derinsular.com
Derin Sular: Medya
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

Alıntı Kategorisinde Yayınlanan Son Yazılar

November 14, 2008

Türkler, Rumlar, Ermeniler, Milli Devlet ve Vecdi Gönül

Gülay Göktürk'ün Bugün gazetesinde yayınlanan 'İçimizdeki "muasır medeniyet" ' başlıklı yazısından:

Vecdi Gönül'ün azınlıklara karşı duyguları ve mübadele için söyledikleri, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Kemalist rejim tarafından bütün kuşaklara verilen ideolojik formasyonun özlü bir biçimde dışa vurulmasıdır.

"Ege'de Rumlar devam etseydi ve Türkiye'nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?"

Hayır, aynı milli devlet olamazdı Vecdi Bey, ama şüphesiz çok daha iyi bir devlet olurdu. Eğer Kemalist rejim yeni bir millet yaratma sevdasıyla, kuşaklar boyu bu topraklarda bir arada yaşamış farklı etnik ve dini kimlikleri tarumar edeceğine; asırlar içinde oluşan toplum mozaiğini mübadeleyle, tehcirle, kırımla, gaspla yok edeceğine, onları da ortak bir milli kimliğe dahil edebilmiş olsaydı, bugünkünden çok daha gelişkin, zengin, müreffeh ve saygın bir devletimiz olurdu.

November 3, 2008

Terörist PKK, Terörist Devlet

Taraf gazetesi yazarı Gökhan Özgün'ün "Teröristin Yarısı" başlıklı yazısından:

PKK'ya terörist, ben, diyorum. Ama ben, devletlerin de terörist olduğunu, olabileceğini biliyorum, görüyorum, hatırlıyorum.

Bu devletin terörist olduğunu anlamak için de öyle binbir kanıta ihtiyacım yok. Ben yargıç değilim. Savcı değilim. Yazı yazanların ölümü göze aldıklarının 'varsayıldığı' ülkenin devleti terörist değildir de nedir?

Şimdi başbakana soruyorum. Sen TC devletine terörist diyebiliyor musun?

De, Ahmet Türk hâlâ PKK'ya terörist demezse, sonuna kadar senin yanındayım.

October 4, 2008

Tek Parti Döneminde Türk Musikisi Yasağı

Yeni Şafak gazetesi yazarı Fikri Akyüz'ün 'Başbakan bu "gerici ismi" nereden buldu?!' başlıklı yazısından:

[A]rşivimde muhafaza ettiğim bir belge var; 26 Ocak 1935 tarihli Dahiliye Vekaleti'nin (İçişleri Bakanlığı) talimatnamesi olan bu belgede bakın ne yazıyor:

".. Batı musikisinin halk arasında günden güne yayılmakta olduğu görülmekte ise de geçimi bu yüzden olan bazı çalgıcıların umumi yerlerde hala eski şark musikisini halka dinletmeye çalışmakta oldukları haber alınmaktadır. Vilayetlerde muallimlere konserler verdirilmek suretiyle halkın musiki ihtiyacının karşılanarak batı müziğinin kökleştirilmesi ve bu suretle yakın zamanda eski şark musikisinin ortadan kaldırılmasının teminini dilerim."

Demek ki neymiş? Şark müziği, dolayısıyla Bizans ve Doğu müziğinden esinlenerek oluşturulmuş olan Türk müziğinin çalınması sadece radyolarda değil, aynı zamanda "umumi yerlerde" de yasakmış.

İçişleri Bakanı Şükrü Kaya "bakmış ki", umumi yerlerde birtakım çalgıcılar halka şark müziği "dinletmeye çalışıyor", hemen bir adet "yönerge" yapıştırıyor!

Peki yasaklanan müzik türlerinden biri olan Klasik Türk Musikisi'nin en büyük bestekarı kimdir?

Ne yazık ki çok az kişi, o bestekarın, dün tanıtılan "yeni" 100 Türk lirasının ark yüzünde yer alan ve asıl ismi Buhurizade Mustafa Efendi olan Itri olduğunu biliyor.

Yine peki, yarın öbür gün cebinde dolaştırdığı bu yeni 100 TL ile "Dienar"a gidip Hande Yener albümü alacak olan gençlerimizden kaçı Itri'yi bilmektedir?

September 15, 2008

'Biat Medyası' Tabiri Hakkında

Zaman gazetesi yazarı Ekrem Dumanlı'nın 'Yanlış hesap, yanlış söylem' başlıklı yazısından:

'Biat medyası' lafını pek beğenerek kullanan bazı yazarlar, tam vâkıf olmadıkları bir kavramla itaat kültüründen bahsetmek istiyor. O zaman sormazlar mı bu ifadenin sahiplerine: 28 Şubat döneminde biz mi hazır ol vaziyetinde brifingler aldık? Biz mi 'bir üst düzey yetkili' diye haberler yazıp siyasetin kimyasını bozduk? Sormazlar mı adama, hangi 'biat medyası' dediğiniz insanlar mı 'tower'larınıza bir generali davet edip yayın toplantısı yaptı? Hatırlarsanız iddialara göre o toplantıda 'İyi ki siz varsınız paşam' türünden kutsal bağlılıklar sergileyen yazarlar oldu. Bu işlerde Aydın Bey, ekibinden daha dikkatli. Nitekim generalli toplantıda eski tüfek devrimci yazarlar saygılarını arz ederken bir Aydın Bey, bir de Taha Akyol itirazlarını dile getirebilmişti. Şimdilerde 'itaat kültürü' üzerine mangalda kül bırakmayanlar, 28 Şubat'ta başlıklarını bazen kışladan alıyordu. Bir andıç işaretiyle meslektaşlarını linç edenlerin hangi itaat ve biatten bahsettiğini anlamadığını sanmak kamu vicdanını unutmak anlamına geliyor. Yanlış bir söylem...

September 14, 2008

Türkiye Eskiden Daha Mı Güzel ve Huzurluydu?

Sabah gazetesi yazarı Engin Ardıç'ın 'Yümnü Bey başlıklı yazısından:

Eskiden memlekette dinginlik varmış, huzur varmış, hayat çok ucuzmuş, herkes birbirini sayar severmiş, şimdi ahlak bozulmuş...

Yalan söylüyorlar! Eskiden burası çok geri, çok ilkel bir ülkeydi. Kimsenin küçüklerini sevdiği, büyüklerini saydığı falan yoktu. Yoksul, gene sürünüyordu.

Tramvayda, otobüste yaşlılara yer vermemek için uyur numarası yapılırdı, oradan bilirim.
Ha, kendi yaşadıkları Ankara'nın memur mahalleleri dingindi tabii, zaten orada Menderes'in asılması da coşkuyla karşılanmış!

1948 ve 2008 yıllarının Yümnü Beyler'i bu "daüssıla" numarasını hep yaparlar, yutmayınız. Türkiye, 1948'de 1908'dekinden iyiydi, 2008'de 1948'dekinden iyidir, 2048'de de bugünkünden çok daha iyi olacaktır.

July 9, 2008

Türk Bürokratik Elitleri Hindistan'ı Yönetmeye Kalksaydı...

Zaman gazetesi yazarı Mehmet Kamış'ın 'Haziran fırtınası Ergenekon'un işi miydi?' başlıklı yazısından:

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Abant'ta düzenlediği 'Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak' toplantısında en can alıcı sorulardan birini Bolu Valisi İbrahim Akpınar sordu: 'Türk bürokratik elitleri Hindistan'ı yönetmeye kalksaydı ne olurdu?' Vali'nin kendi kendine verdiği cevap da en az sorusu kadar can alıcıydı.

Akpınar, "Hindistan'ı biz yönetseydik herhalde 500 parçaya ayırırdık. Çünkü Hindistan'da 500'den fazla din ve dil var, yaşam tarzı var.'' dedi.

June 19, 2008

Türkiye'de Palavralar

Bugün gazetesi yazarı Toktamış Ateş'in 'Temelsiz Takıntılar' başlıklı yazısından:

[P]ek araştırmadan kabullendiğimiz, "palavralar" vardır. Hele bilgiye ulaşmanın çok güç olduğu gençliğimizde; bazı şeyleri, hiç tartışmadan ve düşünmeden kabul eder ve hatta, bunu doğru kabul etmeyenlerle kıyasıya tartışırdık.

Örneğin gençliğimizde, sinema filmleri Türkçe sesli olduğu zaman, (belli kesimlerde) çok daha memnuniyetle izlenirdi. Bu Türkçe'ye tercüme işine de "dublaj" denirdi. Başka ülkelerdeki durumu pek bilmememize rağmen, bizdeki "dublajın" (artık bu sözcük nereden gelmişse) dünyada yapılan en güzel dublaj olduğu iddia edilir ve buna inanılırdı. Daha sonra, ilk kez yurtdışına çıktığım zaman, mükemmel biçimlerde dublaj yapılmış filmleri izlerken, hayretler içinde kalmıştım.

Bir başka "efsane" ya da "tevatür" o zamanlar yaygın adıyla "Milli Emniyet" dediğimiz ulusal istihbarat örgütüyle ilgiliydi. O zamanlar "İngiliz Kemal" vb. isimlerin etrafında uyandırılmış bulunan efsane çerçevesinde, bizim istihbarat örgütünün, dünyanın en başarılı ve güçlü istihbarat örgütü olduğuna inanırdık. Bu işi öylesine abartmıştık ki; Kore Savaşı'nda Kunuri'de; Çin ordusunu Milli Emniyet'in istihbarat ve raporlarıyla yendiğimize inanmıştık.

June 19, 2008

En Laik Müslüman Ülke Türkiye Yalanı

Bugün gazetesi yazarı Gülay Göktürk'ün 'Ağlama Duvarı' başlıklı yazısından:

Geçenlerde Habertürk'te katıldığım bir tartışma programıyla ilgili olarak, bir akademisyen okurumdan aldığım mektuptan ben çok yararlandım. Sizin de yararlanacağınızı umduğum için aynen yayınlıyorum: "Değerli Gülay Hanım, Dün gece banttan yayınlanan Habertürk'teki tartışmanızda size sorulan "Türkiye gibi başka bir Müslüman ve Laik/Demokrat ülke var mi (ki)..." sorusu benim inceleme alanım olduğundan bu mesajı yazma ihtiyacı hissettim.

Cambridge University Press tarafindan basılacak olan "Secularism and State Policies toward Religion: The United States, France, and Turkey" kitabında detaylı anlattığım gibi, nüfusun yüzde 51 ve fazlasının Müslüman olduğu 45 ülkeden sadece 11 tanesi şeriat ile yönetilirken, 15 tanesi İslam'i resmi din kabul ediyor, fakat şeriatla yönetilmiyor, kalan 19 ülke ise laik. Bu 19'un 11'inin anayasasında açıkça "bu bir laik devlet/cumhuriyet"tir ifadesi yer alırken diğer 8'i (mesela Arnavutluk ve Lübnan) anayasasında laik lafzı geçmeyen, ama İslam'ı da resmi din kabul etmemiş laik devletler.

Demokrasi konusunda da dünyanın en etkili ölçüm kuruluşu olan Freedom House'a göre iki Müslüman ülke Türkiye'den daha demokrat: Endonezya ve Senegal. Bunların ikisi de laik devletler içinde. Dünyada başörtüsünü üniversitelerde yasaklayan üç ülke var:

Türkiye, Tunus ve Özbekistan. Selamlarımla. Ahmet T. Kuru, PhD Postdoctoral Research Scholar Assistant Director Center for the Study of Democracy, Toleration and Religion SIPA, Columbia University" Böylece, programda benim bilgi eksikliği yüzünden cevaplayamadığım soru da cevaplanmış oluyor.

June 6, 2008

1890-1905 Arasında Doğan Entelektüeller

Taraf gazetesi yazarı Murat Belge'nin 'Entelektüel izolasyon' başlıklı yazısından:

Türkiye’nin entelektüel hayatının temellerini 1890-1905 arasında doğmuş kuşaktan yetişmiş kişilerin attığını söylemek mümkündür. Bunlar, Cumhuriyet’in kurulduğu yıl 18 ila 33 yaşlarına gelmiş insanlardı. Yani, entelektüel formasyonlarını, Cumhuriyet kurulmadan önce büyük ölçüde tamamlamışlardı. Fuat Köprülü ve Ömer Lütfü Barkan, Şevket Süreyya ile Ahmet Hamdi Başar, Ahmet Hamdi Tanpınar ile Mesut Cemil, Nusret Hızır ile Arif Müfit Mansel veya Besim Darkot, Nurullah Ataç ile Hilmi Ziya Ülken, kendi alanlarında öncü ve bugün dahi aşılmamış birer zirve olarak duran daha nice aydın, akademik, sanatçı, düşünür ve politikacı bunların arasında şimdi aklıma gelen birkaç tanesi. Başlıca özellikleri, yukarıda söylediğim gibi, formasyonlarını Cumhuriyet’in kurulmasından önce ve özellikle de dış dünyayı izleyerek, öğrenerek tamamlamış veya en azından formasyonun temel taşlarını yerli yerine koymuş olmalarıdır. Yaşadıkları yıllarda, üstüne bastıkları toprak durmadan sallanıyordu. Toplum bir yıkıma doğru gidiyordu. Öğrenmek ve öğrendiklerini iyi öğrenmek zorundaydılar. Hepsi ciddi aydınlardı.

June 5, 2008

"Ulan Öküz Anadolulu!"

Sabah gazetesi yazarı Engin Ardıç'ın 'Nevzat Tandoğan televizyonculuk da yapar' başlıklı yazısından:

Milli Şef İnönü'nün Ankara valisi ve de belediye başkanı Nevzat Tandoğan, "bu memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz, size ne oluyor" lafıyla ünlüydü... (O laf 1944 yılında Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş'le birlikte tutuklanan Osman Yüksel Serdengeçti'ye söylenmiştir ve de tamamı şudur: "Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa onu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.")

Gel de, "CHP niçin seçim kazanamıyor" diye şaşanlara gülme...

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca