August 14, 2006
Bir Cumhuriyetçinin Profili: James Madison
'Bana kahramanlarını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim' gibi bir ifade ne derece doğru olurdu bilemiyorum. Zira böyle bir çıkarsama, bir yönüyle kişinin (ne gibi özelliklere hayranlık duyduğundan hareketle) karakteri hakkında önemli ipuçları verecek olsa da, diğer yandan, kahramanın hangi özelliklerinin hayranlık hissinde belirleyici olduğunun yanlış anlaşılması tehlikesini de içeriyor.

Ancak cumhuriyet kavramı söz konusu olduğunda, James Madison gibi bir ismi sadece bir 'profil' değil, aynı zamanda bir 'kahraman' olarak da sunmakta bir mahzur görmeyerek yanlış anlaşılma riskini göze almak gerekir diye düşünüyorum.
James Madison'ın Hayatının İlk Yılları
1751 yılında, dünyada henüz Amerika Birleşik Devletleri adında bir ülke yok iken, Virginia'da dünyaya geldi James Madison. Tütün tarlalarına sahip olan, varlıklı bir ailenin çocuğuydu ve gençlik yıllarında bu işle iştigal etti. 18 yaşında, bugün Princeton Üniversitesi olarak bilinen New Jersey Fakültesi'nde tarih ve politika (history and government) alanındaki eğitimine başladı ve sağlığını bozacak seviyede ciddi ve yoğun bir çalışma neticesinde 2 yıl sonra mezun oldu. Aynı üniversitede bir yıl süreyle teoloji alanında yüksek lisans çalışması yaptıktan sonra Virginia'ya geri döndü ve takip eden yıllarda - genç yaşına rağmen - eyalet yönetiminin çeşitli alanlarında kayda değer başarılara imza attı. Bunlar arasında, 25 yaşında, politik idare ve hukuk alanında kendisini çok iyi bir şekilde yetiştirmiş bir insan olarak Virginia eyaleti anayasasının hazırlanmasına katkıda bulunabilmiş olması sayılabilir.
Söz konusu yıllar, Kuzey Amerika'nın tarihi adına belirleyiciliği olan çok sayıda gelişmenin yaşandığı bir döneme karşılık geliyordu. Zira Madison, 1770'li yıllarda (kadim dostu Thomas Jefferson'ın da yardımıyla) politik idareler hakkında tarih boyunca yazılmış olan bütün temel eserleri edinmeye ve incelemeye devam ederken, George Washington da İngilizlere karşı Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nı (1775-1783) vermekteydi.
Bağımsızlık Bildirgesi'nin imzalanması (1776), 13 koloniden oluşan konfederasyonun yönetim şeklini belirleyen Konfederasyon Kanunları'nın hazırlanması (1777) ve yürürlüğe girmesi (1781), Bağımsızlık Savaşı yılları esnasında gerçekleşen önemli gelişmelerdendi.
ABD'nin Doğuşu ve James Madison
Bağımsızlık Savaşı kazanıldıktan 4 yıl sonra, James Madison, Amerika'nın kuruluş ilkelerine esas teşkil edecek temel konularda adımlar atmaya başladı. Zira Madison, birliğin devamı adına güçlü bir federal hükümetin varlığının son derece önemli olduğuna inanıyor, yürürlükte olan Konfederasyon Kanunları'nın ise birliği ve huzuru muhafaza adına yetersiz olduklarını düşünüyordu.
1786 yılında Annapolis'te düzenlenen (ve sadece 5 eyaletin katıldığı) bir toplantıda çözülemeyen kimi sorunlar, 1787 yazında Philadelphia'da gerçekleştirilmesi planlanan bir başka toplantıya ertelenmişti. Madison, söz konusu toplantıya geniş bir katılımın olmasını son derece önemli buluyordu. Amacı, daha güçlü bir birlik tesis etme adına hazırladığı, yeni bir yönetim biçimi öngören Virginia Planı'nı hayata geçirmek ve Konfederasyon Kanunları'nı ortadan kaldırmaktı. Ancak Madison delegelere radikal bir yenilikten söz etmiyor, sadece Konfederasyon Kanunları'nı değiştirmek üzere bir araya gelineceğini söylüyordu.
Bağımsızlık Savaşı'nın da sona ermesiyle artık bir savaş kahramanı olmuş olan George Washington, Virginia'nın Mount Vernon şehrinde kişisel sorunlarıyla meşgul olduğundan, Madison'ın ısrarlı davetlerini her seferinde reddetse de, James Madison yine de delegelere George Washington'ın da orada olacağını söylemeye ve bu şekilde katılımı teşvik etmeye devam ediyordu. En sonunda Philadelphia Toplantısı (George Washington'ın da katılımıyla) planlandığı gibi gerçekleşti ve yaklaşık dört ay sürdü.
Toplantı boyunca Madison'ın hazırladığı Virginia Planı da dahil olmak üzere pek çok teklif değerlendirildi. Sonuç itibariyle pek çok yönü değiştirilmiş olsa da, Virginia Planı'nın esas alınmasıyla şekillenen ve günümüzde halen yürürlükte olan ABD Anayasası ortaya çıkmış oldu.* Ancak toplantıya katılan en genç delege olan James Madison'a göre, güçlü bir birliğin ve bireysel hakların teminat altına alındığı bir anayasa adına bu kadarı yeterli değildi.
Haklar Kanunu (Bill of Rights) ve James Madison
ABD Anayasası'nda belli değişikliklerin yapılması gerektiğini düşünen Alexander Hamilton, John Jay ve James Madison, 1787 ve 1788 yıllarında bugün 'Federalist Papers' olarak tanımlanan çeşitli makaleler kaleme almaya başladılar. 'Cumhuriyetçi' prensipler doğrultusunda kaleme alınan 85 makaleden oluşan Federalist Papers, zamanın gazetelerinde yayınlandı ve büyük ilgi gördü. Gerek ufuk açan politika teorileri içermesi, gerekse ABD Anayasası'nın yorumlanmasında birincil kaynaklar arasında değerlendirilmesi itibariyle, Federalist Papers'ın bugün itibariyle yarı-efsanevi bir hüviyete sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir.**
ABD Anayasası'nın onaylanmasının ardından, 1789 yılının Mart ayında New York'taki Federal Salon'da yapılan (ABD tarihinin ilk) Kongre toplantısında, aralarında (Virginia eyaleti temsilcisi) Madison'ın da bulunduğu pek çok kongre üyesi, ABD Anayasası'nın bireysel hakları teminat altına alma adına yeterli olmadığını ve hazırlanacak bir Haklar Kanunu'nun anayasaya eklenmesi gerektiğini dile getirdi. Kısa bir süre sonra, Madison, 12 maddelik Haklar Kanunu'nu Kongre'nin onayına sundu ve Aralık ayında bu maddelerden 10'u ABD Anayasası'na eklendi.
Bir Cumhuriyetçi Olarak Madison
Dünyanın yürürlükte olan en eski anayasasına olan son derece önemli katkılarından ötürü James Madison 'Anayasanın Babası' (Father of the Constitution) olarak anılmaya başlandı. Ancak Madison, cumhuriyetçi karakteri gereği, böyle bir kredi üzerinde hak iddia etmediğini, bu belgelerin tek bir zihnin ürünü olmadığını, pek çok kafa ve ele ait bir çalışma olarak ele alınmaları gerektiğini ifade etti.1 James Madison'ın nasıl bir düşünce ve davranış birliği içerisinde olduğunun inanılmaz güzellikteki bir ifadesi olan bu redd-i paye, tarihin hemen her karesinde karşımıza çıkan ve 'Herşeyi ben yaptım' iddiasında bulunan sahte cumhuriyetçilerle gerçek olanlar arasındaki farkı da gözler önüne seriyordu.
Madison'ın politik görüşleri hakkında aşağıdaki sözleri fikir verebilir:
Halkın özgürlüğünün bütün düşmanları arasında en dehşet verici olanı, herhalde savaştır.2
Dahilde özgürlüğün kaybedilmesinin sorumluluğunun, hariçteki gerçek ya da sahte tehlike öngörülerine yüklenecek olması, herhalde evrensel bir gerçekliktir.3
İnanıyorum ki, insanların özgürlüklerinin güç sahipleri tarafından tedrici ve sessiz bir şekilde ihlallerle kısıtlanmasının örnekleri, şiddetli ve ani gasplardan çok daha fazladır.4
Azmanlaşmış bir yöneticiye sahip olan, daimi bir silahlı kuvvet, özgürlüğe uzun süreli bir arkadaş olmayacaktır. Harici tehlikeye karşı savunma araçları her zaman dahilde zorbalık enstrümanı olmuştur.5
James Madison'ın Hayatına Dair Diğer Ayrıntılar
James Madison, sadece ilk ABD kongresinde görev yapmadı. 1797 yılına kadar, ilk dört dönem boyunca Temsilciler Meclisi'nde Virginia'yı temsil etti. 1801 ve 1809 yıllarında ise ABD Devlet Bakanı olarak görev yaptı.
1809 yılında ABD'nin dördüncü başkanı olan Madison, 1817 yılına kadar (iki dönem) görev yaptı. Güçe tapanlar, beyin gücüne değil, kol gücüne inananlar, onu daha çok bu kimliğiyle, 'ABD'nin Dördüncü Başkanı' olarak hatırlarlar. Ancak bu, onun hayatı boyunca yaptıkları arasında ikincil seviyede değerlendirilmesi gereken bir görevdir.
Sonuç
James Madison bir diktatör olmadığı için, adı anıldığında sadece deha eseri başarıların hatırlanması söz konusu değil. Örneğin, 1812 Savaşı James Madison'ın hayatındaki en büyük başarısızlık olarak tarihe geçmiştir.
Bağımsızlık Savaşı'nı kaybeden İngiltere'nin Paris Anlaşması'nın kimi gereklerini yerine getirmeyi reddetmesi, İngiltere ve Fransa'nın uyguladıkları ticari ambargolar çerçevesinde yüzlerce ticari Amerikan gemisine el koymaları gibi sebepler sonucunda 1812 yılında ABD, İngiltere'ye savaş etti. Üç yıl süren savaş esnasında, ABD adına utanç verici hadiseler yaşandı.
1814 yılının Ağustos ayında denizden saldıran İngilizler, ABD ordusunu bozguna uğratarak Washington'a çıktılar. Kendisine şehri savunma adına yapılabilecek hiçbir şeyleri olmadığı söylenen James Madison'ın Virginia tepelerine kaçtığı ve İngilizlerin Beyaz Saray, Kongre Binası ve diğer hükümet binalarını ateşe verdiklerini o tepelerden izlediği söylenir. Bir devlet adamı için pek hoş bir seyir olmadığı muhakkak ***
Ahir hayatını Virginia'da geçiren Madison, 17 yıl Virginia Üniversitesi yönetiminde görev yaptı. 1826 yılında, ABD'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson'ın ölümüyle boşalan üniversite rektörlüğüne James Madison seçildi ve Madison, 1836 yılında romatizma ve kalp yetmezliği nedeniyle ölene kadar bu görevde kaldı.
85 yaşında ölen James Madison, ABD'nin en genç kurucusu, en kısa boylu başkanı (163 cm.) ve aynı zamanda ölen son kurucusuydu.
Washington Post gazetesi yazarı George F. Will'in 1981 yılında Madison hakkında yazdığı bir makaledeki ifadeleri, bugün adına da ibret verici mahiyettedir:
Eğer gerçekten kalemin kılıçtan daha güçlü, ve hatta daha muteber olduğuna inansaydık, ülkemizin başkentine devrim kılıcını kullanan askerin değil, kalemle en muktedir olan düşünce adamının adını verirdik. Başkentimizin adı Madison, D.C. olurdu.
Eğer ABD'nin başkentinin adı Madison, D.C. olsaydı, ya da bütün dünyada insanların ekseriyeti askerlere (güç/eylem) değil, düşünce adamlarına (düşünce/felsefe) itibar etselerdi, hiç şüphesiz dünya bugün olduğundan çok daha güzel bir yer olurdu.
Fakat yığınlar savaş kahramanlarına itibar etmeyi, onları hatırlamayı daha çok seviyorlar. Ancak yığınların kalem/kılıç ilişkisinin niteliğine vakıf olmamaları, kalemin kılıçtan daha güçlü olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Devri dolan zorba rejimler, onları yıkan eylemler hayata geçmeden çok önce düşünce adamlarının kalemleriyle yerle bir oluyorlar. Ama güce itibar edenlerin bunu anlayabilmeleri mümkün değil.
* Philadelphia Toplantısı hakkında bugün bildiğimiz detayların çoğunu, yine aylar boyunca en ön masada sürekli not tutan James Madison'a borçluyuz.
** James Madison tarafından kaleme alınan Federalist 10 ve Federalist 51, pek çok uzmana göre Federalist Papers arasında en etkili olan iki makale. Madison, Federalist 10'da güçlü bir birliğin tesis edilmesi adına yapılması gerekenleri özetlerken, Federalist 51'de kuvvetlerin ayrılığı ilkesini irdeliyor.
*** Ancak kendi adıma, böyle bir tablonun kendisini kahraman bellememe herhangi bir engel teşkil etmediğini söyleyebilirim. İşin o kısmını 'hata yapmaz' ve 'tartışılmaz' diktatörlere iman edenler düşünsün.
1 JM to William Cogswell, March 10, 1834, in Max Farrand, ed., The Records of the Federal Convention of 1787 (RFC), 4 vols. (New Haven, Conn., 1937), 3:533.
2 'Of all the enemies to public liberty war, is, perhaps, the most to be dreaded ' Political Observations, April 20, 1795, (Madison, IV, page 491)
3 'Perhaps it is a universal truth that the loss of liberty at home is to be charged against provisions against danger, real or pretended from abroad.' Letter to Thomas Jefferson, May 13, 1798, (Madison, II, p.141)
4 'I believe there are more instances of the abridgement of the freedom of the people by gradual and silent encroachments of those in power than by violent and sudden usurpations.' Speech in the Virginia Convention (June 16, 1788)
5 'A standing military force, with an overgrown Executive will not long be safe companions to liberty. The means of defence agst. foreign danger, have been always the instruments of tyranny at home.' Constitutional Convention (June 29, 1787)
Okuyucu Yorumları (2)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Merak ettim James Madison'ı ve bir yazısını buldum. Bunu da sizlerle paylaşmak istedim:
İyi düzenlenmiş bir birliğin sağlayacağı sayısız avantaj arasında hiç biri ihtilaf nedeniyle ortaya çıkan şiddetin kontrol edilmesi ve ortadan kaldırılmasından daha iyi bir gelişmeye yol açamaz. Bu tehlikeli kusurun ortaya çıkardığı eğilimi seyrettikleri zaman, popüler eyaletlerin dostları, devletin nitelikleri ve kaderi konusunda asla alarma geçmezler. Bu nedenle, bu duruma uygun bir çözüm sunan her hangi bir plana, bu planla alakalı ilkeleri ihlal etmeden, yeterli değeri vermekte başarı gösteremezler. Meclislerde ortaya çıkan istikrarsızlık, adaletsizlik ve karışıklık, gerçekte, popüler eyaletlerin her yerde zayıflamasına yol açan ölümcül bir hastalıktır. Zira, bu eyaletler, özgürlük düşmanlarının sahte belagatlarını türettikleri en elverişli ve en gözde mevzu olmaya devam etmektedirler. Hem eski hem de modern popüler modellere dayanarak Amerikan anayasaları tarafından yapılan değerli ilerlemeler çok da fazla takdir edilmedi; ancak, umulduğu ve beklendiği gibi bu konudaki tehlikenin etkili bir şekilde önlendiğini söylemek tartışma götürmez bir tarafgirlik olur. Eyaletlerin son derece istikrarsız olduğu, kamu mallarının rakip partilerin arasındaki çekişmelerde heder edildiği ve gerekli tedbirlerin azınlık partisinin haklarını ve adaleti gözeterek değil, güçlü çoğunluğun ve konu ile alakalı üstün güç sahiplerinin gözetilerek alındığı yolunda faziletli ve saygılı vatandaşlarımızdan her yerde şikayetler duyulmaktadır. Bununla birlikte bu şikayetlerin temelsiz olmasını diliyoruz ama bilinen gerçekler, bunların belirli ölçüde doğru olduğunu bize göstermektedir. Gerçekten de durumumuzun samimi bir şekilde gözden geçirilmesi halinde katlandığımız bazı sıkıntıların hatalı bir şekilde eyaletlerin faaliyetlerine bağlandığı görülebilir. Ancak, aynı zamanda, diğer bazı faktörler de bizim kötü kaderimizle izah edilemez. Bunlar arasında, özellikle, konuya duyulan yaygın güvensizlik ve kıtanın bir ucundan diğerine akseden kişisel haklarla ilgili tehlikeli durum yer almaktadır. Bunlar bütünüyle değilse bile önemli ölçüde hizipçi kişilerin kamu yönetimimizi bozması sonucu oluşan adaletsizlik ve istikrarsızlığın etkileridir.
Hiziplerle, vatandaşların ister çoğunluğunu isterse azınlığını meydana getirsinler, belirli ortak amaç ve hislerle bir araya gelen ve harekete geçen ya da diğer vatandaşların ve toplumun daimi çıkarlarının aksi yönde çıkarlara sahip olan kesimini kastediyorum.
Hiziplerin nedenlerini ortadan kaldırmak için iki yöntem bulunmaktadır. Bunlardan ilki, hizbin kendi varlığı için de gerekli olan özgürlüğün tahrip edilmesidir. İkincisi ise, her vatandaşın aynı his, görüş ve çıkarlarla donatılmasıdır.
Hastalığın kendisinden bile daha kötü olduğu için ilk çareden bahsetmek mümkün değildir. Ateş için hava ne ise hizipler için özgürlük odur. Ancak, bölünmeye neden oluyor diye siyasi hayat için elzem olan özgürlüğü ortadan kaldırmak, canlıların tahribine yol açan ateşte pay sahibi olması nedeniyle canlı yaşam için gerekli olan havanın yok edilmesini dilemekten daha az aptalca bir şey değildir.
Birinci tedbir kadar uygulanamaz nitelikte olan ikinci tedbir de mantıksızdır. İnsanoğlunun aklı hataya düşebildiği ve insanlar bunu tecrübe etme özgürlüğüne sahip olduğu müddetçe farklı görüşler ortaya çıkacaktır. İnsanların aklı ile kendi çıkarlarını düşünmeleri arasındaki bağlantı var olduğu sürece görüşleri ve hisleri birbirlerinin üzerinde karşılıklı etkilere sahip olacaklardır... Mülkiyet hakkını ortaya çıkartan insanların yeteneklerindeki farklılık, çıkarların tekdüze olabilmesi önünde başa çıkılamaz bir engeldir. Bu melekelerin korunması devletin ilk amacıdır. Mülkiyetin kazanılmasındaki farklı ve eşit olmayan yeteneklerin korunması, bunun sonucunda farklı türde mülkiyet ve mevkie sahip olma ve bunların mal sahiplerinin her birinin görüş ve hisleri üzerindeki etkileri toplumun farklı çıkar ve partiler arasında bölünmesine yol açar.
Bu nedenle hiziplere ayrılmanın görünmeyen nedenleri insanoğlunun doğasında gizlidir ve bizler onlara sivil toplumun farklı koşullarına göre farklı derecelerdeki faaliyetlerde rastlarız. Din, devlet ve uygulama kadar düşünceyle ilgili diğer bir çok konu ile ilgili farklı düşünceler için gösterilen gayretler, güç ve üstünlük mücadelesi için ihtirasla farklı liderlere ya da talihi diğer insanlar için ilginç olan kişilere bağlanmak insanoğlunu farklı partilere böler, karşılıklı husumete tahrik eder ve ortak çıkarları için işbirliği yapmaları yerine onları birbirlerini sindirme ve baskı altına almaya yöneltir. İnsanoğlunun karşılıklı düşmanlık içine girmesi eğilimi o kadar güçlüdür ki hiçbir elverişli durum ortaya çıkmaz, en anlamsız ve gerçekten uzak farklılıklar bile dostça olmayan hisleri tutuşturmak ve en şiddetli çatışmaları tahrik etmek için yeterli olmaktadır. Yine de hizipleşmelerin en yaygın ve en devamlı kaynağı mülkiyetin farklı şekillerde ve eşit olmayan dağılımıdır. Mal ve mülk sahibi olanlarla olmayanlar toplumda daima farklı çıkarlara sahip olmuşlardır. Alacaklı olanla borçlu olan da benzeri bir ayrım içerisindedir. Arazi sahiplerinin çıkarı, sanayicilerin çıkarı, tüccarların çıkarı ve daha önemsiz derecedeki çıkarlar medeni ulusların ortaya çıkardığı zorunlulukların sonucunda artmaktadır ve farklı his ve görüşleri harekete geçirerek ulusları farklı sınıflara bölmektedir. Bu farklı ve çatışan çıkarların düzenlenmesi modern yasaların en temel görevini oluşturmaktadır ve devletin normal ve gerekli olan faaliyetleri içerisinde parti ve grupların yansımalarını da kapsamaktadır.
Hiçbir kimseye kendi davasında hakim olma izni verilmez, zira çıkarları vereceği hükümde kesinlikle aleyhte tesir eder ve muhtemelen dürüstlüğünü ortadan kaldırır. Benzer bir şekilde, bir grup insanın da aynı anda hem yargıç hem de taraf olması uygun değildir... Özel borçlarla ilgili bir kanun teklif edilebilir mi? Bu alacaklıların bir tarafta, borçluların ise diğer tarafta olduğu bir sorudur. Adalet her ikisinin arasında dengeyi sağlamalıdır. Sayıca en fazla olan taraf, yani en güçlü grup davayı kazanmayı umacaktır. Yurtiçi üreticiler teşvik edilmeli midir ve belirli bir ölçüde yabancı üreticilere kısıtlama getirilmeli midir soruları arazi sahipleri ile sanayicilerin farklı şekillerde cevaplandıracakları sorulardır ve muhtemelen her iki grup da kamu yararı ve adalet için küçük bir özen bile göstermeyeceklerdir. Mülkiyetin farklı türleri üzerinden alınan vergilerin payı daha da fazla tarafsızlığı gerektiren bir konudur. Yine de hakim olan tarafa adaletin kurallarını çiğnemek için büyük fırsat ve teşviklerin verildiği bir yasa muhtemelen yoktur...
Aydın devlet adamlarının bu çatışan çıkarları uzlaştırabileceği ve bu çıkarları kamu yararına hizmet eder bir hale getirebileceğini söylemek beyhude bir laftır. Aydın devlet adamları ne her zaman yönetimde olurlar ne de, bir çok durumda, taraflardan birinin diğerlerinin haklarına ya da toplumun çıkarlarına itibar etmemesi suretiyle elde ettiği çıkarlar üzerinde nadiren geçerli olan dolaylı ve karşıt mülahazaları dikkate almaksızın, bu tip bir uzlaştırma yapılabilir.
Roy P. Fairfield, (Edited.)., The Federalist Papers, New York: Anchor Books, 1961. S.16-19
http://www.canaktan.org/hukuk/insan_haklari/felsefi-yazilar/james_madison.htm
Ben de büyük düşünür ve eylem adamı Madison'un iki sözüyle katkıda bulunayım :
"İnsanlar melek olsaydı hükümetlere gerek kalmazdı"
" İhtiraslar ihtiraslarla dengelenmelidir."