derinsular.com
Derin Sular: Medya
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

September 1, 2008

Silahlı bürokrasi zihniyeti ve demokrasi [Atilla Yayla]

Silahlı bürokrasi zihniyeti ve demokrasi, Atilla Yayla / Zaman

Antik Yunan felsefecisi Plato'nun dile getirdiği çok önemli ve her dönem için anlamlı bir soru var: "Bizi koruyuculardan kim koruyacak?" Bu dört kelimelik soru cümlesinin işaret ettiği sorun siyaset felsefesinin en temel meselelerinden biri olmuş ve her toplumu meşgul etmiştir. Farkına az sayıda insan varıyor olsa da ülkemizin temel problemleri listesinde bu sorun en başlarda yer almaktadır.

Her toplumun temel ihtiyaçlarından biri güvenliktir. Toplumlar bu sorunu en etkin şekilde, yani en düşük maliyetle ve istikrara kavuşturulmuş, güvenilir bir kamu hizmeti haline getirilmiş bir güvenlik hizmetleri sistemi tesis etmek suretiyle çözmek zorundadır. Bunu yapamayan toplumların varlığını olduğu gibi muhafaza etme şansı azalacaktır. Kurumlaşmış ve daimi güvenliğin olmadığı yerlerde insanlar kaynaklarının yani zaman ve imkanlarının çok büyük bir bölümünü kendi güvenliklerini sağlamaya tahsis edecektir. Bu durumda diğer ihtiyaçların karşılanması için kullanılacak kaynaklar nispeten ölü ve verimsiz bir alan olan güvenlik alanında kullanılacaktır. Sonuçta toplumun hacmi daralacak, üretim gücü azalacak ve dolayısıyla refah seviyesi yükselmeyecektir.

Akıl ve tecrübe toplumları bu sorunun dünyanın her tarafında karşımıza çıkan bir çözümüne itmiştir. Güvenlik işiyle uğraşmak bir meslek, bir uzmanlık dalı haline getirilmiş ve herkesin kendi güvenliği için her an bizzat sorumluluk üstlenmesi yerine sınırlı sayıda insanın toplumsal güvenliği sağlama işiyle görevlendirilmesi yoluna gidilmiştir. Güvenlik kuvvetleri, silahlı kuvvetler vs. adıyla andığımız yapılanmalar böylece ortaya çıkmıştır.

Onların oyu varsa bizim de silahımız var!

Güvenliğin iki ana dalı vardır. İlki ve uzun vadede en önemlisi iç güvenlik adı verilen güvenlik türüdür. Bu, bir ülkenin vatandaşlarının birbirlerinin kriminal faaliyetlerine karşı korunmasıdır. Suçun önlenmesi ve suçlularla mücadele edilmesi işini yapan ve devlet çatısı altında barındırılan teşkilata polis teşkilatı ve faaliyetlerine polisiye faaliyetler adı verilir. Güvenliğin ikinci ayağı yurt güvenliğidir. Burada sınırları belli bir ülkenin başka ülkelerin fiilî tecavüzlerine karşı korunması yapılır. Bununla görevli organlara ordu ve ordunun bireysel üyelerine asker adı verilir.

Hem polisiye hem askerî faaliyetler birer meslek dalına tekabül etmekle beraber diğer bazı mesleklerden kimi bakımlardan farklılaştıkları için toplumlar polis ve askerle ilgili bir alt kültür geliştirirler. Bu meslekler zor mesleklerdir. Kötü şeyleri görmeye, ölmeye ve öldürmeye, nispeten izole edilmiş bir hayat yaşamaya dayanan ve çok stres yaratan bu mesleklere insan gücü akışını kolaylaştırmak ve meslektekileri sıcak anlarda hayat kaybını da kapsayabilecek bedellere manen hazırlamak için gerçek veya hayali olaylara dayanan efsaneler, hikâyeler, destanlar üretilir. Çoğu zaman dinî bir söylemle iç içe geçen bu hikâyeler geniş halk kesimleri arasında da rağbet görür.

Sonuç itibarıyla her toplumda güvenlikten sorumlu polis ve ordu teşkilatları ortaya çıkar. Bu teşkilatlar toplumdan aldıkları insan gücüne ve maddî kaynaklara dayanarak kendilerine verilen görevleri yerine getirir. Ancak, bu teşkilatların varlığı kendiliğinden bazı tehlikeleri de menzile sokar. Bu kuruluşların en büyük özelliği ve onları ve bünyelerinde bulunanları diğer insanlardan ve diğer kamu kurumlarından farklılaştıran en temel etken ellerinde silah bulunmasıdır. Başka türlü söylersek; ABD gibi her vatandaşın silahlanma hakkının bulunmadığı yerlerde, vatandaşlar ikiye ayrılır: Silahlı olanlar ve silahsız olanlar. Silahlı olanlara Plato'nun lisanını kullanarak koruyucular diyebiliriz. Koruyucular ellerindeki silahları silahsız vatandaşlara karşı kullanmaya kalkarsa ne olacaktır? Yani toplumu koruyuculara karşı kim koruyacaktır? Koruyuculara karşı bir başka koruyucu veya kurtarıcı sınıf mı yaratılmalıdır? Eğer böyle yapmak gerekiyorsa bu nereye kadar gidecektir? Bu sorunun Türkiye'yi çok yakından alakadar ettiğine kuşku olmadığını hem yakın tarihimiz hem de özellikle ağustos ayının son günlerinde bazı subayların yaptıkları konuşmalar açıkça göstermektedir.


HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca