derinsular.com
Derin Sular: Memorandum
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
memorandum
medya defteri
alt beyin
deep waters

January 18, 2007

Fethullah Gülen Cemaati (4)

Konformizmin sadece Fethullah Gülen Cemaati’ne mahsus bir şey olmayıp genel anlamda Türkiye’nin sorunu olduğu, ilkokuldan itibaren tek bir doğru karşısında hizaya geçmeyi öğrenen kitlelerin, ileride resmi ideolojiye olan inançlarını yitirseler bile aynı konformist yaklaşımı bu sefer başka düşüncelere uyarlamakta oldukları muhakkak. Hal böyle olunca, Türkiye’de (dini olan ve olmayan) gruplar da ancak hakim olan tektipçi genel algının değiştiği ölçüde değişebiliyorlar. Ama ne yazık ki, kitlesel değişimler çoğu zaman yavaş gerçekleştiği için, bu süreç, resmi paradigma tarafından tehdit olarak algılanan kitleler adına son derece sancılı geçiyor.

Dünyadaki Türk Okulları (Sudan)

28 Şubat ve sonrasında yaşananların, yakın tarihimizde bu sancının doruğa çıktığı sayılı dönemlerden birine karşılık geldiği söylenebilir. Ancak 28 Şubat sonrasında yaşanılanlar pek çok yönü itibariyle önceki müdahalelerdekinden farklıydı. Zira 80'li yıllardan itibaren (Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez) dışa açılmaya başlamış olan Türkiye'de, çoksesli bir toplum talebi artık çok daha güçlüydü.

İslami kesim söz konusu olduğunda da, 80'li yıllardan bu yana yaşanan bu süreci 28 Şubat'ın bizatihi kendisinin hızlandırdığı da malum. Dahası, bu dönemde müslümanlar liberalleşirken, resmi ideoloji yanlısı kesimin ise daha da içine kapanarak hırçınlaştığı dahi söylenebilir. Zira 28 Şubat'ın ardından muhafazakar kanattaki gazetelerde Ali Bayramoğlu, Kürşat Bumin, Koray Düzgören, Etyen Mahçupyan gibi düşünce ve ifade özgürlüğüne sahip çıkan isimler yazmaya başlarken, merkez(!) medya cemaatleşmeye devam etti.

Türkiye'deki resmi ideoloji yanlılarının temel kaygılarını daha çok görsel öğeler şekillendirdiğinden, 'biz ve ötekiler' şeklinde özetlenebilecek olan klancı algıya sahip olan bu kişilerin yargıları da (tıpkı zamanında resmi tedrisattan geçmiş bulunan resmi ideoloji karşıtlarında görüldüğü gibi) ister istemez dış görünüş gibi basit konulara indirgeniyor. Bu durumu Fethullah Gülen Cemaati değerlendirilirken de gözlemlemek mümkün. Şöyle ki, şekilci algı, sadece cemaat üyelerinin değil, cemaat kurumlarının dahi 'dış görünüşleri itibariyle' değerlendirilmesine neden oluyor.


Fethullah Gülen Cemaati ve Türk Okulları

Fethullah Gülen'e bağlılık duyan kimselerce dünyanın pek çok ükesinde açılmış olan Türk okulları hakkında bugüne kadar pek çok şey yazıldı. Ancak söz konusu okullar hakkında yapılan değerlendirmelerin çok büyük bir çoğunluğunun sadece görünüş eksenli olması, bu kurumları sağlıklı bir zeminde değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Zira insanlar dünyanın farklı yerlerinde yüzlerce Türk okulunun faaliyet gösteriyor olmasının ne anlam ifade ettiğine ve bu durumun gelecekte ne gibi sonuçlar doğurabileceğine değil, bu okullarda Atatürk büstleri bulunmasına ya da öğrencilerin İstiklal Marşı'nı ezberden okuyabiliyor olmalarına odaklanıyorlar. Bu okullardan övgü ile söz eden insanların hep bir ağızdan işin bu yönünü ön plana çıkarıyor olmaları (eğitim anlayışımızdaki çarpıklıktan olsa gerek) pek kimsenin de tuhafına gitmiyor.

Bunlar yerine (sözgelimi) dil köprüsünün doğuracağı psikolojik, bilişsel, sosyal ya da politik algı benzeşmelerinin sonuçlarının ya da Afrika'nın çoğu kimsenin adını bile duymadığı ülkelerinden Güney Amerika'ya kadar pek çok ülkede Türkiye'ye ilgi duyarak büyüyen çocukların ve gençlerin önümüzdeki yıllarda küresel boyutta doğuracakları etkileşimin gerek Türkiye, gerek Türk dünyası, gerekse İslam dininin dünyadaki imajı adına neler getirebileceğinin analizini okumak şu an için pek mümkün değil gibi.

Hal böyle olunca, 84 ülkeden öğrencilerin katıldığı bir Türkçe olimpiyatının dahi bir linguist gözüyle değerlendirilmesi mümkün olmuyor ve bütün dikkatler 4 yaşındaki bir kızın İstiklal Marşı'nın 10 kıtasını ezbere okumasına odaklanabiliyor. Böyle bir tablodaki yanlışlıklardan rahatsız olmak bir yana, kabaran milli duyguların düşünceyi bastırmasından ötürü bu durum fark edilmiyor bile. Cemaati konformist bulanların farklı türden bir konformizme hapsolmuş olmalarının sonucu bunlar elbette. Ancak cemaatten ayrılan kimi insanların sözlerinden ve bu sözlere verilen yanıtlardan da anlaşıldığı gibi, Fethullah Gülen Cemaati (ve aynı hızla olmasa da muhtemelen pek çok diğer İslami grup) konformizmden giderek uzaklaşırken, resmi statükoya bağlı kesim değişmekten her geçen gün daha da fazla korkuyor.


Sonuç

Türk okulları bu hızla açılmaya devam ederse, farklı kültürlerle etkileşim sonucunda konformizmin özellikle Fethullah Gülen Cemaati için artık söz konusu olmaktan çıkacağı rahatlıkla söylenebilir. Zira cemaatin faaliyetleri öyle gerektirmeyecek olsa çoğunlukları itibariyle belki de ömürleri boyunca Türkiye'den çıkmayacakları varsayılabilecek olan onbinlerce insanın son 17 yıldır eğitim, ticaret ya da çalışma amacıyla yurtdışına çıktığı ve taşındıkları yeni ülkelerde yeni diller öğrenerek farklı bir kültüre sahip olan insanlarla etkileşim kurdukları (hatta evlendikleri) göz önüne alınacak olursa, bundan (sözgelimi) 20 yıl sonra cemaat içi tektipleşmenin kendiğinden yok olacak olduğunu söylemek pek de zor olmasa gerek. Bütün bunlar dışında, cemaat mensuplarının başka ülkelere giden arkadaşlarıyla haberleşerek pek çok ülke ve kültür hakkında bilgi sahibi olmaları ve dolayısıyla kendi dünyalarının dışında pek çok yeni dünyalar keşfetmeleri de dikkate alınması gereken bir diğer konu.

Bu yazı dizisi daha çok konformizme odaklanıyor olduğu için, etkileşimin doğuracağı sonuçları ayrıca (ve çok daha geniş bir şekilde) ele almak gerekli. (Ancak bunu elbette bu tecrübeyi yaşayanlar yapmalı.) Yine de şimdilik şu kadarını ifade etmek gerekir ki, Fethullah Gülen'in asıl başarısı Türk olmayan öğrencilere İstiklal Marşı ezberletmek değil, küresel çapta böyle bir etkileşim doğurabilmiş olmaktır. Dahası, böyle bir başarı, Türk insanına uzun yıllardır hakim olan 'Biz bir şey beceremeyiz' düşüncesini yıkmış olması yönüyle de ayrıca önemli. Zira Osmanlı'nın yıkılışından itibaren sürekli dünyada muteber bir konum (ve imaj) elde etmeye çalışan, ancak bu konudaki toy çıkışları nedeniyle sürekli komik duruma düşen bir toplumun, dünya karşısında Kurtuluş Savaşı'ndan bu yana kazanacağı ilk zafer bu olabilir.

[BİTTİ]

FETHULLAH GÜLEN CEMAATİ

Fethullah Gülen Cemaati (1)
Fethullah Gülen Cemaati (2)
Fethullah Gülen Cemaati (3)
Fethullah Gülen Cemaati (4)

| Yorumlar (17)

Okuyucu Yorumları (17)

Son cümleye içtenlikle katılıyorum. Boş konuşanlar yapılan bu güzellikleri karalamak gibi düşünceleri olan insanlar, Şu işin içine biraz girseler ,anlamaya çalışsalar, ne kadar doğu bir hareket olduğunu göreceklerdir. Zamanla herkes bunu anlayacaktır.

Saygılarımla...

Cemiyet aşamasına doğru hızla ilerleyen bir cemaat, asırlık komplekslerimizi mezara gömen girişimlerde bulunuyor. Ve bu girişimlere esnafıyla, memuruyla bütün bir Anadolu insanı destek oluyor veya bizzat içinde yer alıyor.

Bu konuda -bu sayfada okuduğum gibi- objektif değerlendirmelerin günden güne artacağını ümit ediyorum. Selamlar.

Korformist eğitim anlayışının cenderesinden geçip ergenlik buhranını kendini kaybetmiş şehir varoşlarında geçirdikten sonra arayış duygusunun patladığı üniversite yıllarında cemaat, tarikat, popüler kültür, sığlaşmış slogancı siyaset tartışmalarının keçeleştirdiği zihinlerden biri sayılabilirim. Bu kaos içinde Serdar Bey'in nispeten yapıcı ve daha yararlı bir noktayı vugulayışını takdir ediyorum.

Toplumu eğiten onu yönlendiren düşünür, eğitimci, cemaat lideri, şeyh farketmez, artık ötekini düşmanlaştıran korformist yapıyı amaç edinmiş, yukarıdan aşağı örgütlenip alt tabaka mensubunu "padişah atının nalı" olarak gören bu zihniyetten kurtulmaları gerektiğini düşünüyorum. Bize insan olduğumuzu hatırlatacak, kendisinin bizden farklı olmadığını vurgulayacak ve birlikte bireysel varlığımızı olduğu gibi kabul ederek, sorgulayıcı ama yapıcı bir tavırla herkes için iyiyi aramaya başlamamız lazım. Birlikte yaşama kültürünü edinmek zorundayız.

Konuyu detaylı ve objektif olarak kaleme alışınız ve emeğiniz için teşekkür ederim.

Bu yazıyı objektif bir biçimde kaleme aldığınız için teşekkürler. Umarım sizin gibi doğruyu ve güzeli takdir eden yazarlarımızın sayısı gün geçtikçe artar. Bu insanlar şahsen dünyanın mutluluğu adına benim tek umudum...

Sayin Kaya,

Bu noktada size katilabilecegim yonler olmakla birlikte kafamda bazi soru isaretleri beliriyor. Kisaca aktarayim.

1- Fethullah Gulen bir dini lider. Amerika'da neden yasadigi da gayet saibeli bir lider hem de. Lutfen savunucu iletisime gecmeyelim. Umarim bir cok ulkede dini devrim yapan liderlerin yurtdisinda bir yerlerde yillarca yasadiklarini gozardi etmiyorsunuz. Amerika kimi ulkesinde kolayca barindiriyor da, bir cemaat liderini boyle sorgusuzca yillarca yasatabiliyor. Lutfen baglantilar uzerine kafa yorun.

2- Turkce olimpiyati nedir allahaskina? Turklugun altkimlik ustkimlik tartismalari dahi bitmemisken Yenizelanda'nin koylerinde Turkce olimpiyatinda yarisacak adamlar yetistirmek gole maya calmak degil midir? Fethullah hoca mi Nasreddin Hoca mi beyefendi? Sarkastik oldugum icin bagislayin ama bana trajikomik geliyor biraz.

3- Gulen grubunda konformizmden uzaklasmis, demokrasiyi resmi ideoloji yanlilarindan daha iyi irdelemis oldugu dogrudur. Bununla beraber yasadigim Kanada'da gozledigim kadariyla bu kaymak tabakasinin gerisinde yine bizim meshur cahil halkimizin bir coban aramasindan ote bir arayis goremiyorum. Cemaatin benim gozlemledigim kadariyla onemli cogunlugunu olusturan bu kalabalik dil okullarinin linguistik degerlendirmesini yapmasi mumkun degil, ancak istiklal marsi kismiyla takdir edebiliyorlar. Acaba Gulen grubu deyince aklimiza tek gelen entellektuel alt grup mu?

4- Yapilan bir isi takdir etmek ayri bir grubu ve bir lideri ovmek ayridir.

5- Muslumanlarin liberallesmesini hayranlikla izledim. Ama bunu taraf olmadan yapabildim. Emin olun diger grup da yakin zamanda bir silkinme yasamak zorunda. Yoksa kendilerinin gerici durumuna dustuklerini goreceklerdir.

6- Bizim amacimiz ne? Turkce'yi dunya dili yapip Amerika'nin kultur emperyalizmi donemini bitirip yerine oturmak mi? Yoksa adam gibi bir ulke yapip, birbirine baglayan degerleri irdeleyip bu ulkenin saglikli, bireylerinin birbirini anlayabildigi, farkliliklarin hosgorunun de otesinde evrensel bir algiyla beraber yasayabildigi bir huzur ulkesine mi cevirmek? Insanlari birbirine baglamak, anlayisi kolaylastirmak icin, Ataturk, din, irk gibi degerler yerine daha insansi degerler secmemiz daha saglikli olmaz mi sizce?

Yazimi yayinlamaniz cok onemli degil ama sizin gibi dusunce kalitesi olan birinin de bunlari bir daha dusunmesini saglamak amaciyla yazdim. O yuzden umarim paylasimimi mazur gorursunuz.

Sevgiyle.

Fethullah Gülen'in (ya da Orhan Pamuk'un ve diğerlerinin) ABD'de yaşaması onların değil, Türkiye'nin ayıbıdır diye düşünüyorum. Humeyni ve Fethullah Gülen ilişkilendirmesini ise pek anlamlı bulmuyorum. (Zaten bu türden heyecanlı senaryolar okumak isteyenler herhalde bu siteyi değil, Güler Kömürcü gibi yazarları takip ediyorlardır.)

Önermelerinizi, daha sağlam bir özgürlük zemini üzerine oturmuş bir Türkiye kaygısıyla öne sürdüğünüzü zannediyorum, ama sunduğunuz argümanları arızalı buluyorum. Şu cümleniz yorumunuzun geneline hakim olan yaklaşımı iyi açıklıyor:

"Insanlari birbirine baglamak, anlayisi kolaylastirmak icin, Ataturk, din, irk gibi degerler yerine daha insansi degerler secmemiz daha saglikli olmaz mi sizce?"

Buradaki hata bence şu:

İnsanların birbirlerine bağlı olmalarını, farklılıkları doğal kabul edip bunları birbirlerine düşman olmak için yeterli sebep görmemerini dilemek elbette güzel. Ama bunun yolunun belli şeyleri bir kenara koyarak 'daha insansı degerler secmeMİZ'den geçtiğini söylemek biraz fazla kolaycı bir çözüm değil mi? Çünkü insanlar, Atatürk ve Fethullah Gülen gibi insanlar da dahil olmak üzere, dini olan ya da olmayan liderlerin arkasından gitmeyi tercih edebilirler ve edebilmeliler. İnsanlara ortak değer olarak bunları ve bunları değil, şunları seçmemiz daha iyi olur gıbı önerilerde bulunmanın (bunlar öneri seviyesinde de kalsa) aslında tek parti zihniyeti istemekten çok da farkı yok.

Bunu böyle söyleyince, 'Bu sitede de halkın geneline hakim olanlardan farklı bir felsefe dile getirilip insanlara farklı çözüm önerileri sunulmuyor mu?' gibi bir soru gelebilir akla. Evet, bu sitede gerçekten de böyle bir şey yapılıyor. Ama arada iki önemli fark var:

1- İnsanlara 'Değerlerinizi bırakın, onların yerine bunları seçelim' demek başkadır, 'Değerleriniz sizin olsun, ama bunları başkalarına dayatmaya hakkınız yok' demek başka.

2- İnsanların yanlış olduğuna inandığımız düşüncelerini eleştirmek ve bunlara alternatif olarak doğru olduğuna inandığımız düşünceleri ifade etmek başkadır, 'herkes bu tarafa gelirse sorun kalmaz' demek başka. Çünkü peygamber dahi olsanız, herkes o tarafa gelmeyecektir. Sonuçta da sorunu 'herkesin olduğu yerde' çözmeniz gerekecektir.

Bu şekilde ifade edildiğinde sizin de buna karşı çıkacağınızı zannetmiyorum. Ama yukarıda alıntıladığım cümlenizde bu önemli nüanslar göz ardı ediliyor ve bu durum da sizi farklı sonuçlara vardırıyor gibi.

Unutmamak lazım ki, insanları ve yaptıkları seçimleri (yani sosyal hayatın kendisini) hal-i hazırda olduğu şekliyle veri kabul ederek çözüm üretmek başkadır, insanları kafamızdaki hayata uydurarak sorunları çözmeye çalışmak başka.

Sosyal alanda farklı tipte insanlar hep olacak ve olmalı. Aslolan bu birey ve grupların ne düşündükleri ya da kimi takip ettikleri değil, kendileri gibi olmayanlara düşmanca yaklaşıp yaklaşmadıklarıdır.

(İşin tuhaf yanı şu ki, şimdilerde Malezya ve İran benzeri devrimlerden korkan Kemalist kesimin kendi dışındaki gruplara karşı tavrı, Türkiye'deki dini olan ya da olmayan hemen her grubunkinden daha hırçın ve düşmanca. Bu kesimin bu konudaki sabıkası da epey kanlı ve kabarık.)

Birincisi dusuncemi degerlendirmek icin bana zaman ayirdiginiz ve elestirime acik yureklilikle yanit verdiginiz icin tesekkur ediyorum.

Yazimin can alici cumlesini yakalamissiniz, ve amacimi. Diger taraftan kendimi tam olarak ifade edemedigimi farkediyorum burada. Birincisi, insanlarin birbirlerine baglanmasi icin gerekli degerleri secerken kendi degerlerini birakmalarini savunmuyorum. Birlestirici yeni degerler eklemeleri gerektigini savunuyorum. Yan tabii ki Kemalistler, Fethullahcilar veya bambaska gruplar istedikleri degerlere sahip olmalilar. Bunlarin yaninda birbirlerine "beraberce yasama anlayisi" gibi evrensel bir degeri de dusunce dagarciklarina eklemeleri gerekiyor ki bu sahip olduklari goruslerden taviz verme anlamina gelmiyor. Yazimin herhangi bir yeri eger insanlara ellerindeki degerleri terkedip yeni bir degeri edinin anlami cikartilacak durumdaysa bu hali icin ozur dileyip duzeltirim.

Ben sizin yerinizde olsam 4uncu maddeyi daha agir elestirirdim. Ozelestiri yapacak olursam size fazla yuklenmisim. Acik bir ovgu yok sizde, ama sempatinizi sezmemek de olanaksiz. Bunda yadsinacak birsey de yok. Evrenin agirlik merkezini kim bulmus ki ben sizden parmaginizi oraya koyup her seyi dengelemenizi bekleyeyim? Hem kendim ayni noktaya daha uzakken?

Fethullah Gulen'in amaclariyla ilgili bir paranoyam oldugu dogrudur. Ve kelimenin yapisi geregi sagliksiz bir durum oldugunun da farkindayim. Bunu da "kendimi elestireyim de sizi yerden yere vurma hakkim olsun" niyetiyle yapmiyorum. Ogrenme egrimin ne basindayim ne de sonunda, ama soracak olursaniz sonuna daha cok var. Bu yuzden de zaman zaman kendimle bile celisebilirim. Tek guvendigim sey, seffafligimin beni bir sekilde saplanmaktan korudugu ve ogrenmeye ittigi. Bu yuzden cok agir sorgulasam da yeni denizlere acilmaktan korkmuyorum. Herseyi bilir gibi yapmak benzeri bir kaygim da olmuyor.

Bu kisa ozelestiriden sonra sizinle bir gorusumu paylasmaliyim diye dusunuyorum. Gulen grubu hayli kabarik nufusu geregi artik kompleks bir sosyolojik yapi. Dolayisiyla -bildigim kadariyla- her sosyolojik yapinin dogasi geregi bir katmanlasma sozkonusu. Yani bir burjuvasi, entellektuel grubu ve diger alt yapilari da var olmali. Bir ogreti ne kadar sinifsizligi asilamaya calissa da bu siniflarin olusmasinin kacinilmaz olacagi da sanirim oldukca makul. Benim gozlemim, gerek grup ici farkli fikirler, gerekse grup disindan farkli fikirlerle olan alisverisler bu ustel sosyolojik yapilarla saglaniyor. Alt yapilarin birbiriyle olan iletisim duzeyi ise takim tutma duzeyinden ileri gidemiyor.

Laf aramizda ben de bu Malezya isine gulmeye basladim. Muhafazakarlarin secim kazanimindan sonra kacacaklari yer kalmamisti, Malezya'ya giderek kendilerine hareket alani yaratmaya calisiyorlar. Onlara "biz ettik siz etmeyin" dedirttirmek islerine geliyor. Dunyada ikizlerin bile ayni sekilde yasamasi mumkun degilken iki ulkenin yapisinda bu kadar kolay paralellik kurmalari tabii ki tuhaf kaciyor.

Iran'i elestirebilmek icin Iran gibi koklu bir medeniyetin yapisini tarihiyle harmanlayarak cok saglam analiz edebilmek gerekir ki saniyorum bu su anki bilgi duzeyimizde cok mumkun degil. Sanatta ve kulturde boyle ileri gitmis bir toplumun, dunyada kendi duzenlerini elestirenlere, veya hakaret edenlere olum fetvalari verecek kisilerce yonetilmelerini cok basit dusunce sistemleriyle aciklamak mumkun olmasa gerek.

Eminim BM toplantisinda bir devlet baskaninin "bizim ulkemizde escinsel yoktur" gibi bir aciklama yapabiliyor olmasi da kulturel mozayigi derin bir toplumda bircok tartismayi da beraber getiriyor olmali. Bunlari izlemek dusunen bir beyin icin aci da olsa, bizim yakin tarihimizde bunlarin zaten yasandigini, hem de ulkeye dini rejim degil, demokrasi getirmek icin yasatildigini. Insanlarin, yazarlarin, resmi politikanin aleyhinde dusunenlerin cok yakin zamana kadar iskence gordugu bir ulke olarak komsumuzun simdi bunlari yasiyor olmasini bizim gelecegimizi degil gecmisimizi yasiyor olarak gormemiz de olasi degil mi? Fasistligin din, sosyalizm, liberalizm, ilericilik gibi kisvelerin altinda yapilmasi fasizmin gercegini ne kadar degistirir onu da dusunelim.

Tekrar toparlayacak olursam, kaygim bir ulkede yasayanlarin - kendi inanc veya dusunce sistemlerine dokunmadan - beraber yasayabilmek icin yeni bir anlayis olusturabilecekleri bir gunu yasamaktir.

Anlayisiniza tekrar tesekkur ederek selamlarim.

Levent Bey,

"Turkce olimpiyati nedir allahaskina? Turklugun altkimlik ustkimlik tartismalari dahi bitmemisken Yenizelanda'nin koylerinde Turkce olimpiyatinda yarisacak adamlar yetistirmek gole maya calmak degil midir?" demişsiniz.

Bu okullara maddi yardımda bulunan biri olarak cevap verme ihtiyacı hissettim.

Bir ülke insanı başka bir ülkede okul açıyorsa kendi dilini öğretecektir. Nasıl Fransız okulunda Fransızca, Alman okulunda Almanca öğretiliyorsa Türk okullarında da Türkçe öğretilecek elbette. Çünkü dil iletişim aracıdır. Ne kadar çok insan sizin dilinizi bilirse o kadar çok insanla ilişkileriniz olur. Bu iş ilk meyvelerini verdi bile: TUSKON'da Afrikalı ve Türk işadamları görüşürken tercümanları Türk okullarının öğrencileriydi.

İkincisi, Afrika'daki sömürgeci ülkelerin okullarıyla bizim okullarımız arasında çok ciddi bir fark var. Sömürgeci okullar öğrencileri kendi kültüründen koparıp, onlara özenti ve aşağılık kompleksi kazandırırken, bizim okullarımız onları kendi değerleriyle barıştırmaya, bilinçlendirmeye ve sömürgeci ülkelerin boyunduruğundan kurtarmaya çalışıyor.

Bu cemaatin amacı aslında tek cümleyle söylenecek kadar basittir: "Allah'ın rızasını kazanmak." Tek hedefleri budur. Ne bütün dünyaya Türkçe öğretmek, ne Türkiye'yi süper güç yapmak, ne de başka bir şey. Ama bu hedefe giderken Türkçe dünya dili olacaksa, Türkiye güçlenecekse bunları da bu işin meyveleri olarak değerlendirmek gerekir.

Yani yapılan şey son üç asırdır küfrün (veya sömürgeci batının) dünya milletleri üzerinde oluşturduğu tahribatı gidermekten ve bu yolla Allah'ın rızasını kazanmaktan ibarettir. Başka bir amaç aramaya hiç gerek yok.

Saygılar.

Sayin fizikci,

Somurgeci bati ulkeleri baska ulkelerde okullar actiklarinda zaten o ulkelerin ekonomilerini su yada bu sekilde elde tutuyorlardi. Emperyalizmin surekliligini saglamak uzere de "kultur emperyalizmi" adimini atmak icin kendi okullarini kurdular.

Fabrikaniza aldiginiz reaktorun nasil monte edilecegini anlamak icin, hastanenizdeki rontgen cihazini calistirmak icin, universitede kendi yazamadiginiz kitaplari tercume etmek icin, butun ticaretinizi ele gecirmis adamlarla konusabilmek icin ogrenildi bu kuffar'in dili.

Sadece Cumhuriyet tarihinde degil, Osmanli'nin Yukselis doneminde Kapitulasyonlar verildi Fransizlara. Bu saniyorum Fransiz dilinde "karsiliksiz ayricalik" demek. Aslinda karsiligi vardi. Saray'in halktan kopmasi, sarayda aruz vezninin, tasra'da hece olcusunun sembolizminde ivmelendi. Edebiyatta, muzikte, hatta resimde Istanbul ve Anadolu ayrimi vardi. Bu gun Turk Sanat muzigi diye kullanilan formlarin cogu Fars, Arap, Kurt ve Ermeni sanatindan damitilmis cok kulturlu ve elit muziklerdi. Yine Turkce'deki balik isimlerinin neredeyse %90'inin Yunan dilinden geldigini de soylemek mumkun. Ayrica Istanbul'a ait eglence kulturunun Yunanistan, opera-bale-tiyatro kulturunun Fransa ve Italya basta olmak uzere bir cok Avrupa ulkesinden miras kaldigini da soyleyebiliriz. Ama Avrupa kulturunun Turkiye uzerindeki izlerine neden acaba sadece Istanbul'da rastlaniyor? Istanbul-Tasra kopuklugunu kufr ulkeleri mi yaratti, yoksa Osmanli'nin burjuva olusumu mu?

Bundan daha 30 yil once Anadolu'da bircok insan evine gunah diye resim asmazken, 500 yil once Fatih Sultan Mehmet, resmini Italyan ressam Bellini'ye yaptirip saraya asmisti. (Huma Hatun'un devsirme musluman oldugu tartismasi da ayrica var).

Bence insanligin icinde oldugu durumun bir surec oldugunu gormezden gelip, su duzen tamamen yanlis, benim alternatif duzenim her yonden iyidir demek tarihde cokca dusulmus bir yanilgi. Ulkeler kendi icinde bulunduklari durumu dis ulkeleri suclayarak temyiz etmemeliler. Biz aslinda soyle iyiydik de baskalari bizi bu hale getirdi demek bir cesit asagilik kompleksidir.

Kufr kelimesi yanilmiyorsam Arapca, kafir, kufur, kuffar gibi gelimelerle ayni kokten geliyor. Yani "inanmayanlar" veya "hak dininden olmayanlar" gibi bir tanima denk geliyor. Kufr'un sonucu bir tur zulm'e gidiyor degil mi?

Bence burada bir Islami algi icindesiniz. Kufr'un yanina somurgeci bati parantezi acmissiniz zaten. Bununla batinin tumunu mu yoksa emperyalist kismini mi kastettiginizi bilemem. Ancak emperyalizmin en guclu isimlerinden ABD bu gun kendi ulkesinde uzerinde davalar acilan sayin Gulen'e ev sahipligi ediyor. Sayin Gulen, bu kufrun kilisesine, cemaatten toplanan paralardan 2 milyon dolar hibe ediyor. Bu aksiyondaki ihtimaller neler? Yine hosgoru mesaji mi? Cemaat toplantisinda adamlara somurgeci bati diyeceksiniz, kufr diyeceksiniz, sonra cikarip cemaatin cebinden 2milyon dolarla hosgoru mesaji vereceksiniz. Bu cifte standart degil midir?

Cemaatin amacini yazmissiniz, cok guzel. Cemaatin uyelerinin de tamami bu amactan haberdar mi? (Benim tanidigim uyelerin icinde, "abi yalnizliktan takiliyorum bunlara", "bana is bulurlar diye takiliyorum" diyenler de var mesela). Yurtdisina cikmak oyle kolay degil Turkiye'den. Ya gocmenlik statusunde gelirsiniz ki cogu ulkenin beklentisi en az universite mezunu olmak, dil bilmek, gecerli meslegi olmaktir. Bizim Turk gocmenlerin %10 ile %20 sinin bu statude geldigini gozlemliyorum. Geri kalan en iyimser ihtimalle %70'i de, buraya kacak olarak gelmis, burada siyasi iltica etmis vatandaslar. Kurtlukle alakasi olmayan insanlarin, burada kalabilmek icin Kurtmus gibi yapip iltica davalari acildigini, bu davalari kazanip burada kaldiklarina defalarca sahit olmusumdur. Iltica davalarinin pek azi hakli sebeplere dayanmaktadir, bircogu da usta avukatlarca bulunmus taktiklerle, yalan soyleyerek alirlar yurtdisi vizelerini. Sonra bu insanlar giderler, derneklere uye olurlar. Kimi milliyetcilik nutku atmaya baslar kimi de "Allah rizasindan" bahseder. Boyle kazanilmaya calisilmis bir riza "makyevelist" degil mi?

Muslumanlarin hosgoru altinda toplanmasi elbette desteklenecek bir yaklasim. Altyapinin yetersiz oldugunu dusundugumden de girisimleri halen gole maya calmak anlaminda degerlendiriyorum.

Cemaatin amacinin "Allah Rizasi" olmasi tabii ki kendi secimleri, ve kendilerine gore mutlaka guzel. Dunya uzerindeki sistemleri insanligin toplumsal yasama alanindaki evrimsel surec olarak bakmayip da "dogru" ve "yanlis" sistemler olarak kategorize etmek egilimindesiniz. Keske her cografyayi, her insani, her farkliligi icinde barindirabilecek mukemmel bir sistem olsa da onu uygulasa insanlar. Bu noktada inanmakla uygulamak arasinda ciddi bir ayrim cikacagini dusunuyorum.

Levent Bey,

Küfr kelimesinden pek hoşlanmadığınız anlaşılıyor. Biz bu kelimeyi sık sık kullanırız. Kuran'da da çok geçer, Efendimiz'in (s) hadislerinde de. Ama bu kelime müslümanların dışında kalan herkes için kullanılMAz. Mesela ehl-i kitap deriz. Yahudileri ve Hristiyanları ifade eder. Çok güzel bir ifadedir. Efendimiz (s) vefat ederken "ehli kitabı sizlere emanet ediyorum" demiştir.

Küfr zulümde çok ileri gidenleri belirtir. Ebu cehiller, ebu lehebler, insanları diri diri fırınlarda yakanlar, kendi küçük menfaatleri için en büyük zulümlere girişmekten hiç kaçınmayanlar küfrün temsilcileridirler. Son üç asırdır güçlü olanlar bu zalimlerdir ve dünyayı bir mezbaha yerine çevirmişlerdir.

"Fabrikaniza aldiginiz reaktorun nasil monte edilecegini anlamak icin, hastanenizdeki rontgen cihazini calistirmak icin, universitede kendi yazamadiginiz kitaplari tercume etmek icin, butun ticaretinizi ele gecirmis adamlarla konusabilmek icin ogrenildi bu kuffar'in dili." demişsiniz. Size katılıyorum. Dil öğrenmek çok önemli. Aksini söylemedim. Zaten Efendimiz (s) bazı sahabelerine dil öğrenmelerini emretmiştir.

Söylediklerimden kastımı aşan manalar çıkarmaya çalışmışsınız sanki.

Mesela bizim madde ve enerji üzerine harikulade buluşlar yapan bilim adamıyla hiç bir problemimiz yoktur, hatta kendisi çok sevdiğimiz bir yahudi, bir ehli kitaptır. Ama bizim problemimiz o bilgiyi atom bombasına dönüştürüp Hiroşima ve Nagasaki'nin başında patlatanlarladır. Derdimiz, onlar ve onlar gibilerin -daha önce de yazdığım gibi- dünyada meydana getirdikleri tahribatı tamir etmektir. Bunun için dünyanın dört bir tarafına okullar açarız. Memuruyla esnafıyla kendimizi zor duruma sokacak derecede bu okullara yardım ederiz. Boğaziçi gibi üniversitelerden mezun olmuş pırıl pırıl öğretmenlerimiz kendi geleceklerini hiçe sayarak, hayallerini rafa kaldırarak dünyanın hiç bilmedikleri bir yerindeki bu okullara giderler. Bu destansı bir olaydır. Ve bunda bizim hiçbir menfaatimiz yoktur. Rıza dairesine girebilmeyi ümit ederiz sadece.

Osmanlı'dan, kapitülasyonlardan bahsetmişsiniz. Osmanlı'nın yaptığı ve yapamadığı kendisini ilgilendirir. Osmanlıcı olduğumu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Mevlana gibi "Dünle beraber gitti cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım" demeyi tercih ederim.

"Bence insanligin icinde oldugu durumun bir surec oldugunu gormezden gelip, su duzen tamamen yanlis, benim alternatif duzenim her yonden iyidir demek tarihde cokca dusulmus bir yanilgi. Ulkeler kendi icinde bulunduklari durumu dis ulkeleri suclayarak temyiz etmemeliler. Biz aslinda soyle iyiydik de baskalari bizi bu hale getirdi demek bir cesit asagilik kompleksidir." demişsiniz.

Bu bir düzen, rejim, vs. meselesi değildir. Bizim konumuz İslami ahlaktır. Efendimiz (s) "ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" demişti. Rejimle derdimiz olsaydı ordu kurardık, ama bizim derdimiz ahlak ile. O yüzden okul açıyoruz. Ülkeler kendi içinde bulundukları durumu dış ülkeleri suçlayarak temyiz etmemeliler. Evet çok doğru. Ama siz bu davayı bir milli dava zannediyorsunuz galiba. Oysa biz bütün dünyadan, bütün insanlıktan bahsediyoruz.

Fethullah Gülen papaz okuluna 2 milyon dolar bağış yapmış, niye hala Amerika'daymış vs gibi şeylere gülüyorum sadece. Yalan, karalama, akıl çelme oyunları... Hayırlı işlerin muzır manileri olur derler, öyle. Bir kere Fethullah Gülen bu hizmete gönül veren insanlardan sadece biri. Evet, en önde geleni belki ama yarın bir gün ölecek. Bu hizmet ise Hz. Adem'le başladı kıyamete kadar devam edecek. O öldükten sonra bakalım cemaati karalamak isteyenler hedef tahtasına kimi koyacak. Bakalım Açe'de, Irak'ın Kuzeyinde ve sair yerlerde açılan okullara, yapılan hizmetlere değil de, kimin Amerika'da ya da ne bileyim İsrail'de oluşu gündeme gelecek. Siz aklı başında bir insana benziyorsunuz. Böyle şeylere prim vermeyin bence. Bu sosyal bir harekettir. Bir kişiye indirgeyemezsiniz.

Cemaatin üyeleri içinde çürük yumurtalar olduğundan bahsetmişsiniz. Doğrudur. Bundan daha doğal ne olabilir ki? Ama bence siz milyonlarca yumurtanın içindeki bir kaç çürüğe değil sağlam olanlarına bakın. Üstadın dediği gibi; güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.

"Dunya uzerindeki sistemleri insanligin toplumsal yasama alanindaki evrimsel surec olarak bakmayip da "dogru" ve "yanlis" sistemler olarak kategorize etmek egilimindesiniz." demişsiniz.

Ben sizin için bu türden tanımlamalar yapmamayı tercih ederim. Düşüncelerinize saygılıyım. Hatta (meşhurdur) özgürce söyleyebilmeniz için ölümü göze alırım. Ben de sizin gibi bazı şeylerin "doğru", bazı şeylerin "yanlış" olduğunu düşünürüm. Ama sosyal evrimsel sürece elbette inanırım. (Biyolojik olanına inanmam :) Gönüllüler hareketi de o süreçlerden geçiyor. Bununla birlikte asr-ı saadeti insanlığın bir daha asla ulaşamayacağı en medeni asır olarak kabul ederim. Çünkü içinde Efendimiz (s) vardı.

Son olarak "Gönüllüler Hareketi" hakkında daha güncel, daha doğru bilgi almak isterseniz http://www.herkul.org/kiriktesti/index.php?view=archive adresini tavsiye ederim.

Selamlar.

Sayin fizikci,

Kufr kelimesini somurgeci bati parantezinde kullandiginiz icin ben yazinizdan tum batiya yapilmis bir genelleme olarak aldim. Eger sadece zulm gosterenlere kufr diyorsaniz katilmaktan baska secenegim yok.

Paragraflarinizdan birinde Mevlana'dan alintiniz var. Soyledikleri yasanmis tum zamanlar icin dogru olan cok onemli bir insan bence de. Verdiginiz mesaj da guzel. Osmanlicilik onceden konustugum bircok arkadasta "Seriat'in en iyi uygulanmis bicimi" olarak vurgulandigindan ben sizi de onlarla ayni kefede tarttim. Benim onyargim. Ozur dilerim.

Inaniyor olmaniz sizin en dogal vicdani ozgurlugunuz hakkiniz. Sonuctan dunyasal veya dinsel yonden herkes birseylere inaniyor. Hele daha iyi bir dunyaya, fikirlerin ozgurce soylenebildigi, kimsenin baski olmadigi bir dunyaya duyulan kalpten inanislara, ister dini inancli ister inancsiz olsun, saygi duyarim.

Papaz okullari vesaireyi bir kenara birakalim. Karalama veya degil. Cunku her iki kaynagi da teyit edemem. Ama bilip de cevap alamadigim bir soru var, ve kaynagini biliyorum. Size sormamin sebebi, belki sebebi hakkinda ne dusundugunuzu ogrenmek istedigimden.

Esimin yegeni, ABD'de sizin bahsettiginiz tarzda bir ogretmen. Meslegini az para karsiliginda cemaat okullarinda ogretmenlik yaparak devam ettiriyor. Kendisi Fethullah bey'e yakin oldugunu ve cocuklarinin ismini Fethullah bey'in koydugunu cesitli kereler ifade etmistir. Ailesi oldukca yoksul olan bu akraba, gectigimiz seneler icinde bizim bildigimiz en az 5 kere "umre" ye gitmistir. Parasini nereden buldugunu soran annesine cemaat parasiyla gittigini soylemis. Akrabalarindan bircok kisi "neden bu kadar cok umreye gittin" tarzi sorulari hep yanitsiz birakmistir. Ben komplo teorisyeni gibi dusunmek istemiyorum ama insanin aklina ister istemez Suudi Arabistan ile gorusmeler yaptigi geliyor. Farzedelim ki oyle, bu bilgi neden gizli bir teskilatmis gibi saklaniyor? Herseyini aciklik, sevgi, baris uzerine dayandiran bir topluluktan bu seffafligi beklemek cok mudur?

Benim Gulen hareketini veya mensuplarini dislamak gibi bir niyetim yok. Iclerinde sevdigim, iyi dostlarim da var. Toplantilarinda da bulundum, oyle asiri birsey yaptiklari da yok. Onlarin dusledikleri dunyayla benimkinin ortak paydalari var elbet. Fikir ayriliklarimiz da cok.

Saygili tavriniz, bariscil yaklasiminizi takdir ediyorum. Eminim ki inanciniza giden yolda emin adimlar atiyorsunuz. Daha iyi bir dunya istiyorsunuz. Bireysel haklarin ve ozgurluklerin konusuldugu bir sitede benimle yazisiyorsunuz. Daha ne isterim ki?

Saygilarimla.

Levent Bey,

Yorumunuza yanıtını fizikçi bey herhalde verecektir. Ama tek bir konuya not düşmek istiyorum: Türkiye'deki hakim görüşün aksine, hiçbir İslami cemaatin Suudi hükümetiyle ciddi anlamda bir ilişkisi olmaz, olamaz. Herşeyden önce Vahhabiler Türkiye'deki tasavvuf merkezli İslam anlayışına ve Mevlana da dahil olmak üzere tasavvuf liderlerine düşmandırlar. Suudilerin İran ile en büyük uyuşmazlıkları da bu noktadadır.

Sadece Türkiye'deki değil, dünyanın farklı bölgelerindeki müslümanların çoğunun İslam dünyası içerisinde belki de en soğuk baktıkları rejim Suudi rejimidir. Ama Türkiye ve dünyadaki İslami kitlelerin hususiyetlerine çok uzak olan Türkiye'deki laik kesim, kutsal toprakların o ülkede olması nedeniyle irticayı hep orayla ilişkilendirir.

Levent Bey,

Ortak noktamızın bireysel haklar ve ozgurluklerin konusuldugu bir sitede mesajlaşmamız bence de çok güzel bir durum. Keşke bütün insanlar bu ortak paydada birleşebilse. Kimseyi benim inandığım şeylere inanmaya, doğrularımı tasdik etmeye zorlayamam. Ama hepimizin inanmak zorunda olduğu şey bireysel hakların ve özgürlüğün tartışmasız üstünlüğüdür.

Kuran da zaten insanların sürekli "aklına" hitap eder. Hiç düşünmüyor musunuz, hiç akletmiyor musunuz der, sonra anlatacağını anlatır. En sonunda da "Artık doğru-yanlış apaçık ortadadır, isteyen istediğine inanır" diyerek insanları kendi düşünce özgürlükleriyle başbaşa bırakır. Her ne kadar pratikteki uygulamalar zaman zaman İslam'daki düşünce özgürlüğünün dışına çıksa da, bunların politik sebepleri vardır ve İslam ile bir ilgisi yoktur. Kuran'ın mesajları gayet açıktır.

Eşinizin yeğeni, tahmin ediyorum, Amerika'da yeni müslüman olanları umreye götürüyor. Orada diyalog faaliyetleri içerisinde yeni müslüman olanlara Türkiye'de ve dünyadaki kutsal mekanları gezdirmek çokça yapılan bir iş. Tabii benimki sadece tahmin. Ama cemaat gönderiyorsa ancak böyle bir iş için olabilir diye düşünüyorum. Serdar Bey, Suudi Arabistan'la Türk cemaatlerinin ilişkisini doğru tesbit etmiş. Hiçbir ilişkimiz yoktur. Hatta bildiğim kadarıyla orada bir tane bile okulumuz yok. Bizimkiler oraya da okul açmak istemişlerdir eminim, ama Vahhabi'lerin Türk İslamı'na bakışı pek iyi değil. İzin vermemişlerdir.

Bir de çocukların isimlerinin Fethullah Gülen tarafından verilmiş olması babalarının Fethullah Gülen'e yakın olduğunu göstermez. Neredeyse cemaatin bütün çocuklarının isim babası Fethullah Gülen'dir çünkü. İsim talepleri kendisine gelir o da geri çevirmez, genellikle babasının ismine uygun anlamı güzel bir isim koyar. Bazıları gelen ismi beğenmez ikinci isim olarak kullanır. :)

Selamlar.

Aciklamalariniz icin tesekkur ederim.

Buradaki arkadaslar da Vahhabilerin camiine gitmemek icin sonunda dernegin bir odasini mescide cevirmek zorunda kaldilar. Bakis acilarini iyi bilirim.

Umarim Mevlana'nin yolu sizin icin de baris ve hosgoru dolu gunler getirsin. Her inanctan ve inanmayanlari da eger icine almayi vaadediyorsa bir sistem, elbet yol alacaktir. Gonulden oldukca.

Saygilarimla.

"Bununla beraber yasadigim Kanada'da gozledigim kadariyla bu kaymak tabakasinin gerisinde yine bizim meshur cahil halkimizin bir coban aramasindan ote bir arayis goremiyorum. Cemaatin benim gozlemledigim kadariyla onemli cogunlugunu olusturan bu kalabalik dil okullarinin linguistik degerlendirmesini yapmasi mumkun degil, ancak istiklal marsi kismiyla takdir edebiliyorlar. Acaba Gulen grubu deyince aklimiza tek gelen entellektuel alt grup mu?"

Ben bu noktada Levent Cetin´e katiliyorum.

Türkiye´de hic bir cemaat (Büyük cemaatler) insanlarin birey oldugunun, bireysel haklarini talep edebileceginin üzerinde durmaz. Hatta kimbilir belki de bireyleri onun icin fazla bilinclendirmiyorlar ki üst kademe elestirilmesin. "Takdir edebilecek seviyede" birakiliyor insanlar.

Mesela "iktiran" mevzuu hic islenmiyor degil mi?

Insanlar , islami bir hayat yasamazken bir A cemaati vasitasiyla Islam´la müserref oluyor, bu noktada bence Iktiran mevzuu insanlara anlatilmali ki A cemaati= islam anlayisi olmasin.

Bir de su "abicilik" anlayisi var ki hemen hemen tüm nur cemaatlerinde var bu.

Allah sonumuzu hayir etsin. Yalniz su da var:

"Tugla tek basina duvar olmuyor", demistiniz bir yerde. Iste, organizasyonlar mükemmel yapiliyor, isler tikir tikir yürüyor ki bütün elestirilerimi hice indiren de budur.

Saygilar.

Ben bir Azeriyim. Bir Turk okulu mezunuyum. Keske Allah Gulen Efendi'yi Azerilere gonderseydi. Siz onun kadrini bilmiyorsunuz, nerden bileceksiniz? Ben dini ve Turk oldugumu bu okuldan ogrendim. Kusura bakmayin ama Ataturk'un Lenin'den bir farki yok.

Yorum Gönder

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını dikkate alınız.

 

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca