January 15, 2007
Fethullah Gülen Cemaati (3)
Fethullah Gülen Cemaati'nin gerek İslam dinine yaklaşımında, gerekse genel anlamda hayatı algılayış şeklinde, Bediüzzaman Said Nursi ve (daha spesifik anlamda) Nursi tarafından 1926 ve 1949 yılları arasında yazılan Risale-i Nur Külliyatı önemli ölçüde belirleyiciliğe sahip.

Nursi, İslamiyet adına şiddeti dışlayan ve medeni insanlar nezdinde şiddetin değil, iknanın esas olduğu üzerinde duran bir yaklaşıma vurguda bulunuyor. Nursi'nin bu yaklaşımlarından esinlenen bir cemaatin, okullarla, kültür merkezleriyle ya da kitap, dergi ve gazete gibi yayınlarla faaliyet gösteriyor olması doğal. (Bu durum, sadece Fethullah Gülen Cemaati değil, tüm diğer nur cemaatleri için de geçerli.)
Bu noktada dikkat edilmesi gereken konu, Fethullah Gülen cemaatine esin kaynağı olan, şiddeti değil, iknayı esas alan bir düşünürün bireysel haklara (ve dolayısıyla tektipleştirici konformist uygulamalara) nasıl yaklaştığı olmalı.
Bediüzzaman Said Nursi'nin Devlet-Birey İlişkisine Bakışı
1876-1960 yılları arasında yaşayan Bediüzzaman Said Nursi, İkinci Meşrutiyet, I. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı, Tek Parti ve Adnan Menderes dönemlerini de içine alan son derece çalkantılı süreçlere şahit oldu. Hayatının, siyaset ile yakından ilgilendiği ilk döneminde devletin ferdi hürriyetleri çiğnemeye hakkı olmadığını ifade eden Nursi, yöneticilerin keyfi uygulamalarına karşı çıkma ve tasarruflarını sınırlandırma adına meşrutiyetten yana tavır aldı:
[M]eşrutiyet hâkimiyet-i millettir; hükûmet, hizmetkârdır. Meşrutiyet doğru olursa, kaymakam ve vali, reis değiller; belki ücretli hizmetkârlardır.1
Hayatının ikinci döneminde siyasetle ilgilenmeyi bırakarak nur risalelerini yazmaya başlayan Nursi, devlet-birey ilişkileri konusundaki bu yaklaşımını bu dönemde de muhafaza etti:2
Siyasetin en temel kurallarından biri olan 'Milletin selameti için fertler feda edilir. Cemaatin selameti için şahıslar kurban edilir. Vatan için herşey feda edilir' diye bütün insanlığın şimdiye kadar dehşetli cinayetleri bu kuralın su-i istimalinden kaynaklandığını kat'iyyen bildim. Bu temel kuralın belirli bir sınırı olmadığı için, çok su-i istimale yol açılmış. İki dünya savaşında bu gaddar kural insanlığın bin senelik ilerlemesini alt üst ettiği gibi, on cani yüzünden doksan masumun mahvına fetva verdi. Bir umumi menfaat perdesi altında şahsi garazlar bir cani yüzünden bir kasabayı harab etti.3
Çoğunluk adına azınlıkların ya da bireylerin feda edilmesi anlayışına karşı çıkan Nursi'nin, hayatının ikinci döneminde yayınlanan (siyasi olmayan) kitaplarında da bu konuya önem vermiş olması dikkate değer. Kendisini 'Yeni Said' olarak adlandırdığı bu ikinci dönemde yazmış olduğu bir başka kitabında, 'Birisinin hatası ile başkası mes'ul olmaz. Bir gemide yüz cani, bir masum varsa, o masumun hakkı için o gemi batırılmaz'4 diyor olması da bu çerçevede değerlendirilebilir. Ancak Nursi'nin bu ikinci dönemde yazdığı ve Risale-i Nur Külliyatı olarak adlandırdığı eserlerindeki bu tür ifadelerinden hareketle kendisinin bireyci/liberteryen bir algıya sahip olduğunu söylemek epey zor.5
Nursi'nin 'Hürriyet Rahman isminin bir hediyesidir. İnsanın ne kendisine, ne de başkasına zarar vermemesidir' ya da 'Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam'6 gibi sözleri de bulunsa dahi, bütün bunlardan çıkarılacak en risksiz sonuç, Nursi'nin 'tamamen İslam merkezli' olan yaklaşımının yukarıdan-aşağıya değil, aşağıdan-yukarıya bir yapılanma öngördüğü olabilir.7 Zira Nursi, sözünü ettiği hürriyetleri zaten baştan İslam dini içerisinde görmekte ve bu nedenle de hürriyet savunusunu doğal olarak İslamiyetle iç içe sunmaktadır. Volkan gazetesinde8 yayınlanan 24 Mart 1909 tarihli makalesindeki, '[N]asıl ki devlette genel olarak halkın düşüncesi hakimdir; aynı şekilde bütün alimlerin ortak düşüncesi devletin müftüsü, talabelerin fikirleri de devletin üstadı ve muallimi olmalıdır. Ta ki, meşrutiyet eşitlik ve uyumluluk içinde cereyan etsin.' şeklindeki sözleri de, Nursi'nin aşağıdan-yukarıya yapılanan İslami bir halk egemenliği öngördüğü sonucunu destekler mahiyette.
Bediüzzaman Said Nursi'nin Özgürlüklere Bakışı
Bediüzzaman Said Nursi'nin Fethullah Gülen Cemaati'ne konformist bir algı miras bırakıp bırakmadığı sorusunu yanıtlama adına Nursi'nin toplum içerisindeki farklı inançlar konusunda söylediklerine bakılabilir.
Nursi, Volkan gazetesinde yayınlanan bir diğer yazısında, 'Dinde zorlama yoktur' hükmünün 'mezhep özgürlüğü' anlamına geldiğini ifade ediyor.9 Aynı hükmün gayrimüslimlerin hürriyetleri konusunda da geçerli olduğunu belirten Nursi, Hıristiyan ve Musevilerin de cemiyetleşmelerinin meşrutiyete herhangi bir zararı olmayacağını ifade ediyor.10
Nursi'nin bireylerin ya da azınlıkların hakları söz konusu olduğunda meşrutiyete vurguda bulunması, (meşrutiyet yönetiminin anayasası olan) Kanun-u Esasi'nin azınlıklar hakkındaki dokuz ve onuncu maddelerini ima ettiği şeklinde de yorumlanabilir:
Osmanlıların tamamı bireysel özgürlüklerine sahip ve başkalarının hak ve hürriyetlerine tecavüz etmemekle mükelleftir. (Madde 9)Bireysel özgürlük her türlü saldırıdan korunmuştur. Hiç kimse, kanunun tayin ettiği sebep ve suretten başka bir bahane ile cezalandırılamaz. (Madde 10)
Ancak yine de belirtmek gerekir ki, Nursi'nin konuya bakışı, bireysel özgürlüklerden yola çıkılarak çizilen bir haklar çerçevesinin değil, İslamiyet çerçevesinde çizilen bireysel haklara sahip çıkılmasının ifadesi.
Gülen Cemaati ve Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman Said Nursi'nin düşünceleri ne şekilde ele alınırsa alınsın, yaklaşımlarının kendisinden sonrakilere tektipleşmeci bir miras bıraktığını söylemek hayli zor. Aksine, Nursi, herhangi bir cemaatin, milletin ve hatta vatanın selameti için dahi olsa bir ferdin hürriyetinin ihlal edilemeyeceğini ısrarla belirten ve bu türden yaklaşımların su-i istimallere de kapı açacağını ortaya koyan düşünceleriyle karşımıza çıkıyor.
Bu durum elbette Fethullah Gülen Cemaati'nde konformist bir algının olup olmadığı konusuna tek başına bir delil teşkil edemez. Zira Fethullah Gülen Cemaati'nde lider kültü diğer nur cemaatlerine nazaran çok daha baskın. Bir başka deyişle, cemaat mensupları nezdinde Fethullah Gülen'in şahsının ve düşüncelerinin etkisinin çok güçlü olduğu ve Nursi'yle atbaşı giden bir belirleyiciliğe sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu nedenle, Nursi'nin konformist bir algıya sahip olmaması, Fethullah Gülen Cemaati'nin görsel ve/veya düşünsel anlamda şekilci ve şabloncu olmadığı sonucuna varabilmek için bir yeter şart sunmuyor. Bu aşamada söylenebilecek tek şey, cemaat içerisinde böyle bir algı var ise dahi, bunun Bediüzzaman Said Nursi'den kaynaklanmadığı olabilir.
1 Nursi, Bediüzzaman Said. Münazarat. 79
2 Bu ve bundan sonraki alıntılardaki sadeleştirmeler bana aittir - SK.
3 Nursi, Bediüzzaman Said. Emirdağ Lahikası II. 318
4 Nursi, Bediüzzaman Said. 22. Mektup, Mektubat.
5 Nursi, siyasetle ilgilenmeyi bıraktıktan uzun yıllar sonra, 'Safdil dindarların hatırı için bir iki defa siyasete, dünyaya baktım' (Emirdağ Lahikası I) diyerek, Adnan Menderes zamanında tekrar orijinal şekliyle okunmaya başlayan ezana atıfta bulmuş ve bu çerçevede, yıllar önce (gazetesinde yazılarını yayınladığı) İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti ile ittifak kurmuş olan ve liberal ekonomi ve adem-i merkeziyetçi idare yanlısı Prens Sabahattin'in kurucusu olduğu Ahrar Fırkası'nın yeniden dirildiğini de söylemişti. Ancak bu tür zayıf verilerden yola çıkarak kendisinin bireyci/liberteryen bir İslam algısına sahip olduğunu söylemek epey zorlama bir çıkarsama olur.
6 Bu konudaki sözlerinin tamamı şöyle: 'İstibdâdın (Zorbalığın) her nevine karşıyım. Onu nerede görürsem tokadımı vururum. Bence istibdâdın en kötüsü ilme yapılan istibdattır. Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam. İman ne kadar gelişirse hürriyet de o kadar parlar. İşte asr-ı saadet!'
7 (Çoğu zaman yapıldığı gibi) holistik olmayan yaklaşımlarla hareket edilecek olursa, yanlışa düşüleceği açık. Zira Nursi'nin Ahrar Fırkası'na hakkındaki olumlu ifadelerinden hareketle liberteryen olduğunu ya da 'Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam' gibi sözlerinin bir Patrick Henry tavrı olduğunu belirtmenin pek anlam ifade etmeyecek olması bir yana, bu tür kolaycı yaklaşımların gerçekte olduğundan farklı bir Bediüzzaman resmi ortaya koyacağı da açık.
8 Nursi'nin, hayatının ilk döneminde, II. Meşrutiyet'in ilanının hemen ardından ortaya çıkan özgürlükçü ortamda kurulan Volkan gazetesinde siyasi makaleleri yayınlanıyordu. Volkan gazetesi bu dönemde kurulan çok sayıdaki cemiyetten biri olan İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti'nin yayınladığı bir gazeteydi. Ancak Volkan gazetesinin logosu altında 'İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti'nin mürevvic-i efkarıdır (yayın organıdır)' ibaresi yer almasına rağmen Nursi bu gazeteyi cemiyetin özel yayını olarak görmedi. Ona göre, 'cemiyetin ebedi ve sonsuza dek sürecek olan yayın organı' tüm İslami kitaplardı. (Resulan, Osman. Bediüzzaman'ın Volkan Yazıları. Nubihar Yayınları. 1994. 11)
9 Nursi, Bediüzzaman Said. 'Hakikat Işığı' Volkan Gazetesi, 7 Nisan 1909.
10 a.g.e.
FETHULLAH GÜLEN CEMAATİ
Fethullah Gülen Cemaati (1)
Fethullah Gülen Cemaati (2)
Fethullah Gülen Cemaati (3)
Fethullah Gülen Cemaati (4)
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Yorum Gönder