June 20, 2006
Eğitim ve Uzmanlık
Hangi saha söz konusu olursa olsun, örgün eğitim ile edinilen bir 'diploma' ile söz konusu alanda 'uzmanlık' arasında direkt bir ilişkinin zorunlu olmadığının farkına varılması gerekiyor.

Uzmanlık, kişinin bir branşa gönül verip, o branşta uzmanlığı, getirileri nedeniyle değil, bizzat branşa duyduğu ilgi nedeniyle, bir parça bencil bir yaklaşımla, araç değil, amaç olarak benimsemesiyle gerçek anlamda mümkün olabilen bir şey. Diploma ise, kişinin kendisine değil, 'başkalarına' yönelik olan ve iş hayatında (özellikle ilk aşamada) bir tür kabul (recognition) işlevinden öte bir anlam ifade etmeyen bir belgeden ibaret. Diplomaya eskilerin 'şehadetname' demiş olmaları, bu yönüyle son derece isabetli sayılabilir.
Gerçek şu ki, ömründe okul görmemiş bir insan, gerekli yeteneğe (ve imkana) sahip olmak ve gerekli özveride bulunmak kaydıyla sahasında bir otorite olabilir. Günümüzde diploma daha çok 'işe girme adına bir öngereklilik' olarak görüldüğünden, mesleğine gerekli saygıyı göstermeyen ve dolayısıyla sahasına hakim olmayan pek çok diploma sahibiyle karşılaşmak artık gayet olağan. Eğitim, bu açıdan, hem 'günün şartları gereği', hem de 'günün şartları seviyesinde' sahip olunması gereken bir şey olup çıkıveriyor karşımıza.
Sabah gazetesi yazarı Mehmet Altan, geçtiğimiz günlerde yazdığı bir yazıda alınacak eğitimin seviyesi konusunu (eleştirel anlamda olmasa da) özetliyor:
Örneğin ABD'de üniversite meslek için artık yeterli sayılmıyor.Üniversiteye gidenler, genel bilgi yanında, kendilerinin eğilimli olduğu disiplinleri görüyor. Eğer bir öğrenci İktisat Fakültesi'nden yüksek bir ortalamayla mezun oluyorsa "iktisatçı" sayılmıyor. İktisada eğilimli sayılıyor. Peki, mesleki eğitimini nerede tamamlıyor? Mastır ve doktorada...
…
Nitelik eskiden lise düzeyinde idi, şimdi ileri ülkelerde üniversite düzeyine yükseldi. Üniversite eğitimi de bir merhale ilerledi. Lisans üstüne tırmandı. Bu nedenle ABD'de üniversiteyi farklı bir dalda görüp, lisans sonrası eğitimle çok farklı bir mesleği edinmek olası.
Üniversitede işletme okuyup, lisans üstü eğitimde mühendis olabilmeniz de bu yüzden. Bugünkü formel eğitim muhteva değiştirirken, sanayi dönemi anlayışı da adım adım kaybolma yönünde.
Mehmet Altan'ın ifadeleri, eğitim alanında günümüzdeki trendleri yansıtıyor. Ancak konu bir başka açıdan değerlendirildiğinde, bütün bunlardan, uzmanlık kavramının, popüler anlamda, 'piyasa şartları gereği' yeterli görülen bilgi ve tecrübe seviyesine sahip olmakla tanımlandığı söylenebilir. Halbuki bu tanım, gerçek manada bir uzmanlıktan epey uzak.
Evet, bir lise diplomasına sahip olmak, eskiden 'iş bulma' adına yeterli olabiliyordu. Ancak buradan hareketle o zamanki lise mezunlarının (kişisel bir gayret göstermedikten sonra) lise seviyesindeki bilgilerle herhangi bir uzmanlığa sahip olabileceklerini düşünmek elbette zor. İşin bu kısmına herkes katılsa da, aynı şeyin günümüzde yüksek lisans ve sonrasında verilen bilgilerle yetinen bir insan için de geçerli olduğunu kimse görmek istemiyor.
Bütün bunlar, uzmanlık kavramını popüler ve operasyonel düzeyde algılıyor olmamızdan kaynaklanıyor.
Eğitim konusunda günümüzdeki standart, lisans seviyesinden lisans üstüne çıkmış. İyi, güzel... Peki toplumun geneline hakim olan anlayış çerçevesinde, (kim olduğuna bakılmaksızın) lise mezunlarının küçümsenmesi, buna karşılık, yüksek öğrenim görüp dolgun maaşla işe başlayanların eğitimli ve başarılı sayılması 'bilgiye' değil, 'paraya' ve 'itibara' ehemmiyet veren bir kültürü ima etmiyor mu?
Şimdi bazılarına alakasız gelecek ama, üniversitenin birine dört sene gitti (ya da bir mastır yaptı) diye iş bulmaya doğal hakkı olduğunu zanneden kapitalizm düşmanı ahmaklara sormak lazım: 'Einstein olmak istediniz de mi olamadınız?'
Okuyucu Yorumları (4)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Eğitim
- Ekonomi
- Göze Çarpanlar
- Kısa Kısa
- Politika
- Resmi İdeoloji
- Röportaj
- Medya Defteri
- Alt Beyin
- Deep Waters

Çok güzel bir konuya değinmissin. Burada toplumdan farklı olarak işveren kesimdeki kişi ve kurumların da bu zihniyetin oluşmasında payı var. Genelde işi girecek bir elemanda aranan vasıflar üniversite diploması, ingilizce ve estetik dilde söylenen bir sürü laf kalabalığı yapan şeyler. Durum böyleyken toplumda da diplomayı bir eğitim sonucu değil de işe alınma belgesi olarak görüyorlar. Hal böyle olunca da üniversitelerde bir sürü alanı dışında okuyan, bir sürü boşa okuyan insan ortaya çıkıyor.
Bunun dışında zaten sevdiği alana aşık adamların bir yerlerde okuyup okuması pek bir etki etmiyor. Eskilerden bir örnek Peyami Safa, ilkokul 2.sınıfa kadar okumuş ama ortaya koyduğu eserler ortada. Bunun gibi bir çok örnek verilebilir.
Şahsen benim gözümde pek bir değeri yok üniversite okumanın. Biliyorum ki okuyanların büyük bir kısmı sırf iş imkanı için diplomasına okuyor.
Kültürel boyut da önemli. Pek çok insan sırf "okumuş" olmak için okuyor. Zaten üniversitelerin ne iş hayatıyla ne think-tank'lerle ne de mesleki gruplarla ilişkisi var. Sonuç da böyle olur tabi...
Günümüzde doğan Cüceloğlu'nun üstüne bir kitap yazdığı "-mış gibi yaşamak" durumu o kadar karşıma çıkıyor ki, sanırım bu da onlardan biri. Günümüzde çok az insan gerçekten kendi hedefleri amaçları istekleri doğrultusunda okuyor. Sonuç kaçınılmaz. İnsana uygun iş mi yoksa işe uygun insan mı? Sanırım bunun üstünde durmak gerekiyor. Bir insan'ın Einstein olma yeteneği yoksa ilgi neye yarar. Sınırları çok zorlamak gerekir.
Şu fevkalade müsait ("namüsait" demiyorum, dikkat) ahval ve şerait altında dahi iktidar partisinin Kadıköy ilçe merkezine gidip "II. Yenilikçiler Hareketi"ni başlatacak adam yetiştiremiyorsa, neye yarar bu üniversitelerin iktisat, beşeri ilimler ve hukuk fakülteleri?