December 31, 2005
Osmanlı'yı Hortlatan Adam: İhsan Oktay Anar
Puslu Kıtalar Atlası, Kitab-ül Hiyel, Efrasiyab'ın Hikayeleri gibi benzersiz kitaplara imza atan büyük yazar İhsan Oktay Anar, geçtiğimiz günlerde Amat adlı dördüncü kitabını yayınlayarak 7 yıllık hasrete son verdi. Çıkar çıkmaz edindiğim Amat'ı okumaya ancak fırsat bulabildim ve bitirdikten sonra aklımda yer eden tek olumsuz düşünce, bir sonraki kitap için bir 7 yıl daha beklemem gerekip gerekmeyeceğiydi.
Amat, bir deniz kazası sonrasında karaya vuran denizci cesetlerinin gömüldüğü kıyıda, o denizcilerin kanını ve etini emerek üç ay gibi kısa bir sürede biten meşe ağaçlarından yapılmış esrarengiz bir gemide yaşananların hikayesi. Ancak yazar İhsan Oktay Anar olunca, her ne kadar kulağa tuhaf gelse de, hikayenin kendisinin aslında bir önemi kalmıyor. Çünkü bir Anar romanının konusu hiçbir zaman bir paragrafta özetlenemez.
Anar'ın, her noktasına okült öğeler serpiştirdiği romanlarının her biri, içinde barındırdığı çok sayıda hikayecikle hayat buluyor. Esrarengiz bir üslupla kaleme alınan bu hikayeciklerde Osmanlı - ve özellikle de eski İstanbul - diriliyor. Gizli ilimler deryasının mahiyetine bir parça olsun vakıf bulunan ademoğullarının, İhsan Oktay Anar'ın muhtevası böylesine derin ve şahsına münhasır eserlere imza atabilmiş olmasının, ancak ve ancak, bir zaman koridoru marifetiyle asırlar öncesinin İstanbul'unun sokaklarını adımlamış olmasıyla mümkün olabileceğini düşünmemeleri için hiçbir sebep yok.
İhsan Oktay Anar'ın kitapları anlatılmaz, yaşanır. Bu nedenle, sözü ustasına teslim ederek esere kendi kendisini ifade imkanı vermek gerekli:
Kurşunlu Mahzen Kâtibi Hamamcı Musa Efendi'nin görkemli eseri Tezâkirü'l Mücrimin'de anlatıldığına göre, o zamanlar Galata'da, kulak çınlamasından kanlı basura, göbek düşmesinden sarı ve kara hummaya kadar cümle illete derman bulup Azrail'in elinden nice âdemoğlunu kurtarmakla nâm salmış Avram Efendi adında bir hekim vardı. Can kurtarmak kadar can beslemeyi de pek seven bu zât, uskumruya bayılırdı. O gece, Galata'daki camilerden okunan yatsı ezanları kanat çarpan güvercinler gibi göklere yükselirken sofra başında uskumru dolmasını tam ağzına atıyordu ki, alt katta kapısı yumruklanmaya başladı. Birkaç kişi sokaktan telaşla bağırıyordu. Hekim efendi istifini bozmadan elindeki dolmadan bir lokma daha ısırdıktan sonra kafesin arkasından karanlık sokağa baktı. Arap İmam'ın kahvehanesinin ünlü simalarından buhur mütevellisi, yedekçibaşı, selâm ağası, zindan kâtibi ve bir kayıkçı, ellerinde fenerlerle gecenin o saatinde aşağıda bekliyorlardı. Dediklerine bakılırsa, yârenleri olan Kayıkçı Recep'in gözlerinde bir tuhaflık vardı ve eğer hemen bir çare bulunmazsa adamcağız kör olup ona buna avuç açmak zorunda kalacaktı. Avram Efendi'nin yüreği cız etti. Çünkü duası makbul sayılmadığı için bu kayıkçıya kimse sadaka vermez ve bîçare açlıktan ölür giderdi. Hayırsever hekim bu yüzden, elinde dolma olduğu hâlde, basamakları gıcırdata gıcırdata aşağı inip sokak kapısını açtı. Başında gecelik takkesi, üstünde entari, ayaklarında ise terlik vardı. Muşamba fenerin ışığı altında bir inceledikten sonra, kayıkçının gözlerinin yuvalarından fırlamış olduğunu gördü. Son lokmasını yutup parmaklarını da yaladıktan sonra, adamcağızın gözlerini itip yuvalarına oturtuverdi. Kayıkçı artık karanllığa ve fakirliğe mahkûm olmaktan ebediyen kurtulmuştu kurtulmasına, ama az önce şifa bulduğu takdirde adamış olduğu horozu kesmeyi hayatı boyunca sürüncemede bırakacaktı. Vasiyetini de ancak ölüm döşeğindeyken 19 torununa beyan edecek, horozu kesmelerini yarım ağızla tembihleyecekti.Galatalı hekim Avram Efendi, ilim irfan sahibi, eyyam görmüş, iti uğursuzu, veliyi deliyi bilen bir zât idi. Besbelli ki kayıkçının gözleri büyük bir şaşkınlık sonucu yuvalarından uğramıştı. O güne kadar cin, hayalet gibi yaratıkları görmesi bir türlü kısmet olmayan hekim, ilim tutkusunun yol açtığı bir merakla kayıkçıya, gördüğü hangi şeyin onu bu kadar şaşırttığını sorduğu vakit adamcağızın cevabı oradaki herkesin aklına durgunluk verdi: Kayıkçı, Galata Zindanı'nın önünde, deli marangozu görmüştü az önce!
Okuyucu Yorumları (11)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Eğitim
- Ekonomi
- Göze Çarpanlar
- Kısa Kısa
- Politika
- Resmi İdeoloji
- Röportaj
- Medya Defteri
- Alt Beyin
- Deep Waters

"Kitabül Hiyeli" de unutmamak lazım. Efrasiyabın Hikayelerinden sonra çocuklar ve çocukluğa bakışım çok değişmişti. Keşke her yetişkin o kitabı birkaç defa okusa. İnşallah yeni kitabı bir şekilde temin edebilirim.
Bahadir Bey benden once davranmis. Ilk olarak universite yillarimda bir ders icin okumustum "Kitab-ul Hiyel"i. Anar'in hikayeleri ve resimleri ile suslu, romandan ziyade insanda eski donemlerde yazilmis bilimsel bir kitap okudugu hissini yaratan, akici bir kitap Kitab-ul Hiyel.
Anar, felsefe konusundaki bilgisini kitaplarina cok iyi tasimis. Amat'i da en kisa surede temin etmeye calisacagim.
İhsan Oktay Anar'ı tanımayanlar için 'Puslu Kıtalar Atlası' ve 'Efrasiyab'ın Hikayeleri' daha belirleyici olur diye düşünmüştüm. Malum, 'Kitab-ül Hiyel', mekanik çizimler vs. nedeniyle yanlış anlaşılmaya mahkum biraz.
Ama sanırım yine de siz haklısınız. Konu hikaye zenginliği olunca Kitab-ül Hiyel'i e unutmamak gerekirdi. Hemen ekliyorum.
Son zamanlarda pek kitap bitirdiğim söylenemez, başlayıp bırakıyorum maalesef... İhsan Oktay Anar'ı Efrasiyab'ın Hikayeleri ile tanıma fırsatı bulmuştum. Sizin de ifade ettiğiniz gibi bu benzersiz ve sıradışı kitabı, gün içinde okuyup bitirmiştim. Yazınızı ve yorumları gördükten sonra en kısa zamanda Anar'ın diğer kitaplarını da okumaya çalışacağım.
Tavsiyeniz üzerine kitabı aldım.
30 sayfa kadar okudum, garip bir tadı var.
Yazarı tanıttığınız için teşekkürler...
Anar Bey'in yalnızca Puslu Kıtalar Atlası'nı okudum, inanır mısınız bir günde! Son günlerde okuduğum en iyi kitap. içindeki öyküleri mesleğim gereği nöbet arkadaşlarıma geceleri defalarca anlattım. Beni bu kadar etkileyen bir kitap olmamıştı. Yalnız merak ediyorum, günümüzde bir insan nasıl bu kadar tasvir yapabilir, bu nasıl bir hayal gücü? Anar beyefendiyle tanışmayı çok isterdim.
Sayın Anar'ın kitabını okuduktan sonra en büyük hayalimin kendisiyle tanışmak olduğunu tahmin edemezdim. Hacettepe öğrencisiyim. İzmirliyi
m ve Sayın Anar'a ulaşabileceğim günü sabırsızlıkla bekliyorum.
Ben, İhsan Oktay Anar'ı daha yeni tanıdım. Şimdilik sadece Puslu Kıtalar Atlası'nı okuyabildim. Hayran kaldım!
Okurken, bir an için acaba yazdıkları gerçek mi yoksa masal mı diye karıştırır gibi oldum. Sanki anlattığı şeyleri bizzat görmüş gibiydi. Yeniçeriler, teşkilat-ı istihbarat-ı hümayun, tasvirler, olaylar, renkler, kişiler... Sanki canlı gibiydi hepsi!
Bu arada,kendisinin bilime ve felsefeye hakimiyetini de gözardı etmemek lazım. Kitap her bakımdan çok güzeldi ama, okuyup bitirince çok üzüldüm, çünkü kitap bir çırpıda bitti. Yani, kendisi yüzlerce sayfalık bir kitap yazsa bile o kitabı da bir çırpıda, hiç sıkılmadan okuyacağıma eminim.
Kendisinin diğer üç kitabını da bir an önce okuyacağım.
Öncelikle teşekkür ederim kitabı tanıttığınız için. Ama özellikle ilk kitaptan sonra Ihsan bey farklı hikayeleri ana hikayeye bağlıyarak romana hacim kazandırırken Efrasiyab'da sanki bir kikayeyi farklı şekillerde anlatıyor. Yani aslında ortada bir hikaye var.
İhsan Oktay Anar'ın 3 kitabını okudum. Şimdi de Efrasiyab'ın Hikayeleri'ndeyim.
Geceleri uyuyup rüya göreceğime İhsan Oktay Anar'ı okuyup rüyanın içine dalmayı tercih ediyorum. Harika bir hayal gücü var ve felsefeyi de araya katmayı çok iyi bilyor. Gelecek hayallerimin arasına onunla tanışmak da girdi. Bu kalender felsefeciyi tanıyamasam da çok sevdim. Umarım yeni kitapları yoldadır.
Yeniçağ Ozanı İhsan Oktay Anar. Puslu Kıtalarda bizi savurup duran yazar, Amat'ta iyice sersemletti. O ne kusursuz betimelemeler, ne harika karakterler ve geminin o tekinsiz büyüsü. Resmen içindesiniz geminin, resmen!