September 17, 2006
Ölü Doğrular ve Yaşayan Dogmalar
Yeni Şafak gazetesi yazarı Taha Kıvanç, geçtiğimiz günlerde Çin'de ilköğretim düzeyinde okutulan tarih kitaplarından Mao'nun ve sosyalizmin çıkartılmasından hareketle şunları söylemişti:

'Bayağı oluyor. Mesut Yılmaz başbakandı ve ortak serbest ticaret bölgesi projesiyle Amman'a gitmişti. Onuruna verilen yemekte benim bulunduğum masaya Ürdünlü bir bakan düştü. Sohbeti koyulaştırınca, bakan, "Dünyada mezardan yönetilen üç ülke var" dedi ve Çin'in de aralarında bulunduğu üç ülkenin adını saydı... Çin, bu son kararla, mezardan yönetilmekten vazgeçmiş oluyor...'
'Mezardan yönetilme' tabiri ile iktidarı öldükten sonra da devam eden diktatörlere atıfta bulunuluyor olsa da, şahısları bir kenara bırakarak düşüncelere odaklanmak ve konuyu 'söz konusu liderlerin ölümleriyle birlikte fikirlerinin tartışılmaz bir hüviyet ve resmiyet kazanması' ekseninde değerlendirmek daha doğru olabilir.
Herhangi bir ideolojinin resmi (ve hatta tartışılmaz) kılınması, (doğal olarak) diğer fikirlerin bastırılması ihtiyacını/sonucunu doğuracağından, herhangi bir ideolojinin resmi ya da tartışılmaz bir hüviyete sahip olduğu ülkelerde düşünce özgürlüğünden söz etmek pek mümkün olmaz.
John Stuart Mill, 'Özgürlük Üzerine' adlı efsanevi makalesinin ikinci kısmında bu konu ile yakından ilgili değerlendirmelerde bulunuyor.
Doğruların ancak 'yanlışların çarpışması ile' ortaya çıkacağını söyleyen Mill, 'yaşayan fikirler' ile 'ölü dogmalar' arasındaki farka şöyle işaret ediyor:
Doğruluğundan emin olduğu bir fikre derinden bağlı olan bir insan, fikrinin yanlış olma ihtimalini itiraf etme konusunda her ne kadar isteksiz olsa da, fikrinin, doğru dahi olsa, bütünüyle, sıklıkla ve korkusuzca tartışılmadığı müddetçe, yaşayan bir doğru değil, ölü bir dogma olarak kabul edileceği düşüncesinden hareket etmelidir.
Dikkat edilecek olursa, John Stuart Mill, 'ölü bir dogma' olma kriteri olarak fikrin doğruluğu ya da yanlışlığını değil, 'bütünüyle, sıklıkla ve korkusuzca' tartışılabilmesini gösteriyor. 'Dogma' kelimesinin tanımıyla da bire bir uyumlu olan bu yaklaşım, üzerinde değerlendirme ve fikir alışverişi yapma adına mutlak bir hürriyetin söz konusu olmadığı her türlü fikrin - doğru ya da yanlışlığından da tamamen bağımsız olarak - baştan 'ölü' olacağını gözler önüne seriyor.
Bu kriterin, yine Mill'e ait olan 'Fikir alışverişine yönelik her susturma, bir yanılmazlık (infallibility) varsayımıdır' düşüncesinden hareketle şekillendiğini söylemek mümkün.
Her ülkede görülebileceği gibi, Türkiye'de de kendi düşüncelerinin 'yanılmaz' ve 'tartışılmaz' kılınmasını isteyen gruplar yok değil. Mahkeme kapılarındaki yazarlar, kapısı kilitli arşivler ya da yakılan kitaplar da zaten bu anlayışın girişimlerinin birkaç örneği.
Mill, 'Bir fikrin her türlü itiraz imkanına rağmen çürütülememesinden hareketle doğru olduğunu farz etmek ile, çürütülmesine engel olma amacıyla doğru olduğunun varsayılması arasında çok büyük bir fark vardır' diyor.
Buradan hareketle, dünyanın farklı bölgelerindeki her türlü resmi ideoloji savunucularının en çok korktukları şeyin, 'fikirlerinin tartışılmaya açılması' olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Tarih bize gösteriyor ki, yapıları gereği totaliterizme yaklaşmaları kaçınılmaz olan 'resmi' ve 'tartışılmaz' ideoloji yanlıları, farklı fikirlerin 'ifadesine' engel olabilseler de, 'üretimine' (özellikle bir noktadan sonra) karşı duramıyorlar. O dönüm noktası aşıldığında da, reel anlamda zaten çoktan ölmüş olan köhne ideoloji, tarihin rafına kaldırılıveriyor.
Tıpkı Çin'de Mao düşüncesinin (uygulanabilirliğinin kalmaması nedeniyle) önce 'pratik anlamda', geçtiğimiz günler itibariyle de 'resmen' terk edilmesi ve yeni nesillerin bu virüsten uzak yetiştirilmelerinin daha doğru olacağına karar verilmiş olması gibi...
Okuyucu Yorumları (15)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

ABD, Kanada, Avusturalya, Yeni Zelanda gibi ülkelere "hür doğanlar" dendiğini okumuştum. Çünkü bunların tarihleri olmadığı için "layık olmak zorunda oldukları ataları" da yok! Türkiye mezardan değil, mezarlıktan yönetilen ülkedir. Tarihimizdeki tek "cult personality" de MKA değildir. Ben alternatifleri ile mukayese ettiğimde O'nun tarafından yönetilmenin yine de ehven-i şer olduğunu açık-seçik görebildiğimi sanıyorum. Yanılıyor olabilirim.
Saygılarımla,
Murat Aygen
Murat Bey küçük bir nüans farkıyla yanılıyor.
Türkiye mezarlıklardan yönetiliyor ama bir kişi (MKA) tarafından değil.
Daha da öncesindeki bir zihniyet tarafından. (İT)
Bir medeniyetin başına "İttihat ve Terakki" den daha beter ne gelebilir?
El Cevap: Hiçbir şey.
Bunun neresi ehven-i şer?
Tüm toplumlar mezardan yönetiliyor, mezarlar toplumun kollektif şuuraltı.
Toplumu yönetme idiasında olan çeşitli gruplar bile mezardakilerin risalelerine dayanma ihtiyacı duyuyorlar.
Saygılar
Burada önemli olan akıl, ahlak ve adalet duyguları çerçevesinde yönetmek veya yönetilmektir. Neticede MKA da, Mao da, Hz. Peygamber de öbür dünyada kendi hesaplarını kendileri verecekler. Yani onları referans göstererek yönetmek pek bir anlam ifade etmez.
Suat bey doğru söylüyor ama bir eksiklik var. İT ülkeyi şu anda mezardan yönetmiyor dikkat çekerim. Bilfiil canlı canlı yönetiyor.
Ya sevgili Tansel, sen akıllı bir çocuksun, gerçekleri iyi seziyorsun, gel şu benim "ABD Türkiye'yi sömürmüyor" tezime de bir akıl erdiriver. Aşama yaparsın valla.
Selamlar, sevgiler,
Murat Aygen
Tansel Bey lafı ağzımdan almış...
Değerli Arkadaslar,
Bu konularda ne kadar münazara edilse de, genel toplum yapisi "bilimsel düsünce"'ye vakif degildir ve kisa vadede olamaz. Bir fikir alisverisi mekani olarak çok degerli bir site olan "Derinsular"'i uzundur takip ediyorum. Buradaki fikir yapilari -katilmasam da- hosuma gidiyor. Fakat bir yerde ben dahi kirildim: "Ehven-i ser" seklindeki tespitte.
Yaziktir, yapmayiniz. "Atatürk Hayatta olsaydi..." tarzindaki basit, güdük ve çapsiz bir yaklasim bende çok kötü tesir yapar ama bu sekilde bir tabiri de asla kabul edemem. Bilhassa bizim gibi "gerçek ve gerçekçi Atatürkçüler" uygun sekilde tepki koymalidir. Atatürkçülük, birkaç beceriksizin tekelinde degildir, asla! Atatürkçülük, Atatürk'ü uhrevî kiliklara sokup, peygamberimsi bir hava yaratarak yaptıklarını yüceltmek degildir. Kendi kendilerini gerçeklestiremeyen, basit ve -altini çizerek söylemek isterim ki- bilimsellikten yoksun "her sey" Atatürkçülük kapsaminin disindadir.
Atatürkçülük'ü söyle tanimlayabiliriz sanirim: Atatürkçülük, Türk toplumunun "sifre"lerini çözmüs bir yapidir; Atatürk'ün yaptiklari incelendiginde, hareket tarzi göz önüne alindiginda ne demek istedigim anlasilacaktir sanirim.
Sunu da belirtelim: Atatürk, Türk Milleti'nin yetistirdigi çok önemli bir degerdir, son dönemdeki en büyük degerdir; ama asla ve asla binlerce yillik Türk tarihi bir kisiye indirgenemez!
Mühim olan, akilci ve mantikli bir tutarlilik ile birlesecek "saygi" ile tarihimiz incelendiginde ortaya çikacak olan bunca büyük adamlari bünyesinden çikarabilmenin getirisi olacak olan "kendine güven"dir.
Dolayisi ile noktayi su sekilde koyalim, Atatürk ve tüm devlet liderleri/tarihi sahsiyetler önemlidir, onlar basardiklari için tarihe mâl oldular. Tabii ki yönetime etki edecekler, Atatürk de etki edecek, İnönü de, Fatih de, Kanunî de, Alparslan da, Meliksah da, Kül Tigin de... Tarihimiz ve ona sekil verenler bizimdir, siyasete etki edeceklerdir ve etmelilerdir. Simdiki zamanda ve gelecek zamanda da tarihe yön verecek siyasîler oldugu anda ve etkileri topluma nüfuz ettigi anda onlarin ölmesi ya da hayatta olmasi mühim olmayacaktir, onlar da Türk siyasetine ölmeyecek sekilde geçecek ve ona etki edecektir.
Bugün Atatürk'ün resimleri her yeri süslüyor, siz büyük isler yapiniz, biz sizi de onun yanina seve seve ilistiririz.
Ömer Bey,
Sanırım bir yanlış anlaşılma söz konusu. Zira tırnak içerisinde belirttiğiniz 'ehven-i şer' ifadesi yazıda değil, yorumlarda geçiyor.
Bu nedenle bir başkasına ait olan ifadelerden sorumlu tutulmamam gerekir diye düşünüyorum. Zira Derin Sular sitesinde ise, yorum kurallarına uyulduğu müddetçe her türlü düşünceye yer veriliyor.
Bir okuyucunun 'ehven-i şer' olarak gördüğü bir şey, sizin için 'kusursuz' olabilirken, bir üçüncü kişi için 'tamamen şer' de olabilir.
Ayrıca toplumun bilimsel düşünceye vakıf olup olmaması da hiç önemli değil. Sonuçta burada toplumu değiştirmekten ziyade, bu konulara ilgi duyan insanlarla fikir alışverişinde bulunmaya çalışıyoruz.
Bu yazı, endoktrinasyon ve kahramanlaştırma (heroification) ile ilgili daha çok. Herkesin farklı kahramanları olması ne kadar doğalsa, böyle bir yazıya farklı yorumların bırakılması da o kadar doğal olmalı.
Sayın Yazıcıoğlu,
Atatürkçülük için "ehven-i şer" dememin nedeninin onun büyük şahsiyeti ile uzak-yakın ilgisi yoktur. O'nu izlemenin teknik zorlukları ile ilgilidir. Atatürk geride doktrin kitapları bırakmamıştır. O nedenle mesela "Abdülaziz ilericiliği" gençlere "Atatürkçülük" diye pek ala yutturulabilmektedir. Sizin dahi bu dolmayı yutmuş olmanız çok mümkündür. Öğrenme serüveninize nesnel olandan başlayınız.
Saygılarımla,
Murat Aygen
Degerli derinsular,
Amacim sizi kirmak degildir, muhakkak bir fikir alisverisi söz konusudur, ki bunu ben de belirttim. Açikçasi, fikren, Derinsular'daki ana metin ile hiçbir sorunum yoktur. Benim elestirim açiktir, ki bu bir yorumcuyadir. Burada, bunun defalarca örneklerini de gördüm, zira madem fikirlerimizi ortaya koyuyoruz bu soyut forumda, o vakit birbirimize de katilmayabiliriz sanirim. Hem sonra sizi sorumlu tutmadim, tabii ki farkli yorumlari yazacaksiniz, hassasiyetinizi de gördüm - yazilari kontrol edip yayinliyorsunuz, aklina esen yazamiyor, bu da gayet güzel. Zaten bu sayfayi da bunun için takip etmekteyiz. (Sanirim yanlis anlasilma düzelmistir.)
Toplum degistirilebilir, bilimsel düsünemediklerinden bu olagandir aslinda, ama yeterli güç olursa. Ve hem de ne denli degisse de bir hamlede degismeyecektir, ayrica bizim toplulumuz kolayi seçer, isine geleni alir. Dolayisi ile biz degistigini göremeyiz, kendimize bakacagiz. Esasen sirf bizim toplumumuza özgü degil bu, hiçbir toplum "aydin" degildir. O sebepten aydinlar önemli degil midir...
Ama üzgünüm, yineleyecegim, Atatük "ehven-i ser" degildir; sizin nasil ki yayinlama hakkiniz vardir, benim de elestirme hakkim vardir. Ve elestirecegim. Hem belki bu elestirilerim konusmalarimizi baska yerlere çeker de daha genis boyutlu bir tartisma olur, ne dersiniz? Atatürk'ü begenmeyebilir, fark etmez, biz onu ne begenenleri biliyoruz, ki "Atatürk cahilligi"nin basini çekerler. Keske Atatürk gerçekten taninsa da, ondan sonra onunla ilgili karar verilse. Bunun disinda, "ehven-i ser" hezeyani saygisizliga girmektedir. Hiç kimse bunu yapmaya haiz degildir.
Kirdiysam üzgünüm, Derinsular'i begeniyorum, takip ediyorum. Basarilar dilerim.
Sayin Murat Aygen Beyefendi,
Öncekinde oldugu gibi bu yazinizda da yaniliyorsunuz.
(Ögrenimimi ise bana birakiniz, merak edilmesin - hâllederim. Zira, bu isler 'mühendislik' alanina girmediginden olacak, tespitleriniz fazla 'nesnel' kaçmaktadir.)
Cümlelerinizi -ve onlarin içerisindeki kelimeleri- uygun seçmez ve uygun yerlerde kullanmazsaniz tabii yanlis anlasilirsiniz. Atatürk'ün doktrin kitaplari birakmadigini en yobaz Atatürkçüler dahi bilir, hem sonra Atatürk'ün yapmadigi hiçbir sey -çesitli zihinsel veya ruhsal sorunlari olanlar hariç- hiçkimseye 'O böyle yapmisti...' diye yutturulmaz, merak buyurmayiniz. Ayrica doktrinlere de uyuluyor-mus gibi yapilip, uyulmayabilir, tarih bu vakialar ile doludur, okuyunuz - göz gezdirmeyiniz, okuyunuz.
Lafimin nereye gittigini dahi anlamamissiniz, çok fena. Atatürkçülük doktrin degildir, olamaz; zira belli bir fikir 'kalibi' degildir, olmamistir. Atatürkçülük, sadece Atatürk'ün hareket tarzidir. Elestirel devranmak için birkaç 'yobaz' Atatürkçü üzerinden yola çikilmamali ve Atatürkçülük serrin herhangi bir boyutu ile nitelendirilmemelidir. Hele ki bu nitelendirmeler yüksek tahsil görmüs kisilerce yapiliyorsa, durum gerçekten vahimdir. Belki de bunu yapanlar 'pasif bir modernizatör' olarak hayatlarina devam etseler daha iyi olacaktir.
Saygilar bendendir,
Ömer Faruk YAZICIOGLU
Mehmet Barlas'ın bugünkü yazısından yorumsuz:
"28 Şubat post-modern darbe döneminde, Batı Grubu'nun önde gelen bir generaline Taha Akyol, " Neden söylemleriniz konusunda sosyologlara, siyasal bilimcilere danışmıyorsunuz " diye sorunca, " Kararlılığımız sarsılmasın diye kimseye danışmıyoruz " cevabını aldığını anlatır."
Birdost efendi, Türkiye'de pil fabrikası kuran aklı evveller buna teşebbüs etmeden önce kaç akademisyene danışmışlar acaba? ABD'den inen fabrika kurma kılavuzu Little&Mirlees'i hiç okumuşlar mı? Soğuk Savaş dünyasında kıyamet 1992 yılında kopmuştur. Şimdi ahiret hayatını yaşıyoruz. ABD'den inen kitaplarla amel etmeyenler YDD cehenneminde çıra gibi yanmaktadırlar. Derhal tövbe istiğfar üzre olsunlar.
Saygılarımla, V.A.
Yazıyla ilgili, bir gazete alıntısı:
"Dünyada mezara gömülmüş olan bir ideolojinin ayaklı müzeleri ile DSP'yi tek bir sol kefeye sığıştırmaya kalkışmak, entellektüel fantazisi olmanın ötesinde bir saçmalıktır."
Bülent Ecevit (zamanında CHP'ye söylemişler.)