December 12, 2006
Fethullah Gülen Cemaati (1)
Geçtiğimiz Ekim ayında, Akşam gazetesinde Barış Müstecaplıoğlu imzalı bir yazı dizisi yayınlandı. 'Bir Cemaat Binlerce Hayat' başlıklı yazısı dizisinde, Fethullah Gülen Cemaati konu ediliyordu.

Bu yazı dizisini (aynı konuda yayınlanan diğerlerinden) farklı kılan, Müstecaplıoğlu'nun Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrenci olduğu yıllarda Fethullah Gülen Cemaati içerisinde yer almış, ancak daha sonra aradığını bulamayarak ayrılmış biri olarak, bir anlamda 'içeriden' bilgi verecek olmasıydı.
Yazı Dizisinin Yapısı
Bir yazar olan Barış Müstecaplıoğlu'nun, ilk Türkçe fantastik roman olarak nitelendirilen ve dört kitaptan oluşan 'Perg Efsaneleri' adlı çalışmasının yanı sıra, Gülen cemaatinde geçirdiği yıllardan esinlenerek kaleme aldığı 'Şakird' adlı bir romanı da var.
Gülen cemaatini, 'içeriden' ve 'eli kalem tutan' bir insanın değerlendirecek olması, yazı dizisinin içeriğine yönelik beklentileri ilk andan itibaren yüksek tutmuş olsa da, sonuç itibariyle ortaya çok da zengin ve özgün bir çalışma çıkmadı ne yazık ki. Zira pek çok insan, Gülen cemaatinin 'gizemli' olduğu düşünülen iç dünyasının bilinmeyen yönlerine odaklanan, bir başka deyişle, daha önce gerçekleştirilen benzeri çalışmalardan farklı olan bir yazı dizisiyle karşılaşmayı bekliyordu. Yazı dizisi sona erdiğinde ise, daha çok cemaatin kültür ve işleyiş yapısına yönelik teknik bilgilerden ibaret olan bir çalışma ortaya çıktı. Bu durum da, yazı dizisinin kısa zamanda unutulmasına yol açtı.
Nur cemaatleri hakkında bugüne dek pek çok yazı dizisi hazırlandı. Muhtemelen ileride de bu tür çalışmalara rastlayacağız. Ancak bu konuda yapılacak çalışmaların kendilerinden öncekileri aşmaları ve genel bilgilendirme (ya da tekrar) yapmak yerine belli alt başlıklara odaklanarak yeni noktalara ışık tutmaları, (bir anlamda) bilgi üretmeleri gerekiyor. 'Nur Cemaatleri' yerine (sözgelimi) 'Fethullah Gülen Hareketi'nin Dünyada Doğurduğu Kültürel Etkileşim' gibi. Ancak birinci başlığın ikinciye göre çok daha fazla kişinin ilgisini çekeceği, aynı şeyler tekrar edilse dahi daha çok tiraj getireceği zannediliyor.
Akşam gazetesindeki yazı dizisi kimi yönleriyle farklılık arz etse de, cemaat içerisinde bulunmuş birinin kaleminden çıkmış olmanın avantajı yazılara ne yazık ki yeterli ölçüde aksedememiş.
Yazı Dizisine Tepkiler
Akşam gazetesinin internet adresinde yazılara bırakılan çok sayıdaki yorumun çok büyük bir çoğunluğu olumsuz tepkilerden ibaret olsa da, bu durumun sadece Müstecaplıoğlu'nun çalışmasındaki eksikliklerden kaynaklandığını söylemek epey zor. Zira ülkemizde pek çok konuda sıklıkla gözlenen heptenci yaklaşımlar, yazılara bırakılan yorumlarda da kendini belli etmiş. Şöyle ki, dile getirilen konuların çok büyük bir kısmını birkaç başlık altında kategorize etmek mümkün.
Yazı dizisinin zamanlamasına dikkat çekerek bunu ikinci bir 28 Şubat alameti olarak görenler, 'Neden böyle bir yazı dizisi yazma ihtiyacı hissettiniz? Amacınız nedir?' gibi anlamsız sorular soranlar, Gülen Cemaati'nin yaptığı çok sayıda iyi işlerin görmezden gelindiğini ve küçük şeylerin büyütüldüğünü iddia edenler ya da Türkiye'de ülkenin menfaati aleyhine çalışan onca odak varken cemaate yüklenilmesini haksız bularak 'Niye ülkemize asıl zararı verenlerden bahsetmiyorsunuz?' diye soranlar, yazı dizisine tepki verenlerin önemli bir kısmını oluşturuyor.
Bu yorumlarda dile getirilen konuların neredeyse tamamı Müstecaplıoğlu'nun nazara vermek istediği konformist ve normatif cemaat yapısı ile ilgisiz olduğundan, eleştiri konusunda yaşadığımız ciddi algı sorunlarının bir benzerinin bu yazı dizisinin değerlendirilmesinde de gözlendiğini söyleyebiliriz.
Bir yorumcunun, 'Sizin yazınızı iki gündür okuyorum. Ama nedense bir ikilemde gibisiniz. Hem övüyorsunuz hem de kelime aralarında yeriyorsunuz. Amacınızın ne olduğunu anlayamadım' diyebilmiş olması, yorumları nasıl bir algının şekillendirdiği konusunda fikir verebilecek mahiyette.
Bu gibi durumlarda gösterilen reaksiyonların niteliğinde medyaya olan güvensizliğin de fazlasıyla belirleyici olduğunu gözden kaçırmamak gerekli. Yoğun bir paranoya hissiyle yapılan değerlendirmeler, bu nedenle, 'Bu yazıları kim yazdırıyor?', 'Bu yazı dizisi için para aldınız mı?' gibi anlamsız soruların sorulmasına ya da 'İstihbarat raporlarından çıkmışa benziyor', 'Düğmeye basıldı galiba' gibi yorumların yapılmasına neden olabiliyor.
Cemaat karşıtı yorumların da (az sayıda da olsalar) benzeri yaklaşımlar üzerine bina edilmiş olmaları, heptenci mantığın bir diğer yüzünü gösteriyor. İnsanların kendilerini, rejimlerini ya da inançlarını tehdit altında hissettikleri böylesi bir ortamda, sağlıklı bir şekilde fikir alışverişinde bulunmak da elbette mümkün olmuyor.
Barış Müstecaplıoğlu Neyi Dile Getirmek İstedi?
Yazılarına yapılan kimi yorumlarda belirtilenlerin aksine, Barış Müstecaplıoğlu'nun herhangi bir art niyet ile hareket ettiğini söylemek pek mümkün değil. Yazılarına seçtiği kimi konular ve bu konulara yaklaşımları, böyle bir yargıya varmayı epey zorlaştırıyor.
Müstecaplıoğlu'nun yazılarında, bir arayış içinde olan, bu arayış sürecinde karşısına çıkan bir cemaatte belli bir ışık gören, ancak daha sonra aradığının daha farklı bir şey olduğunu fark ederek hayal kırıklığına uğrayan bir insanın geçmişiyle (henüz bitmemiş olan ya da bitemeyen) hesaplaşmasının izleri var. Yani yazılara hakim olan temel kaygı, (iddia edildiği gibi) reklam yapmak ya da hedef göstermek değil kesinlikle. Zira Müstecaplıoğlu'nun Fethullah Gülen Cemaati hakkındaki yazılarına, sevgi ya da nefret değil, bir tür iç burukluğu hissi hakim. Bu nedenle de, Fethullah Gülen Cemaati'ne sevgi ya da düşmanlık besleyen ve yazılarını bu yaklaşımın tesiriyle okuyarak değerlendiren çoğunluk ile Müstecaplıoğlu'nun aynı düzlemde yer alması mümkün olmuyor. Bir başka deyişle, cemaatin gerek sevenleri, gerekse sevmeyenleri yazıları değerlendirirken aslında tamamen başka bir telden çaldıklarını fark edemiyorlar.
Müstecaplıoğlu, yazı dizisi boyunca cemaate yönelik teknik detaylara odaklandığında, büyük ihtimalle cemaatin işleyişini deşifre etmeyi değil, basit ama devasa bir sistemin içerisinde bireyselliğin yok olabileceğine dikkat çekmeye çalışıyordu. Ancak gerek toplumda hakim olan tehdit ve endişe atmosferi, gerekse yazıların kaleme alınışındaki kimi eksiklikler nedeniyle dikkatleri bu noktaya çekebilmesi ne yazık ki mümkün olmadı.
FETHULLAH GÜLEN CEMAATİ
Fethullah Gülen Cemaati (1)
Fethullah Gülen Cemaati (2)
Fethullah Gülen Cemaati (3)
Fethullah Gülen Cemaati (4)
Okuyucu Yorumları (7)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Aksam gazetesindeki dizinin 3 bolumunu buyuk bir hayal kirikligi icinde okudum.
Kotu hazirlanmis bir dizi.
Sapla-samanin nasil karistirildigini gormek icin ideal olabilir belki.
Her bakimdan Turkiye'nin iftihari olan boyle bir hareketin hayasizca karalanmaya calisilmasi cok esef verici.
Ciddi ciddi gazetecilik yaptığını düşünen bir gazetenin yazıları; kaynağı ve gerçekliği belli olmayan internet forum yazılarına kaldıysa, bu yazı dizisinden ve hatta bu gazeteden ne beklenebilir ki? Üstelik sadece bu oluşuma ters bakan yazılar seçilerek yayınlandığına göre, Barış Müstecaplıoğlu Bey'in gözümüze sokmak istediği şey, "işte bunların alayı böyle, durdurun bunları yoksa elimizde patlayacak" falan gibi birşey olsa gerek. Buna Fethullah Gülen yazı dizisi ya da perde arkası falan denmez, olsa olsa Barış beyin fantastik kurgu romanı yazı dizisi denir.
Mantıklı bir yazı dizisi hazırlanmak isteniyorsa, belki daha önce Sabah gazetesinin yaptığı gibi bir şey düşünülebilir, ama o bile "biz bu harekete karşıyız" imajı veriyordu. Daha somut ve tarafsız çalışmalar bekliyoruz.
Türkiye'de ki tüm dindarlar, müslümanlar keşke hocaefendi gibi olsa...
Öncelikle ben de şüphecilerden olduğumu belirteyim...
Derinsular yazarı iyimser bir bakış açısıyla Barış Müstecaplıoğlu'nu, arayışlar içinde olan ve girdiği cemaat ortamında hayal kırıklıkları yaşayan biri olarak değerlendirmiş.
Bahsedilen yazı dizisinin ilk günkü kısmını daha önce okumuştum ve önemli olmadığını düşünerek okumayı devam ettirmemiştim. Burada değerlendirme olarak ele alınması üzerine diğer günlere de göz gezdirdim...
Müstecaplıoğlu'nun eleştrilerinde ileri sürdüğü argümanlar bir Boğaziçiliye göre çok zayıf fikirler olarak geldi bana.
Bu nedenle Barış Bey'in cemaatin içinden yazan biri olmadığını düşünüyorum. Taha Kıvanç'ın deyimiyle bir şekilde cemaatin kıyısından geçmiş biri O.
Yazar, Boğaziçi Üniversitesinde okumuş ve aktif bir cemaatte nedense pasif halde uzun yıllar kalmış (tuhaf).
Ve gazetedeki yazılana göre, cemaatin ne kadar içindeydiniz sorusunu ise sadece geçiştirmiş.
O kadar bireyselliğe vurgu yapmasına rağmen
sözünü ettiği cemaate ait bir yurtta tam 4 yıl misafir konumunda kalması ve merak için geldiği cemaat kapısından içeri girmeden inatla dışarda kalması ciddi bir soru işareti olarak ortada duruyor..
Kaldığı uzun süre içinde cemaat hakkında ister istemez sağdan soldan duyduğu bilgi kırıntıları ve önyarılarla yorumlarda bulunmaya çalışan bir yazı dizisi ortaya çıkmış..
Yukarıdaki yazıda da belirtildiği gibi, içerden yazan biri olduğu beklentisiyle seriyi okuyan pek çok kişide hayal kırıklığı oluşturmaktan başka bir şey ortaya koymadı.
Bu memleketin tarikatlarla ilgili az da olsa sorunları var ama Fethullah Gülen o tür tarikat şeyhlerinden çok farklı. Yaptığı çalışmalar tebrik edilmesi gerekirken mantıksızca eleştiriler alıyor. Örneğin Türk okulları.O öğretmenler dünyanın dört bir tarafına Türklerin tüm güzel davranışlarını sergiliyor. Bir başka örnek vermek gerekirse Türkçe şarkı ve şiir yarışmaları. Güzel Türkçemizi teni, dili, dini farklı olan öğrenciler yarışmada en güzel şekilde telaffuz etmeye çalışarak gerek şiir gerekse şarkı dalında yarıştılar. Bir Eurovision yarışması olduğunda çoğu kişi ekrana yapışırdı. Bence bu Eurovision'dan çok daha önemli bir organizasyon. Ama bunu Fetullah Gülen yaptığı için çok büyük ilgiyi görmedi. Televizyon programlarına konuk olan 4 yaşındaki İstiklal Marşı'nın on kıtasını da yürekten okuyan Sura Bal halk tarafından gerçekten çok sevildi. Ama organizasyonun tamamı çoğu basın-yayın kuruluşu tarafından tanıtılmadı. Biraz konunun dışına çıktım ama sonuç olarak bütün bunlar göze alınmalıydı.
Neden Barışa sorulan bu yazı için bir yerlerden işaret aldınız mı veya ne kadar para aldınız sorusu yöneltilmesin? Bunun neresi anlamsız. almadıysa almadım der. Aldıysa da (ki açıklaması mümkün değil) erkekçe mertçe açıklar. Düşmanlığını veya dostluğunu veya gördüğü eksiklikleri dile getirmek için edebiyatçı olarak hareket ettiğini ... gayesi her neyse ortaya koyar.
Evet, yazarlara yönetilen 'Para aldınız mı?' gibi soruları anlamsız bulduğumu yazmıştım. Çünkü bir yazarın yaptığı iş için para almış olmasının kasıtlı yazı yazdığı anlamına geleceğini düşüncesini fazlasıyla saçma buluyorum.
Bu türden ilişkiler de elbette vardır, ancak bunları genelleyerek 'Her te'lif ücreti alan satılmıştır' gibi bir yorum yapmak mümkün mü? Dikkat ederseniz böyle bir yaklaşım, yazarlar bedavaya çalışmalıdır gibi bir varsayım da içeriyor.
Yazıları içeriklerine göre incelemek ve eleştirmek gerekli, yazarın emeği karşılığında ücret almış olup olmaması konuyla tamamen ilgisiz.
Barış Müstecaplıoğlu, söz konusu yazı dizisi karşılığında herhangi bir ücret almadığını söyledi. Ancak te'lif ücreti almamış olması Müstecaplıoğlu'nun şahsi meziyetinin değil, yazıyı yayınlayan Akşam gazetesinin ilkesizliğinin ifadesidir.
Bütün bunlar elbette işin yasal olan, te'lif ile ilgili kısmı. Bunun dışında sırf iftira atmak için verilen yüklü meblağlardan söz ediyorsak bu bambaşka bir konu olur. Ancak yine de bu durum sorulan sorunun anlamsızlığını değiştirmez. Bir kişiye 'İftira atmak için para aldınız mı?' gibi bir soru sormanın epey komik olacağı açık. Ancak böyle bir durum var ise dahi, yine de yapılması gereken şayet bir iftira varsa yazıdaki ilgili metni hedef almaktır.
Ben Barış Müstecaplıoğlu'nun yazılarındaki kimi ifadeleri haksızca bulsam da, söz konusu yazıların iftira atmak üzere yazılmış olduğunu düşünmem mümkün değil. Yazıların genel tonunu dikkatle inceleyen her insaf sahibi kişinin de aynı fikirde olacağını düşünüyorum. Kendisine yapılan bu yönde suçlamalar varsa da, bunları da aynı şekilde iftira olarak değerlendirmenin mümkün olduğunu belirtmek isterim.