Kısa Kısa Kategorisinde Yayınlanan Son Yazılar
April 16, 2008
Yeni 'Kadro' Dergisi [GÜNCELLENDİ]
Bugün Borders kitapçısında dolaşırken 'Politics & World Affairs' başlığı altındaki dergilere biraz göz gezdirdim. Political Science Quarterly ya da Foreign Affairs gibi resimsiz, sadece metinden ibaret olan muteber akademik dergilere göz atarken aklıma böyle bir dergi çıkarmanın maliyetinin çok düşük olacağı geldi. Zannediyorum Türkiye'de bu şekilde yayın yapan sadece Birikim dergisi var. Bu alanda ikinci bir yayına talep olur mu bilemiyorum, ama düşüncesi bile güzel.
Böyle bir derginin adı mutlaka 'Kadro' olmalı. Hem isim güzel, hem de orijinaliyle yan yana koyunca aradaki seviye ve çağ farkı daha net bir şekilde belli olur. Diğer yandan, bu dergi (tıpkı orijinali gibi) belli bir paradigmaya sahip olan dar bir yazar kadrosu ile yayın yapmalı. Bu dar yazar kadrosunun en 'mainstream' yazarı da, zorlasan zorlasan Mustafa Akyol ayarında biri olmalı, bilmem anlatabiliyor muyum? Arada da benzer ya da karşıt düşüncedeki yazarlardan yazı istenmeli. Good God! What a project that would be!

Güncelleme: Derginin ismini zaten bulmuştum. Sonra alan adı alıp ilgili adrese şu an için idareten bir şey de koydum. Şimdi iş bir dergiyle 5 yazara kaldı.
April 10, 2008
Dijital Dünyada Söz ve Yazı
Eskiler "Söz uçar, yazı kalır" demişler. Gayet doğru ve önemli bir söz. Ama bu devirde etkili bir sözü dijital videokamera karşısında eder, sonra da dosyayı YouTube'a yüklersen, söz de yazı gibi kalıcı olabilir. Yoksa eskiden kitapları, gazeteleri ve hatta mizah dergilerini toplattıkları gibi şimdi de YouTube'u kapatırlar mıydı?
March 6, 2008
Kuzey Irak Operasyonu ve Duygu-Eksenli Türk Siyaseti
TSK'nın Kuzey Irak operasyonunu sona erdirmesinde ABD'nin ne denli belirleyici olduğu konusu, Türk siyaset gündeminde halen 'itibar' ve 'ihanet' eksenli olarak tartışılıyor. Tartışmanın cereyan ediş şeklinin demokrasi adına sorunlu yönlerine işaret eden makul yorumlar (1,2) da yapılmıyor değil. Ancak bugün bunların konuşuluyor olmasında, harekatın bir çözüm olarak gündeme getirildiği ilk günden itibaren milli hislerin sürekli körüklenmiş ve böylelikle rasyonalite ve sağduyunun ikinci plana itilmiş olmasının önemli bir payı var. Zira olayların hazırlanması aşamasında halka verilen gazlarla harekata yönelik ciddi bir kamuoyu desteği oluşturulmuş, ve nihayetinde de, kahraman ordumuzun yeni bir sefere çıkacağı haberi halkımızın azımsanmayacak bir kesimi tarafından coşkuyla karşılanmıştı.
O günlerde Genelkurmay Başkanı, "Bizim için PKK’nın oradaki kampları ve hareketleri BBG evi gibidir. Yeter ki gidip vurabilme imkanı sağlansın. Oraları artık elimizin, avucumuzun içi gibi biliyoruz" dediğinde, ekranları başındaki kitleler de herhalde heyecanla yerlerinden doğrularak, "Madem öyle verin paşama izni de hemen gitsin bombalasın oraları, bitirsin bu işi" diye sabırsızlanıyordu. Halbuki bu türden tepkiler veren insanlar da dahil olmak üzere herkes biliyordu ki, bütün bunlar ABD'nin sunduğu istihbarat ile mümkün olabiliyordu. Ama ne var ki, bunu bilmeleri, bir başkasının vermiş olduğu istihbarat gücüyle elde edilebilmiş olan bir veriyle böbürlenenlere alkış tutmalarına engel olmuyordu. Çünkü, bu türden tepkiler veren insanların düşünce ve davranışlarını, bilgi değil, milli hisler şekillendiriyordu.
Halbuki ipleri elinde tutan bir güç, bir istihbaratı (ya da izni) verdiği gibi pekala alabilir de. O zaman Kuzey Irak'tan kendi isteğinle çıkmışsın ya da seni oradan çıkartmışlar, bir farkı kalıyor mu?
February 16, 2008
Derin Sular 3 Yaşında
Şu günlerde seyahat halinde olduğum için bu seneki doğum günü yazısını biraz kısa tutmak durumundayım. Zaten yazacak çok fazla bir şey de yok. Özetle, bir sene daha geçti, bu sene zarfında yeni yazılar yazıldı, yeni düzenlemelere gidildi ve böylelikle sitenin formatı da biraz daha yerine oturdu. Ziyaretçi sayısında da geçen yıldan bu yana pek bir değişiklik olmadı.
Geçen yıl neler söylemişim ona da baktım. Mesela .pdf sayfası açılacak demişim, sonra da hakikaten açılmış. Bir de tabii Facebook'ta grubumuz ve de son dönemde Son Dakika gelişmelerimiz oldu. Önümüzdeki dönemde de 'testimonials' tarzı bir sayfa açmak istiyorum. (Bunun Türkçesini bilen varsa lütfen söylesin.) Böyle bir sayfa istememin nedeni, ziyaretçilerin sitenin düşünce dünyalarına olan etkileri konusundaki düşüncelerine yer vermek.
Tabii ki romanların arka kapaklarında yer alan türden övgülerden ibaret bir sayfa değil aklımdaki. Amacım övgü ya da yergileri değil, sitenin farklı insanlar üzerindeki farklı etkilerini derleyebilmek. Tabii bu tür paylaşımlarda bulunmak bizim kültürümüzde pek yaygın olmadığından katılım adına çok da ümitli değilim, ama yine de denemeye değer diye düşünüyorum.
Bu çerçevede, geçtiğimiz yıl içerisinde siteye gönderilen övgü, yergi ve hakaretler içerisinden, dikkatimi çeken bir tanesini burada kısmen alıntılamak istiyorum:
Merhaba Serdar Bey,Amacım sadece teşekkür etmek, emek harcayıp bu yazıları yazdığınız ve internette yayınladığınız için.
2002'de (19 yaşındaydım) CHP'ye oy vermiştim. Nedeni basitti, İran'a benzemesini istemiyordum ülkenin.
2004'de de CHP'ye verdim oyumu. Sonra 2006 yılında askerlik dönüşü web sitenizi keşfettim. Farklıydı, düşüncelerime de tersti, ama okumaya devam ettim (mantıklı geldiği için sanırım). Düşüncelerimdeki değişim başlamıştı ama tam kırılma noktası 'Bireysel Haklar Tarihimiz' yazı dizisi oldu. O yazı ile taşlar yerine oturdu.
...
Hep neden Türkiye böyle olmuş diye sorardım kendi kendime. Milli Eğitim'in saflarından ayrılmış şu halimle, artık biliyorum. Ülke ile ilgili doğru saptamalar yapabiliyorum. Mutluyum... (Sanırım bu en önemli kelime, artık kendimle çelişen düşünceler üretmiyorum.)
...
Bunları sizinle paylaşmak istedim.
Umarım yazmaya devam edersiniz.
Teşekkür ederim.
Lütfen siz de hikayelerinizi anlatın.
Herkese mutlu yıllar.
February 5, 2008
Bana Etiketlerini Söyle, Sana Derdin Nedir Söyleyeyim
Aşağıda, sitede kullanılan etiketlerin hiyerarşik sıralaması yer alıyor. Bunlara bakılarak Derin Sular Projesi'nin ilgi alanına giren temel konular hakkında bir fikir sahibi olmak mümkün. Ancak tabii etiketleme işlemi henüz tamamlanmadığı için bu listenin önümüzdeki günlerde güncellenmesi gerekecek.

February 3, 2008
Lost
Dün akşam Lost'ın yeni başlayan 4. sezonunun ilk bölümünü izledim. Lost, insanın yapısını, farklı insan karakterilerini ve bu karakterlerin kendi öncelikleri ve menfaatleri doğrultusunda takındıkları tavırların (ve gerek kişisel gerekse kollektif bazda karar alma mekanizmalarını çalıştırma şekillerinin) toplumsal işleyişe yansımalarını inceleyebilme adına önemli konu başlıkları sunuyor. Olayların, karakterlerin bir uçak kazası sonucunda düştükleri bir adada cereyan ediyor olması ise, insanların devlet de dahil olmak üzere bütün sosyal organizasyonlardan önce var olduğu ve bu organizasyonların insanların varlık algıları çerçevesinde tesis edildiklerini ortaya koyması adına br fikir edinmeyi kolaylaştırıyor. Lost, dikkatle izlendiğinde, her insana dünya algısından sosyal felsefesine dek yelpazenin neresinde yer aldığı konusunda epey net sayılabilecek bir fikir verebilir. Ben adada olsaydım, Desmond, John Locke ve Sayid ile aynı grupta yer alır, Hurley ve Jin başta olmak üzere diğerlerini bu grubun periferisinde tutmaya çalışır, Sawyer ve Jack'i ikna etmeye (ve olmadı etkisiz kılmaya) gayret ederek Benjamin ile anlaşma yolları arardım. (B planlarını ise yapıları gereği gizli kalmaları gerektiği için buraya yazmıyorum!)
February 1, 2008
'Okunacak Bir Gazete' Projesi [GÜNCELLENDİ]
Köşe yazarlarından konu açılmışken, 'yazı yazabilen', 'vadesi dolmamış', dolayısıyla da 'bir fonksiyonu olan' köşe yazarlarını listelemek istedim.
Benim açımdan 'en ideal köşe yazarı kadrosu' olabilecek bir çeşitleme. Farklı düşüncelere sahip olsalar da 'fikir üretebilen', 'sadece insanlardan ya da olaylardan değil, fikirlerden de bahseden' yazarlardan müteşekkil bir yazar kadrosu.
İlk aklıma gelenlerle hazırladığım liste (alfabetik olarak) aşağıda. Unuttuğumu düşündükleriniz varsa bildirebilirsiniz.
December 17, 2007
Sanatçı Toplumun Öncüsü Olmayabilir
Fazıl Say'ın sözleri hakkında çok da fazla yoruma gerek yok aslında. Gülay Göktürk, Mustafa Erdoğan ve Yıldırım Türker'den alıntıladığım ifadeler durumu özetleme adına yeterli. Ancak bu konunun tartışılması gereken yönü artık Fazıl Say'ın sözleri değil, bu sözlerin gündeme oturabilmesi olmalı. Zira Fazıl Say'ın bakış açısı başta Hürriyet gazetesi korosu olmak üzere pek çok Kemalist yazar tarafından zaten uzun süredir dile getirilmekte. O zaman aynı sözleri Fazıl Say tekrar edince değişen ne?
Bu duruma gerekçe olarak, Fazıl Say'ın alanında saygıdeğer bir konum edinmiş bir sanatçı olması gösteriliyor - ki bu da Cumhuriyet dönemi ezberlerinden birinin yansıması: 'Sanatçı toplumun öncüsüdür.' Öncü olduğuna göre de, tehlikenin farkına daha erken varıyor olması doğal kabul ediliyor olmalı. Bu türden ezberlerle hareket edenlerin sanatı 'çağdaş olma'(!) adına araçlaştırıyor olmaları işin bir yanı. Burada yapılan, sanatçının öncülük etmesi düşüncesinin felsefe eksenli gerçek anlamının dışına taşınarak, konunun (sıkça gördüğümüz gibi yine) basit ve aptalca bir 'Çünkü öyledir' basitliğine indirgenmesi. Sanki bütün sanatçılar aynı fikirde olabilirmiş, ya da biri tutup da Bach'ı daha iyi yorumlayacak olursa o andan itibaren Türk siyasi felsefesi konusunda Say'dan daha yetkin olurmuş gibi.
December 13, 2007
Sabah Grubu
Çalık Grubu Sabah ve atv'yi satın aldı. Bir süredir medyada bu konuda değerlendirmeler yapılıyor ve Wall Street Journal örneği verilerek Sabah gazetesinin editoryal bağımsızlığının teminat altına alınması gerektiği söyleniyor. Editoryal bağımsızlık elbette önemli ve tartışılması gereken bir konu. Ancak Sabah grubundan çok daha büyük bir medya imparatorluğu tek kişinin elindeyken ve Hürriyet başta olmak üzere bu yayın organlarında tek yanlı ve yanıltıcı haberler (darbe kışkırtıcılığı da dahil olmak üzere) yıllardır sürüp gitmekteyken Sabah hakkında yapılan yorumların sadece gazetecilik etiği hakkındaki kaygılardan ileri geldiğini iddia edebilmek mümkün mü?
October 29, 2007
Siteye Destek (2): Google Reklamları
Derin Sular üç yıla yakın bir süredir yayınına devam ediyor. Bu süre zarfında siteye ulaşan pek çok insan takdir duygularını ileterek siteyi desteklemek istediği söyledi. Bu tür talepler karşısında ya sessiz kaldım, ya da yanıtlarımı bir cümlelik teşekkür mesajlarıyla sınırladım. Destek olmak isteyenler nihayetinde bunu ya (siteleri varsa) link vererek, ya da siteyi başka insanlara tanıtarak yaptılar. Ancak siteye destek olma söz konusu olduğunda pek çok okurun ağız birliği edilmişçesine (bana göre) utanmadan söylediği bir şey de vardı: 'Sitenizi desteklemek için her girişimde reklamlara tıklıyorum.'
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters
