derinsular.com
Derin Sular: Memorandum
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

January 5, 2009

"Şivan biraz şarlatan bir herif. Tilki gibi bir adam!" [Süleyman Karadağ]

[STV'de Perşembe günleri yayınlanan "Tek Türkiye", Güneydoğuya ve Kürt sorununa odaklanan tek televizyon dizisi durumunda. Dizinin STV'deki sayfasında, "masum canları yakmakta oldukça becerikli, vatana düşman bir karakter" olarak nitelendirilen Şivan adlı PKK komutanını canlandıran Süleyman Karadağ ile hem Şivan, hem dizi, hem de Güneydoğu hakkında konuştuk.]

| Yorumlar (5)

November 26, 2008

Ne Olacak Sahiden?

Hürriyet gazetesi "başyazar"ı Oktay Ekşi, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın "türban açılımı"ndan rahatsız olmuş olacak ki, şöyle bir soru sorma ihtiyacı hissetmiş:

"Bu ödünü ötekiler izleyince, yani "Üniversiteden mezun olan türbanlı bir kız öğrenci kaymakam olunca neden türbanını çıkartsın?" denince ne olacak?"

Bence de güzel soru. Sık sık sormak lazım böyle soruları. Mesela yine soralım: Üniversiteden mezun olan türbanlı bir kız öğrenci kaymakam olunca türbanını çıkartmazsa ne olacak?

Ne olacak sahiden?

Ben düşündüm düşündüm aklıma bir şey gelmedi.

Belki de bir şey olmayacağındandır...

| Yorumlar (9)

November 21, 2008

Marksistler Uyuyor Mu?

Strange Maps adlı sitede yayınlanan aşağıdaki harita, 2008 yılı ABD seçimleri ile 1860 yılı pamuk üretimi arasındaki güçlü korelasyonu gözler önüne seriyor. Yani ABD'nin İncil Kuşağı'na karşılık gelen ve daha çok ırkçılıklarıyla tanınan güneydoğu eyaletlerinde 1860 yılında (yani İç Savaş'tan hemen önceki dönemde) pamuk üretilen bölgelerde yaşayan siyahların torunları, son seçimlerde çoğunlukları itibariyle John McCain karşısında Barack Obama'yı desteklemişler.

| Yorumlar (0)

November 16, 2008

"Ordu [Dersim'de] Zehirli Gaz Kullandı"

Ayşe Hür, Taraf gazetesinde bugün yayınlanan yazısında, 1937 ve 1938 yılında Dersim'de yaşananları ele alıyor. Hür, yazısının içinde "Süleyman Demirel hükümetlerinin ünlü Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'le emekli olduktan sonra, 1986'da yapılan bir röportajdan" da söz ediyor. Çağlayangil, röportajda, şu ifadeleri kullanıyor:

Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim'e girdi.

Ayşe Hür, söz konusu röportajın kaydını, yazısının Taraf gazetesinin internet sayfasındaki versiyonunun sonuna eklemek istemiş, ancak teknik bir sorun nedeniyle bunu gerçekleştirememişler. Hür, bu nedenle, ilgilenen okuyuculara kaydı email yolu ile ulaştırabileceğini söylüyordu. Ses dosyasını bu şekilde elde ettikten sonra, Hür'ün Medya bölümünde alıntıladığım yazısının sonuna ekledim. Dinlemek isteyenler oradan ulaşabilirler.

| Yorumlar (14)

November 14, 2008

Çok Uzaklarda, Sevimli Bir Stand

Geçen gün, İstanbul Üniversitesi'nde görev yapan ve ilk kez yurtdışına çıkmış olan bir arkadaşa buradaki bir üniversiteyi gezdirdim. İlginçtir ki, üniversitenin merkezi bir noktasına yaklaştığımızda, kulağımıza epey tanıdık gelen tınılar eşliğinde kelime-i tevhid sesleri duymaya başladık. Meğer üniversitedeki müslüman öğrencilerin kurdukları bir öğrenci kulübü genişçe bir stand açmış, portatif PA cihazıyla çalmakta oldukları ilahi eşliğinde kampüsteki öğrencilere İslam'ı anlatıyorlarmış. Standa yaklaşınca, İslam'ın beş şartı için ayrı ayrı hazırlanan beş büyük panoda, her bir şartın detaylarının Hz. Muhammed ile ilgili bilgiler veren posterler ile birlikte sunulmakta olduğunu gördüm.

| Yorumlar (34)

November 8, 2008

Sıra Bize Gelmeyecekse Susabilir Miyiz?

Türkiye'de miting ve yürüyüşlerde belki de en çok dile getirilen slogan, "Susma; sustukça sıra sana gelecek" olmalı. İnsanları duyarlı olup bir şeyler yapmaya ikna etme kaygısı güttüğü söylenebilecek olan bu slogan, bunu yaparken acaba gerçekten de erdemli bir endişeden mi yola çıkıyor? Haksızlıklar karşısında sessiz kalmamanın gerekçesi, bir gün sıranın bize de gelebileceği korkusu mu olmalı? Ortada bir haksızlığın olması tek başına yeterli değil mi?

| Yorumlar (2)

November 7, 2008

Obama ve Diğer Siyahlar

Türk medyasında Barack Obama hakkında yapılan yorumlarda, onun aslında diğer siyahlardan çok farklı olduğu ifade edilerek, Harvard mezunu olması gibi örneklerle bu yargı desteklenmeye çalışıyor. Bu yaklaşımı anlamakta güçlük çekiyorum. Ayrımcılık olmasın diye, eğitimsiz, uyuşturucu müptelası ya da çete üyesi bir siyahın mı başkan olması gerekiyor? Başkan adayı olan kişilerde aranan eğitim ve tecrübe gibi özellikler renkten bağımsız olarak herkes için geçerli değil mi?

| Yorumlar (1)

November 4, 2008

Mustafa Hakkında Herşey

Hürriyet gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, Can Dündar'ın yazıp yönettiği "Mustafa" adlı filme gitmiş ve filmde tasvir edildiği şekliyle Mustafa Kemal'in vasıflarını listelemiş.

Ben filmi henüz izlemedim. Ancak film gerçekten de Yılmaz Özdil'in alt alta sıraladığı vasıflar çerçevesinde bir portre çiziyorsa, bu karakterizasyonun gerçeğe yakın bir Mustafa Kemal resmine karşılık geldiğini söyleyebilirim. Zira Kemalist literatüre vakıf olanların malumudur ki, söz konusu vasıfların tartışılmaya açık olan birkaçı hariç hepsi doğrudur.

Türkiye'deki lider kültü ve bu kült etrafında şekillenen ideolojinin hayatın hemen her alanı üzerinde tesir sahibi olmasına rağmen, bu kaba siyasi geleneği sahiplenenler de dahil olmak üzere neredeyse hiç kimse, söz konusu literatürün birincil kaynaklarında onyıllardır yazılı duran gerçekleri okumaya zahmet etmiyor. Halbuki, Özdil'in sözünü ettiği özelliklerin, tarih boyunca Tek Adam olma davası gütmüş olan hemen her otoriter karakter için aslında üç aşağı beş yukarı standart olduğu dahi rahatlıkla söylenebilir.

Bir başka deyişle, tarih, yetenekli ve karizmatik liderlerin psikolojik zaafları doğrultusunda gerçekleştirdikleri anlamsızlıklar, acımasızlıklar ve ihanetlerle doludur. Ancak şayet bir ülkede bu türden tipik karakteristik özellikler pek çok insana tuhaf gelip tepki doğururken, tanrılaştırılmış, kusursuz bir kurtarıcı-lider kültü ve bunun etrafında şekillenen ululayıcı ritüeller normal karşılanıyorsa, o zaman zaten sorunu gösterime giren yeni bir filmde değil, böyle bir zihniyeti mümkün kılan arka planda aramak gerekmez mi?

| Yorumlar (10)

November 2, 2008

Liberal(!) Cüneyt Ülsever

Taraf gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, bugün yayınlanan "Kimdir bu liberaller?" başlıklı yazısında, Cüneyt Ülsever'in liberalliğini masaya yatırmış. Yazı içinde vurgulanmasa da, Kütahyalı'nın çıkışı muhtemelen Ülsever'in 30 Ekim tarihinde Hürriyet gazetesinde yayınlanan "İktidarperver Liberaller Topluluğu" başlıklı yazısını hedef alıyor. (Ülsever bu yazısında kendisini liberalden saymayıp kongreye davet etmeyen Liberal Düşünce Topluluğu'na ve Atilla Yayla'ya çıkışmıştı.)

Cüneyt Ülsever ile ilgili benim de hoş bir anım var. Bundan iki üç yıl kadar evvel yazdığı bir yazı üzerine kendisine bir e-posta göndererek yazıda hatalı bulduğum kimi noktaları dile getirmiştim. Ülsever de çok geçmeden bu mesaja iki cümlelik bir yanıt göndermiş, ilk cümlede "cahil" olduğumu iddia etmiş, ikinci cümlede de (tam deşarj olamadığından olacak), aynı sıfatı pekiştirerek, "Kapkara bir cahil ile karşı karşıya olduğum düşüncesindeyim" demişti.

Muhtemelen bir parça ölçüsüzce öfkelenerek kaleme aldığı bu mesajı, Ülsever'i küçük düşürmek için alıntılamıyorum. Aksine, hala her hatırladığımda ister istemez kocaman gülümsediğim bir anıdır benim için. Keşke daha çok vaktim olsa da, Türk basınının değerli kalemleriyle yine böyle alışverişlerde bulunabilsek...

| Yorumlar (3)

October 16, 2008

"Yıpratma Amaçlı" ve "Düşündürücü"

Genelkurmay Başkanlığı (GKB), maruz kaldığı eleştirilere karşılık verme amacıyla zaman zaman açıklamalarda bulunuyor. Bu açıklamaların metninde neredeyse her zaman rastlanan iki ifade var: "Yıpratma Amaçlı" ve "Düşündürücü". Kötü ve kaba bir dille kaleme alınan GKB açıklama metinlerinde yer alan bu ifadeler o denli rutin ve rahatsız edici hale geldi ki, insan ister istemez, "Bugüne kadar Genelkurmay'ın yıpratma amaçlı ve düşündürücü olarak algılamadığı (ya da sunmadığı) bir eleştiri oldu mu acaba?" diye sormadan edemiyor.

Kendi işinde dahi ne denli başarılı olduğu fazlasıyla tartışmalı olan GKB, gerçekten de hiç hata yapmayan bir kurum olduğunu düşünmüyor herhalde. O zaman hata yaptığında hiç kimsenin bunu anlamamasını (ya da görmemesini) mi bekliyor? Böyle bir şey kabul edilebilir mi?

Hem kendince gerekli gördüğünde siyasete müdahale etmekten çekinmeyeceksin, hem entelektüelliğe soyunup postmodernizm hakkında (çapının sınırlı kalması mukadder olan) savlar öne süreceksin, hem de asıl işini dahi ne denli başarıyla yapabildiğin ortaya çıkar gibi olduğunda bile, eleştirilemez bir kurum olarak kalmaya devam etmek isteyeceksin.

Türkiye, (geçmişindeki talihsiz tecrübeye rağmen) artık kaba saba bir tek parti diktatörlüğü değil. Dolayısıyla da, ülkenin gerek sosyal gerekse siyasi mekanizmalarının işleyişinin sorgulanamaz şeflerin iki dudağı arasından çıkacak sözlerle belirlenmesi ya da bu mekanizmalarda söz sahibi olmak isteyen herhangi bir kurumun kendisine eleştirilemez bir hüviyet ya da statü kazandırmaya çalışması kabul edilebilecek bir şey değil. Bu nedenle, her kafaları bozulduğunda öfkeli çıkışlar yapmayı adet haline getirmiş olan söz konusu beyefendilerin, davranışlarına bir çekidüzen vererek bu tür alışkanlıklarını terk etmeleri ve hem uzlaşma gayretinin hem de uzlaşmazlığın aynı anda varolmasının doğal karşılandığı demokrasi kültür ve terbiyesini edinmeye çalışmaları gerekiyor.

Böyle bir gayret içerisine girerlerse, mensubu bulundukları kurumu aslında en çok kimin yıprattığını da fark etmeye başlayabilirler.

TSK

| Yorumlar (9)

Önceki Yazılar »