July 23, 2007
22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri
Seçim sonuçları hakkında kısa notlar:
1- AKP'nin oy oranının %46'yı aşmış olması, sadece 2002 yılından bugüne %12'lik bir artış olmasından hareketle nominal bazda değerlendirilmemeli. Çünkü 2002 yılında oy veren kitle, AKP'yi bir ümit olarak görmüş ve öyle oy vermişti. 2007 yılı itibariyle ise, (doğal olarak) AKP'nin 5 yıllık icraatı ön planda oldu. Somut icraatlarının ardından çok yüksek bir oranla seçimi kazanan AKP'nin artık tam anlamıyla bir merkez partisi haline geldiğini, buna karşılık AKP'yi uç bir parti olarak göstermeye çalışanların marjinalleştiğini söylemek mümkün.
2- AKP'nin iktidarda kalmasına rağmen yıpranmamış olması tepki oylarına değil, söz konusu somut icraatların getirdiği yeni atmosfere ve istikrara bağlanmalı. Seçimden önce, 'AKP %34'ün üzerinde oy alamaz. Ne yani, iktidarda hiç mi yıpranmadı?' gibi yorumlar yapanlar, özellikle 90'lı yıllardaki iktidarların istikrar değil kriz getirdiklerini göz ardı ediyorlardı. (AKP'nin karşısında güvenilir bir alternatifin olmaması, CHP, MHP ve diğer partilerin kendi programlarını seçmene izah etmek (yani politika konuşmak) yerine hamasete ağırlık vermeleri de bu noktada dikkate alınmalı.)
3- AKP'nin merkez partisi haline gelmiş olmasını, AKP'nin merkeze gelmesinden çok, merkezin AKP'ye gelmiş olması olarak değerlendirmek daha doğru olur. Çünkü AKP'nin merkeze gelmesi, Erbakan geleneğinin sert ve muhalif söylemini bir kenara bırakmış olması ve halkın tamamını kucaklayabilecek politikalar üretme arayışına girmiş olmasından ibaret. Merkezin AKP'ye gelmesi ise, reformcu ve atılımcı AKP çizgisinin artık geniş bir halk kitlesinin oyunu almayı başarmış olmasına karşılık geliyor. Türkiye'deki siyasi tartışmalar, bundan böyle ülkenin statüko yanlısı yapısına son 5 yılda önemli açılımlar getiren bu yeni siyasi çizgi üzerinden yapılacak.
4- Seçim sonuçları, sadece laiklik yanlısı mitingleri gözlemlemek suretiyle yapılan yorumları da boşa çıkarmış olduğu için Türk halkına güzel bir siyaset dersi de verdi. Zira belli konularda hassasiyet hissederek meydanları dolduran insanların 'halk' olması ile 'halktan' olmaları arasında önemli bir fark vardır. AKP mitinglerinde toplananlar da, laiklik yanlısı mitinglerde toplananlar da 'halktan'dır. 'Halk' ise, bütün bu kitlelerin bir araya gelmesiyle oluşan bütünün adıdır. Bu nedenle, sayıları ne kadar çok olursa olsun bir protesto adına bir araya gelen insanların taleplerini 'halkın talebi' olarak genellemenin, hele hele 'halkın sokağa dökülmüş olması'ndan(!) hareketle siyasete müdahaleyi meşrulaştırmaya çalışmanın mazur görülebilecek bir yanı yoktur.
5- Seçim sonuçları bir şeyi daha net bir şekilde gösterdi: İnsanları kendi doğru bildikleri yönde manipüle etmeye çalışan Kemalist kesim, aslında mühendisi olmaya çalıştığı bu toplumu hiç tanımıyor. Bu kesim Türk halkını hala Özal öncesi dönemdeki gibi tek devlet kanalıyla güdülebilen, ucuz ve sıradan milliyetçi söylemlerle hemen etki altına alınabilecek bir yığın olarak görüyor. Türkiye'de halen böyle bir kesimin var olduğu doğru olsa da, halkın genelinin bu istikamette olduğunu zannedebilmek için insanın herhalde sadece kendi dünyasında yaşıyor ve halkın arasına hiç inmiyor olması gerek. (Görev süresini Çankaya Köşkü'nde Kanaltürk izleyerek geçiren Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve ülkemizi kışlaya çevirmek isteyen kimi darbeci askerler, bu maddenin doğrudan muhatabıdırlar.)
6- AKP'nin doğu illerinde de seçimi çok yüksek oranlarda oy alarak kazanmış olması ayrıca değerlendirilmeli. Doğu illerindeki sonuçlar, yöre halkının, sorunlarının çözülmesinin yolunun PKK ya da DTP'den değil, AKP'den geçtiğini düşünmeye başladığı anlamına geliyor. DTP'li vekillerin söylemlerinin artık PKK'nınkinden farklılaşmış ve bir parça AKP'ye yakınlaşmış olmasının dahi bu sonucu etkilememiş olması önemli. Demek ki, AKP'nin sunduğu çözümler daha inandırıcı ya da daha işlevsel bulunuyor.
7- Recep Tayyip Erdoğan, seçim sonuçlarını değerlendirme adına yaptığı konuşmada güzel şeyler söyledi. Ancak 'Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet' sloganını dile getirmiş olması, hatta bu sloganı konuşma yaptığı kitleye tekrar ettirerek bir anlamda şova dönüştürmesi düşündürücüydü. Bu sloganı ('Tek Dil' prensibi ile birlikte) daha çok kışla arazilerinde görüyoruz. Bu slogan her ne kadar Erdoğan'ın konuşmasının ana teması çerçevesinde 'birleştiricilik' başlığı altında da değerlendirilebilecek olsa da, geçmişte hep ayrımcılık ve tektipleştiricilik adına kullanıldı. Bu nedenle de, bu söylem, halkın önemli bir kesiminin zihninde hiç de hoş olmayan çağrışımlara karşılık geliyor. Erdoğan'ın bu vurguyu yaparken hangi dengeleri göz önünde bulunmuş olduğu bu nedenle önemli.
8- Erdoğan çeteleri bitireceğini ve milli geliri 10.000 dolar seviyesini çıkaracağını söyledi. Dünyada bir kriz yaşanmadığı takdirde milli geliri 10.000 dolar seviyesine çıkarmakta çok da zorlanmayacağını düşünüyorum. Hatta vergi indirimi gibi konularda gerekli düzenlemeler yapılarak ekonominin daha büyük bir yüzdesinin kayıt altına alınması sağlanabilirse, bu rakamı çok daha kısa bir süre zarfında görmek de mümkün olabilir. Çünkü reel anlamda zaten 10.000 dolar civarındayız. (Türkiye'nin hal-i hazırdaki standartları, kişi başına düşen gelirin 5.000 dolar civarında olduğu diğer ülkelerden çok daha yüksektir.)
Erdoğan'ın çeteleri bitirebilmesi ise ulaşılması çok daha zor bir hedef olarak görülebilir. Çünkü çeteleşmenin devletin içindeki yapılanmalardan kaynaklandığı ve bu yapılanmaların son derece üst düzey ve stratejik konumlardan desteklendiği düşünülecek olursa, çetelerin temizlenmesi yönündeki girişimlerin devlet içindeki devletlerin çatışmasını gerektireceği ortaya çıkar. Buradan hareketle de, önümüzdeki dönemde daha çok provokasyona şahit olmamızın mümkün olduğunu söyleyebiliriz.
9- AKP, Kuzey Irak'a müdahale konusundaki baskı ve talepleri seçim öncesi dönemde sürekli geçiştirerek konuyu seçim sonrasına erteledi. Ancak AKP'nin seçim sonrasında daha net ve kararlı bir tavır sergileyerek Türkiye'yi böyle bir maceradan koruması, daha da önemlisi, bu tür mütecaviz uygulamalarla ülkenin eline kan bulaştırmaması gerekiyor.
10- Bir MHP'li yetkili 'sert muhalefet' yapacaklarını söylemiş. Ne yazık ki ülkemizde 'sert muhalefet' 'etkin muhalefet' anlamında kulanılıyor. Halbuki sert muhalefet, bugüne kadar girdiği her seçimi kaybeden Deniz Baykal'ın sergilediği 'hırçın muhalefet'e karşılık geliyor. Etkin muhalefet ise, iktidarın politikalarına alternatif olabilecek seviyede ciddi politikalar üretmek ve bu politikalara halktan taban bulabilmek şeklinde anlaşılmalı. Zaten şiddetli (ve hatta kanlı) bir geçmişe sahip olan MHP'nin (şayet bundan böyle mutedil bir çizgide siyaset yapmak gibi bir niyeti varsa) daha dikkatli davranması gerekmez mi? (Diğer yandan; miting meydanlarında yağlı urgan sallayarak oy toplamış bir partiden böyle şeyler beklemek baştan yanlış da olabilir.)
11- Sol oylar eskiden Türkiye'de %30-35 aralığına tekabül ederdi. Bu oran azala azala bu son seçimde %21'e kadar inmiş oldu. Ancak CHP'nin sola karşılık gelmediği, erimekte olan ideolojinin sosyal demokrasi değil Kemalizm olduğu rahatlıkla söylenebilir. CHP, değişime direnmekte, statükoyu savunmakta ısrar ettiği müddetçe, zaman içerisinde daha da eriyecek. Zira değişimi anlamamakta, kendini yenilememekte ısrar eden seçmenlerin sayısı doğal olarak zamanla azalacaktır.
Eğer bir ülke, resmi kabul ettiği ideolojinin miyadı dolduktan çok sonra kapalılığı terk edip dünyaya açılırsa, insanların (farkında dahi olmadan) o ideolojinin yörüngesinden çıkmaya başlayacakları muhakkaktır. Türkiye 80'lerde yaşadığı Özal tecrübesinden beri bu süreci yaşamakta, artık o yıllara göre çok daha fazla etkileşim içerisine girdiği dünyanın giderek daha fazla tesiri altına girmektedir. Atatürk'ün hayatta olması durumunda çoktan terk etmiş olacağına hiç şüphe etmediğim klasik CHP çizgisinin erimesi bu nedenle eşyanın tabiatının bir gereğidir.
12- CHP'nin kurtulabilmesinin tek yolu, İngiltere'de Tony Blair tecrübesinde yaşandığı gibi, halkın çok daha geniş kesimlerine hitap edebilecek vizyon sahibi bir liderin önderliğinde yeniden örgütlenmesi olabilir. Bu da elbette, hem Kemalizmin, hem de Deniz Baykal gibi vizyonsuz siyasetçilerin geride bırakılması anlamına gelir. Ancak CHP için tek çıkış yolu olduğunu düşündüğüm bu çözümün önünde iki engel var. Birincisi, bildiğim kadarıyla Türkiye'de bir Tony Blair yok. İkincisi, günün ölçüleri gereği tamamiyle yeniden yapılanmış bir partinin CHP'nin devamı olması çok zor. Zira böyle bir partinin CHP ile arasında pek bir ilgi kalmayabilir. Yani sol adına sıfırdan bir girişim çok daha anlamlı olabilir.
13- Artık önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Türkiye'nin siyasi istikrarı adına en önemli konu da (maalesef) bu. Türkiye'deki müdahaleci kesimin takınacağı yeni tavır, 11. cumhurbaşkanının seçim sürecinde ve sonrasında yaşanılacak gelişmelerle birlikte belli olmaya başlayacak. Atanmışların AKP iktidarına rıza gösterip göstermeyeceği, bir başka deyişle, halkın iradesi bu denli net bir şekilde ortaya çıktıktan sonra dahi müdahaleye cüret edip etmeyecekleri, işte bu dönemde belli olacak.
Bütün bu gelişmeler sonucunda Abdullah Gül'ün aday gösterilmesi, hatta gerekli düzenleme yapılarak (bir sonraki döneme bırakılmadan) halk oyuyla 5 yıllığına bu göreve gelmesi, bu konudaki en makul çözüm olacaktır diye düşünüyorum.
14- AKP'nin %46 oy almış olması şöyle de yorumlanabilir:
Halkın 'en az' %46'sı, laikliği ya önemsemiyor ya da AKP'yi laikliğin önünde bir tehlike olarak görmüyor; 'vatan satılıyor', 'ülke bölünüyor' gibi tuhaf iddiaları ciddiye almıyor; çıkarılan onca gürültüye rağmen medyada dile getirilenleri inandırıcı bulmuyor; ve hepsinden önemlisi, askerlerin AKP aleyhtarı fikirlerine katılmıyor ve siyasetin askeri değil, sivil bir alan olarak kalmasını istiyor.
Okuyucu Yorumları (5)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

7. 'Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet' siari benim tahminlerime gore su anda en az %50 (MHP + CHP'nin bir kismi + AKP'nin bir kismi) icin cok cok onemli. Bu konusmasiyla Erdogan %46'yla yetinmeyip, cok daha genis kesimlerden en onemlisi askerden icazet almaya calismaktadir. Dikkat ettiyseniz konusmasinda Ataturk Turkiyesi'nin ve laikligin de altini kalin bir cizgiyle cizmistir. Bunu neden yapmistir? Cunku Erdogan dinci minci degildir; Arinc oyledir, Gul bir bakima oyle olabilir, Ama Erdogan kesinlikle son derece pragmatik bir adamdir (kendisini genis kesimlerle allign edecek fikirlere bir bakima inanir da, bilmiyorum belki guclu bir liderlik icin dogrusu bu da olabilir) ve popularitesini yuksaklerdeyken bile daha da yukseklere nasil cikaracagini cok iyi bilmektedir. Dunku konusmasinin bu sekilde seyretmesinin arkasindaki en onemli etken bence Gul'u bir sekilde cumhurbaskani sectirebilmektir. Cunku Gul'un cumhurbaskanligi kesinlikle AKP'nin erki ve iktidari olacaktir.
3. AKP merkez partisi olmustur ama bu surecte AKP merkeze degil merkez AKP'ye gelmistir demissiniz. Bence olmus olan sudur: AKP'nin bir kismi hala Milli Gorus bandindadir ve dinciler o seklde cover edilmistir; Erdogan ise tam olarak merkezdedir ve liberal kesim de bu sekilde cover edilmistir. AKP icerisinde hala birtakim dinciler var ve dolayisiyla merkezde degildir ama Erdogan her gecen gun Ozal'a daha cok benzedi ve bugun Erdogan'a baktigimda Ozal'i goruyorum; yani Erdogan bence tam olarak merkezdedir.
11. Dusuncenize katiliyorum. Gercek anlamiyla Avrupa solu (ana siyaseti isciler, sendikalar, sosyal haklar, issizler, hamile kadinlar, sakatlar, koyluler, homoseksueller, vs. olan) bir parti kisa zamanda dogacaktir ve Turkiye'nin sol kanadina yerlesecektir. Bu kesinlikle CHP olmaz, olamaz. Cunku CHP'nin hamuru buna uygun degil, misyonu sizin her zaman soylediginiz gibi 1930'larin Italyasini ve Almanyasini model almakti. Miyadini doldurali zaten cok oldu; ve yakinda tarih kitaplarinda yerini alacagindan hic suphem yok. Taninlamis oldugumuz sol partiye ise cok buyuk ihtiyac var. Toplumun bu kesimlerinin su an siyaseten bi karsiligi yok, ve Turkiye eger birinci lige cikacaksa boyle bir partinin olusumu toplumun birinci oncelikleri arasinda olmalidir.
13. Bu maddede maddi bir hata yapmissiniz, secilecek olan 12. degil 11. cumhurbaskani.
Saygilar,
Tamer
13. Madde'deki hata düzeltildi. (Teşekkür ediyorum.)
3. Erdoğan'ın giderek daha çok Özal'a benzediğine katılıyorum. Bana sorarsanız iyi ki de öyle oldu. Ancak merkez konusundaki cümleyi daha dikkatli okursanız, hem merkezin Erdoğan'a, hem de Erdoğan'ın merkeze geldiğini, ancak merkezin konumunun daha çok değiştiğini söylemiştim. Merkez derken belli bir siyasi ideolojiyi değil, halkın çoğunluğunun duruşunu (mainstream) kast ediyorum, onu da belirtmiş olayım.
Bu noktada başka şeyler de söylenebilir. Mesela 1980 ihtilalinin üzerinden yaklaşık üç yıl geçtikten sonra tekrar seçimlere gidileceği zaman, askerler emekli general Turgut Sunalp (Milliyetçi Demokrasi Partisi) ve bürokrat Necdet Calp'in (Halkçı Parti) liderliğindeki partilerin yarışmasını istediler. Ancak sonradan (muhtemelen çeşit olur ve demokratik görünür düşüncesiyle) Turgut Özal'ın kurduğu partinin de seçime katılmasına müsaade edildi. Ama ANAP'ın seçimi kazanmasına hiç kimse ihtimal vermiyordu. Emekli general Turgut Sunalp ise daha seçimler bile yapılmadan muzaffer başbakan edasıyla konuşmaya başlamıştı bile! (Bakınız yine aynı şey: Halkı tanımayan ve siyasetten anlamayan bir emekli general...)
Elbette asker 1983 seçimlerinde de 'taraf'tı ve bunu belli etmekten de çekinmiyordu. Seçim öncesinde Kenan Evren halka hitap ederek Turgut Özal'a oy vermemelerini bile istedi! Evren konuşmasında seçmenlere Sunalp'i işaret ediyordu. Ama Özal, tahminlerin çok üzerinde bir oy alarak %45 ile tek başına iktidar oldu. Turgut Sunalp ise %25 oyla sonuncu oldu. Halk yine askerleri dinlememişti.
2007 seçimlerinde de tarih tekerrür mü etti acaba? Eğer öyle olduysa, askerler hala ders almıyor, realiteye göre düşünce geliştirmeyip, realiteyi kendi katı düşüncelerine uyacak şekilde değiştirmeye çalışıyor demektir.
Aslinda bu merkez konusu galiba uzunca bir sure tartisilacak.
Eskiden halkin degerlerine saygi duymak merkezin en onemli ogesiyken, bugun merkezin iki tali ogesi esas oge haline gelmistir ve merkeze bir de sekil unsuru eklenmistir.
Bence merkezde uc degisim oldu. Bir tanesi evrensel individualism cercevesinde, ikincisi toplumsal demokrasi bilincindeki artis baglaminda gerceklesti, ve ucuncusu AKP'ye dogru (bu noktada siz haklisiniz ben yaniliyorum).
Birincisi (oge 1): bence en guclusu, halkin ekonomik olarak 5 sene oncesine gore az cok daha iyi durumda olmasi ve daha once olmadigi kadar guclu bir sekilde "ben oncelikle bana saglanan ekonomik imkanlara bakarim arkadas" demesi. Batida da olan hep bu degil mi zaten? Herkes kedisini ve ailesini dusunse, hakkini aramayi bilse zaten mureffeh Turkiye cok yakindir. Bu muthis onemli ve umut verici bir gelismedir.
Ikincisi (oge 2): bir grup AKP'ye oy vermek istememelerine ragmen, askeri vesayet karsinda demokrasiyi ayaga kaldirmak icin AKP'ye vermistir. Yani ekonomik kriterlerle degil de ideolojik kritelerle oy vermek isteyen bir grup ideoloji olarak demokrasiyi secmistir. Bu muthis bir seydir.
Sekil unsuru: Emre Akoz'un uzerinde hep durdugu ucaga binen, tatile giden, basortuleriyle araba kullanan, yurt disinda okuyan yeni bir sinifin ortaya cikmasi ve bu sinifin en alttaki kesimlere muhafazakar kalarak da artik zengin yasanabilecegini ve modern imkanlardan faydalanilabilecegini gostermistir, ve inanilmaz bir hayat cekiciligi ortaya koymustur. Ha demistir bir suru insan, iste "Conservative Dream". Bu noktada ben yaniliyorum, siz haklisiniz; cunku bu sekil degisikligi gercekten merkezin birazcik AKP'ye kaydigini gosteriyor.
"2007 yılı itibariyle ise, (doğal olarak) AKP'nin 5 yıllık icraatı ön planda oldu."
AKP'ye oy veren kitlenin "AKP'nin 5 yıllık icratlerini değerlendirdiğini" mi düşünüyorsunuz? Madem insanlar AKP'nin icraatlerini değerlendirdi, o halde neden AKP 6 milyon aileye seçim yardımı verdi? Neden gıda dağıttı? Neden para dağıttı? Neden rüşvet verdi? "Daha iyi görebilsinler" diye mi?... AKP'ye verilen oyların ne kadarı özgür bir iradeyle ve bilinçli olarak verildi? Bu soruyu hiç sormuyorsunuz.
"Doğu illerindeki sonuçlar, yöre halkının, sorunlarının çözülmesinin yolunun PKK ya da DTP'den değil, AKP'den geçtiğini düşünmeye başladığı anlamına geliyor.(...)Demek ki, AKP'nin sunduğu çözümler daha inandırıcı ya da daha işlevsel bulunuyor."
Doğu illerindeki yöre halkımız meğer ne kadar düşünceliymiş... Acaba gerçekten insanlar düşünerek mi oy kullanıyor, yoksa siz onları buradan "düşündürüyor" musunuz? Doğu illerinde insanların hangi şartlarda oy kullandığını biliyor musunuz? Herkes bireysel olarak düşünüp (etki altında kalmadan), kendi kararını veriyor falan mı zannediyorsunuz?
"Atanmışların AKP iktidarına rıza gösterip göstermeyeceği, bir başka deyişle, halkın iradesi bu denli net bir şekilde ortaya çıktıktan sonra dahi müdahaleye cüret edip etmeyecekleri, işte bu dönemde belli olacak."
Ükenin içinde bulunduğu durum göz önüne alınırsa, "atanmışlar-seçilmişler" lafı bir geyikten öteye gitmemektedir! Gerçek bir "seçmen" olmadığı için "seçilmiş" kimse de yoktur. Şuursuzlaştırılmış bir milletin "iradesi" de olamaz ve yoktur. Rıza gösterilmesi istenen şey, demokrasi kültüründen çok uzakta bir alavere dalavere oyunları yumağıdır. Halkın büyük çoğunluğu, hükümetle çıkar ilişkisi içindeki taraflı medya organlarınca sürekli etki altında tutulmaktadır. Çok sayıda oy da, AKP'li particiler tarafından rüşvetle satın alınmıştır... Eğer bunları çıkarabilseydik AKP'nin gerçek oy oranı çok daha düşük çıkardı.
"AKP'nin %46 oy almış olması şöyle de yorumlanabilir.."
AKP'nin oyunu yorumlamadan önce, insanların neye dayanarak oy kullandığına bakmak gerekir. Ve görülür ki insanlar çoğunlukla rasyonel gerekçelere dayanmamışlardır. Yani "halkın %46'sı şöyle düşünüyor" demek büyük bir yanılgı olur. Aynı zamanda bu insanlar "tutarlı" da değillerdir. Bir kişinin AKP'ye oy vermiş olması, bahsettiğiniz konularda öyle yada böyle düşündüğünü göstermez.
Bunları yazmak istedim. Diğer yazdıklarınızın birçoğuna katılıyorum.
Sayın Doğan seçim sonuçları hakkındaki genel yorumunuzu kınıyorum. Evvelki seçimlerde gündeme gelmeyen "Türk halkının %y'si aptaldır." tantanasından hiç de uzak olmayan düşünceler içinde olduğunuzu üzülerek belirtmek istiyorum.
Her seçimde birçok partiye ithafen ortaya atılan "Erzak, para, altın dağıtıyorlar" teranesi sanırım kimseye komik gelmiyor artık.
Ayrıca neden kendiniz kadar diğer seçmenlere güvenmiyorsunuz? Neden siyasi görüşünüze ters dahi olsa farklı parti seçmenlerinin tercihine saygı duyamıyorsunuz? Ve nasıl siz tek başınıza "halkın iradesini" oluşturailiyorsunuz?
Saygılar