derinsular.com
Derin Sular: Makaleler
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

July 13, 2008

Minibüs Şöförü Metin ve 'Chicken'

Oyun Teorisi'nde (Game Theory) sıfır toplamlı durumlar için yaygın olarak referans verilen modellerden biri de Chicken'dır. İlk olarak Kaliforniyalı gençler tarafından oynanmaya başladığı söylenen ve kimi Amerikan filmlerinde de rastlanabilecek olan Chicken oyunu, iki sürücünün (tercihen dar bir yolda) arabalarını hızla birbirleri üzerine sürmeleri ve çarpışmadan korkarak ilk direksiyon kıranın 'chicken' (tavuk/ödlek) damgası yiyerek oyunu kaybetmesinden ibarettir. Bir başka deyişle, oyuncu, ya ciddi bir çarpışma riskini göze alarak direksiyon kırmayacak ya da alay edilmeyi kabullenerek hayati tehlikeden ve maddi hasardan kendini kurtarmayı tercih edecektir. Bu model, ekonomi ve siyasal bilimler alanında, işbirliğinin mümkün olmadığı (ya da becerilemediği) durumlarda sergilenen insan davranışlarını analiz etme amaçlı kullanılır.

Chicken oyunu için dört farklı sonuç söz konusu olabilir. Bu dört sonuçtan ikisi, A ya da B oyuncularından birinin direksiyon kırmasıyla birlikte diğer oyuncunun oyunu kazanması şeklindedir. Üçüncü bir sonuç, her iki oyuncunun da direksiyon kırarak aynı anda oyunu kaybetmeleri şeklinde gerçekleşebilir. Ancak her iki oyuncunun da diğerinin direksiyon kıracağı düşüncesi (ya da ümidi) ile direksiyon kırmayıp çarpışması şeklinde dördüncü bir durumun gözlenmesi de mümkündür - ki bu durum, Chicken'ı, Mahkumun İkilemi (Prisoner's Dilemma) ya da Geyik Avı (Stag Hunt) gibi diğer modellerden ayıran özelliktir. Zira, her iki oyuncunun da oyunu kazanması, aynı zamanda her ikisinin en zararlı çıktığı duruma karşılık gelir. Oyun Teorisi'nde chicken'ın özellikle savaşa dönüşmesi mümkün olan (1962 Küba Füze Krizi gibi) durumlarda uygulama alanı buluyor olmasının nedeni de zaten bu.

Geçtiğimiz günlerde, Türkiye'de de oyun teorisi alanında akademik literatüre geçmesi gereken bir olay yaşandı. Hürriyet gazetesi muhabiri Eray Erollu'nun haberine göre, Trabya-Beşiktaş minibüs hattında direksiyon sallayan Metin Gülçiçek, karşı yönden üzerine gelen Mercedes marka otomobili görünce bir arkadaşının ona şaka yapmakta olduğunu zannedip gaz kesmedi ve direksiyon kırmadı. Neticede de kafa kafaya çarpıştılar ve (habere göre) "Yol bir anda savaş alanına döndü". Haberin metni şöyle:

İstinye'de, Sarıyer yönüne giden Mercedes marka otomobilin şoförü Yasin Akhoroz, virajda direksiyon hákimiyetini kaybedip karşı şeride geçti.

Tarabya-Beşiktaş hattında çalışan minibüs şoförü Metin Gülçicek, üzerine doğru gelen otomobilin sahibini tanıdık sanıp, şaka yapıyor diye gaz kesmeyince, kafa kafaya çarpıştılar. Yol bir anda savaş alanına döndü. Mercedes'te bulunan Akhoroz'un patronu Vahim Markuz'un ayak bileği kırıldı. Otomobilde sıkışan Markuz'u, çağrılan sağlık görevlileri kurtardı. Minibüsteki 6 yolcu da çarpmanın etkisiyle ön koltuklara savruldu. Fatma Tekşen'in dişleri kırılırken, Şefika Dikmen'in boynunda ve kaburgalarında ezilmeler meydana geldi. Kazanın şokunu uzun süre üzerinden atamayan Gülçiçek, "Mercedes'in üzerime geldiğini gördüm. Tanıdıktır, şimdi direksiyonu kırar diye içimden geçirdim, ama süratle bana çarptı. Neye uğradığımı anlayamadım" dedi.

İstanbul İstinye'de gerçekleşen bu ibretlik hadise, uzlaşma yolunu seçmeyerek tehlikeli oyunlar oynamaya kalkan kimi Türk vatandaşlarının, anlamsız takıntıları uğruna yaşadıkları ülkeyi hiç yoktan savaş alanına döndürebiliyor olmaları konusunda net bir fikir verebilecek mahiyettedir. Bir başka deyişle, sorun, düşünceden ziyade, zihniyet sorunudur.

| Yorumlar (9)

Okuyucu Yorumları (9)

Hahaha... Ben bunu hep yapıyorum!

Bisikletle giriyorum ters yönden adamların şeridine, hepsi korna çala çala sağa kırıyorlar. Ezip geçecek halleri yok. :D

Sonra da bir sürü küfür yiyorsundur o şeritlerine girdiğin adamlardan.

Sahi, zevkli oluyor mu Özgür? Ben de mi denesem acaba? Ama yok ben yapamam. O kadar adrenalin(?)i bünyem kaldırmaz, ben almayayım...

Aman özgür dikkat et seni de biri tanıdık sanıp üstüne sürmesin!.. =)

"Türk vatandaşlarının, anlamsız takıntıları uğruna yaşadıkları ülkeyi hiç yoktan savaş alanına döndürebiliyor olmaları konusunda net bir fikir verebilecek mahiyettedir. Bir başka deyişle, sorun, düşünceden ziyade, zihniyet sorunudur."

Bu durumu neden tüm ülkeye genellediginizi ve neden halkın genelini içine alarak yorum yaptiğinizi merak ediyorum!

Halkın genellemekten ziyade, halk içinde hakim olan bir duruma işaret etmek istedim diyebilirim. Yoksa elbette bu çerçevenin dışında kalanlar da vardır.

Burada dikkat çekmek istediğim nokta, problemlerimizi uzlaşı ile çözebilme noktasında yetersiz kalıyor oluşumuz. 60 ve 70'li yıllarda sağcı ve solcu öğrencilerin birbirlerini öldürerek bir yere varmaya çalışmalarından günümüzde açık oturumlarda tarafların karşılarındaki kişinin ne söylemekte olduğuna aldırış etmeden aynı anda konuşmalarına kadar pek çok örnekte ifade bulan bir zihniyet bu.

Bugün itibariyle belli kesimler diğerine göre daha mağdur durumda olabilirler. Bunu elbette göz ardı etmiyorum. Ancak bir kısım insanların uzlaşıya diğerlerinden daha kapalı olmaları, o toplumda sorunların konuşularak çözülmeye başlandığı anlamına gelmez.

Genelleme korkusu ilginctir. Bazen oyle bir hal alabiliyor ki genelleme her durumda anlamsizdir gibi bir takintiya goturuyor insani.

Ornegin bir psikologun kitabinda Amerikan toplumunda "aktivite tutkunlugundan" bahsediyor. Bu psikologun yaptigi bir bilimsel calisma degil ancak bir gozlem. Egitimli bir gozlem desek belki daha gercekci olur. Tabii ki alginin bu gozlemde payi var, gozlemde de hatalar olabilir. Ancak bunun genelleme yapilmasina tam engel oldugunu da sanmiyorum. Bazi durumlarda egitimli genellemeler yapilabilecegini dusunuyorum.

Ornek vereyim. Amerikali arkadaslarla otururken bu gunlerde cok kilo aldim falan derseniz size bakarlar genellikle ve "evet anliyorum" gibisinden baslarini sallarlar. Turk arkadaslarla otururken ayni seyi soylediginizde tavsiyelerle karsilasirsiniz. "Evet zayifla biraz bu halin ne" de diyebilirler. Bunlarin tersi durumlar olabilecegi gibi, yeterince bu tur durumlari yasarsaniz bana hak vermeye baslarsiniz, cunku bunlar tecrubeyle de ilintilidir.

Serdar Bey'in niyetini inceleyin bu yaziyi yazarken. Herhangi bir ofke ogesi yok. O zaman bu yaziyi "Turkiye'yi gizliden baltalamak" niyetiyle yazmadigini, genellemeyle aslinda bizimle bir gozlemini paylastigini goreceksiniz. Kendi adima gozlemini samimiyetle okudugumda hic de yanilmadigini benim de benzeri gozlemlerim oldugunu soyleyebilirim. Zaten Erdinc Bey'in alintisinda "Turk vatandaslari" diye basliyor, ama Serdar Bey'in yazisinda "kimi Turk vatandaslari" diye gidiyor. Bu durumda tum ulkeye genellemekten cok gozlemledigi grubun acik bir elestirisini yapiyor ki mantik yontenimde ve vardigi sonucta bir tutarsizlik yok.

Memleketin sorunlarini "gizli guclere" indirgeyen makaleler okumaktansa gerektiginde cesurca belli bir zihniyete genelleme mahiyetinde de olsa yaklasabilen bir bakis acisini elestirmekten ziyade alkislamak gerekir diye dusunuyorum.

Levent Bey,

Sozunu ettiginiz turden bir genelleme, aslinda bilimsel metodun bir parcasidir.

Detayli bilgi icin bkz.: http://en.wikipedia.org/wiki/Generalization

Herhalde bizler genelleme kavramıyla daha çok "Türkler kahramandır", "Kürtler bölücüdür" ya da "Araplar pistir" gibi ayrımcılık içeren ifadeler söz konusu olduğunda karşılaştığımız için bu ifadeye her durumda olumsuzluk içeren bir anlam yüklüyoruz. Ama gerçekten öyle olsa (sözgelimi) sosyoloji diye bir sosyal bilim olamazdı.

"Turk vatandaslari" diye basliyor, ama Serdar Bey'in yazisinda "kimi Turk vatandaslari" diye gidiyor"

İşte bu ifade bile başlı başına rahatsız edici bir genelleme içeriyor diye düşünürüm. Türkiye gibi bir ülkede halka Türk genellemesi yapiliyor. Bu durum çok rahatsiz edici. Yetmiş iki milletten insan barındiran bir ülkede halka alt veya ust kimlik olarak Türk nitelendirmesi yapılamaz, yapılmamalıdır. İnsanların doğuştan gelen özelliklerini yapay kavramlarla örtmeye çalışmak kültür erozyonuna yol açacağı gibi, tek düze ve kendini geliştiremeyen güdümlü bir topluma davetiye çıkaracaktır. Bu açıdan ben Serdar Bey'in bu ülkede yaşayan insanları Türk olarak nitelendirmesine, belki de bir üst kimlik adı altında birleştirmesine sebebi ne olursa olsun çağdaş ve özgürlükçü olmaktan uzak bir genelleme olarak bakıyorum. İşin beni en çok üzen yanı hayat görüşü Serdar Bey gibi ufukları aşmış insanların bile bu tip genellemeleri yapabiliyor olması.

Erdinç Bey,

1. Sözünü ettiğiniz türden, Türklüğü üst kimlik olarak gören hiçbir düşünceye hiçbir zaman sahip olmadım. Ancak tersi yönde pek çok ifade pek çok yazının içinde vardır.

2. "Türk vatandaşı" ifadesi, ülkemizde sadece Türk vatandaşların bulunduğu anlamına gelmediği gibi, zorunlu olarak herhangi bir ayrımcılık da içermez. Eğer öyle olsa, adı onca yıl önce konulmuş bir ülkenin adını telaffuz ederek "Türkiye" demek de ayrımcılık olurdu. Halbuki bir ülkenin adının doğru seçilmiş olup olmadığını düşünmek başkadır, adı bir kez konmuş olan ülkeye referansta bulunurken resmi ismi kullanmak başka. Yine buradan hareketle, ülkenin adını ben koymadığım için, vatandaşlarına ülkenin isminden hareketle referansta bulunmam da bana ait bir kusur olamaz.

3- Zannediyorum siyasi ve etnik kullanım arasındaki farkı göz ardı ediyorsunuz. Örneğin, "Amerikan vatandaşı" demek, kişinin siyasi kimliğine ('identity' değil, 'identification') işaret ederek, kendisine referansta bulunulan kişinin ABD ülkesinin vatandaşı olduğu anlamına gelir. Ulus-devletlerin isimlendirmelerinde etnik bir kimlik adının kullanılıyor olması, ("Alman vatandaşı" gibi) devlet isimlerinden türetilen vatandaşlıkların doğurdukları anlamı bir parça muğlaklaştırıyor olsa da, bu durum, kullanımın sadece etnik değil, siyasi kimliğe de referansta bulunuyor olduğu gerçeğini değiştirmez.

4- Ben üst kimlik olarak Türklüğün alınması gerektiğini iddia da eden bir insan dahi olsam, bu durum sizin eksik alıntı yapmanıza mazeret olmazdı. Cümlenin öznesinin kuşatıcılık derecesini doğrudan değiştiren "kimi" ifadesini de alıntılamanız ve eleştirinizi ondan sonra ifade etmeniz gerekirdi.

Yorum Gönder

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını dikkate alınız.

 

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca