derinsular.com
Derin Sular: Memorandum
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
memorandum
medya defteri
alt beyin
deep waters

March 8, 2008

Politika Blogları Hakkında Değerlendirmeler

Derin Sular hariç tutulacak olursa, Türkçe yayın yapan ve politik konulara odaklanan 'başlıca' 6 blog bulunduğunu söyleyebilirim. Bu rakam, Türkiye politikaları söz konusu olduğunda ne kadar mütevazi bir blogküreye sahip olduğumuz konusunda da bir fikir verebilir.

Okuyucuları arasındaki kesişimin önemli bir yüzdeye tekabül ettiğini düşündüğüm bu 6 blogun tamamının 'statükonun Türkiye'ye verdiği zararlar', 'sivil toplumun önemi', 'seçici olmayan bir özgürlük anlayışının gerekliliği' gibi konulara odaklanıyor olması da, ülkemizde bu alandaki blog yazarlığının daha çok bireysel hak ve özgürlükler konusundaki sorunlara kafa yoran ve çözüm üretme arayışında olan insanların ilgisini çektiği imasını içeriyor. Ama tabii Kemalist bir Türkiye'nin neden ülkemiz için daha iyi olacağı yönünde yazılar yazmak isteyenler olursa, onların bloglarını da bir görmek isteriz.


1- İzlenimler: Türkçe yayın yapan belli başlı politika blogları arasında en kıdemli olanı. Eski yazılar yayında olmadığı için kesin bir tarih veremiyorum, ama başlangıç yılının 2004 olması gerekli.

Sitenin yazarı Fethi Sipahi Tan'ı dünya gözüyle görebilmiş sayılı insandan biri olduğum için biraz 'insider' bilgi de verebilirim zannediyorum. Fethi Sipahi Tan, asıl işi bu olmamasına rağmen Türkiye politikalarını çok yakından takip eden ve daha da önemlisi, takip ettiği gündemi (olası senaryolarla birlikte) epey sağlıklı bir şekilde yorumlayabilen biridir. Sitesinde pek belli etmese de yakın tarihi de gayet iyi bilir ve bu başlık altındaki pek çok birincil kaynağı okumuştur. Belli konulardaki okumalarımı genişletmek istediğimde kendisine kaynak sormuşluğum da vardır - ki bibliyografi bölümündeki kimi eserler doğrudan Fethi Bey'in tavsiyesiyle okuma listeme girmiştir.

Mizahi bir yönü de olan projeler Türkiye'de ne yazık ki biraz hafife alınıyor. Bu nedenle İzlenimler'e hak ettiği değerin verilmediğini, hatta sitedeki kimi hiciv ve göndermelerin anlaşılmadığı için boşa gittiğini düşünüyorum. Bence Fethi Sipahi Tan başka bir isimle yeni bir blog projesi başlatsa ve bu proje çerçevesinde düşüncelerini herhangi bir mizahi üslup kullanmadan ifade edecek olsa, yazıları şimdi olduğundan çok daha farklı bir gözle okunabilir. Ama tabii sonuçta herkesin kendisini rahat hissettiği bir format vardır ve bu üslup da (en azından bugün itibariyle) kendisinin kişisel seçimi durumunda.


2- Mustafa Akyol: Türkçe blog yazarları arasında şahsen tanıştığım iki kişiden diğeri. Aslında kendisini bu işe 'zorlayan' da benim. Akyol, 2005 yılında ABD'li kimi İslamofoblarla polemiklere girmekteyken, kendisine, "Bu polemikleri okuyup da Google'da ismini aratanlar, hakkında başka sitelerde yapılmış olan yorumlardan önce senin sayfana ulaşmalı ve seni senden öğrenmeli" gibi bir şeyler söylemiştim. Nedense başlangıçta çok isteksizdi. Ama zamanla ikna oldu.

Akyol, ilk zamanlarda daha çok Akıllı Tasarım konulu makaleler yazıyordu. Bu yaklaşımı (ve bu yaklaşım içerisindeki 'irreducible complexity' gibi konseptleri) ilginç bulmakla birlikte, sitedeki ağırlığın daha sonra resmi ideolojiye kaymış olmasının (ilgi alanlarım nedeniyle) beni daha mutlu ettiğini söyleyebilirim.

Akyol'un yazılarında ilk dikkatimi çeken özelliklerden biri, genellikle başlıklarının çok iyi seçilmiş olması oluyor. Gerek Türkçe, gerekse İngilizce yazıları için aynı şey geçerli. Sitede resmi ideolojiye getirilen eleştirilerin ve post-Kemalist bir Türkiye'ye yönelik çözüm önerilerinin son derece sağlam ve makul olduğu, ancak bununla birlikte (muhtemelen Taha Akyol'dan tevarüs edilmiş olan) dengeli (balanced) bir tavrın da göze çarptığı söylenebilir.

Eleştiri noktasında da, İslam dini ve Batılılaşma eksenli yazılardaki protestan dozun biraz fazla kaçtığını ve bu durumun 'apologetic' bir tavrı beraberinde getirdiğini söyleyebilirim.


3- Derin Düşünce: MustafaAkyol.org'un 'Yorumlar' bölümünde tanışan bir grup okuyucu tarafından kurulan bir kollektif blog projesi. Nisbeten daha yeni. (Arşivine bakılacak olursa Ocak 2007'de yayına başlamış.)

Derin Düşünce kurulma aşamasındayken editörlerinden birisi (eksik olmasın) bana da yazarlık teklifinde bulunmuştu. Ancak site yazarlarının altına imza koyduğu ortak metinde kimi katılmadığım düşünceler bulunduğunu belirterek kabul etmemiştim. (Şimdi tekrar baktım, pek itiraz edilecek bir şey görmedim, sanırım metni değiştirmişler.)

Derin Düşünce içerisinde daha çok Mehmet Yılmaz'ın (kimi) yazılarını beğenerek okuyorum. Belki de daha çok o katkıda bulunduğu için bana öyle geliyordur. Zira sitenin yazar kadrosu içerisindeki 'kendi müstakil blogu da bulunan' arkadaşlar, daha çok 'kendilerinden çalarak' durumu idare ediyor gibiler. Bir de sitenin yazar kadrosunda 'Laikçi Lale' adlı, şimdiye kadar iki yazısı yayınlanan yeni biri var. Bu köşenin kim tarafından kaleme alındığını bilmiyorum, ama eğer bu işi daha iyi kıvırabilecek birileri tarafından bu türden (Ruhat Mengi, Zeynep Göğüş ya da Meral Tamer ayarında) yazılar yayınlanabilirse daha ilgi çekici olabilir.


4- Düşünceler: T. Suat Demren tarafından yazılan ve sıklıkla güncellenen Düşünceler'de, gündem maddeleri ile ilgili kısa notlar mahiyetinde yazılar yer alıyor. Bu yazıların önemli bir çoğunluğu, 'mim', 'yorum' ve 'eleştiri' adlı üç başlık altında kategorize edilebilir. 'Mim' başlığı altındaki yazıların, Suat Bey'in başka yerlerde yazılan yazılara verdiği, 'Falanca şunu demiş, iyi demiş' ya da 'Falanca şunu demiş, el insaf!' şeklindeki iki tür tepkiye karşılık geldiği söylenebilir. 'Yorum' başlığı altına da, herhangi bir gündem maddesini ele alan ve çoğu zaman iyi dilek ya da tavsiyelerle biten yazılar dahil edilebilir. Suat Bey'in 'eleştiri' yazıları ise genellikle ya Türk medyası ya da laik kesim ile ilgilidir. Türk medyası ile ilgili olan eleştirilerde, 'Ya inanamıyorum, bunu da dediler' türünden cümlelere sıklıkla rastlanırken, bu ifade laik kesim ile ilgili eleştirilerde, 'Ya inanamıyorum, bunu da yaptılar' şeklini alır.

Suat Bey, yazılarından, kişisel yazışmalarımızdan ve küçük blogküremiz içerisindeki çeşitli sitelerde yaptığı yorumlardan anladığım kadarıyla, son derece kaba Türk siyaset ortamı karşısında biraz fazla temiz ve iyi niyetli kalan ve bu nedenden ötürü de gazete okurken (muhtemelen Milla Jovovich'in Beşinci Güç adlı filmde canlandırdığı Leeloo karakterinin dünya tarihini bir televizyon ekranından izlemekteyken yaşadığı gibi) hüzün, acı ve çaresizlik hisleriyle dolan biri. Bir de başkalarının kendisi hakkında düşündüklerini gereğinden fazla ciddiye aldığı intibaına sahip olduğum için bu seferlik fazla üzerine gitmiyorum.


5- Ekonomi Türk: İlk başlarda sürekli takip etmediğim için emin değilim, ancak Ekonomi Türk, önceleri Ekonomix rumuzlu Blogger kullanıcısının kişisel borsa pozisyonlarını ve bu pozisyonları etkileyen gelişmeleri konu alan bir blog gibi gelmişti bana. Zira o günlerde göz attığımda, içimden "Finans Türk dense daha makul olurmuş" diye geçirdiğimi hatırlıyorum. Daha sonra, Türk medyasında ekonomi sayfalarında köşe yazanların merceğe alındığı ve yaptıkları (kimi zaman çok basit) hataların ortaya çıkarıldığı bir blog durumuna geldi Ekonomi Türk. Kurucu yazar Ekonomix'in kadroya yeni yazarlar da dahil etmesinin ardından da, sitede dile getirilen konularda doğal olarak bir renklenme oldu.

Gerek yazar kadrosunun genişlemiş olması, gerekse Türkiye'deki ekonomik ve politik sorunların aynı statükocu zihniyetin ürünleri olması nedeniyle Ekonomi Türk'te siyasi yazı ve yorumlara da sıklıkla rastlıyoruz. Eleştiriler genelde makul ve seviyeli bir çerçevede sunulsa da, zaman zaman Türkiye'deki politik ve ekonomik aktörlere karşı Murat Karunvari bir üstten bakış da epey belirgin bir hal alıyor. Bu tavrın kimi zaman haklı nedenleri olsa da, doğrudan aşağılayıcı kimi ifadelerin siteye bir katkısı olduğunu zannetmiyorum.


6- Üçüncü Dalga Geliyor: Önceden başka bir adreste 'Olan Biten' adı altında yayın yapan ve daha çok Türkiye'deki (Fransız etkisiyle şekillenmiş) sistemin çarpıklıkları ile Amerikan sisteminin bu çarpık yapıya karşı üstünlüklerine odaklanan Üçüncü Dalga Geliyor adlı blog, Murat Karun tarafından hazırlanıyor. İlk başlarda daha 'rahat' bir tonda yazılan yazılarla Fransız zihniyeti ve bizim cumhuriyet ideolojisiyle alay eden Karun, son dönem yazılarında 'cumhuriyetin geri kalmışlığı' üzerindeki analizlerini daha çok endüstriyelleşme ve sonrası dönemler (İkinci ve Üçüncü Dalga) çerçevesinde ele almaya başlayarak bloguna daha sağlam bir teorik zemin kazandırdı. Sitede savunulan düşüncelerin kendi içerisinde tutarlı bir alt yapı üzerine oturtulmaya çalışılmasının, odağı (scope) gayet açık ve net olan siteye bütünsellik adına önemli bir güç kattığını da belirtmek gerekli.

Üçüncü Dalga Geliyor'u diğer bloglardan ayıran en büyük özelliklerden biri, sitede yorum kabul edilmiyor olması. Bu durumun sitenin formatı ile de uyum içerisinde olduğu söylenebilir, zira Karun'un kimin ne diyeceğine aldırmadan doğru bildiğini kafasına estiği gibi söylermiş gibi bir hali var. Çeşitli noktalarda eleştirilerde bulunmak da mümkün. Örneğin, Karun'un yazılarında Amerikan dünyası sürekli yüceltilirken, ülkenin sistemindeki aksaklıklara (ya da yüceltilen kimi uygulamaların yan etkilerine) neredeyse hiç değinilmiyor. Ancak bu, Karun'un bilerek yaptığı (ya da ertelediği) bir şey de olabilir. Çünkü bir kısım insanlara kendileri için nisbeten yeni sayılabilecek bir sistem izah edilirken önce temel prensiplerin aktarılarak sorunların sonraya bırakılması da kabul edilebilir bir yöntemdir.

| Yorumlar (14)

Okuyucu Yorumları (14)

Yorumlarinizi okudum Serdar Bey - adil ve dengeli (fair and balanced:)) diyebilirim.

Elestiriniz (ABD yuceltmeleri) hakkinda sunu soylemek isterim - endustriyel hicbir demokrasinin yeterli olmadigini belirtmeye ugrastim. O.J. davasinin resmen entegrator elit tarafindan beraata goturuldugunu ima ettim. Ve bu ulkenin su anda bir medeniyet kurdugunu ama bu isin bitmedigini de belirtmeye calistim. Fakat surada haklisiniz - zannediyorum denge son zamanlarda Ayn Rand tercumeleri uzerinden biraz daha ABD'ye dogru kaydi, fakat bunun bir sebebi var. Sosyalistleri tokatlarken onlarin temeli olan Avrupa ve Rusya'nin ne halde oldugunu aktarmak gerekiyordu, ve onlara "kiyasla" ABD'nin korlerin ulkesinde tek gozlu kral olarak durmaya basladigi ne yazik ki bir gercek. Rand'in bu konudaki durusu zaten gri renklere el vermeyecek sekilde - kendisi Rusya'daki despot rejimden kacmistir ve yeni vataninin degerini bilecek durumdadir.

Ayrica Irak Savasi'nin yanlis oldugunu da yeterince belirttik zannediyorum.

Ozet olarak sunu soylemek lazim - Churchill "ABD eninde sonunda dogruyu bulur" demistir, burada pek cok yanlisi deneyecegini dusundugu sonucunu cikartabiliriz. Su anda ABD bir sosyal laboratuvar islevini gormektedir, pek cok sey denenmekte, atilmakta, tutulmaktadir. Tam bir karmasa. Nereye varilacagini, ne cikacagini su anda kimse goremiyor. Ama ne olmayacagini iyi biliyoruz. 20. yuzyil Avrupasi olmayacak.

Ayrica ABD'den ya da cagin ruhu (zeitgeist) iyi anlayip onun uzerinden alinacak dersler ile kurulacak yeni bir sistemin, ki bu Turkiye'de de olabilir, basarili, daha iyi bir sentez olusturabilecegi olasiligina acigiz.

Benim de başlıca takip ettiğim bloglar saydıklarınızdan ibaret. 7 blogun da politik düşünceleri birbirine benziyor (liberal diyebiliriz sanırım). Ne zamandır kendimden şüphe ediyordum, acaba bunlardan başka takip etmeye değer bloglar var da ben kendi görüşlerime yakın olduğu için mi sadece bunları farkettim diye. Demek ki yokmuş. Sizin Blog Kazanı'ndaki röportajınızda da işaret ettiğiniz üzere bu resmin bize gösterdiği bazı şeyler var.

Serdar Bey,

Murat Bey'in dediği gibi diyeyim, adil ve dengeli olmuş. Gerçekten iyi bir gözlem yapmışsınız, gündeme ilişkin yazılarım genel itibarı ile sıraladığınız o üç kategoriye giriyor. Hele ikinci paragraf son cümleye kadar cuk diye oturmuş; Leeloo'nun hüzün, acı ve çaresizlik hislerine, saçını başını yolan, dudaklarını ısıran, zaman zaman gözleri dolan bir hal de ilave ederseniz tam bir tasvirim olacaktır.

Ben ve Derin Düşünce'deki arkadaşların pek çoğunun bloglarla tanışması Mustafa Bey'in sitesinde yorum yapmakla başladı. Elbette gerek güncel meselelere gerekse tarih ve siyasete dair az da olsa okumuşluğumuz vardı, ama aslen öğrenme sürecimiz, Mustafa Akyol, Derin Sular ve İzlenimler sitelerini takip ederken şekillendi. Bu sitelerden çok şey öğrendik halen de bu öğrenme sürecimiz devam ediyor.

Yine Murat Bey'in sitesini zannederim Dolmakalem'de yazdığınız bir yazı ile tanıdık ve çok severek takip etmeye başladık. Murat Bey'in -özellikle son dönemdeki- yazılarından çok şey öğrendik. Ekonomi Türk ile tanışmamız da Fethi Bey'in sitesindendi sanırım. Onu da severek takip ediyoruz, bir şeyler öğreniyoruz. (Özellikle Ekonomix ve Barış Beylerden.)

Bunları yazıyorum, şuraya gelmek için: Aslında benim ve (editörlerinden birisi olarak konuşuyorum) Derin Düşünce'nin -elbette Fethi Bey ve Mustafa Bey gibi yazarları ayırıyorum- genel yazar profilinin ülkedeki politik bloglara ilişkin bu değerlendirmenize girebilmesi bile koyunun olmadığı yerde keçiye gösterilen Abdurrahman Çelebi hürmetini andırıyor. Maalesef bu, blog camiasında politik düşünce üretimindeki kısırlığı da manidar biçimde gösteriyor. Yani bu liste çok daha kalabalık olmalıydı ve biz amatörler girememeliydik.

***

DD'ye yönelik eleştirilerinizde haklısınız. Bu konuda oldukça sıkıntılıyız aslında. DD olarak başlarken tahayyül ettiğimiz noktada değiliz. Aynı 'üretim sorunu' burada da var. DD'nin blog sahibi yazarları dediğiniz gibi çoğu kez 'kendinden aşırma' yapıyor. Daha doğrusu editörler olarak gerekli izinleri aldık, yazıları dilediğimiz gibi kullanıyoruz.

Güncelleme hızını arttırdıkça okur/yorumcu sayısının arttığını gördük. Her ne kadar ortak okur kitlesi olsa da, ortak olmayan okur/yorumcu kitlesinin 'daha fazla' olduğunu gördüğümüz için ve pek tabii bu güncelleme hızına ayak uydurma çabasının da etkisi ile DD üyesi blog yazarlarının iyi yazıları sık sık alınmaya başlandı. Elbette bunda olağanüstü geçen 2007 gündeminin de etkisi vardı. Haliyle kalite ve özgünlük de bu hız düşünüldüğünde geri planda kaldı. Mehmet Yılmaz ve bazı çeviriler olmasaydı, daha da geri planda kalacaktı. (Allah'tan Mehmet'in blogu yok)

Hali hazırda DD’de yayınlanan yazılar format açısından 3 bölümden oluşuyor. Birincisi sadece DD için yazılan/düzenlenen özgün yazılar, ikincisi DD üyesi ya da değil, çeşitli yerlerde yayınlanmış ve sahibinden izin alınmış yazılar, sonuncusu da kendi yaptığımız bazı çeviriler, röportajlar.

Ben bu 'kendinden aşırma'dan çok rahatsızım. Bugünlerde bu yazı konusunda bir düşünme evresindeyiz. Format olarak tamamen özgün ve çevrilmek suretiyle DD’ye özgünleştirilmiş yazılara ve röportajlara dönelim diyoruz. İlgi çeken yazıların da bir kısmını alıntılayıp devamını yazının ilk yayınlandığı siteye okuru yönlendirelim istiyoruz. Böylece hem emek bakımından kolaycılık olmamış olur hem de eğer ilgili sitede yorum kısmı varsa tartışmayı bir odağa toplamak daha makul olur diye düşünüyoruz. Sonuçta DD kaynaklı olmasa bile bazı yazıların çok az bir kısmının alıntılanıp yayınlandığı siteye yönlendirmek suretiyle daha geniş kitlelere ulaşmasına aracı olmak da yararlı ve amaç bakımından da uygun bir yaklaşım.

Bu özgünleştirme elbette kolay olmayacak. Üye sayımız yeterli değil; ya da mevcut üyelerimizin çoğu üretken değil diyelim. İşlerin yoğunluğu, heyecansızlık vs. Bunun için istenirse pekçok sebep bulunabilir. Sonuç olarak özgünleştirme için ilk etapta güncellemeyi azaltmak daha sonra da yeni katılımlar için çaba sarfetmek gibi bir seçenek var önümüzde.

Eleştirinin haklılığı içimi dökmeme de vesile oldu. Önerilerinize ve tavsiyelerinize ihtiyacımız olduğunu söylemeye bile gerek yok sanırım.

Çok uzattım.. Dilerim bu tip düşünce üreten bloglar giderek çoğalır, siz de bu çokluk karşısında değerlendirme yapmakta zorlanırsınız.

Selamlar.

Bu yazi hem sevindirdi beni hemde biraz üzdü.

Derin Düsünce'nin böyle bir klasmanda yer almasi sevindirici ve cesaret verici.
Elestiriler de hakkaniyetli kanimca. Suat bizim genel stratejimizi güzel açiklamis.
Aslinda yeterince ele amamadigimiz konular oldugunu düsünüyorum: Alevilik,
Türkiye'deki gayri müslimler, genel olarak tarih, kadin ve toplum...

Bu konulara daha az hassasiyet göstermemizden degil yazar ve kaliteli
yazi bulamamaktan kaynaklaniyor. Genel kliseleri asan, ezberleri bozan
yazilar kolay yazilmiyor, birikim sahibi kuvvetli kalemler kolay yetismiyor.

Ama basligi görür görmez sunu demistim:

"Hah, farkli dusunceleri savunan bloglar kimlermis ögrenelim!"

HEYHAAT! Yokmus!

Iyi fikirler bulunabilecek iki blogu hatirlatmak isterim:

http://fikiratolyesi.com/
http://ucanbalik.blogspot.com/

Bir de çarpimTablosu vardi, ne olduysa site kapanmis.

Serdar Bey'in Blog Kazani'a verdigi bir röportajda dedigi gibi, "Cumhuriyet kusaginin söyleyecek sözü yok". Türkiye disinda yasayan bizlerin bu blogküre'de bu kadar büyük bir yer isgal etmemiz hiç iyiye isaret degil. Gerçekte bizim "azinlik" durumda
olmamiz icab ederdi.

Yani birkaç milyonluk "gurbetçi" camianin 70 milyonluk anavatan kadar fikir üretmesi saglikli bir durum degil. Türkiye'nin sorunlarini içeriden yasayan insanlar neden düsüncelerini paylasmiyorlar?

Demek ki Türkiye'de milli egitim ve daha sonra da medya hür düsünceyi felç eden bazi seyler yapiyor. Bu fikir fakirligini sadece kanunî baskilarla açiklamak mümkün degil.

Herkesin durup bir parça kafa yormasi gerek. Belki Derin Sular'daki
"endoktrinasyon" adli yazi dizisi okunabilir bir baslangiç olarak.

Dostlukla

Güzel bir inceleme yazısı olmuş. Özellikle DD hakkındaki bir tespit çok doğru: Laikçi Lale olmamış. :) Tam bir fiyasko.

Yukarıdakilerden benim favorilerim:

1. İzlenimler
2. Ekonomiturk
3. Düşünceler

Bir dördüncüsü yok, belki Derin Sular olabilir.

Fethi Bey bir halk adamı, bu tarzda devam etmesi iyi oluyor. Diğer bloglar benim için ileri seviyede, avama hitap ediyorlar. Bazı fikirleri açıklamak için bir ton entelektüel geyik yapıyorlar. İzlenimler ve Ekonomiturk bu açıdan farklı, benim gibi okurlara da hitap edebiliyorlar.

Açıkçası uzun zamandır sitelere yorum yazmıyorum, pek de niyetim yoktu. Fakat bir iki cümle birşeyler söylemek isterim.

Öncelikle Serdar Bey'in "politik konulara odaklanma" olarak ifade ettiği şey aslında güncel politika. Yoksa politik olarak sol, muhalif ve derin bloglarımız var. Ve politika olgusunun kendisi salt güncelliği içermediği gibi çok kilit sorulara cevap vermeyi gerektirir. Bugün kendisini liberal olarak gördüğümüz blogların birçoğu meselelerin özüne dair hiçbir tartışma yapmamakta ve birçok olguyu "bulundukları yerden varsayarak" ilerlemektedirler. Önkabullerini hiç ortaya sermemektedirler. Eskiden birkaç yorum yaparak meselelerin ideoloji sorununa tekabül eden ve kendi ideolojilerinden kavramsallaştırmış oldukları birtakım kalıpları sorgulama yoluna gitmeye çalıştım ancak korkunç bir şekilde gördüm ki kendilerinin bu tartışmalardan hiç haberleri bile yoktu. Foucault, Derrida, Freud, Lacan veya Zizek'i geçtim, birçoğunun Marx'ı zerre algılayamadıklarını görünce (önceki isimleri zaten bilmiyorlardı bile) kestirmeden vardıkları görüşlerin ve değerlendirmelerin farkına vardım. Kapitalizmin ne olduğunu doğru dürüst tartışmadan, farklı okulların tanımlarını açıkça ortaya seremeden hangi güncel politik konuyu açıklamaya çalışabilirsiniz ki? Birçok önkabulle hareket ediliyor ve neoliberalizmin gemi azıya almasından olacak herhalde, hiçbir liberal (Serdar Bey'i biraz ayrı tutarak) bunları tartışmaya bile yanaşmıyor. Dolayısıyla burada radikal, sol veya muhalif bir bloggerın yapabileceği tek şey "ideoloji sorunu"nu, "hakikat rejim"lerini veya tarihsel bakışın gerektirdiklerini ortaya sermek oluyor. Ki bu da aslında politik olmanın, politika yapmanın ta kendisidir. Mesela daha "aklın" kendisi henüz tartışmalıyken "iktisadi aklı" veri kabul eden bir blogun ne kadar politika yapma imkanı vardır? Mesela Deleuse kimdir merak etmeyen birisinden ne bekleyebiliriz (okumayan demedim dikkat). Yukarıda Serdar Bey'in saydığı birçok blog yazarı buraları tartışmaktan ısrarla kaçınıyor ve rahatlıkla söylebilirim ki fetişleştirilmiş kavram setlerinin kökenlerinden haberleri bile yok. Bir şekilde bir önkabul var ve postmodernizmin kalıpları hiç sorgulanmıyor. Buna ne kadar politika yapmak denir tartışmak lazım...

Kendi blogumu dışarda tutarsam şu blogları sayabilirim;

http://budalaca.blogspot.com
http://izgeseldensezgisele.blogspot.com (çarpım tablosunu yazan Tolga arkadaşımız burada yazıyor artık)
http://mutlaktoz.wordpress.com
http://jormun.blogspot.com
http://elestirelmedyagunlugu.blogspot.com
http://kandanadam.blogspot.com

Yukarıdaki bloglar Sol muhalif olarak ifade edebileceğimiz bloglar, kimisi marksist, kimisi kendisini farklı bir şekilde ifade ediyor vs. Kendilerine ne diyeceğimiz pek belli değil. Ben kendime marksist dersem herkes kendi kafasındaki marksisti anlıyor, fakat Zizek gibi bir adamı karşılarına koyarsam kafalarındaki "marksizm" kategorisi biraz çatlayacaktır eminim. Wallerstein veya Laclau arasındaki farkı bilerek bir marksizm oturtursak buradan da dediğimi anlamlandırabiliriz.

Fazla uzatmadan şunları ekleyeyim ki kendi blogumu kuvvetle muhtemel kapatacağım ve yeni bir sayfa açıp daha rahat takılıp yazmayı düşünüyorum. Serdar Bey ne kadar bahseder veya politik blog olarak ciddiye alır bilemem ama politikayı kendimce böyle yapmayı düşünüyorum. Blogda yazamıyorum ama emin olun birkaç aydır bayağı yazıyorum ve iş güç epey yoğun.

Bunu da benden bir eleştiri kabul edin.

İlk defa 2005 yılında Mustafa Akyol'un sitesine bir yorum bırakmış olmakla birlikte, bu blogları ciddi olarak yaklaşık 1 senedir takip ediyorum. Bunların dışında kaliteli politik blog gerçekten yok mu yoksa biz mi bilmiyoruz? Neden olmasın ki?

Bu bloglarda genellikle muhalif yorumlar yazan arkadaşlara sormak lazım. Bildikleri ve pek muhalefet etmedikleri kaliteli bloglar var mıdır? Varsa nedir, gidelim biraz muhalefet edelim. :)

Fizikçi Bey,

Ben yandaşı olmasam da sizin muhalefet edecebileceğiniz bir blog yazarı buldum :)

http://erginyildizoglu.blogspot.com/
http://globalpolitikultur.blogspot.com/

Kolay gelsin.

No Bey,

Sizin yandaşı olmadığınız blog yazarına niye muhalefet edeyim? :P

Thanks 4 the links.

O zaman ben blog açayım. Kendimin yandaşı sayılırım. :)

Zaten bir sürü blog takip etmekten beynimiz döndü, bir tane de siz ekleyin No Bey. İşimiz zor valla. :)

Serdar Bey, yorumlar için RSS adresiniz var mı?

Bir llink de benden.

www.cagatayca.com da değerlendirmeye alınası politik bloglardan birisi.

Bakıyorum da 3H Hareketi'nin hiç bahsi geçmiyor...

Buradaki liberaller girmiyorsa; bizim siteye kim giriyor acaba, çok merak ediyorum. Acaba, kemalist gençlik mi bizi daha sık ziyaret eden diye sormuyor değilim...

Aslında, inanır mısınız, İşçi Partili ve kemalist cenahtan birkaç arkadaşı liberal yaptı bizim site, ayıptır söylemesi. Fikir özgürlüğünün tadından yenmeyen bir şey olduğunu burada farkettiler. Belki de bizim misyonumuz liberal misyonerliktir:)

Bu arada Serdar Bey, Derin Sular'ın referans linklerinden aktivist kategorisine 3H gider mi diye sormadan edemeyeceğim? Size uygun gelirse, bizce de çok iyi gider...

Bu arada Derin Düşünce'ye de yazabilirim. Gurur duyarım hatta. Referans yazılarıma 3H'den bakabilirsiniz...

Sevgiler

Alper

Yorum Gönder

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını dikkate alınız.

 

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca