Alıntı Kategorisinde Yayınlanan Son Yazılar
October 4, 2008
Tek Parti Döneminde Türk Musikisi Yasağı
Yeni Şafak gazetesi yazarı Fikri Akyüz'ün 'Başbakan bu "gerici ismi" nereden buldu?!' başlıklı yazısından:
[A]rşivimde muhafaza ettiğim bir belge var; 26 Ocak 1935 tarihli Dahiliye Vekaleti'nin (İçişleri Bakanlığı) talimatnamesi olan bu belgede bakın ne yazıyor:".. Batı musikisinin halk arasında günden güne yayılmakta olduğu görülmekte ise de geçimi bu yüzden olan bazı çalgıcıların umumi yerlerde hala eski şark musikisini halka dinletmeye çalışmakta oldukları haber alınmaktadır. Vilayetlerde muallimlere konserler verdirilmek suretiyle halkın musiki ihtiyacının karşılanarak batı müziğinin kökleştirilmesi ve bu suretle yakın zamanda eski şark musikisinin ortadan kaldırılmasının teminini dilerim."
Demek ki neymiş? Şark müziği, dolayısıyla Bizans ve Doğu müziğinden esinlenerek oluşturulmuş olan Türk müziğinin çalınması sadece radyolarda değil, aynı zamanda "umumi yerlerde" de yasakmış.
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya "bakmış ki", umumi yerlerde birtakım çalgıcılar halka şark müziği "dinletmeye çalışıyor", hemen bir adet "yönerge" yapıştırıyor!
Peki yasaklanan müzik türlerinden biri olan Klasik Türk Musikisi'nin en büyük bestekarı kimdir?
Ne yazık ki çok az kişi, o bestekarın, dün tanıtılan "yeni" 100 Türk lirasının ark yüzünde yer alan ve asıl ismi Buhurizade Mustafa Efendi olan Itri olduğunu biliyor.
Yine peki, yarın öbür gün cebinde dolaştırdığı bu yeni 100 TL ile "Dienar"a gidip Hande Yener albümü alacak olan gençlerimizden kaçı Itri'yi bilmektedir?
September 15, 2008
'Biat Medyası' Tabiri Hakkında
Zaman gazetesi yazarı Ekrem Dumanlı'nın 'Yanlış hesap, yanlış söylem' başlıklı yazısından:
'Biat medyası' lafını pek beğenerek kullanan bazı yazarlar, tam vâkıf olmadıkları bir kavramla itaat kültüründen bahsetmek istiyor. O zaman sormazlar mı bu ifadenin sahiplerine: 28 Şubat döneminde biz mi hazır ol vaziyetinde brifingler aldık? Biz mi 'bir üst düzey yetkili' diye haberler yazıp siyasetin kimyasını bozduk? Sormazlar mı adama, hangi 'biat medyası' dediğiniz insanlar mı 'tower'larınıza bir generali davet edip yayın toplantısı yaptı? Hatırlarsanız iddialara göre o toplantıda 'İyi ki siz varsınız paşam' türünden kutsal bağlılıklar sergileyen yazarlar oldu. Bu işlerde Aydın Bey, ekibinden daha dikkatli. Nitekim generalli toplantıda eski tüfek devrimci yazarlar saygılarını arz ederken bir Aydın Bey, bir de Taha Akyol itirazlarını dile getirebilmişti. Şimdilerde 'itaat kültürü' üzerine mangalda kül bırakmayanlar, 28 Şubat'ta başlıklarını bazen kışladan alıyordu. Bir andıç işaretiyle meslektaşlarını linç edenlerin hangi itaat ve biatten bahsettiğini anlamadığını sanmak kamu vicdanını unutmak anlamına geliyor. Yanlış bir söylem...
September 14, 2008
Türkiye Eskiden Daha Mı Güzel ve Huzurluydu?
Sabah gazetesi yazarı Engin Ardıç'ın 'Yümnü Bey başlıklı yazısından:
Eskiden memlekette dinginlik varmış, huzur varmış, hayat çok ucuzmuş, herkes birbirini sayar severmiş, şimdi ahlak bozulmuş...Yalan söylüyorlar! Eskiden burası çok geri, çok ilkel bir ülkeydi. Kimsenin küçüklerini sevdiği, büyüklerini saydığı falan yoktu. Yoksul, gene sürünüyordu.
Tramvayda, otobüste yaşlılara yer vermemek için uyur numarası yapılırdı, oradan bilirim.
Ha, kendi yaşadıkları Ankara'nın memur mahalleleri dingindi tabii, zaten orada Menderes'in asılması da coşkuyla karşılanmış!1948 ve 2008 yıllarının Yümnü Beyler'i bu "daüssıla" numarasını hep yaparlar, yutmayınız. Türkiye, 1948'de 1908'dekinden iyiydi, 2008'de 1948'dekinden iyidir, 2048'de de bugünkünden çok daha iyi olacaktır.
July 9, 2008
Türk Bürokratik Elitleri Hindistan'ı Yönetmeye Kalksaydı...
Zaman gazetesi yazarı Mehmet Kamış'ın 'Haziran fırtınası Ergenekon'un işi miydi?' başlıklı yazısından:
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Abant'ta düzenlediği 'Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak' toplantısında en can alıcı sorulardan birini Bolu Valisi İbrahim Akpınar sordu: 'Türk bürokratik elitleri Hindistan'ı yönetmeye kalksaydı ne olurdu?' Vali'nin kendi kendine verdiği cevap da en az sorusu kadar can alıcıydı.Akpınar, "Hindistan'ı biz yönetseydik herhalde 500 parçaya ayırırdık. Çünkü Hindistan'da 500'den fazla din ve dil var, yaşam tarzı var.'' dedi.
June 19, 2008
Türkiye'de Palavralar
Bugün gazetesi yazarı Toktamış Ateş'in 'Temelsiz Takıntılar' başlıklı yazısından:
[P]ek araştırmadan kabullendiğimiz, "palavralar" vardır. Hele bilgiye ulaşmanın çok güç olduğu gençliğimizde; bazı şeyleri, hiç tartışmadan ve düşünmeden kabul eder ve hatta, bunu doğru kabul etmeyenlerle kıyasıya tartışırdık.Örneğin gençliğimizde, sinema filmleri Türkçe sesli olduğu zaman, (belli kesimlerde) çok daha memnuniyetle izlenirdi. Bu Türkçe'ye tercüme işine de "dublaj" denirdi. Başka ülkelerdeki durumu pek bilmememize rağmen, bizdeki "dublajın" (artık bu sözcük nereden gelmişse) dünyada yapılan en güzel dublaj olduğu iddia edilir ve buna inanılırdı. Daha sonra, ilk kez yurtdışına çıktığım zaman, mükemmel biçimlerde dublaj yapılmış filmleri izlerken, hayretler içinde kalmıştım.
Bir başka "efsane" ya da "tevatür" o zamanlar yaygın adıyla "Milli Emniyet" dediğimiz ulusal istihbarat örgütüyle ilgiliydi. O zamanlar "İngiliz Kemal" vb. isimlerin etrafında uyandırılmış bulunan efsane çerçevesinde, bizim istihbarat örgütünün, dünyanın en başarılı ve güçlü istihbarat örgütü olduğuna inanırdık. Bu işi öylesine abartmıştık ki; Kore Savaşı'nda Kunuri'de; Çin ordusunu Milli Emniyet'in istihbarat ve raporlarıyla yendiğimize inanmıştık.
June 19, 2008
En Laik Müslüman Ülke Türkiye Yalanı
Bugün gazetesi yazarı Gülay Göktürk'ün 'Ağlama Duvarı' başlıklı yazısından:
Geçenlerde Habertürk'te katıldığım bir tartışma programıyla ilgili olarak, bir akademisyen okurumdan aldığım mektuptan ben çok yararlandım. Sizin de yararlanacağınızı umduğum için aynen yayınlıyorum: "Değerli Gülay Hanım, Dün gece banttan yayınlanan Habertürk'teki tartışmanızda size sorulan "Türkiye gibi başka bir Müslüman ve Laik/Demokrat ülke var mi (ki)..." sorusu benim inceleme alanım olduğundan bu mesajı yazma ihtiyacı hissettim.
Cambridge University Press tarafindan basılacak olan "Secularism and State Policies toward Religion: The United States, France, and Turkey" kitabında detaylı anlattığım gibi, nüfusun yüzde 51 ve fazlasının Müslüman olduğu 45 ülkeden sadece 11 tanesi şeriat ile yönetilirken, 15 tanesi İslam'i resmi din kabul ediyor, fakat şeriatla yönetilmiyor, kalan 19 ülke ise laik. Bu 19'un 11'inin anayasasında açıkça "bu bir laik devlet/cumhuriyet"tir ifadesi yer alırken diğer 8'i (mesela Arnavutluk ve Lübnan) anayasasında laik lafzı geçmeyen, ama İslam'ı da resmi din kabul etmemiş laik devletler.
Demokrasi konusunda da dünyanın en etkili ölçüm kuruluşu olan Freedom House'a göre iki Müslüman ülke Türkiye'den daha demokrat: Endonezya ve Senegal. Bunların ikisi de laik devletler içinde. Dünyada başörtüsünü üniversitelerde yasaklayan üç ülke var:
Türkiye, Tunus ve Özbekistan. Selamlarımla. Ahmet T. Kuru, PhD Postdoctoral Research Scholar Assistant Director Center for the Study of Democracy, Toleration and Religion SIPA, Columbia University" Böylece, programda benim bilgi eksikliği yüzünden cevaplayamadığım soru da cevaplanmış oluyor.
June 6, 2008
1890-1905 Arasında Doğan Entelektüeller
Taraf gazetesi yazarı Murat Belge'nin 'Entelektüel izolasyon' başlıklı yazısından:
Türkiye’nin entelektüel hayatının temellerini 1890-1905 arasında doğmuş kuşaktan yetişmiş kişilerin attığını söylemek mümkündür. Bunlar, Cumhuriyet’in kurulduğu yıl 18 ila 33 yaşlarına gelmiş insanlardı. Yani, entelektüel formasyonlarını, Cumhuriyet kurulmadan önce büyük ölçüde tamamlamışlardı. Fuat Köprülü ve Ömer Lütfü Barkan, Şevket Süreyya ile Ahmet Hamdi Başar, Ahmet Hamdi Tanpınar ile Mesut Cemil, Nusret Hızır ile Arif Müfit Mansel veya Besim Darkot, Nurullah Ataç ile Hilmi Ziya Ülken, kendi alanlarında öncü ve bugün dahi aşılmamış birer zirve olarak duran daha nice aydın, akademik, sanatçı, düşünür ve politikacı bunların arasında şimdi aklıma gelen birkaç tanesi. Başlıca özellikleri, yukarıda söylediğim gibi, formasyonlarını Cumhuriyet’in kurulmasından önce ve özellikle de dış dünyayı izleyerek, öğrenerek tamamlamış veya en azından formasyonun temel taşlarını yerli yerine koymuş olmalarıdır. Yaşadıkları yıllarda, üstüne bastıkları toprak durmadan sallanıyordu. Toplum bir yıkıma doğru gidiyordu. Öğrenmek ve öğrendiklerini iyi öğrenmek zorundaydılar. Hepsi ciddi aydınlardı.
June 5, 2008
"Ulan Öküz Anadolulu!"
Sabah gazetesi yazarı Engin Ardıç'ın 'Nevzat Tandoğan televizyonculuk da yapar' başlıklı yazısından:
Milli Şef İnönü'nün Ankara valisi ve de belediye başkanı Nevzat Tandoğan, "bu memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz, size ne oluyor" lafıyla ünlüydü... (O laf 1944 yılında Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş'le birlikte tutuklanan Osman Yüksel Serdengeçti'ye söylenmiştir ve de tamamı şudur: "Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa onu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.")Gel de, "CHP niçin seçim kazanamıyor" diye şaşanlara gülme...
April 25, 2008
Atatürk bu olamaz
Akşam gazetesi yazarı Nagehan Alçı'nın 'Atatürk bu olamaz' başlıklı yazısından:
Bursa’da yapılan törenlerde zavallı çocukların yüzlerine Atatürk maskesi geçirilmişti. Küçücük bedenlere eğreti yapıştırılmış hüzünlü bir “Ata” sureti. Bu tabloya bakıp kime acısak ki? Önünü bile göremeden dans etmek zorunda kalan miniklere mi? Çocukların üzerinde karikatürleştirilen Mustafa Kemal’e mi yoksa uzaktan gururla “eserini” seyreden işgüzarlara mı?Ortaya çıkan tabloyu en iyi açıklayan kelime: Trajikomik. Bu törenleri valilikler düzenliyor. Yani birilerine “Atatürkçü” görünerek yaranmak isteyen zihniyet valilik mensubu. Büyük ihtimalle soyutlama diye bir kavramdan bihaber olduğu için “milli bayram”da “laik” görünmek istiyor. Herhalde bu yolla iyi bir atama elde etme hayalleri kuruyor.
April 24, 2008
Hakan Şükür, Kutlu Doğum Haftası ve Futbol
Radikal gazetesi yazarı Uğur Vardan'ın 'Fethullahçı' biliyorduk 'Adnan hocacı' çıktı... başlıklı yazısından:
İşin Hakan Şükür kısmına gelince, 'Kutlu Doğum Haftası' çerçevesindeki mesajında bence gerçekten bir sorun yok. Kaptan kendi inancı doğrultusunda, gayet iyi temenniler içeren ifadeler kullanmış. "Taraftar stada kesici aletlerle değil, güllerle gelsin" demiş ve eklemiş: "Allah kime nasip ettiyse o kazansın." Laik dilde 'İyi oynayan kazansın'ın dini ifadesi yani. Tek bir problem var; futbolumuzdaki en büyük özlemlerden biri yabancı sayısının artırılması. Üstelik Galatasaray'ın bu hafta karşılaşacağı Fenerbahçe'de, malum çok sayıda yabancı var. Yani onlar 'Kutlu Doğum Haftası'na layık oynamayabilirler. Onlar için 'Noel'e layık bir derbi olsun' ifadesi daha önemliydi, bir başka deyişle ortada bir zaman problemi var. Ama bence bizim asıl problemimiz bu tür mesajlar değil, her hafta sahaya sürdüğümüz yabancı oyunculara İstiklal Marşı'mızı dinlettirmek. Ve daha da kötüsü marşın bitiminden sonra rakip taraftara, rakip başkana, rakip renklere değme küfürler eşliğinde nefretimizi kusmak. Asıl ikiyüzlülük işte burada.
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters
