November 19, 2006
Atilla Yayla'nın Kemalizm Eleştirisi
Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir haberde, 'İzmir'de AKP'nin düzenlediği panele katılan Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Atilla Yayla'nın, Kemalizm ve Atatürk hakkında söylediği' sözlerin tepki çektiği ifade ediliyor.
Habere Yayla'nın sözlerinin alıntılandığı kısım şöyle:
Prof. Dr. Yayla, konuşmasında, “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder” dedi. Türkiye'nin AB süreciyle ilgili de “İleride artık bizlere ‘Neden her yerde bu adamın (Atatürk) heykelleri, fotoğrafları var?’ diye soracaklar. Üstünü örtemezsiniz. Bu mutlaka tartışılacaktır” dedi.Prof. Dr. Yayla, ulu önder Atatürk hakkında söylenen ‘Türkiye'yi Ortaçağ karanlığından kurtardı’ yönündeki ifadeler için de “Bir kere Ortaçağ tarihi İslam dünyasını değil, Avrupa'yı ilgilendirir. Cumhuriyet dönemini bir bütün olarak düşünemezsiniz. Cumhuriyet dönemi soyut bir öznedir. Soyut özneyi yüceltmek anlamsız. 1925- 1945 ile 1950 sonrasını aynı değerlendiremezminiz. Bu dönemler birbirinin panzehiridir” dedi. Prof. Dr. Yayla, Kemalizm'le ilgili olarak da “Kemalizmle ilgili tezime karşı bir tez bekliyorum. Ancak umutlu değilim. Önemli olan bu tartışılsın ama kavga ortamı doğmasın. Kemalizm medeniyeti çözücü bir süreçtir” dedi.
Yayla'nın sözleri siyasal bilimlerden bir parça nasibini almış herkesin malumu olsa da, Kemalizmi (sonundaki üç harfe bakarak) bir tür 'ideoloji' zannedenlerin bu ifadeleri kabul edilebilir bulmaları elbette mümkün değil. Zaten yine Hürriyet gazetesindeki habere göre İzmir'de yayın yapan bir mahalli gazete Profesör Yayla için 'vatan haini' yakıştırmasında bulunmuş bile.
AK Parti yetkililerinin misafir ettikleri kişi hakkında söyledikleri sözlerin de elle tutulur bir yanı yok. Zira habere göre, 'AKP İzmir Milletvekili Zekeriya Akçam, Prof. Dr. Yayla'nın sözlerinin sadece kendisini bağladığını, bu ifadelerin partiye mal edilmemesi gerektiğini' söylemiş:
Akçam DHA muhabirine yaptığı açıklamada, “Son derece üzgünüm ve şaşkınım. Bu sözler talihsiz. Ancak Prof. Dr Yayla'nın bu sözleri ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeli ve partiye mal edilmemeli. Ben kendisini tanımıyorum, masa başında tanıştık. Söylediklerine kesinlikle katılmıyorum. Tezine de itiraz ettim. Bir partinin çatısı altında böyle konuşmamalıydı. Gitsin reklamını başka yerde yapsın, onun yeri burası değil” dedi.
Haberde yorumları aktarılan bir diğer AKP yetkilisi ise AKP Gençlik Kolları İzmir İl Başkanı Zafer Kürkçü:
AKP Gençlik Kolları İzmir İl Başkanı Zafer Kürkçü ise Prof. Dr. Yayla'nın YÖK'te bir öğretim üyesi olduğunu, devletle kavgalı olmadığını, hakkında açılmış dava da bulunmadığını belirterek, konferansa görüşlerini bilmeden davet ettiklerini öne sürdü. Kürkçü, “AKP olarak panelistlerin söyledikleri sözlerin sorumluluğunu almayız. Onu bir söz üstadı olarak davet ettik. Ancak sözlerine dikkat etmeliydi” dedi.
Her misafir konuşmacının sözlerinin partiyi bağlaması elbette düşünülemez. Ancak söz konusu parti yetkisinin oraya davetli olarak gelen bir konuşmacı hakkında, 'Onu bir söz üstadı olarak davet ettik. Ancak sözlerine dikkat etmeliydi.' gibi bir açıklama yapabilmiş olması tek kelimeyle terbiyesizlik.
İzlenimler blogu yazarı Fethi Sipahi Tan, böyle bir durumda söylenebilecek en iyi sözü söylemiş: 'Olur, bir dahaki sefere dikkat eder, sizin eline vereceğiniz matbu metni okur.'
Okuyucu Yorumları (2)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Eğitim
- Ekonomi
- Göze Çarpanlar
- Kısa Kısa
- Politika
- Resmi İdeoloji
- Röportaj
- Medya Defteri
- Alt Beyin
- Deep Waters

Öncelikle Prof. Yayla'ya katilmadigimi belirtmek isterim.
Ardindan, eger "bu adam..." diye bir tabirde bulunduysa, "o adam"in kurdugu ve temellerini attigi bir devlette profesörlük ünvani almis bir münevver kisinin, dili kullanirken bu denli hoyrat olmasina da sasirdigimi ve buna çok üzüldügümü belirtirim. Bir münevver, dilini herkesten iyi bilmeli ve kullanmalidir - her sartta!
Gayet tabiidir ki, ben "aforoz" etmek taraftari asla degilim ve olamam - zira bunca okuyan, arastiran ve "bilim" ile ugrasan bir insanimizin yersiz ve anlamsiz bir sekilde tecrit edilmesinden yana olamam. Sayin Atilla Yayla'nin da içerisinde bulundugu entelijansiyanin, memleketimize çok yararinin olacagini düsünür biriyim. Velakin, bu tarz cümleler bir bilim adamina yakisiyor mu? (Basinin abartili yergilerini söylemeye lüzum yoktur, onlar hep böyledir.)
Beni yazmaya sevk eden dürtü ise su fikrimi paylasmak istencidir: Bu memleket nereye gidiyor? 21. asirda konusacagimiz seyler bunlar mi olmaliydi? Toplumsal yapimiz böyle mi olmaliydi? Yazik, nereye gidiyoruz - öngörebiliyor musunuz? Bu hirlasmalar, tepismeler, dirsek göstermeler nereye varacak... Memlekete bes paralik iyiligi dokunmamis insanlar, sirf ideolojik olarak degerlendirilip yerlere göklere sigdirilamiyor; bu kisilere akilci yaklasilamiyor. Isin komik -ya da belki trajik- tarafi ise, bu insanlarin koruma kalkaninin "Atatürkçülük" olmasi. Ne topluma, ne memlekete, ne devlete, ne sanata, ne kültüre ve ne de bunlar eksenli herhangi bir gelisim sürecine en ufak faydasi olmayan insanlar, Atatürk'ü semsiye gibi kullanip her yagmurda onu "kullaniyorlar". Tiksinti ve bulanti içerisinde izliyoruz...
Heykeller konusunda, daha evvel (...) söylemistim: Bu memlekete Atatürk'ten sonra o denli benimsenen ve güvenilen bir gerçek lider gelmemistir, veyahut gelmesine engel olunmustur. Ama toplumsal gidisat gösteriyor ki bir genel buhrana dogru sürükleniyoruz, ben yine ve son kez bu tarz-i liderin ortaya çikacagini hissediyorum. Ama onun disinda sunu söyleyelim, Atatürk engin bir egotizm içerisine hapsolmus bir kimse degildi. Birçok lüzumsuz sifati elinin tersi ile ittigi bilinen bir seydir. Onun yasadigi dönemde her yerde heykelleri de yoktur; sadece banknotlarin üzerinde ve devlet dairelerinde resimleri; Istanbul, Ankara ve -yanilmiyorsam - Izmir'de heykelleri vardir. Bilinir bir seydir ki, vefatindan sonra Cumhurbaskani olan Inönü onun resimlerini banknotlardan ve devlet dairelerinden kaldirmis, yerlerine kendi resimlerini koydurmustur. Bu da normaldir, zira bilimsellik böyle olur. Atatürk'ün gösterdigi kilavuzlar bilim ve fen ise, isler böyle yürür. Fakat Atilla Beyefendi'nin "müspet devir" telakki ettigi dönemde (1950 sonrasi dönem) isler tam tersine dönmüstür. Banknotlarin üzerine Cumhurbaskanlari degil, yalnizca Atatürk'ün resmi basilmistir. Gerici zihniyettekilerin fiili tahribatlarina ugrayan Atatürk heykellerini korumak için Atatürk'e özel kanun çikarilmistir. Atatürk put haline DP zamaninda getirilmistir. Her devir öncekini arattigi için de Atatürk gittikçe daha da büyümüstür. Engellenemez bir haldir, zira her seferinde daha "cüce"ler yönetime gelmistir. Atatürk gibi bir devin gölgesinde yok olmuslardir, buna mahkumdurlar. Halk da Atatürk'ü belki yasadigi dönemden daha fazla benimsemistir ve onu daha fazla koruma ihtiyaci hissetmistir. Bunun suçu kimindir? Atatürk'ün mü, yoksa Atatürkçü Düsünce'nin mi? Bunun tek kabahati beceriksiz yönetimlerin ve son devirde kahraman ilan edilen beceriksiz politikacilarindir.
Üzüntülerim çogalirken, -inancim geregi- Atatürk'ün kemiklerinin sizladigini düsünmekteyim. Her yeni gelisme sunu gösteriyor ki, gerilere gidiyoruz - hem de dolu dizgin. Para ve teknoloji çogaldikça, onur ve haysiyetten ödün vererek "geriliyoruz". Akil disi, bilim disi düsünce yapilari ile geriliyoruz, her iki safta da gericiler var. Ama beni daha çok üzen, gericiligi "Atatürkçü" oldugunu iddia ederek yapanlardir. Herseye Atatürk'ü alet ederek, onun üzerinden kendini pazarlayanlardir. Bu memlekete hiçbir sey vermeyip, bilakis onun üzerinden geçinip - onun kanini emip, yeri ve zamani ayarlayarak Atatürk çigirtkanligi yapanlardir. Yineliyorum, soruyorum: Nereye gidiyoruz?
Memleketim beni gittikçe daha fazla ürkütüyor, olacaklardan çekiniyorum. Gelecek beni dertlere gark ediyor... Üzülüyorum.
---
NOT: Prof. Atilla Yayla'ya da gönderilmistir.
Atilla Yayla hocamızın bugün başına gelenler fikir hürriyetinin neresinde olduğumuzun da ifadesidir.
Bizler Şark toplumuna aidiz ve bu "Batılılaşma" gayretleriyle değişecek bir şey değildi,nitekim değiş(e)miyor. Bir şahsa yahut kavrama kudsiyet izafe ediyoruz, bundan sonra o kavramı yahut şahsı tanıma şansından fersah fersah uzaklaşıyoruz. Ona (fikir yahut şahsa) muhalif olmak isteyenler heykellerini kırıyor, sempatizanları ise heykellere selam seramonileri düzenliyor. Bu esnada gerçeği ıskalamaya devam ediyoruz.
Atatürk'ü tanıma fırsatı bulamıyoruz. Ya sevmek zorundasınız ya da nefret etmek. Fikirlerini araştırmak, sorgulamak, tartışmak, inkar etmek hakkına sahip değilsiniz.
Atatürk önümüzde bir mes'ele olarak dururken bir de Kemalizm mes'elemiz onun hemen arkasında yerini alıyor. En tepede ise Demokles'in Kılıcı gibi sallanan 5816.
Atatürk bir ilah değildi, din adamı da değildi.
Atatürk bir fikir adamı da değildi.
Atatürk bir askerdi, bir devlet adamıydı.
Dolayısıyla Atatürk'ün fikirleri bir "izm" olarak lanse edilemez, savunulamaz. Kendisinin de böyle bir iddiası olmamıştı.
Atilla Yayla Hocamız herşeyden önce bir bilim adamı bir entelektüeldir. Daha ağzını açmasına imkan vermeden "vurun abalıya" tavrı, "Atatürk düşmanı" nitelemeleri, mahkeme kapıları...
Orta Çağı ifade ederken denilir ki bilim geri plana atılmıştı,dogmalarla hükümler verilirdi,bilim adamları konuşturulmazdı,muhalif fikir ileri sürenler taşlanırdı, Engizisyonlar'da süründürülürdü, öldürülürdü (Avrupa'da).
Şimdi soruyorum; yaşadığımız Çağın adı nedir?