derinsular.com
Derin Sular: Memorandum
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

August 16, 2006

Washington D.C.'de Savaş Karşıtı Yürüyüş ve Jay McGinley

Karşı-gösteri - 12 Ağustos 2006

Günübirlik bir seyahat kapsamında Washington D.C.'de (hiçbir siyasal kaygı gütmeden) gezinirken, Beyaz Saray'ın hemen yanındaki 15. cadde ile New York Bulvarı'nın kesiştiği köşede yaklaşık 10 kişilik bir grubun pankartlı ve megafonlu gösteri yaptığını gördüm. İslam karşıtı pankartlarda son derece provokatif ifadeler yer alıyordu:

'Muhammed, Sahte Peygamber, İsa'nın Tanrı'nın oğlu olmadığını ve öldükten sonra dirilmediğini iddia etti'

'İsa, Yahudilerin Kralı'

'Biz oğlunun ölümüyle Tanrı'yı kabul ettik. Allah'ın oğlu yok.'

Aynı gün Beyaz Saray önünde Lübnan ve Filistin'in işgalini protesto eden bir gösteri yapılacağını bildiğim için, bu küçük grubun bir tür karşı-gösteri amacıyla orada bulunduğunu anladım. Bu gibi olaylar oldum olası fazlasıyla ilgimi çektiği için de, derhal arabamı yakında bulunan bir otelin otoparkına bırakıp, fotoğraf makinemle o noktaya yöneldim.

Karşı-gösterici grubun bulunduğu kavşaktan Beyaz Saray ile Lafayette Parkı arasında bulunan Pennsylvania Bulvarı. Beyaz Saray resmin çekildiği yerine 200 metre kadar ilerisinde, yolun sol tarafında yer alıyor. Lafayette Parkı ise yolun sağında. Fotoğraf, yürüyüşcüler Beyaz Saray'dan resmin çekildiği noktaya gelmeden kısa bir süre önce çekildi.

Karşı-gösteri planı tahmin ettiğim gibiydi. Beyaz Saray'ın kuzey kanadındaki Lafayette Park'ta buluşan savaş karşıtı binlerce gösterici yürüyüş başladığında (güzergahları gereği, 2 no'lu resimdeki yoldan) o noktaya gelecek ve bu protestoyla karşılaşacaktı.

Sonuçta fena plan sayılmaz... Ancak amaçlanan tam olarak neydi orasını kestirmek zor. Zira insanların fikirlerini değiştirmenin en zor olduğu durumlardan biri de, aynı görüşten binlerce insanın bir araya gelerek oluşturduğu kitle ruh halinin tesirinin söz konusu olduğu şartlardır.

Zaten megafonu elinde tutan şahsın pankartları aratmayan ifadeleri de iknadan ziyade 'psikolojik boşalım' kaygısının ön planda olduğunu gösteriyordu. Zira etraftaki (henüz nisbeten az sayıda olan) müslümanlara, sanki ötelere gitmiş de gelmiş gibi, 'İncil'e inanmanız lazım. Hepiniz cehennemde yanacaksınız. İsa tanrıdır. Muhammed'i de cehenneme atacak zaten.' gibi sözler sarf ediyordu.

Karşı-Gösteri

Bu küçük ama ilginç grubun fotoğraflarını çektikten sonra kavşağın çapraz köşesinde yeni tanıştığım Amerikalı bir kadınla sohbet etmeye başladım. Orta Doğu'da zaman geçirmiş olan her Amerikalı gibi, o da ABD'nin dış politikasının tutarsızlığından ve İsrail söz konusu olduğunda uygulanan çifte standartlardan rahatsızdı. Türkiyeli olduğumu duyunca inanamadı. Zira Türkiye'deki bir kolejde İngilizce öğretmenliği yapmak üzere ülkemize gelmeyi düşünüyormuş. Biz sohbetimize devam ederken, megafonlu/şapkalı amca da giderek daha da hırçınlaşıyordu - ve tam da o anda çok hoş bir olay yaşandı...

Konuşmakta olduğum Amerikalı kadının hemen önümüzde duran (ve eşi olduğunu tahmin ettiğim) kişi, trompetini karşı tarafa döndürdü ve John Lennon'ın ünlü şarkısındaki 'All we are saying is give peace a chance' kısmının melodilerini çalmaya başladı. Şapkalı amca ve küçük grubu haricinde orada bulunan herkesin bir anda kahkahalarla gülmesine neden olan bu 'karşı' 'karşı-protesto', aynı anda birden fazla anlam ifade ediyordu. Megafonun sesini neredeyse tamamen bastırması itibariyle son derece efektif olması bir yana, İncilli amcaya lisan-ı musiki ile şunları söylüyordu adeta: 'Sen ilgisiz konular hakkında bağırıp çağırıyorsun ama bu konu aslında çok basit. Biz sadece insanlar ölmesin, barışa da bir şans tanınsın istiyoruz.'

All we are saying is give peace a chance...

Zaten çok sayıda Amerikalının da katıldığı, masum insanların ölmesinin önüne geçilmesini talep eden bir protestoya sadece 'İncil' açısından yaklaşmak biraz fazla aptalca değil mi? Hem ne demiş 10 Emir: 'Thou Shalt Not Kill!'

Savaş Karşıtı Yürüyüş

İlerleyen dakikalarda protestocular bulunduğumuz kavşağa yaklaşmaya başladı. Amerikalı solculardan oldukları her hallerinden belli olan amigolar, megafonlarıyla tezahüratları yönetiyorlardı:

''Free, free Lebanon.'

'Free, free, free, free, Lebanon.'

'Free, free Palestine.'

'Free, free, free, free, Palestine.'

'Occupation is a crime.'

Büyük ihtimalle Washington D.C.'de oturanlar için her gün görmeye alışık oldukları onca protestodan biriydi sadece. Polis sayısı çok çok az olmasına rağmen, herhangi bir şiddet girişimi de söz konusu olmadı. Bütün bunlar sevindiriciydi elbette. Zaten Hizbullah yanlısı kimi pankartlar haricinde rahatsız edici herhangi bir şeyle de karşılaşmadım. (Particiliğe kaymayıp, sadece savaş ve Lübnan'ın haksız yıkımına odaklanılsa daha doğru olurdu diye düşünüyorum. Ama gösteride 'Stop Israel, Stop Hezbullah' gibi pankartların da yer aldığını belirtmek lazım.)

Savaş Karşıtı Yürüyüş

Etraftakilere sorduğumda yürüyüşe tahminen üç ile beş bin kişilik bir katılım olduğu konusunda herkes hemfikir gibiydi. Müslümanların yoğun olarak bulunduğu Michigan gibi uzak eyaletlerden pek çok insan da sadece bu yürüyüş için o gün oradaydı diyebilirim rahatlıkla. Gösteri alanında hiçbir Türk'e rastlamadım. Herhangi bir Türk derneğine ait bir pankart da yoktu. Elbette o gün orada hiç Türk yoktu diyemem. Mutlaka vardır. Ancak ABD'deki Türk derneklerinin diğer müslümanlara, hele hele Araplara son derece uzak durmaya çalıştıkları da bir gerçek.

ABD'nin pek çok eyaletinde bulunan ve baş harflerle ifade edilen kısaltılmış isimlerinin birbirine epey benzediği göz önüne alındığında insanın aklına ister istemez, 'Sakın bunların hepsi tek elden yönetiliyor olmasın!' gibi şeyler getirten Türk dernekleri hiçbir işe yaramıyor da değiller elbette. Aileleri gerekli eğitimi vermediği, ya da 'hava olsun diye' kendileriyle İngilizce konuştuğu için Türkçe'yi hepten tarzanca konuşan Türk çocuklarına Türkçe öğretiyorlar mesela. Arada sırada da Türkleri bir araya getirip hasbihal ediyor, Türk hanımların yapıp getirdikleri Türk poğaçalardan falan yiyorlar. Bir de tabii, hepsinden önemlisi, 29 Ekim'lerde 'Cumhuriyet Balosu' düzenleyip dansöz oynatıyorlar. Gerçi göbek dansı Orta Doğu'ya ait olduğuna göre, 'Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!' demek de mümkün elbette. Ama en azından gerici demezler, öyle değil mi?

Savaş Karşıtı Yürüyüş
Savaş Karşıtı Yürüyüş

Konuya geri dönelim...

Yürüyüşçüler, bizim(!) küçük gruba yaklaşmaya başlayınca, kendilerini korumak üzere orada bulunan 6 motorsikletli polise, bir o kadarı daha eklendi. Bu yeni ekip, motorsikletleriyle tek sıra olarak, küçük grup ile yürüyüşcüler arasında bir hat oluşturdular.

Polis Hattı

Yürüyüşçülerin tezahüratları nedeniyle megafonun sesi hepten güçlükle duyulmaya başladığından, mikrofonu şapkalı amcadan devralan sakallı amca, zaman zaman hepten yırtına yırtına kalabalığa bağırmaya, 'Hepiniz cehenneme gideceksiniz', 'Amerika hıristiyandır' gibi tuhaf sözleri tekrarlamaya başladı. (O ne aşk-u şevk idi öyle, ya rabbi!)

Küçük grup ile yürüyüşcülerin karşılaşmasıKüçük grup ile yürüyüşcülerin karşılaşması

Kalabalıktan ötürü küçük grubumuzu ancak kavşağa geldiğinde fark eden ve tepkisini göstermek için sayılı saniyeleri olan yürüyüşçüler, megafonlu amcanın sözlerine reaksiyonlarını üç şekilde dile getirdiler:

1- Hep bir ağızdan 'Racist, racist...' (ırkçı) şeklinde tezahürat yaparak.

2- Yuhalayarak. (Booo.....)

3- Tekil olarak, o gürültüde anlaşılması zaten mümkün olmayan şeyler bağırıp çağırarak.

Birinci tepkiyi daha çok Amerikalıların, üçüncü tepkiyi ise daha çok Orta Doğuluların verdiğini de üzülerek belirtmiş olayım. (İkinci tepki eşitti.)

Küçük grubumuzdan birinin taşıdığı aşağıdaki pankarta bakıldığında, ABD'de (ve dünyada) benzerine sıklıkla rastlanabilecek bir mentaliteden çok net izler görmek mümkün. Kendi adıma bilhassa mormonların - hem de büyük puntolarla - belirtilmiş olmalarına 'İnsaf' dedim. Adam kendi halinde yaşayıp gidiyor, kimseye bir zararları yok, sineği bile incitmezler, içki sigara dahi kullanmazlar, bir tek Pazar günü olsun kiliseyi kaçırdıkları görülmüş şey değildir - ne yani şimdi, onlara da mı rahat yok? (Allah kimseyi şaşırtmasın.)

Marjinal grubun tuhaf pankartı
Savaş Karşıtı Yürüyüş

Küçük grup hakkında belirtmek istediğim son bir şey var.

Hürriyet gazetesinde DHA Washington muhabiri Salih Zeki imzasıyla yayınlanan haberde bu gruptan söz edilmiş:

Göstericilerin güzergahı üzerinde toplanarak müslümanları aşağılayan pankartlar taşıyan bir grup da ellerinde incillerle göstericelere 'Hepiniz cehenneme gideceksiniz' diye bağırdı. İslamiyeti aşağılayan pankart ve ifadeleriyle müslüman göstericilerin tepkisini çekmeyi amaçlayan gruba müslüman göstericilerden bazıları müdahale etmek istedi. Ancak alınan güvenlik tedbirleriyle büyük bir olayın çıkması engellendi.

Bu haberde olayın abartıldığını belirtmek zorundayım. Belki benim görmediğim bir anda birkaç kişi gerçekten de müdahale etmek istemiştir ve güvenlik güçleri engel olmuştur. Ama 'büyük bir olayın çıkması engellendi' sözü tamamen bir mübalağa. Orada, resimlerden de görüldüğü gibi, sadece 10-15 tane polis vardı. Resimlerin haricinde de, kavşağın orta yerine park edilmiş bir polis arabası. Binlerce kişiyi 15 polisin durdurması ve büyük bir olayın engellenmesi herhalde pek kabul edilebilecek bir şey değil. Böyle bir şey olmuşsa bile, 'en fazla' bir iki kendini bilmezin taşkınlığıdır, bir iki kişinin durdurulması da, orada bulunmayan insanlara 'büyük bir olayın çıkması engellendi' diyerek aktarılmaz.

Yürüyüşçüler uzaklaştıktan sonra Beyaz Saray'ın önünde ilginç biriyle daha karşılaştım: Jay McGinley.

McGinley, o gün itibariyle 82 gündür Beyaz Saray'ın önünde Sudan'ın Darfur bölgesinde yaşanan soykırım için oturma eylemi yapmaktaymış. Dahası, McGinley son 30 gündür de açlık grevindeymiş.

Yürüyüş sonrası Beyaz Saray

McGinley'in düzenli olarak güncellenen üç tane de blogu var.

Aramızda geçen konuşmanın bir kısmı şöyleydi:

'Neden Darfur için böyle bir şey yapmaya karar verdiniz?'

'Çünkü orada kardeşlerimiz her gün ölüyor ve bunun için bir şeyler yapmalıyız.'

'Peki neden Darfur da başka bir yer değil?'

'Aslında bu çok aptalca bir soru. İnsanın hassasiyet duyduğu bir konuda bir şeylerin değişmesi için gayret göstermesi çok doğaldır.'

'Bu şekilde söylediğinizde elbette öyle. Ama genellikle insanların başına bir şey gelir ve bu tecrübenin ardından o konu onlar için fazlasıyla önem kazanır. İnsanın yanlış uygulamalar sonucunda bir yakınını kaybetmesi gibi.'

'Bir gün New York Times'ın (Darfur hakkındaki haberleriyle Pulitzer ödülüne layık görülen) Nicholas Kristoff adlı muhabirinin yazdığı bir makale okudum ve kalbime bir şey saplandı ve bir daha oradan hiç çıkmadı. Kendi kendime dedim ki, Ruanda'da katliam yaşandığında hiçbir şey yapmadım. Kamboçya'da katliam yaşandığında hiçbir şey yapmadım. Ama bu sefer yapacağım. Soykırım en ağır insanlık suçudur ve 4 milyon insanın hayatını kurtarmak için bir şeyler yapmalıyız.'

'Herkes bu kadar derin bir şekilde hissedebilme kapasitesine sahip değil.'

'Ama hissetmeliyiz. Hepimiz insanız ve kardeşiz. Oradakiler de bizim kardeşlerimiz. Şu anda dünyada çok az bir maliyetle bu kadar insanın hayatının kurtarılabileceği ikinci bir durum yok.'

Jay McGinley

Eskiden, İslamiyet öncesinde, Araplar 'nazar değdirmek' istediklerinde uzunca bir süre bir şey yiyip içmezlermiş. Ardından bir deveye bakıp, 'Adamın ne kadar da güzel bir devesi var' dediklerinde, o deve oracıkta düşer ölürmüş.

'Bedene gem vurulduğunda ruhun öne geçmesi/güç kazanması' düşüncesi bütün mistik inanç sistemlerinde yer alıyor.

Bir aydır açlık grevinde olan Jay McGinley ile konuşurken bunu çok yakından hissettim.

Kendisini üzen sorular sorduğumda benim de içimi bir sıkıntı kapladı. Manevi bir yumruk yemiş gibi oldum. Kendisiyle vedalaştıktan sonra bir süre daha bu hal devam etti.

Kendisini bir amaca adayabilen, sürekli başkalarını suçlamak yerine 'Ben ne yapabilirim' diyen ve o amacın gereklerini yerine getirebilme adına her türlü zorluğa göğüs germekten çekinmeyen insanlara imreniyorum.

Sarı pankartta sözü edilen 'Party Animal'lara gelince...

Sakallı amca haklı: 'Hepiniz cehenneme gideceksiniz!'

(Serdar Kaya, Derin Sular Haber / Washington D.C.)

| Yorumlar (16)

Okuyucu Yorumları (16)

En azından duyarlı insanlar hala var...

'Biz oğlunun ölümüyle Tanrı'yı kabul ettik. Allah'ın oğlu yok.'

Bu ifadeyi görünce şu çizgi roman aklıma geldi:

http://www.chick.com/reading/tracts/1535/1535_01.asp

DerinSular okurlarının da gülüp eğlenmeye hakkı var değil mi?

Çirkin müslümanın yakışıklı hristiyanın sözleri karşısında nasıl bir anda döndüğüne dikkat!

Madem Derin Sular okurlarının da gülmeye ihtiyacı var bir katkı da benden:

http://ecebee.blogspot.com/2006/07/allah-takm-tutar-m.html

Papazın gözlere dikkat!..

"Zaten Hizbullah yanlısı kimi pankartlar haricinde rahatsız edici herhangi bir şeyle de karşılaşmadım."

Bu particilik değil. Hizbullah vatanını savunan bir örgüt. Savaş durumlarında particilik olmaz.

Ilk karikature bakarken yakisikli hristiyan amcanin cebinden soz konusu heykelin resmini cikardiginda aklima nedense Ayse Teyzeli Ace reklamlari geldi ve gulumsedim.

Sayın Derinsular,

Süper bir haber olmuş. Orada o mitingde bulunmuş kadar oldum. Bu tip canlı performansların devamını diliyorum...

VolkanS beyin linkine çok güldüm. Ama bizde de benzer şeyler var. Allah'tan Malkoçoğlu'nu, Battal Gazi serisini İngilizce'ye çevirmiyorlar. Yoksa Bush haçlı seferlerinin rotasını bize kaydırabilir.

Suat beyin verdiği linkte ise yarıldım... O işareti "akıllı tasarım" ispatlandığında evrimcilere yapmak isterim. Gerçi evrim teorisinin her sendelemesinde yapıyorum zaten ama olsun...

Çok güzel bir haber olmuş, teşekkürler.

İlahi Derin Sular bey,

Hala Hürriyet haberlerini ciddiye alıp, düzeltmeye çalışıyorsunuz ya bravo! Değdi mi bu kadar masrafa? Lütfen sizi ne şartlarla oraya yolladığımızı biliniz ve gerçek bir muhabir gibi haberler yapınız. Yoksa size gönderdiğimiz maaşınızı keseceğimizi üzüntü ile bildiririz.

PS: Sen de haklısın ama ne diyeyim. Bizim maaşları da AD ödüyor :)

Baştan sona merakla okuduğum bir yazı idi. Çok teşekkürler Serdar bey. Ben de gitmiş kadar oldum. Bütün yargılarınıza da katılıyorum ancak bir ifade dikkatimi çekti.

"Birinci tepkiyi daha çok Amerikalıların, üçüncü tepkiyi ise daha çok Orta Doğuluların verdiğini de üzülerek belirtmiş olayım. (İkinci tepki eşitti.)"

Bu gerçekten böyle mi oldu? Gerçi oldu ise de birşey kanıtlamaz ama biraz "oryantalist" eğilimler sezdim. Ama gözlemdir neticede. Şaşırdığımı itiraf edeyim.

Aslında tepkilerdeki farklılık son derece doğal. Hatta Arap-Amerikalıların böyle bir tahrik karşısında tamamen aynı reflekslere sahip olmaları şaşırtıcı olurdu.

Nedenini Murat Karun'un yazılarından öğrenebilirsiniz:
http://muratkarun.blogspot.com

Hi. I wish I had some idea of what I am quoted as saying here. :-)

Jay

Hello Mr. McGinley!

I will do my best to email you a translation soon.

SK

Sayın Derin Sular,

Nefis bir yazı olmuş; üşenmeyip uzun uzadıya kağıda döktüğünüz için en azından kendi adıma teşekkür ederim.

And it feels quite exalting to see Mr. McGinley, who becomes almost a legendary figure within the text, here; greetings to you, Mr. McGinley!

Hello friends. Thank you for your help. Please see the new blog:
http://www.DarfurDyingForHeroes.blogspot.com

Your brother, jay

Gerçekten güzel bir haber olmuş. Tebrikler.

Hz. Muhammed en değerli insandır.

Yorum Gönder

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını dikkate alınız.

 

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca