bir durum mu? Şapka Kanunu'na muhalefetten ötürü bir erkeğin idam edilmesi, kanun kadınları kapsamıyor olsa da, şapka giymedi diye bir kadının asılmış olmasından daha mı az canice? Şayet yarın bir başka despot rejim gelir de (sözgelimi) kahvesini şekerli içmeyen erkeklere idam cezası getirirse, bu kararın bir seferliğine bir kadına da uygulanması durumunda ekstra bir şaşkınlık mı duymamız gerekir?

| Yorumlar (3)

July 9, 2008

Taraf Gazetesi'nin Artan Tirajı

Geçen hafta tirajda Radikal'i geçen Taraf gazetesi, darbe günlüklerini yayınlamaya başlamasının ardından pazar günü 87.420 adet satmış.

Hürriyet gibi 'günlük gazeteye benzeyen' bir yayın 400 binin üzerinde satıyorsa, aslında Taraf için 87 bin çok az sayılabilir. Bir başka deyişle, 'direniş'in lobi gücünü göstermesi açısından en azından aynı seviyede bir satış rakamının tutturabilmesi gerekli. Bu noktada onlarca yıldır isim yapmış bir gazete ile Taraf'ı karşılaştırmanın makul olmadığı da söylenebilir. Ancak bu konu da zaten statüko ile değişimin mücadelesi ile ilgili. Yeni olan belli bir çap, güç ve desteğe erişmeden yerleşik olanın tahtının sarsılabileceği iddia edilebilir mi?

Türkiye'de bazı şeylerin artık geride kaldığına inanabilmek için, çok daha fazla sayıda insanın Hürriyet ve benzeri yayınlara elini sürdüğünde dahi kirlendiğini hissedebiliyor olması gerekli.

| Yorumlar (9)

July 8, 2008

Aslında Gerçekten De Dün Dün, Bugün Bugündür

Süleyman Demirel'in aşağı yukarı 30 yıl kadar tipik bir siyasetçi edasıyla sarf ettiği "Dün dündür, bugün bugündür" sözü, değişim ve gelişim ile izah edilebilecek tavırları döneklik olarak algılamaya fazlasıyla müsait olan hakim zihniyetin pekiştirilmesine epey katkıda bulundu. Bu söz, nihayetinde, dün başka, bugün başka konuşan insanlara referans vermekte kullanılan bir hiciv ifadesi halini aldı.

Halbuki Demirel tarafından sarf edilmiş olma talihsizliğine maruz kalan bu söz, Aristo mantığının tipik bir yansıması olduğu gibi, yanlış da sayılmaz. Zira dün gerçekten dün olduğu gibi, bugün de gerçekten bugündür. (A is A, B is B.) İnsanin zaman içerisinde değişebilen bir varlık olması nedeniyle, dün söylenmiş olanların bugün söylenmekte olanlarla zaman zaman uyum içerisinde olmaması da gayet doğal karşılanmalı. Yeter ki söz konusu farklılığın nedeni fırsatçılık değil, değişen bakış açısı olsun.



Bu memorandumun yazılmasına yardımcı oldukları için:

1. Teşekkür: 30 yıl önceki Demirel anekdotunu aktaran Fethi Sipahi Tan.

2. Teşekkür: No Mirror, No Shadow adlı şarkıyı yazan New Model Army. (It seems so simple but they just don't get it / I meant what I said at the time that I said it.)

·  Ek 1: Şarkıda anlatılan konuyu izah eden kısa bir Justin Sullivan röportajı.

·  Ek 2: No Mirror, No Shadow adlı şarkının kendisi - brought to you by derinsular dot com with state-of-the-art compression standards.

| Yorumlar (4)

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca