derinsular.com
Derin Sular: Memorandum
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
memorandum
medya defteri
alt beyin
deep waters

October 28, 2007

Yasaklama ve Yok Etme Eğilimi

Problemlerimizi yasaklar yoluyla 'ortadan kaldırarak' çözmeye o kadar alışmışız ki, önümüze ister sosyal, ister politik, isterse ekonomik bir sorun gelsin, çözüm adına doğal refleksimiz o konuyla ilgili sakıncalı(!) unsurları derhal yasaklama yoluna gitmek oluyor.

Yaklaşık üç yıldır makale yayınladığım bir internet sitesinin geçtiğimiz günlerde 'hack'lenmesinin ardından, bu durumun günümüzde yaşadığımız terör problemine yansıyan bir yönünü de görmüş oldum. Şöyle ki, konuyu haber yapan BlogKazani.com adlı siteye (bana destek olma adına) yorum bırakan biri, saldırganlara yönelik, 'Kişisel siteleri hackleyeceklerine şu videoları engelleseler ya' mealinde bir eleştiride bulundu. Site yorumcusunun nasıl bir videodan söz ettiğini anlayabilmek için, verilen YouTube linkini takip ederek PKK'nın 1992 yılında Taşdelen Karakolu'na yaptığı saldırının kaydına ulaştım.

Söz konusu kayıt, yüksekçe bir yerde siper alan ve bulundukları mevziden aşağıdaki karakola ateş açmakta olan PKK militanlarının yaptığı amatör bir çekimdi. Saldırı halinde olan PKK'lıların aralarındaki (Türkçe) konuşmalar ve koordinasyon içerisinde oldukları anlaşılan bir diğer grupla yaptıkları telsiz görüşmeleri, video kaydından net bir şekilde izlenebiliyordu. Site yorumcusunun ortadan kaldırılmasını istediği bu 15 yıllık kayıt, tam anlamıyla 'arşivlik' olan tarihi bir belgeydi. PKK'lıların bu kaydı propaganda amaçlı olarak YouTube'a yüklemiş olmaları da bu gerçeği değiştirmiyordu.

Resmi anlamda kabul görmeyen fikirleri (ve hatta sadece ve sadece 'ortalamadan ayrılan'ları) tehlikeli görmeye o denli alıştırılmışız ki, böyle şeylerle karşılaşır karşılaşmaz içimizde anında bir tür yok etme refleksi beliriveriyor. Bu tür belgelerin 'referans' niteliği taşıdıklarını, mutlaka 'sivil alanda da' arşivlenmeleri gerektiğini ve bu durumun PKK'yi sevmek ya da sevmemekle elbette hiçbir ilgisi bulunmadığını fark etmemiz mümkün olmuyor. Bu nedenle de, kendi tarihimizin (sevimsiz de olsa) bir parçasına ışık tutacak belgelere rastgeldiğimizde dahi, bunları kendi ellerimizle ortadan kaldırmakta hiçbir mahzur görmüyoruz.

Kaldı ki, bu tür belgeler PKK'nın ne denli acımasız ve şiddet yanlısı bir örgüt olduğunu duyurabilme adına da Türkiye'nin çok işine yarayabilir. İşin pragmatik yönünü bilgi üretme ve kaynak oluşturma gibi bilimsel kaygıların önüne geçirmek her ne kadar (bence) doğru olmasa da, söz konusu refleksin 'milliyetçi bir paradigma ile incelendiğinde dahi' anlamsız olduğuna işaret etmek bu noktada yerinde olabilir. Şöyle ki, Ermeni diyasporası, (Boston ve Toronto'da faaliyet gösteren Zoryan Enstitüsü gibi) çeşitli kurumlar tesis ederek, bizim ortadan kaldırmaya çalıştığımız türden resim ve belgeleri arşivliyorlar. Bizler ise, tek kanallı TRT dönemi haber bültenlerinin zihinlerimize kazımış olduğu 'örgütsel doküman' konseptine takılıp kalıyoruz.

Bu zihniyeti biraz aşabilmiş olsaydık, terörün yeniden şiddetlendiği bugünlerde yaşanan gelişmeleri (başta Avrupa olmak üzere) dünyaya bir de kendi açımızdan duyurabilme ihtiyacını daha kuvvetli hissedecek ve bunun gereğini yerine getirme aşamasında bu tür videoları da kullanmayı da düşünebilecektik. PKK'nın 'şecaat arz ettiği' bu tür kayıtlar televizyonlarda yayınlanabilir, belgesellerde kullanılabilir, haber ajanslarımızca dünyaya geçilebilir ve bu konuya odaklanan internet sitelerinde farklı dillerde dijital yayıncılık yapılarak kamuoyu oluşturulabilirdi. Böyle yapmak, elbette 'Şehitler ölmez, vatan bölünmez' gibi sloganları tekrarlamaktan da, sağa sola 'Ya hepsin ya hiç, ya Türksün ya p*ç' gibi ırkçı hezeyanlar savurmaktan da, Kürt olmaktan başka hiçbir suçu(!) olmayan vatandaşlarımızın işyerlerine saldırmaktan da çok daha makul ve etkili olurdu.

Yasakçılık merkezli yaklaşım, eğitim düzeyinden de bağımsız olarak toplumun her kesimine öyle derinlemesine nüfuz etmiş ki, 'ılımlı' ve 'sağduyulu' olma gayreti içerisinde olan çevreler dahi aynı zihniyetin tesiri altında kalabiliyor. Örneğin, 21 Ekim 2007 tarihinde Zaman gazetesinin internet sitesinde yayınlanan ve PKK eylemlerinin yer aldığı videolardan söz eden "YouTube'da çirkin PKK propagandası" başlıklı 'son dakika' haberinde, bir yolunun bulunup bu videolara erişimin engellenmesi gerektiği iddia ediliyordu! Bu yayın ses getirmiş olacak ki, alınan sonuç iki gün sonra, "Zaman yazdı, şikayet yağdı, YouTube'dan videolar siliniyor" başlığıyla okuyuculara 'müjdelendi'.

Bütün bunlar, Türkiye’de artık yaşanmaması gereken hadiseler. Başka ülkelerdeki kimi odaklar planladıkları silahlı saldırıları gerekçelendirebilme için düzmece belgeler/iddialar ortaya koymak zorunda dahi kalırken, bizim gazetelerimiz elimizdeki belgelerin yok edilmesi için çağrıda bulunuyor, ve daha da acısı, Türkiye'nin uluslararası alanda kamuoyu oluşturabilmesine yardımcı olabilecek kimi kayıtları ortadan kaldırmanın terörle mücadele etmek olduğunu zannedebiliyorlar. Bütün bunlar da, sadece terörün doğmasının değil, terörü önleyici çalışmaların başarısız olmasının da ciddi bir zihniyet sorununun neticesi olduğu anlamına geliyor.

| Yorumlar (2)

Okuyucu Yorumları (2)

Ben bunlari "insanin gercekle iliskisinin kesilmesi" ile ilintilendiriyorum. Gormezden gelme zihniyeti ulkemizde cocuklara erken yaslarda enjekte ediliyor. Algilamalar kisisellikten uzaklastirilarak toplumsal algilamaya yonlendiriliyor. Kaliplar doga kanunu gibi degismezlerle sofraya getiriliyor. Hayatin renkleri ve tum tonlari siyah ve beyaza indirgeniyor. Evde ana baba, okulda ogretmen, televizyonda haberler, sokaktaki esnaf ayni kaliplari veriyor. Yurumeye yeni baslamis bir cocugun yerine karar veriliyor, sonra ilkokula giderken, lise derken universite tercihlerinde bile birileri (toplum) gencin yerine kararlar aliyor. Esini secerken bile anne babalar, akrabalar, komsular hep beraber karar aliyorlar. Evlenince kurtulduklarini sanmayin, taa ki olene kadar. Tabii yasi belli yasa gelince hakkinda kararlar alinan insan, baskasinin hakkinda karar alma kurullarinda da rolunu oynuyor.

Bunlarin yasaklar ve yok edici zihniyetle ne ilgisi var peki?

Kaliplarin disindaki hersey yanlis. Cunku hayatimizdaki otorite figurleri oyle buyurmus. Yanlis yapanlar yok edilmeli, yanlisa karsi yasaklar konulmali. Hatta zaman degisim icerdiginden zaman bile durdurulmali.

Hic unutmam kucuk bir cocukken annem fisiltiyla bana birini isaret etti. Adama baktim, ayaginda kot pantolon, uzerinde yesil bir tshirt vardi. Annem bana adamin ne kadar zevksiz oldugunu soyledi. Mavi ve yesil uyumsuz renklermis. Bu bende yillarca yer etti. Neredeyse 15 sene mavi ve yesili bir arada giyemedim.

Bir gun deniz kenarinda oturuyordum. Karsida orman var, yan tarafi carsaf gibi Akdeniz. Goruntu oyle hosuma gitti ki neyin hosuma gittigini dusundum. Sonra renklerin uyumu aklima geldi. Dogadaki her seyi neden sorgusuzca hayranlikla izledigimi dusundum sonra. Cunku biz de onun bir parcasiydik. Ama kafamizdaki kaliplar bizi parcasi oldugumuz butunden bile koparabiliyordu.

Bir siir ile son vereyim:

ÇOCUKLARINIZ

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geri dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

Halil Cibran

Yil 2008, aylardan Ocak. Turkiye'de insanlarin Youtube erisimi, ilgili sitede Ataturk'e hakaret eden bir video bulundugu icin engellendi. Hem de bir mahkeme tarafindan.

Madem bu yapiliyor o zaman mahkemeye benim de biriki onerim olacak. Mesela google'da arastirirsaniz ayni konuyu Ataturk'e hakaret eden binlerce site bulursunuz. Google da kapatilsin. Hatta tum internet kapatilsin ki insanlar bu ayip bilgilere erisemesinler. Ama bitmedi daha. Radyolarda da hakaret edebilirler veya uydu yayiniyla da. Radyo ve TV de kapatilmali. Insanlar konusurken birbirleriyle, Ataturk'e hakaret de edebilirler. Her turlu iletisim yasaklanmali.

Yasaklarin daha da arttigi her gunu ulkem adina utanc gunu olarak ilan edecegim.

Yorum Gönder

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını dikkate alınız.

 

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca