October 28, 2007
Siteye Destek (1): Amazon.com Wish List
Geçtiğimiz günlerde 'Ansiklopedi' bölümüne yazacağım bir yazıyı 'Bu Gece' şeklinde anonslamış, ancak o gece bir işim çıktığı için yazıya vakit ayıramamıştım. Sabah bilgisayarımı açtığımda 'Bu gece dedin sabah oldu hala yazmadın. Zaten daha önce falanca yazıda da böyle yapmıştın' gibisinden bir okur fırçası ile karşılaştım. Mesaj kutuma ara sıra düşen bu tür 'orijinal' tepkiler beni ister istemez güldürür. Ama bu sefer gülmenin yanı sıra tuhaf bir şaşkınlık da yaşayıp Oflu İmam misali, 'Bana para mı veriysiniz lan' demedim de değil.
Okurlarla derinsular.com üzerinden yaşanan ilişkinin niteliğini bu noktada belki yeniden değerlendirmek gerekiyor. Sonuçta bu sitede ücretli bir hizmet sunulmuyor. Bu nedenle de, kimi zaman beklenmedik aksaklıklar yaşandığında kullanılabilecek türden bir 'Paramı Geri İstiyorum' butonu yer almıyor sitede. Ama konuya diğer açıdan bakınca, katkıda bulunmak isteyen okurlara da herhangi bir kapı açılmış değil. Bu nedenle bugün itibariyle dünyada pek çok blog yazarının yer verdiği Amazon Wish List uygulamasına geçmeye karar verdim. Buna göre: sağ sütundaki butona tıklıyor, alışveriş listemdeki ürünleri görüyor, içinizden geliyorsa birini ya da hepsini alıyorsunuz, Amazon bunları doğrudan bana gönderiyor, bundan sonra da yazılar falan gecikirse, 'Nerede bu yazı kardeşim, benden hediye alırken iyiydi, değil mi?' diye soruyorsunuz. Ben de elimdeki listeye bakıyor, hediye göndermiş olup olmamanıza ve göndermiş olmanız durumunda da hediyenin duygusal anlamda ne kadar değer ifade ettiğine bakıyor, size buna göre bir yanıt veriyorum.
Ancak belirtmek isterim ki, yazı anonsları (bana dünyayı dahi alıp gönderseniz) her türlü eleştiri okunun hedefinin üzerindedir. Zira o anonslar bir taahhüt değil, tahminden ibaret. Site yazarı yazıyı tahmin ettiği gün ve saatte yayına sokmak şöyle dursun, (tamamen tek taraflı olarak alacağı bir kararla) o yazıyı hiç yazmamaya, değiştirerek yazmaya ya da herhangi bir nedenden ötürü çok ileri bir tarihe ertelemeye karar verebilir.
Son olarak, 'Hediye denilen şeyin bir geleneği vardır, onu da mı elektronikleştirdiniz, hem yazarla okur arasına maddi ilişki girmesi mıy mıy mıy' diyecek olan ziyaretçilere de (bakın okurlar demedim!) bu site üzerindeki ilişkilerin tamamına yakının elektronik olduğunu hatırlatır, maddi ilişki konusuna ise hiç girmeyeceğimi belirtirim. Zira beni bugüne kadar tanıyamadılarsa, bundan iki yıl kadar önce (çok sevdiğim) bir blog yazarının hakkımda 'bir başka siteye' bıraktığı yoruma baksınlar:
derinsular ciddiye alinacak bir blog olmadigindan kelli [kendi] yorumumu buraya ilistireyim. bu türlü heriflerin suratlari beyaz ve kirisiksiz olur genelde. beyazliklari sogukluklarindan ve kirisiksizliklari da duygusuzluklarindan ileri gelir. bunlar çok derin (!) sularda yüzerler, para tanrisinin sadik kullaridir ve ekonomiden baska da bir bok bilmezler. isin kötü yani bildiklerini sanirlar, ellerinde belgeleri vardir hep, onlarla yatip onlarla kalkarlar, e ne de olsa takim elbiseli ve ciddi adamlar (!) aslinda isgüzarliklarinin da farkindalar, bu sebeple bloglarinin dört bir çeperine reklam sürüp olmayan içerikleriyle bir denge kurma çabasindadirlar. hani nasil desem, bu halleriyle 5 kurusumuz çikismadi diye sigarayi bize satmayan adi bakkallari andirirlar. simdi de anladik ki birçogu ilkögretim yillarinda bir ögretmen tarafindan tecavüze ugramistir.
İyi alışverişler dilerim efendim. Yine bekleriz.
Okuyucu Yorumları (5)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Eğitim
- Ekonomi
- Göze Çarpanlar
- Kısa Kısa
- Politika
- Resmi İdeoloji
- Röportaj
- Medya Defteri
- Alt Beyin
- Deep Waters

Serdar Bey merhabalar.
Ziyaretçi olmadığımdan ve yazılarınızı da severek takip ettiğimden dolayı birşeyler yazmak sorumluluğu duydum. Bildiğim kadarıyla Amerika'da yaşıyorsunuz ve oradaki sistemler size normal gelebilir fakat Anadolu insanı olmamız itibariyle biz bu tür şeylere çok alışkın değiliz ve acıkcası bundan mütevellit hediye meselesini yadırgadım doğrusu. Çünkü bizim kültürümüzde sadece hediye yapmak isteyen taraf yalnızca kendi istekleri doğrultusunda bir şeyler almak ister ve içinden gelen hediyeyi alır. "Şu hala yazı niye cıkmadı?" diyen arkadaşlara gelince; bence buna ancak mutlu olunur yazılarım ilgiyle, merakla takip ediliyor diye. Tek önemli şey bunu yazanın uslubu yani edebsiz olmamasi...
Saygılar.
Ekrem Bey,
Öncelikle ilginiz için teşekkürler.
Hediye konusundaki sözlerinizde haklılık payı olduğunu düşünüyorum. Zira kimi insanlar bir başkasına alacakları hediyeyi önceden belirlenmiş bir grup ürün arasından seçmek istemeyebilirler. Ama bunun da önüne geçebilmek için hediye çeki uygulamaları var. Yine de açıkçası ben işin bu yanını pek düşünmemiştim. Beni asıl rahatsız eden, insanlara 'Bana hediye alın' gibi bir çağrıda bulunmanın pek de kulağa hoş gelmemesiydi. Ama sonradan yaşadığım bazı şeyler üzerine bu konuda bir şeyler yapmam gerektiğini fark ettim. Yukarıdaki yazı bunlara değinecek bir formatta yazılmadığı ve sadece bardağı taşıran son damlaya odaklandığı için bu konunun gelişimi hakkında herhangi bir bilgi içermiyor. Mesajınız vesilesiyle bu konuda daha sonra ayrı bir yazıyla bazı ek bilgiler vereceğim.
Ancak şu an için sadece tek bir şeyi anlayamadığımı söylemek istiyorum:
Yorumunuzda şu anda yurtdışında bulunmamdan hareketle Anadolu kültürüne aşina olmadığım sonucuna varmış ve bir iki bilgi vermişsiniz. Ben Türkiye'de doğdum, büyüdüm ve üniversite sonrasına kadar (maalesef) Türkiye'de eğitim aldım. Yurt dışına çıktıktan sonra da Türkiye ile irtibatım hiç kesilmedi. Örneğin 2004 ve 2005 yıllarını Türkiye'de yaşadım. Sırf hayatının son döneminde yurtdışında da bulundu diye bir insana Türk kültürü dersi verilir mi? Bu durumla çok sık karşılaştığım için söylüyorum. Uzun süreli ilk kez yurtdışına çıkıp sadece birkaç aydan sonra Türkiye'ye uğradığımda dahi, herkes alakasız durumlarda bile beni 'Türkiye'nin şartlarını bilmemekle' falan itham etme eğilimi gösteriyordu. Bu nasıl bir mantıktır?
Amerika'da yasamak veya Anadolu insani olmak, kisilik sinirlarimizi koyamama bahanesini bize veremez efendim. Belli ki bu sinirlari koyamama hadisesi Serdar Bey'i cileden cikarmis. Bu siteye ne kadar beyin emegi harcadigini goruyor herkes. Yolladigim yorumlar cogunlukla ayni gun, bazen ayni dakika yayinlaniyor. Herkesle ayni mesafeyi koymaya calisiyor. Hem her seyi oyle titizlikle yapiyor ki, satir aralarinda bu titizligi okuyorum cogu zaman. Geceleri Facebook acik, geri planda surekli bir seyler yaptigini hissediyorum-biliyorum. Yaptigi seye bu kadar inanan bir insana az rastladim. Bence inancla yaptigi icin. Inandigi seylerin savasini tum kalbi ve tum zamaniyla harcayan bir insanin verdigi emek var tum bunlarin gerisinde. Serdar Bey bir savasci.
Gecen gun yeni filmlerden birinde vardi: Sabah kahvehaneci dukkani aciyor, cayi hemen ocaga koyuyor ve yerleri supurmeye basliyor. O arada musteriler geliyor, 3-4 dakika konusuyorlar aralarinda. Sonra bir tanesi, "usta nerede bizim caylar, demlenmedi mi hala" gibisinden bir firca atiyor. Kahveci bozulmuyor bile, telaslaniyor, geriye gidip caylari dolduruyor.
Bu kulturun icinde yetisti diye biz caycidan tepki duymama hakkini barindiramayiz. Kaldi ki burada maddi bir yan da var. Ama orada oturan insanlarin cay yapmanin bu adamin meslegi oldugunu, onlar soylemese de cay getirecegini ve bu isi dogru durust yapmak istedigini de goz onunde bulundurmadan hemen fircaya girisiyorlar. Bu 'arrogant' davranis ulkenin her yanina hastalik gibi dagilmis.
Madem Amerika falan karisti soze daha da ileri gideyim.
Bana sunu getir demek bir emirdir Turkce'de.
Bana sunu getirir misin demek ricadir. Emir soruyla karistirilarak bir tur emir-rica yaratilmistir.
Bana sunu getirir misin lutfen demek tam ricadir. Ancak lutfen kelimesini cok kullanirsaniz sizinle dalga gecilir. Cunku biz kaba olmayi kaniksamis bir toplumuz. Bizim disimizda yasayan tum insanlari bize hizmet icin varmis gibi goren bir kulturumuz var.
Bu konuda zaten okurlardan hediye beklemiyor Serdar Bey. Kendinde firca atmayi hak goren ziyaretcilerden bekliyor. Aslinda dusunecek olursaniz onlarin hediye alacagindan degil, "bana firca hakkini neye dayanarak elde ediyorsun" sorusunu sorabilme hakkini elinde tutmak icin.
Su cumle dogru olur mu sizce:
"Serdar Bey, soz vermistiniz, butun gece bekledim, yazilarinizi soz verdiginiz zaman yazar misiniz lutfen?"
Alin size uslup, alin size edep. Yetmez efendim.
Eger tesvik etmekse amac Serdar Bey'i amac, su not dusulebilir:
Heyecanla bekliyoruz! Yazilarinizi oyle cok seviyorum ki gece uyuyamadim.
Nerede kaldi bizim caylar hesabi bir gondermede bence Serdar Bey'in tavri cok net. Karsisinda savastigi seylerin bir parcasi olmasini bekleyemezsiniz.
Estağfurullah, amacım sizi Türk kültürünü bilmemekle veya aşina olmamakla itham etmek değildi. Sadece sizin başka yer ve mekanda alıştığınız uygulamaların sizin de ait olduğunuz kültüre (alışkanlıklarından dolayı) ters gelebilmesi ve bu ters gelişin sizin gözünüzden kaçabilmesi; tek derdim buydu.
Bu olayla fazlasıyla karşılaşmanıza gelince; üç ay yurtdışında kaldıktan sonra aynı hareketlerle ben de karşılaştım. Bu da biraz aşağılık kompleksi olsa gerek.
Tekrar saygılar.
Serdar bey,
Kagit bizi isitabilir, eglendirebilir (mesela kayik ve ucak yaparsiniz), serinletebilir (sapka) veya dusundurebilir. Saniyorum kagidi en iyi degerlendirmenin yolu da sonuncusu. Cunku ne kadar elektronik ortamdan okumak kolay olsa da, kagittan okumak bir baska oluyor.
Bu siteyi tesadufen buldugumda google'dan Oray Egin'i degerlendiren birseyler bakiyordum. Dise dokunur ve farkli degerlendirme yaptiginiz icin diger yazilarinizi da okudum. Uzun yillardir ozlemini cektigim "isini duzgun yapan" adami bulmustum. Inancima gore, kisi hangi gorusten olursa olsun isini duzgun yapmaliydi.
Yazilarinizdan uzerinde dusunmedigim bir cok konu uzerinde dusunme durtusunu aldim. Kafama bazi yeni kavramlar girdi. Degerlendirme kriterlerime yani kavramlarimi koydum.
Derin sular ismi gibi riskli bir site. O sulara dalip cikamama riski bu. Eger donaniminiz yerinde degilse bogulma riski. Bu donanim ise okumak pek tabii ki. Okumaktan ote, anlayarak, irdeleyerek, sorgulayarak, elestirerek okumak.
Her yazinin sonunda referanslar var. Butun bilgiler oralarda gizli. Serdar bey oradaki gizemli dunyayi beyninin suzgecinden gecirip bize ulastiriyor. Objektif olma iddiasinda da degil, subjektifligi dogal karsiliyor. Objektif olmanin hem sorumlulugu buyuk hem de her konunun agirlik merkezini yakalamak tek kisinin harci degil. Her turlu bilgi ne derece dogru olursa olsun insan beyninin suzgecinden gectikten sonra subjektiflik kazaniyor nasil olsa. Ama Serdar bey'i farkli kilan, ozenli yaklasimi, dengelerdeki titizligi, amaclarini evrensel (herkesi kapsayabilecek) boyutlara tasimasi, adalet duygusu ve kisilik haklarina karsi kisisel saygisi. Bunlarla fikirlerini harmanladiginda, "bakin bu olaya boyle de bakabilirsiniz" mesajini cok iyi veriyor aslinda. En onemlisi belki de, edindigi bilgilerini, egosunu tatmin etmek veya birilerini etkilemek icin degil, paylasmaya ve bilginin yayilimina duydugu kuvvetli saygidan dolayi bu ortama aktariyor.
Bakkaldan ekmek alinca karsiligini veriyoruz, otobuse binince bilet atiyoruz. Devlet bize hizmet getirmek icin vergi aliyor. Coplerinin bedava toplanmasini, yollarin vergi odemeden yapilmasini herkes ister, ama mumkun degil. Belediye nasil asfalt dokmek icin para istiyorsa, Serdar bey'e de kitap lazim. Yeni kitaplar, yeni makaleler demek bu site icin.
Size iki kitap yolladim diyebilmek icin ne kadar cok cumle sarfettim. Sizin emekleriniz bana dunyayi daha yasanilir kildi. Bunu kendimce bir ucret veya bir hediye degil, bir vergi gibi gordum. Bu tabii ki emeklerinizin karsiligi degil, ancak dusunuyorum ki, bu sitenin mudavimleri kutuphanenize yeterince destek olurlarsa biraz olsun dusunce dunyamiza yatirim yapmis olma ayricaligini da kazanmis oluruz.
Dusunce emeginize ve adil kisiliginize saygilarimla.