February 14, 2008
Atatürk Kızları Foucault Okumaz!
Geçtiğimiz günlerde Türk siyasetiyle ilgili sohbet etmekte olduğum bir profesör, bana bölümlerinde yüksek lisans yapan bir Türk öğrencinin bulunduğundan bahsetmiş ve tanışmamız konusunda bir parça ısrarlı davranarak bana bu öğrencinin email adresini vermişti. Ben de profesör hanımın ricasını kırmayarak ilgili öğrenciye bir mesaj göndermiş, durumu kısaca özetleyerek bir iki gün daha şehirde olacağımı söylemiştim. Birkaç saat sonra yanıt aldığımda ertesi gün gerçekleşecek olan Jalal Barzangi söyleşisine onun da katılacağını öğrendim ve orada buluşmaya karar verdik.
Ertesi gün ben program başlamadan yarım saat kadar önce salona gelip, açık büfe kurabiyeler eşliğinde kahve yudumlamaya başladım. Sevgili öğrencimiz ise müthiş bir zamanlamayla konuşma başlamadan tam bir dakika önce içeri girdi ve bu nedenle de konuşmaya hiç fırsat bulamadan kısaca merhabalaşıp müsait bir yere geçtik oturduk.
Söyleşi boyunca istisnai bir iki cümle haricinde hiç konuşmayarak Barzangi'yi dinledik. Ama ben tabii dikkati elden bırakmayarak gözlemlerime devam ettim. Barzangi, geç yaşta öğrendiği İngilizcesiyle çocukluk yıllarını anlatıyor, doğup büyüdüğü bölgeye (doğal olarak) 'Kürdistan' diye referansta bulunuyordu. Böyle anlarda deneğimi (adı Şirin olsun) göz ucuyla izliyor, bu kelimeye karşı herhangi bir tepkisinin olup olmadığını ölçmeye çalışıyordum. Ancak görebildiğim kadarıyla Şirin bu kelimeyi tamamen doğal karşılıyordu. Yani Türkiye'deki bazı yaşıtları gibi Kürdistan ifadesini duyunca sinirden ağzından köpükler falan taşmıyordu!
Barzangi, konuşmasının ve soru-cevap faslının ardından çekiliş kutusundan Şirin'in ismini çekince, kendisi okulun kitabevinden 35 dolarlık bir hediye çeki kazandı. Hediye zarfını aldıktan sonra da, kampüste bir yerde oturup konuşmaya başladık. Kendisi siyaset felsefesi alanındaki yüksek lisans derslerini bitirmiş, şimdilerde Foucault ve Arendt üzerine bir tez yazıyormuş. Genelde bütün gece tez yazdığı için de sabaha doğru ancak uyuyabiliyormuş. Zaten programa ancak son dakikada gelebilmiş olmasının nedeni de buymuş.
Şirin'in bunları söylemesiyle birlikte son derece ender görünen bir vakayla karşı karşıya olduğumu fark ettim. 'Türkiyeli bir kız', 'siyasal bilimler okuyor', 'alt branş olarak siyaset felsefesini seçiyor' ve 'tezini Foucault ve Arendt'in düşünceleri etrafında yazıyor'! What are the odds??
Şirin’in sorgusu çok uzun sürmedi. Önce çok fazla konuşmayarak durumunu özetlemesine müsaade ettim. Ardından da, doğrudan konuya girerek Kemalizm hakkında ne düşündüğünü sordum. Şirin hiç düşünmeden "Bir tür dogma olduğunu düşünüyorum" dedi. "Peki 'hero worship' var mi?" diye sordum, "Olmaz mı" dedi. Ben bu konulardan pek anlamam; ama böylesine zeki ve modern bir kız böyle söylüyorsa kesin doğrudur. Zira Şirin gerçekten de çok modern bir kız. Hatta modern dans ile dahi ilgileniyor ve okulda bu yönde çalışmalara katılıyormuş. Ben bu konulara da epey yabancı olduğum için, "Mesela lap dance gibi mi?" diye sordum. Ama isabet ettirememişim. Şirin, "Yok, o biraz fazla modern" dedi.
Şirin ile Türkiye’deki düşünce ve ifade özgürlüğü sorunları üzerine uzun uzun konuştuk. Sonra da hediye çekini kullanmak üzere üniversitenin kitabevine geçtik. Şirin sağolsun nezaket gösterip kartı kullanıp Edmonton hatırası bir kitap, hediyelik eşya vs. alabileceğimi söyledi. Ben de cevaben, "Kitabı ne yapacağım? İnsanın kafasını bulandırır öyle şeyler, çikolata alıp yiyelim." dedim. Ben böyle söyleyince neden bilmiyorum ama bana güldü, sonra da, "Kitabevinde çikolata ne arasın?" dedi. Açıkçası bu sözünü çok yadırgadım. Zira pek çok kitabevinde çikolata bulunur. Zaten ben de kitabevine girince olur muymuş olmaz mıymış görsün diye inadına oradaki görevliye, “Burada çikolata var mı?” diye sordum. Görevli de, "Tabii, üst katta Sevgililer Günü için farklı çeşitlerimiz de var" gibi bir şey söyledi. Ama ben Şirin tutup da içinden, "Kendine zorla çikolata aldırttı" diye düşünmesin diye görevli hanıma, "One of our professors tried to fix us up, but it didn’t work" dedim. Sonra da biraz bakınıp bir şey almadan çıktık. Ardından da vedalaştık.
Dediğim gibi, ben konulardan pek anlamam. Ama şu kadarını biliyorum ki, Atatürk kızları Foucault okumaz. Zira okur ve şayet okuduklarını anlayabilirlerse, o dakikadan itibaren artık Atatürk kızı olarak kalmalarına imkan kalmaz.
Okuyucu Yorumları (8)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Foucault kim?
Dogan Cuceloglu'nun bir kitabinda anlattigi oyku aklima geldi.
Bir konferansta ana-baba'nin cocuk hayatindaki etkileri anlatiliyor. Dinleyiciler arasinda cesitli milletlerden insanlar var. Soru-cevap kisminda gencler hayatlarini en cok etkileyen kisiden bahsediyorlar. Mesela biri kalkip babasinin bir yaptiginin hayatina nasil yon verdigini falan anlatiyor. Hepsi kendi ailelerinden ornekler verirken bir Turk genc elini kaldiriyor. "Ben buradaki diger Turk arkadaslarim adina da konusuyorum" diyor. Sonra da "Biz ne ogrendiysek Ataturk'ten ogrendik" tarzi bir cumle sarf ediyor.
Benim tahminim ogrendikleri o sarfettigi cumleyle sinirli...
Mister No:
Bu yazının üzerine böyle bir soru sorarsanız, kimi ziyaretçiler Atatürk kızı olduğunuzdan şüphelenmeye başlayabilirler.
Tanrı'nın oğlu olduğumu düşünmelerinden daha tercih edilebilir bir durum. Önemi yok.
Foucault okumadım, eğer Mehmet Ali Kılıçbay çevirmişse okumayı da düşünmem. Mister No, Zagor gibi eserler ilgimi çekiyor.
İşin ilginci, Atatürk kızları Nutuk da okumaz...
Ataturk kizlarinin okumasina cok gerek yoktur. Ataturk onlarin yerine okumustur, gereksiz olanlari da cope atmistir. Ataturk kizlari pilot olabilir, isyan edenleri bombalayabilir. Boyle cici kiz olurlarsa isimlerine havaalani bile yaptirilir.
Jean Bernard Leon Foucault okusa severdi, yanlis Foucault'a catmis.
Kaçırdığımız bir şey var, sadece Atatürk kızları değil, diğer kızlar da Foucault okumaz. Yukarıdaki bayan müstesnalardan. Kızlar böyle Foucault, Lacan, Braudel, Kuhn felan okumaz. Daha çok romance tarzı eserler okurlar. Bazıları da Sızıntı,MFG kitapları, Risale i Nur felan taşırlar ama ne okuyup okumadıklarını bilmiyorum.
Atatürk kızları diye tasnif ettiğikleriniz ise Emre Kongar gibi yazarları okuyor.
Afedersiniz; ama son yoruma katılamayacağım. "Sadece Atatürk kızları değil, diğer kızlar da Foucault okumaz." ne gibi bir laftır? Foucault'u en azından bilen biri, şu basit cümlesinde nasıl derin bir cinsiyetçilik olduğunun farkında değilse, o kişinin Foucault okuması zaten zaman kaybıdır.
"Kızlar böyle Foucault, Lacan, Braudel, Kuhn felan okumaz." cümlesine zaten girmek istemiyorum; zira cümle içindeki cinsiyetçi mantık hatasını geçtim, "felan" diye bir kelime Türkçe'de bulunmamaktadır. Sayın Foucault, Lacan, Braudel, Kuhn okuyucusuna bir genç kadın olarak naçizane hatırlatmamdır.