September 2, 2008
Muhafaza edilen aslında ne? [Leyla İpekçi]
Muhafaza edilen aslında ne?, Leyla İpekçi / Taraf
Birkaç ay önce Kayseri'de kalırken tek tük memnuniyetsiz yerlilere de rastlamıştım. Gesi bağlarında rastlayıp konuşma fırsatı bulduğum bu kişilerden biri civardaki yerleşim yerlerinde terk edilmiş Ermeni binalarını, yıkılmaya yüz tutmuş birbirinden güzel evleri göstererek sıkıntılarını şöyle dile getirmişti:"Bu evlerde vaktiyle oturan Ermenilerin çocukları geceleri (Amerika'dan vesaire) gizlice buraya gelerek yeraltında sakladıkları değerli eşyalarını alıp kaçırıyorlar. Burada altın yapıp kaçırdılar hep. Onlara ait binaların çoğu artık yaşanmayacak durumda ama tarihi mimarisine sadık kalarak onarılması gerekiyor. Buna da hiçbirimizin gücü yetmiyor. Hâlâ buralarda iş çeviriyorlar üzerimizden."
Çevredeki yerleşimleri dolaşırken herkesin birarada mutlu yaşadığı o eski güzel günlerden bahsettikten sonra "bizim burada herkes Türktür, burası bizimdir" diyorlardı doğal olarak. Yeraltındaki taş kiliselerin, birbirinden ilginç taş oymacılığının, duvarlardaki belli belirsiz İsa ve Meryem figürlerinin, terk edilmiş tapınakların geçmişi yok olmuş gitmişti.
Bir vakitler atalarınızın yaşadığı toprağın sizden başka yerlileri olduğunu, tıpkı bu bölgede yaşamış olan Mimar Sinan'ın etnik ve kültürel geçmişini eserlerine yansıtabildiği gibi, onların da bugüne kendi izlerini yansıtabileceğini inkâr ettiğinizde şöyle demiş oluyorsunuz: "Bu kültür her ne kadar koparılmış olsak da bizimdir. Bize ait olmayan bir kültür burada varsa bile, yok demektir."
Şimdi bize homojen, tek tip, boşluk hissi veren tarihi kentlerimizin modernleşmesine hangi çoğulculuğu, hangi zenginliği katabildik? Geçmişi sahiplenirken geçmişe ruhunu veren başka yerlileri yok saydıkça neyi muhafaza etmeyi başarabildik ki? Sadece kendimize ait olanı mı?
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters
