May 7, 2008
Üslup, İçeriği Kurtarır Mı?
Toktamış Ateş, Bugün gazetesinde yayınlanan 'Referandum sürprizi' başlıklı yazısında Yargıtay başsavcısının AKP'nin kapatılması istemiyle açtığı davanın iddianamesini, daha çok Fatih ilçesinde yaşayan çarşaflı kadınlar ekseninde değerlendiriyor:
[İ]nternet üzerinden aldığımız iddianamedeki suç kanıtları, benim açımdan inandırıcı olmadı. Onları bir yana bırakarak; bizim Fatih'teki evin etrafında türeyen kara çarşaflıların, çoğalma hızını saptasalar, çok daha inandırıcı bir iddianame kaleme alabilirlerdi. Gerçekten, kara çarşaflı hanımlarımızın sayısı; sanki bir yerden işaret almışlarcasına, inanılmaz bir biçimde arttı. Eskiden, daha çok Çarşamba ve Draman taraflarında görülen bu hanımlar, şimdi Fevzi Paşa caddesinin, sağ tarafındaki sokaklara dadandılar. Ne diyelim, hayırlısı olsun. Bu da onların tercihleri...
Toktamış Ateş'in sözleri, öncelikle, çarşaflı insan sayısının artmasının bir siyasi partinin kapatılmasına gerekçe olabileceğini ima etmesi itibariyle eleştirilmeye müsait. Ancak yukarıda alıntılanan ifadeler, (Toktamış Ateş daha çok 'nazik bir üslup sahibi bir insan' olarak karakterize edildiği için) içeriği kadar üslubu yönüyle de ele alınmayı hak ediyor.
Ülkemizde hakaret içermeyen bir üslup, çoğu zaman, kimi ifadelerin barındırdıkları ayrımcı düşünceleri ve bu düşüncelere temel teşkil eden totaliter paradigmaları örtebiliyor. Örneğin, ulusalcı kesimin hırçın hatiplerinin kimi değerlendirmeleri kimi zaman bu kesim içerisindeki insanların dahi tepkilerini çekebilirken, tamamen aynı önkabullere sahip olan bir başka ifade daha mülayim bir üslupla dile getirildiğinde çok daha geniş kitlelerce olağan karşılanabiliyor. (Bu durum, Türkiye'de düşüncelerinden ziyade duygularıyla hareket etmeye meyilli olan geniş bir kitlenin var olduğu anlamına da geliyor.)
Toktamış Ateş'in 'hakaret içermeyen' sözlerine dikkatle bakıldığında, Kemalist kesimin ayırt edici özelliği durumuna gelmiş olan elitist ve ayrımcı bakışın, mülayim, hoşgörülü ve nazik olduğu söylenen bu üsluba da sığmayarak yer yer dışa taştığı görülüyor. Örneğin Ateş, 'çarşaflı hanımlar' olarak referansta bulunduğu vatandaşlarımız için, muteber insanlardan bahsedilirken pek duymadığımız 'türeme' kelimesini kullanmakta bir mahzur görmüyor.
Ateş'in "Bu hanımlar şimdi Fevzi Paşa caddesinin, sağ tarafındaki sokaklara dadandılar" şeklindeki cümlesi ise daha da korkunç. Zira 'dadanma' kelimesi, sıklıkla, bir yere ait olmayan varlıkların hadlerini bir parça aşarak ait olmadıkları o yere tecavüz etmiş oldukları durumlarda kullanılıyor - 'Mutfağa karıncaların dadanması' ya da 'Tarlaya kargaların dadanması' örneklerinde olduğu gibi.
Ateş'in kelime seçimleri toplumun bir kesiminin diğerinden daha üstün (ve dolayısıyla ayrıcalıklı) olduğu varsayımını içeriyor. Toplumun üstün ve ayrıcalıklı olduğu düşünülen kimi kesimlerinin 'kamusal alan'ları hür bir şekilde kullanmalarını ve gerek alt, gerekse üst düzey bürokratik görevlere gelebilmelerini doğal gören bu zihniyet, başka insanların caddelerde dolaşmalarını dahi 'dadanmak' olarak nitelendirebiliyor. Ancak satır aralarına sinen bu varsayımlar, üzerlerine bina edilen düşüncelerin ifade edildiği üslubun ne denli mülayim olduğundan tamamen bağımsız olarak değerlendirilmeli. Zira aslolan üslup değil, zihniyettir. Dahası, bu türden ifadeler, Kemalist sloganlar ne derse desin, halkın hala 'imtiyazlı, sınıflı, kaynaşmamış bir kitle' olarak görülmekte olduğunun bir göstergesidir.
Okuyucu Yorumları (8)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Toktamış Ateş, linkteki yazısına tarafsız bir tavır takınmış halde başlıyor. Sonra iddianamedeki suç kanıtlarını inandırıcı bulmadığını söyleyerek daha ılımlı bir tutum sergiliyor ve ardından "makul" düşünen herkes gibi, "kara çarşaflı kadınlar gerçeğini" gün yüzüne çıkartıyor.
Hem birilerinden emir aldıklarına "işaret ederek", onların bireysel iradelerini hiçe saymış oluyor; hem de "dadanmak" gibi kelimeler kullanarak alenen hakaret ediyor.
Bu insanların istedikleri yerde görünme hakları olsa da, kara çarşaflılara ,"hanım" dediği için bütün bunları mazur görüyorum, zira "Prof." Mümtaz Soysal, "karafatma" demişti.
Uslup icerigi kurtarmiyor. Kelime bilgisi oldugu icin evirip cevirerek hakaret ettiginden, etmiyormus gibi gorunuyor. Eger hakaret goren sizin icinde bulundugunuz bir grupsa bu yaziyi okuyup moraliniz bozulunca sasiriyorsunuz cunku ustu kapali.
Dadanmak lafini daha netlestirelim. Parazitler icin kullanilir genellikle. O "habitat"tan olmayan varliklarin zorla nufuz ettirilmesi anlamini tasir. Turkce'de dadanmak kelimesi insanlar icin de kullanilir. Kimler dadanir? Kabadayilar, sarhoslar, saticilar, yaramaz cocuklar.
Toktamis Ates okulda dersinize girdiginde ondan bilgi mi alirsiniz onyargi mi? Yaniti yukarida.
Doğma büyüme Fatih'li birisi olaraktan çarşaflıların sayısının arttıgı yalandır, dolandır. Sayı olarak bakıldığında belki artmıştır, ama oransal olarak bakıldığında böyle bir gerçekliğin olduğunu iddia etmek, tamamen olayları farklı yerlere çekmek anlamına gelir. Velev ki öyle olsun, bu neden sorun ediliyor anlaşılması zor.
Ayrıca herkes kendi gettosunu oluşturuyor. Duyduğuma göre Draman tarafında kendi yaşantısından, kendi kafa yapısından olan insanlarla bir arada yaşamak için insanlar kimi zaman 1 birimlik evlere 2 birim falan verebiliyorlarmış. Bunu da not düşeyim istedim.
Besim Bey: "Mümtaz Soysal, "karafatma" demişti."
Toktamış Ateş de satır aralarında bunu anlayana demiş zaten..
"türeyen kara çarşaflılar"
"kara çarşaflıların, çoğalma hızı "
"...sokaklara dadandılar"
Adını koymasa bile çarşaflı hanımları bir "karafatma böceği" gibi tasvir ettiği gayet açık...
Serdar Bey'e tespiti için teşekkürler..
Türkiye'de medya dilinin nasıl işlediğini ve yazarların bilinaltını ne kadar çabalasalar da -Serdar Bey'in gösterdiği gibi- gizleyemedikleri bilinen bir gerçek. Medyadaki birçok köşe yazarı hakareti üslup zannederken, bazıları tevazu adına kendi kibirlerini sergiliyorlar. Hepsi rahatsız edici, usandırıcı ve bıktırıcı...
Sayın Ateş'in bu uslübu bana biraz "atacağı dayaktan evvel kibar konuşan ebeveyn" tavrını hatırlattı. Hakikatten saf bir insan olup kelime oyunlarının farkına ilk anda varmazsanız, yazıdaki hakareti sizinde belirttiğiniz gibi "hanımlar" gibi yumuşatıcı görevi gören kelimeler sebebiyle göremeseniz bile okuduktan sonra oluşan rahatsızlık bir sıkıntı gibi çökebiliyor midenize. Hakaret eğer sizin dahil (dahil dememeli aslında son zamanlarda gerçekten sinir etmeye başladı beni bu siz kaç kişisiniz biz kaç kişiyiz, onlar, şunlar, bizler mevzuları) olduğunuz kesime yöneltilmişse.
Açıkcası bu tür kelime oyunları ile yapılan üstü kapalı hakaretlerin ne zaman bilinçli bir şekilde ve de ne xaman bilinçsiz yani farkında olmadan (biliçaltının düşünceleri kelimelere yansıtması sonucu) yapıldığını merak etmişimdir hep.
Üstü kapalı laf sokarak insan kendini üstün zannedebilir, o kadar. Bu da son derece yanlış.
Böylesi bir uslubun Yılmaz Özdil uslubundan daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum.