derinsular.com
Derin Sular: Medya Defteri
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
memorandum
medya defteri
alt beyin
deep waters

May 7, 2008

"Dini ticarete alet etmek" [Gülay Göktürk]

"Dini ticarete alet etmek", Gülay Göktürk / Bugün

Uzun yıllar "dini siyasete alet etme" klişesi ile mücadele eden biri olarak, günün birinde bu klişenin "dini ticarete alet etme" versiyonuyla karşı karşıya geleceğimizi tahmin edebilirdim belki ama yasaklamanın bizzat İslami kesimin bazı entelektüelleri tarafından savunulacağını hiç tahmin etmezdim doğrusu... Duymuşsunuzdur, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhami Güler ile İslamiyat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Bayraktar, Tekbir Giyim'in marka tescilinin iptal edilmesi için dava açtılar. Davanın gerekçesi olarak, dini bir kavram olan tekbir kelimesinin ticarette marka olarak kullanılmasının kutsal dini kavramların manevi içeriğinin tahrip edilmesine, din istismarı sonucu haksız ticari kazanç elde edilmesine sebep olduğu ileri sürülüyor.

Davayı duyunca, işte, dedim kendi kendime, hakim ideolojinin - muhalifi de dahil- toplumun bütün hücrelerine kadar sinmesinin tipik bir örneği... Bu öyle bir endoktrinasyon mekanizması ki, sonuçta yıllar yılı bu mantığa itiraz edenlerin kafa yapısını da etkilemiş hatta biçimlendirmiş... Dini "bir şeylere" alet etmemek klişesi şimdiye kadar hep dini toplumsal yaşamın dışına sürgün etmenin formülasyonu olarak kullanıldı. Dini sembolleri, dini ritüelleri, dini pratiği tümüyle görünmez kılmak, dini sadece tanrıyla kul arasında yaşanan, dışarıdan görünmez bir ilişki haline getirmek, kamu alanındaki bütün görünürlülüğünü yok etmek için...

Oysa en başta bu davayı açan hocaların bilmesi gerekirdi ki, hiçbir din insanla tanrı arasında sıkışık bir vaziyette yaşayamaz. Dinler, kurallarıyla, ritüelleriyle, sembolleriyle, yarattıkları aidiyet duygusuyla, dayanışmayla, kültürle toplumsal hayatın ayrılmaz bir parçalarıdır. Dolayısıyla, din bu toplumun içindeyse, ticaret de, siyaset de toplum için yapılıyorsa, din elbette siyasetin de ticaretin de içinde olacak. Dinin hayatın içinde olması, ille de dinin kurallarının topluma dayatılması anlamı taşımaz. Laik bir ülkede karşı olunması gereken şey, ülke yönetiminde din kurallarının esas alınması, ya da dini inançlar temelinde ayrımcılık yapılması, kin ve nefretin körüklenmesi, toplumsal barışı edici davranışlarda bulunulmasıdır. Bunun dışında, dini kavramların, dini duyarlılıkların da diğer bütün duyarlılıklar gibi ekonomiye de, siyasete de, ticarete de kültüre de yansıması, buralarda karşılığını bulması doğal ve normaldir.

...

Tekbir Giyim'e dava açan bazı ilahiyatçılarımızın, yıllardır dini toplum dışına sürgün etmek için laikçi yasakçıların kullandıkları bir argümanı, bu kez kendi hoşlarına gitmeyen sosyolojik bir süreci kesmek için kullanmaya kalkmaları ibretlik bir durum gerçekten... Bence bu olayın en önemli kıssadan hissesi budur.

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca