December 24, 2006
Fethullah Gülen Cemaati (2)
Fethullah Gülen Cemaati'ne yöneltilen eleştiriler arasında, hareketin konformist ve normatif yapısı ile ilgili olanlar önemli bir yer tutuyor. Cemaatin, teknik anlamda 'basit hiyerarşik örgütlenme' olarak tanımlanabilecek bir şekilde yapılanmış olmasının, cemaat mensuplarının birbirlerine benzer şekilde giyinmelerinin, konuşmalarının ya da davranmalarının, bu tür eleştirilerin temel dayanağını oluşturduğu söylenebilir.

Gülen'in yaptığı kimi açıklamaların yukarıdan-aşağıya doğru örgütlenmenin esas alındığı 'devletçi bir algının tezahürü' olarak değerlendirilmeye fazlasıyla müsait olmasının da, bu yöndeki eleştirilerin kuvvetlenmesinin bir diğer nedeni olduğu muhakkak. Hatta Gülen'in, orduya düzdüğü methiyeler nedeniyle devletçiliğin de ötesinde, 'militarizm' ile dahi suçlanmış olduğu da bir gerçek. Gülen'in, darbeci general Kenan Evren'in okullarda din derslerini başlatmış olmasıyla ilgili olarak, böyle bir sevabın kişinin cennete girmesine bile vesile olabileceğini söylemiş olması da, yine militarist bir yaklaşım olarak algılanmaya fazlasıyla müsait. Gülen'in konuşmalarının önemli bir kısmına yoğun milliyetçi vurguların hakim olması nedeniyle de, sözleri (haklar bazında) 'büyük bir devlet öngörmekte olduğu' şeklinde yorumlanıyor.
Gülen'in bu değerlendirmelerini farklı şekillerde de yorumlamak elbette mümkün. Örneğin, orduyu yücelten açıklamalarının TSK ile cemaat arasındaki tansiyonu düşürme amacıyla yapıldığını ya da Kenan Evren konusundaki sözlerinin genel anlamda Evren'in şahsını değil, okullarda din dersleri başlatmak gibi kitlesel bir sevabın büyüklüğünü kast ettiği de pekala söylenebilir. Gülen'in sözleri 'Kenan Evren cennetliktir' şeklinde yorumlanmaya müsait olmasa da, adı idamlar ve akıl almaz işkencelerle birlikte anılan bir darbe lideri hakkında yapılan bu tür değerlendirmelerin, ister istemez Gülen'in militarizmin belli şartlar altında mazur görülebileceğini düşündüğü yönünde bir intiba doğuracağı da açık. 12 Eylül döneminde canları yanan milyonlarca insanın, çektikleri sıkıntıların başsorumlusu olarak gördükleri bir generalin 'cennete götürücü sevaplar' ile ilişkilendirilmesinden pek hazzetmeyecekleri de malum.
Kültlerde Konformist ve Normatif Yapı
Fethullah Gülen Cemaati'nin insanları tektipleştirdiği ve bu durumun normatif bir işleyişten ileri geldiği yönündeki iddiaları değerlendirme adına Karl Popper'ın dini normlar ile özgür irade arasındaki ilişkiye yaklaşımı yol gösterici olabilir. Zira Karl Popper, kişinin bir dini anlayışı sadece ve sadece 'ilahi bir otoriteye dayandığını iddia ettiği için' ya da bir başka deyişle, 'kendisine öyle emredildiği için' kabul etmesi ile söz konusu anlayışın doğru bir bakış açısını yansıttığına 'kendi özgür iradesiyle ikna olması' arasındaki farka dikkat çekiyor.1
Popper'ın bu yaklaşımını cemaatlerin (ve genel anlamda bütün kültlerin) yapılarını sorgulama adına bir ölçü olarak kullanmak mümkün. Zira bir cemaate yeni katılan birinin zamanla (gerek görsel, gerekse düşünsel anlamda) diğerlerine benzemeye başlaması kendiliğinden gerçekleşen bir etkileşim sürecinin doğal bir sonucu olabileceği gibi, kişinin sorgulanması hoş karşılanmayan kimi örflere boyun eğmek zorunda kalmasından da ileri geliyor olabilir.
Bu noktada sorulması gereken soru, (ilk yazıya konu olan yazı dizisinde ve başka yerlerde değinilen) Fethullah Gülen Cemaati mensuplarının daha çok kumaş pantolon tercih etmeleri ya da cemaatin iç işleyişi konusunda kendilerine has bir terminolojiye sahip olmaları gibi öğelerin belli bir dayatma sonucunda gerçekleşiyor olup olmadığı. Bu konuda bugüne kadar söylenenlere bakıldığında, mutlak ve genel geçer bir dayatmadan söz etmek çok zor olsa da, hiçbir telkinin olmadığını söylemek de pek mümkün değil. Ancak söz konusu telkinlerin nitelik ve derecesinden ziyade, bu tür telkinleri gerekli bulan zihniyetin normatif algısının nereden beslendiğini analiz etmek daha doğru olabilir. Çünkü, zannedilenin aksine, Türkiye'deki (İslami olan ya da olmayan) grupların genel yaklaşımlarını sadece kendilerine ait hissettikleri düşünceler belirlemiyor. Bir başka deyişle, Türkiye'de hakim olan klancı ve normatif algı, insanların düşüncelere, olaylara ve diğer insanlara bakışlarını önemli ölçüde etkiliyor. Bu nedenden ötürü, iki boyutlu ve normatif algı, Türkiye'de her kesimden insanının paylaştığı bir paradigmanın sonucu oluveriyor.
Örneğin, milli eğitim kurumlarında geçirdiği yıllar boyunca 'kimi kıyafetlerin diğerlerinden daha üstün olabileceği' gibi tuhaf önermelerin kafalarına vurulması suretiyle eğitilen insanların, bir gün resmi olandan daha farklı bir düşünceye bağlanmaları durumunda, bu tip önermelerde sözü edilen öğeler hakkındaki fikirleri değişse bile normatif algılarının baki kalacağı, değişen tek şeyin tekil öğelere yüklenen iyi/kötü bazlı anlamlandırmalar olacağı açık.2 Buradan hareketle, Türkiye'de, farklılıkların insanın yapısı gereği zaten baştan varolacağını kabul eden bir anlayışın yeşermesi, dini olan ya da olmayan tüm toplumsal yapılarda etkisini (farklı derecelerde de olsa) gösterecektir. Akşam gazetesinde yayınlanan yazı dizisine gelen yorumlarda Fethullan Gülen Cemaati'ne atfedilen tektipçiliğin cemaatin daha çok bundan on yıl önceki durumu için söz konusu olduğunu, günümüzde cemaat içerisinde bu tür yaklaşımların pek bulunmadığının defalarca belirtilmiş olması da bu çerçevede değerlendirilebilir. Bu durum bir yandan, cemaatin Türkiye ile birlikte değişmekte olduğu düşüncesini doğrularken, diğer yandan da, nicelik bazında yaşanan artışın hakim algıları değiştirebilmiş olduğunu da ima etmekte - ki bu da dünyaya açılan bir cemaatin başka kültürlerden insanlarla çok geniş çapta bir etkileşime girmiş olmasının ve yeni katılımlarla demografik anlamda da ciddi bir çeşitlilik kazanmış olmasının bir sonucu.
Farklılıklar üzerine yapılan bunca vurguya rağmen yine de belirtmek gerekir ki, konformizm normatif bir yapı bünyesinde dahi gerçekleşse, bu durumun her zaman 'dayatma' anlamına geleceğini söylemek yanlış olur. Çünkü insan, daha önce de belirtildiği gibi, konformist bir yapıya sahip olduğunu baştan bildiği bir gruba da kendi rızası ile katılabilir. İşin aslına bakılacak olursa, kişinin kendi isteğiyle gerçekleşen bir değişimin 70'li yıllarda pek çok insanın The Beatles üyelerine özenerek saçlarını onlar gibi kestirmeye başlamalarından pek bir farkı yok.
Popüler Kültürün Sığlığı
Bu noktada popüler kültürü de aynı şekilde eleştirmek fazlasıyla mümkün. Zira popüler kültürün insanları tektipleştirme konusunda çok daha etkin ve yaygın bir işlev gördüğü, tüketimin sürekli artmasına rağmen üretilen mal ve hizmetlerin giderek aynılaştığı, popüler kültüre esir olan insanların benzer şekilde giyinip, benzer şekilde düşündüğü, aynı şarkıları dinleyip aynı yüzeyselliğe hapsolduğu da bir gerçek.
Modern dönemin sığ dünyasından uzaklaşmak isteyen 21. yüzyıl insanlarının, 14. Dalai Lama ya da Fethullah Gülen gibi çok daha farklı bir ontoloji ve algıyı temsil eden insanları çekici bulmaları ve kimi zaman normatif özellikler de gösterebilen bu tür topluluklar içerisinde yer almak isteyebilmeleri bu nedenle çok doğal.
Hepsi birbirine benzeyen Budist rahiplerin, seri imal edilen ürünleri kullanan modern dönem insanına göre çok daha derin bir hayat felsefesine sahip olması bu durumu hepten ilginç kılıyor. Zira konuya bu açıdan bakıldığında, sadece görüntüsüne bakarak karşısındaki insanları tektipleşmekle suçlayan modern insanın, kendi hayatının ne denli standartlaştığını göremediği, dahası, sadece dış görünüşe odaklanmak suretiyle aslında çok daha şekilci bir yaklaşım sergilediği ortaya çıkıyor.
Kimi zaman normatif bir anlayış bünyesinde takıntı haline getirilen, kimi zaman da modern konformizme hapsolmuş insanlar tarafından haksızca eleştirilen 'görsel tektipleşme', popüler yapısı nedeniyle ne yazık ki çoğu zaman 'düşünsel tektipleşme'nin göz ardı edilmesine neden olabiliyor. Türkiye'deki İslami cemaatlerin ele alınışlarında da aynı sığ yaklaşımın izlerini görmek mümkün.
Fethullah Gülen Cemaati'nin dış görünüş konusunda (sözgelimi) İsmailağa Cemaati kadar kuvvetli bir vurgusu yok. Ancak bugüne dek cemaat hakkında eleştiride bulunanların bugüne dek cemaate yön veren düşünce dünyasından ziyade cemaat mensuplarının günlük hayatlarındaki bu tip öğelere (ve bu hayat tarzının topluma dayatılma ihtimaline) odaklanmış olmaları nedeniyle cemaatin fikri alt yapısı hakkında sağlıklı bir çalışma yapılamadı. Faaliyetleri eğitim merkezli olan bir cemaatten söz ettiğimiz hatırlanacak olursa, bunun ne denli ciddi bir eksiklik olduğu daha iyi anlaşılabilir.
1 Popper, Karl Raimund. Open Society and its Enemies, Volume 1: The Spell of Plato. Chapter 5: Nature and Convention. Princeton University Press, 1966. 66
2 Farklı unsurlara odaklanan aynı normatif algılara başka örnekler de vermek mümkün. Örneğin STV'de yayınlanan Fethullan Gülen konulu bir belgeselde, Gülen'in çeşitli konular hakkındaki sözleri metin halinde ekrana geldiğinde yapılan seslendirmelerin tok ve gür bir tona sahip olması, toplumun genelinin milli eğitim yılları boyunca ağır bir lider kültünün gölgesinde şekillenen önder algısının bir sonucu olarak da açıklanabilir.
FETHULLAH GÜLEN CEMAATİ
Fethullah Gülen Cemaati (1)
Fethullah Gülen Cemaati (2)
Fethullah Gülen Cemaati (3)
Fethullah Gülen Cemaati (4)
Okuyucu Yorumları (4)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Cemaatin tek tip insan yetiştirmesi hususu bence abartılan bir mevzuudur. Zira bu doğru bile olsa, bu durum sadece dini bir misyona sahip olan gruplara, cemeatlere has bir şey değil ki... Bir sanatçıyı ya da bir önderi taklit eden kişi veya güruhlar için de aynı şeyler söz konusu olabilir.
"..cemaat mensuplarının birbirlerine benzer şekilde giyinmelerinin, konuşmalarının ya da davranmaları..."
Bu benzeyiş ortak duygularla bir araya gelen tüm gruplarda vardır. Cemaat büyüdükçe birebir benzeyişler azalarak ara tonlar çoğalır. Beatles hayranlarının saçlarını uzatarak müzisyenlere benzemesi örneğinize katılıyorum.
"..yukarıdan-aşağıya doğru örgütlenmenin esas alındığı 'devletçi bir algının tezahürü' olarak değerlendirilmeye fazlasıyla müsait.."
Sadece devlette değil bir çok yerde dikey yapılanma vardır. Devlete benzetme bir hayli zorlama olmuş. Mesela Barış Müstecaplıoğlu, yapının işleyişini profesyonel bir şirkete benzetmişti..
"Kenan Evren'in okullarda din derslerini başlatmış olmasıyla ilgili olarak, böyle bir sevabın kişinin cennete girmesine bile vesile olabileceğini söylemiş olması da, yine militarist bir yaklaşım olarak algılanmaya fazlasıyla müsait."
Kenan Evren gibi bir "uç" örneğin seçilmiş olmasını ben şöyle algılıyorum: O söz, Evren şahsında tüm gücü elinde tutanlara yönelik bir mesajdı.
Bununla güç sahiplerine Fethullah Gülen, bir anlamda şöyle demiş oluyor: "Eğer siz elinizdeki gücü bu türlü hayırlı işlerde kullanırsanız sizin de adınız bu dünyada hayırla anılır ve ahirette de mükafatını görürsünüz."
Burada güç sahiplerini "hayra teşvik etme" ve kazanma arayışı sözkonusu.
Bununla birlikte, işlenen günahlar yerine sevapları ön plana çıkarma,olumluyu nazara verme de bir din adamında bulunması gereken önemli/olumlu bir özellik.
Anladığım kadarıyla cemaati bir oluşum olarak kabul edip onun üzerinden bir değerlendirme yapılmış ancak onu ortaya çıkartan ve bulunduğu topraklarda hangi kişilerle, hangi gruplarla ne türlü ilişkiler kurduğu; güçlenirken neden "eğitim" faaliyetlerine girmeyi seçtiği (ki Said-i Nursi zamanın tarikat zamanı olmadığını söylemişti); daha sonraki süreçte ABD'nin dünya siyasetini şekillendirme çabalarındaki amaçlarında nerede durduğu vb. birçok noktanın ucu açık bırakılmış.
Üçüncü bölümü merakla bekliyorum, yeni yıla girmiş olsak da :)
Selamlar,
Ben Baku'de yasayan bir Azeriyim.
Cok sikca internetde gecen Fethullah Gulen Hocaefendi ile ilgili pozitiv olsun, negativ olsun veya neutral yazilari izlerim.
Aklima hep su soru takiliyordu: Neden Azerbaycan'da Said Nursi ve Fethullah Gulen gibi kisilere Turkiye'de oldugu kadar nefret yok. Gerci pek taniyan da yok.. Ama taniyanlarin cok buyuk cogunlugu onlari sevirler. Ve cevabi sonunda buldum: Evet, bizimiler bir insanin ne olduguna degil, ne soyledigine bakmayi becerirler. Ve o insanin soyledigi seyler kabullenecek bir hakikat ise onun ne oldugunu birakip onun soyledigine ve ortaya koydugu hakikatlere sarilirlar. Iste bunun icin Baku'de ve diger Azerbaycan bolgelerinde Ustadi ve Hocaefendiyi taniyanlar onlarin sahsi hayatlarini incelemedikleri ve orada bir seyler bulmak istemedikleri icin ve sadece ortada olan muazzam hakikatleri sahiplendikleri icin Allah'a hamdler ce sukurler olsun! Rabbimin inayetini bu insanlarin dogru secimine icabet etdirmis! Ve kendini birakip baskalarini inceleye inceleye ruhlarini acaib bir tarzda kirletmis solcusu, zionistcisi, mason takibcisi, munafik fesatcilari, Turkcu namiyle zindikacisi Azerbaycan'da muvaffak olamayacaklar Allah'ın izni ile...
Herkese Rabbimden hidayet dileği ile..
Sag olun...