August 29, 2006
Meritokrasi Özürlü Resmi İdeolojinin Karaktersiz Yığınları
Özlem Albayrak'ın Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan 'Başörtüsü modası' başlıklı yazısından:
Mehmet Y. Yılmaz’ın önceki günkü yazısı, o dönemde isteyenin açık, isteyenin başörtülü okuyabildiği İmam Hatip yıllarında yaşadığım bir olayı hatırlattı. İl çapında düzenlenen kompozisyon yarışmasında birinciliği kazanmış olan ben yerine, ödülün saçı açık olan bir sınıf arkadaşıma takdimini.Anonslanan adımın ardından salona giren ve alayişli konuşmalar sonrası hediyeleri alarak görevini tam tekmil yapmış olmanın gururuyla gülerek yanımıza gelen sınıf arkadaşıma elindekilerin hiçbirini istemediğimi söyledikten sonra, şirin bir yüzle yanımda duran edebiyat öğretmenime döndüğümde, önceden seçilmiş olduğu fazlasıyla kibar, çokca sevgi yüklü oluşundan anlaşılan cümlelerle bana, örtü konusunda hepsi orada bulunan milli eğitimin üst yöneticileri nazarında doğabilecek sakıncalardan, hem örtünün moda olmadığından, “modern” insan olmanın faydalarından falan bahsettiğini hatırladım.
Sonuçta kala kala allanıp pullanarak kurulmuş, kibarlaştırılarak telaffuz edilmiş bir “işine gelirse” cümlesi kalan bu konuşmanın ardından, henüz start almış bu maratonda, potansiyel gericiler, uzaylı demodeler için dizayn edilmiş fazladan konulan çeşitli tür ve ebatlardaki engellerin üzerinden bir bir atlamak zorunda olduğumuz idraki belirmişti sadece. Can sıkmadan, umut yitirmeden içselleştirilen bir idrakti bu.
Mehmet Yılmaz'ın sığ değerlendirmelerine değinmenin elbette gereği yok. Ama Albayrak'ın aktardığı tablo, Türkiye Cumhuriyeti politikalarına hakim olan köhne resmi ideolojinin meritokrasi özürünün ne denli ciddi boyutlarda olduğunun bir göstergesi. Zira bir ödül, ortaya bir eser koyarak ona hak kazanana değil, emaneten, sadece ve sadece 'görüntüsü' itibariyle belli normlara uyan bir başka kişiye veriliyor.
Üstleri her aklına geldiğinde duyduğu korku hissi ile yaşayan ve insan türünün seviye ve erdem itibariyle en aşağılık örneklerinin sergilenmesine neden olan memur zihniyeti değil sadece burada iğrenerek bakılması gereken. Asıl kafa yorulması gereken konu, bir başkasının hak ettiği ödülü, sahte bir isimle sırıta sırıta alabilecek karaktersizler ordusu yetiştiren, insanları hepten çirkefleşmeye müsait kılan bir eğitim sistemi.
Eğer bu akıl almaz olay, gerek doğuştan gelen karakteristik özellikler, gerekse doğrultusunda yetiştirildiği değerler itibariyle sağlam kişilikli insanlardan oluşan bir topluluğun içinde gerçekleşseydi, hiç kimse bir başkasının hakkının yenmesini ve de (hazirunu aldatmaya yönelik bir düzenlemeyle) bir başka kişinin ödülünü almayı kabul etmezdi. Şayet her topluluğun içinden çıkabilen ciğeri beş para etmez sahtekarlardan biri böyle bir şeyi kabul etse, o zaman da diğerleri bunu protesto eder, böylesi bir ahlaksızlığın tertip edilmesine müsaade etmezlerdi.
Bir başkasının ödülünü almakta mahzur görmeyenler, dahası bunu sırıta sırıta yapanlar, ve bütün bunları sanki çok normal bir şeymiş gibi izlemekte mahzur görmeyenler, aradan yıllar geçtikten sonra nasıl insanlar olup çıkıyorlar, ne gibi işlerle uğraşıyor ve işlerini nasıl yapıyorlar, menfaatleri öyle icap ettiğinde neleri ve kimleri nasıl çiğniyorlar, nasıl bir dünyaları var, rüyalarında neler görüyorlar - düşünmemek mümkün mü?
Okuyucu Yorumları (1)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Yazıyı şimdi okudum.
İlginize çok teşekkürler. Adalete inancınızla yalnız olmadığımızı hatırlattığınız için de...