November 10, 2006
Ekonomik Gelişmelere Politik Yorumlar
1992 yılının Ağustos ayında, NBC News ve Wall Street Journal tarafından yapılan bir kamuoyu araştırmasında, Amerikalılara 1993 yılında ülke ekonomisinin nasıl olacağını düşündükleri soruldu. Kısa bir süre sonra başkanlık seçimleri yapılacak olduğundan ötürü, araştırmanın düzenlendiği zamanın ayrı bir önemi vardı.

Katılımcılar arasında kendisini 'Cumhuriyetçi' olarak nitelendirenlerin %49'u ekonominin daha iyiye gideceğini düşünürken, bu oran kendisini 'Demokrat' olarak tanımlayanlarda sadece %19'du.
Başkanlık seçimlerinde, Cumhuriyetçi George Bush'u mağlup eden Demokrat Bill Clinton'ın ABD'nin 42. başkanı olacağının kesinleşmesinin ardından, NBC News ve Wall Street Journal Aralık ayında aynı anketi tekrar düzenledi. Sonuçlar, politikanın son derece ilginç bir yönünü gözler önüne seriyordu. Zira ekonominin iyiye gideceğini düşünen Demokratların oranı %19'dan %62'ye yükselmiş, Cumhuriyetçilerde ise %3'e karşılık gelen bir düşüş yaşanmıştı.
Ülke ekonomisine duyulan güvenin 'ekonomik' olduğu kadar, 'politik' nedenlere de dayandığını öne süren ABD'li iki akademisyen (Suzanna De Boef ve Paul M. Kellstedt), siyasal bilimler alanında dünyanın en muteber akademik yayınlarından biri olan American Journal of Political Science dergisinde 2004 yılında yayınlanan makalelerinde bu konuyu incelediler. 1981 ile 2001 yılları arasındaki verilerin analiz edildiği makalede, politik yaklaşımlar ile ekonomi konusundaki beklentiler arasındaki korelasyona dikkat çekiliyordu. Çeşitli regresyon analizleri ile argümanlarını destekleyen De Boef ve Kellstedt'in makalesinde dikkat çeken bir diğer nokta da, araştırmaya konu olan zaman dilimi boyunca, ABD'de başkanın desteklenme oranı ile ekonomik uygulamaların desteklenme oranı arasında ciddi bir parallellik bulunmasıydı.
Partizanlığın kişilerin politik ve ekonomik konulara bakışını şekillendirmesi elbette sadece Amerikalılara has bir durum değil. Mazrufa değil, zarfa bakma alışkanlığından doğan algı bozukluğa ülkemizde de sıklıkla rastlamak mümkün.
Türkiye'de 2001 yılında ciddi boyutta bir ekonomik krizin yaşanmasının ardından bugün ihracat ve büyüme rekorları kırılmış ve kronikleşen enflasyon önemli ölçüde kontrol altına alınmış da olsa, bu durum, politik subjektiviteyle şekillenen kimi değerlendirmeler doğrultusunda bardağın sadece boş kısmının nazara verilmesine engel olmuyor.
Ekonomi alanında herhangi bir uzmanlığı (ya da uzmanlık iddiası) olmayan kimi yazarların – hiçbir ekonomik analize dayanmadan – mevcut hükümetin ülkemizi Batılılara sattığı ve yeni bir krizin başucumuzda olduğu yönünde yazılar yazabiliyor olmaları, 'ekonomik' gelişmelerin 'ekonomik olmayan' değerlendirmelerle ele alınmasına örnek olabilir.
Siyasi iktidarlar, sosyal, politik ya da ekonomik alandaki uygulamaları nedeniyle elbette eleştirilebilir ve eleştirilmeli. Ancak iktidarın kimliğine değil icraatlarına odaklanan eleştiriler ile uygulanan politikalarının heptenci bir yaklaşımla topyekün siyah (ya da beyaz) olarak lanse edilmesi arasındaki nitelik farkı gayet açık.
Türkiye'nin sosyal, politik ve ekonomik alandaki sorunlarının çözümü, 'kimin yaptığına' değil, 'neyin yapıldığına' odaklanıldığı oranda kolaylaşacak. Aksi takdirde, paradigmal bozukluğa neden olmaktan başka hiçbir işlevi olmayan politik ideolojilerin hüküm sürdüğü bir ortamda iki kutuplu eleştiriler okumaya devam edeceğiz.
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Yorum Gönder