June 16, 2006
Cumhuriyet Mi, Şeriat Mı?
Askeri kurumlarımızın çoğunda asılı olan ve hemen hepsini üç beş başlık altında toplanabileceğimiz 'Asker, tüfeğini arkadaşına çevirme', 'İntihar çözüm değil' gibi tablolardan biri de cumhuriyet rejimi ile ilgili. 'Nasıl Yönetilmek İsterdiniz? Cumhuriyetle Mi, Şeriatla Mı?' şeklinde bir sorunun başlığa çekildiği tablo, (ilkokul kitaplarından hatırladıklarımıza benzer bir şekilde) yarısı cumhuriyeti, diğer yarısı da şeriatı temsil ettiği varsayılan semboller içeriyor.

İlkokul birinci sınıftan itibaren 'Cumhuriyet en iyi yönetim şeklidir' sloganıyla devşirilen nesillerin böyle bir soruya (hep bir ağızdan) 'Cumhuriyetle yönetilmek isteriz!' yanıtını vermeleri doğal olsa da, siyaset bilimini bu kadar basite indirgemek maalesef mümkün değil.
Herşeyden önce, böyle bir sorunun üzerine bina edildiği varsayım, cumhuriyet anlayışıyla uyum içerisinde değil.
Cumhuriyet, tanımı gereği, 'insanlara ait olan', politik gücün halkın iradesinden başka hiçbir şeye dayandırılamayacağı bir rejimin ifadesi. Kapalı kapılar ardında 'Bu halka güven olmaz' gibi sözleri sıklıkla sarf edenler istisna edilecek olursa, işin bu kısmına pek kimsenin itirazı yok zaten. Ancak 'temsil' (ve dolayısıyla 'yönetim') kavramına yanlış manalar yükleniyor olması, cumhuriyet kavramını güdükleştiriyor.
'Halkın kendi kendini yönetmesi' gibi tuhaf tanımlar zihinlerine kazına kazına yetişen nesillerin, 'seçilen temsilcilerin insanları yönetmeleriyle' halkın iradesinin tecelli edebildiğine inanmaları zor değil elbette. İçlerinden bir parça akıllı olanları, 'Madem ille de yönetileceğim, bari kendi elimle seçtiklerim tarafından yönetileyim. Hem en iyi yönetim biçimi de buymuş zaten ' diyerek kendi kendilerini ikna etmeye çalışıyor da olabilirler; bilemiyorum.
Cumhuriyet kavramının doğru şekilde anlaşılabilmesi için, 'insanlara ait olan' bir rejimde 'yönetim' derken neyin kast edildiğinin netleştirilmesi gerekiyor.
İnsanlara ait olan rejimlerde, üzerinde uzlaşılan kurallarca belirlenen işleyiş, yine aynı insanlar tarafından seçilen (sayıca nisbeten epey küçük) bir hükümet tarafından gerçekleştirilir. Burada hükümet, halkı değil, halk tarafından üzerinde uzlaşılan politikaları yönetir. Yani temsil ile kast edilen, bir noktada uzlaşan insanların şahıslarının değil, üzerinde uzlaştıkları politikaların temsilidir.
Özgür bir zihinle, politik endoktrinasyona maruz kalmadan yetişen bir insan için 'hür bir ülkede halkın yönetilmesi' gibi bir ifade başlı başına bir tezatlık örneği olacak olsa da, neyi nasıl düşünmesi gerektiği baştan hesap edilen ve bu çerçevede üretilen insanlar, nasıl düşünmeleri isteniyorsa öyle düşünür, daha da kötüsü, zaman içerisinde oluşan değer yargılarına kendi düşünceleri sonucunda vardıklarını zannederler.
Özgür ülkelerde, devlet yönetimininin insanların şahıslarının değil, üzerinde uzlaştıkları politikaların yönetilmesi anlamına geliyor olması, vatandaşlık anlayışı ile de yakından ilgili bir konu.
'İnsanlara ait olan' bir ülkede, her vatandaş - devlet mekanizması içerisinde görevlendirilmiş olup olmamasından bağımsız olarak - kanun karşısında eşittir. Bir insanın bir diğerini yönetme hakkı ve lüksü yoktur. Kişi, üzerinde uzlaşılan kuralların hilafına hareket ederek bir başkasının hakkını ihlal ederse, bunun hesabını hükümete değil, bağımsız mahkemelere verir. İnsanlara ait olan ülkelerde yaşayan hür vatandaşları diktatörlerin tebalarından farklı kılan da budur.
Bütün bunlardan ötürü, gerçek cumhuriyetlerde, insanlar, vatandaşlık hakları gereği, hiçbir devlet görevlisinden korkmazlar. Çünkü devlet mekanizması içerisinde görev almış olmak, kişiye 'vatandaş olmaktan' öte haklar tanımaz.
Yine bütün bunlardan ötürü, gerçek cumhuriyetlerde, aslolan vatandaşlık olduğu için, insanların gerek inanç, lisan, ırk gibi (seçimleri kendi iradeleri dışında olan) etnik nitelikleri, gerekse hayatları boyunca kendi yaptıkları seçimler sonucunda kazandıkları kimlikler, herhangi bir imtiyaz ya da ayrımcılık nedeni olamaz. Çünkü bu konular, devlet de dahil olmak üzere hiç kimseyi ilgilendirmez.
Yine bütün bunlardan ötürü, gerçek cumhuriyetlerde, askerler vatandaşlara nasıl yönetilmek istediklerini soramazlar. Böyle bir soru, hem cumhuriyet konsepti içerisinde anlamsızdır, hem de özgür ülkelerde, silahlı devlet görevlilerinin silahsız vatandaşlara siyasi sorular sormalarının hürriyetle açıklanabilecek bir yanı yoktur.
Bütün bunlardan ötürü, dünya üzerindeki kimi ülkelerin vatandaşlıklarına geçmek insanın sosyal, politik ve ekonomik özgürlükleri adına ciddi bir kazanım olarak görülürken, kimi ülkelerin vatandaşları da (haklı ya da haksız bir şekilde) üçüncü sınıf insan muamelesine maruz kalmaktadır. Herhangi bir ülkenin pasaportunun uluslararası alandaki itibarı ile o ülkenin yetkililerinin kendi vatandaşlarına olan tavırları arasında ciddi bir korelasyon bulunması da kayda değerdir.
'Nasıl yönetilmek isterdiniz?' sorusunu duyduğunda, 'Yönetilmek istemiyorum! Beni değil, yönetmekle vazifeli olduğunuz devletin işlerini yönetin.' diyebilecek alt yapıya sahip olan insan sayısı artmadığı müddetçe, bu türden tuhaf sorularla karşılaşmaya devam edecek, 'insanlara ait olan' bir rejimin despotizm çağrıştıran bir jargonla (hem de ilericilik adına) savunulmasını yadırgamayacağız.
Yazdığı bir yazıdan ya da kitaptan ötürü vahşi bir hayvan gibi parmaklıklar arkasına atılan insanların hiç de az olmadığı, bir büste boya döken işsiz güçsüz bir adamın 22 yıl ceza yediği bir ülkede şeriattan niye korkarlar; onu da satır aralarını okuyabilen okuyucular bulsun...
Okuyucu Yorumları (17)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Sevgili dostlar,
'Cumhuriyet mi, Seriat mi' sorusuna ben ucuncu bir cevap vereyim: 'Cilgin Turkler' Evet, ne biri ne oteki, 'Kafayi yemis Turkler” ya da “Siyirmis Turkler”.
Bu gidisle Paranoyaksi adli yeni bir yonetim bicimine imza atacagiz.
En iyi yönetim şekli şeriattır ama bu yönetimi hak edecek bir halk yok ortada. Halk şu anda layık olduğu şekilde yönetilmekte. Toplum düzeldikçe yönetim de düzelecektir kanaatindeyim.
Yazının sonunda da belirtildiği gibi önemli olan insanlarımızın bilinçli ve neden yaşadığını bilen insanlar durumuna gelmesi!
Tabii ki bazı şeyleri de hak edecek yaşam tarzına sahip olmak gerek!
Ülkemizin şu anda özellikle cumhuriyet dönemi dikkate alınırsa hiç yönetilmediği kadar iyi yönetildiği ayan beyan ortada. Bence cumhuriyet mi şeraiat mı tartışmalarından ziyade kaybolan mirasımızın kültürümüzün sorgusunu yapmalıyız. Fazla aramamıza gerek yok hemencik arkamızda koca bir kültürü yok sayarak yeni şeyler peşine düşmüşüz. Hatta bana göre Ütopyanın zirvelerinde gezinmekteyiz. Lütfen gayret edelim, yüce medeniyetimizin izleri yok olup gitmesin.
Gene lezzetli ve bilgi dolu bir yazi, tesekkürler. Yalniz merakla bekledigim bir baska boyut Seriat idi. Umarim Laiklik konusunda yaptiginiz gibi karsilastirmali bir çalisma yaparsiniz.
Seriat'a karsi ve taraftar olanlar var ama hangi Seriat :
1) Osmanli (hangi dönem?)
2) Sudi arabistan?
3) Iran?
4) Sudan?
Bunlarin çarpikliklarini da sergileyen bir yazi dizisi yaparsaniz çok memnun olurum.
Saygi ve dostlukla
Özgür bir ülke kim gösterebilir, her sey siirlerde ve rüyalar da mümkün. Yanlizca sunu söylemek olasi ötekine göre daha demokratik. Bence siz de bilerek ya da bilmeyerek dogru informasyon vermiyorsunuz, öyle mi?
Hüseyin Bey,
Öyle değil!
Dünyada tam anlamıyla özgür bir ülke bulunmaması, özgürlüğü hayali bir kavram yapmaz. Daha da önemlisi, dünyadaki onca despotça uygulamaları da ortadan kaldırmaz.
Karl Popper bu konuda, mükemmeliyetin insanların erişiminde olmadığını, ancak insanların (mükemmel olmasalar dahi) 'ikinci en iyi' olarak nitelendirilebilecek, 'kendini değişime açık tutan' bir toplum için çalışabileceklerini söyler.
Aslında bir yerlerde ezberletilip istenildiğinde verilmesi gereken cevap empoze ediliyorsa, zaten 'Cumhuriyetle mi yönetiliyorum yoksa despotizmle mi?' diye sorulmalı.
Şeriat kavramını kim hangi kriterlere göre yorumlayacak? Zaman kendi sistemini gerçekleştirir. Bugüne dek kurulan bütün İslam devletlerinin hukuk sistemlerinin farklı olduğu bir gerçek. Sistem ayrıntıda gizlidir. Bu ayrıntıları kim belirleyecek.
Metehan Bey,
Bu yazının konusu şeriat değildi ama, madem işin bu yönüne değindiniz, ben de size (sizin ifadelerinizle) bir soru yönelteyim:
'Cumhuriyet' kavramını Türkiye'de kim hangi kriterlere göre yorumluyor sizce?
Sayın Yazar,
Cumhuriyetle yönetilen bir toplumun herhangi bir ferdinin yönetenlerin aldığı kararlarda (o yönetenleri kendi seçmiş olsa bile) iradesinin bulunmadığı realitesi sizin de dediğiniz gibi 'halkın kendi kendini yönetmesi' tanımının tuhaflığını doğruluyor. Fakat yazının başında vurguladığınız 'politik gücün halkın iradesinden başka hiçbir şeye dayanmadığı bir rejim' tanımı ve yazının bir kaç yerinde geçen 'gerçek cumhuriyet' kavramı da bence tuhaflık arz etmektedir.
Halkın iradesinden başka hiçbir şeye dayanmayan bir rejim mümkün mü ki? Ya da gerçek cumhuriyet dediğiniz şey şu anda dünya üzerinde mevcutsa bu tanımla ne kadar bağdaşıyor? Bence bu tanımda ifade edilen yönetim şekli hiç olmamıştır ve olmasını düşünmek ütopiklikten de ötedir.
Yazıda geçen 'gücün halkın iradesine dayanması' ifadesini, yine aynı cümledeki 'insanlara ait olan' ifadesiyle birlikte okumak gerekiyor.
Orada eleştirilen istenen direkt olarak 'temsili' ya da 'aracılı' cumhuriyet kavramlarının kendileri değil, yanlış anlaşılmaları.
Rejimin 'insanlara ait olması' konusunu da bu nedenle konuyla ilgili. Çünkü yazıda da ifade edildiği gibi, 'Bu halka güven olmaz' anlayışına sahip olan ve gerektiğinde gücü halka karşı kullanma ihtiyacı hisseden bir rejime cumhuriyet denemez.
Yazı içerisinden verilen linkle ulaşabileceğiniz cumhuriyet tanımını okursanız, konu biraz daha netleşebilir.
Bence yazıları ortadan okuma gibi bir problem var. Daha açıkçası yazarın belki uzun sürede oluşmuş fikirleri ya da bu sitenin tamamı okunarak anlaşılabilecek bazı şeyleri sadece bu yazıyla sınırlı olarak anlamaya çalışırsak olmaz.
Yazılarınızı -hele ki bir blogdaysanız- bazı şeyleri diğerleri de biliyormuş gibi yazarsınız. Fakat bağlam diye bir hadise var. Yani yazarın kafasında kullandığı kelimeleri anlamlı kılan özel ilgi ve tanımlar.
Bir kere yazar şeriatı nasıl tanımlıyor, Cumhuriyeti nasıl tanımlıyor. Biz nasıl tanımlıyoruz, genel geçer tanım nedir? Düşünen insanlar için her zaman bu türden bir problem söz konusu olmuştur. Bence -özellikle Türkiyede- düşünen insanlar için belki bir Cumhuriyet tanımı var ama şeriat için bu belirlilik sözkonusu değil. Zaten yazar cumhuriyetle ilgili yazarken bu belli tanımdan yola çıkmış... Zaten konu da "Şeriat mı? Cumhuriyet mi?" değil aslında. "Cumhuriyet, ama gerçek cumhuriyet mi?" Güneşe tuttuğunda arkasında bir bandrol görünüyor mu, :) yoksa kazıklanıyor muyuz? Problem bu... Bize bu cumhuriyeti kakalarlarken kötü misal veriyorlar, ölümü gösterip sıtmaya razı ediyorlar. Halbuki problem karşılaştırma yapılırken Cumhuriyetin karşısına şeriat konulması değil. Problem zihinlerimizde Cumhuriyetin karşısına ne konulursa onun yenik bırakılmasıdır. Yani resmi ideoloji "Cumhuriyet mi? Şeriat mı?" diye sorduktan sonra senin bunlara bakmana müsade etmiyor ki... Kendi tanımlarını koyuyor. Cumhuriyet: Cici, güzel, özgür; Şeriat tukaka, lanet bişey, el kesen, adam taşlayan diye tanımlanıyor. Fakat iki tanım da bize resmi ideolojinin öğrettiklerinden başka bir şey değil. Peki neden cumhuriyet mi? Şeriat mı? diye soruluyor. Çünkü bu toprakların mayasında İslam var. Bu topraklardaki insanlar Cumhuriyet mi? Şeriat mı? diye sorduğun zaman sana şu yanıtı vermezler: "Şeriat mı? Hangi şeriat? bir sürü şeriat var. Musevi şeriatı, Hristiyan şeriatı vs.." ne derler. Şeriat denilir denilmez "İslam Hukuk Sistemini" anlarlar. İşte iş burada başlar, Adamın bu soruya verdiği cevap, sistemin şeriat tanımını o adamın kafasına kazıyıp kazıyamadığı ile alakalıdır.
Bununla beraber Yukarıdaki yorumlardan anlayabildiğim kadarıyla bir takım arkadaşlar şeriat cumhuriyet karşılaştırması türünden yazılar beklediklerini söylemişler. Bunun karşısında şunu söylemeliyim. Bu topraklarda ve daha bir çok islam coğrafyasında şeriat kelimesi tam anlamını bir türlü bulamamıştır. Bunun anlaşılması ise İslam'ın kaynaklarına başka hiçbir dış etken olmadan bakabilmekten geçiyor. Örneğin radikal İslami kesimin dillerine pelesenk ettikleri Maide Suresi 44. ayet sadece "Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir" cümlesinden oluşmuyor. Bu ayetin anlaşılması bundan önceki ve sonraki ayetlerin okunmasına bağldır. Maide suresinin 41-48 ayetleri okunmadan bazı şeylerin anlaşılması çok zordur. Tabi oralardaki mesajı anlamakta güdümlü olmayan düşünebilen bir kafadan geçiyor.
Umarım anlaşılmışımdır. Yazı istemeyerek biraz uzadı. Kusura bakmayın...
Allah'a emanet olun. Zira o emanetlerini asla zayi etmez.
Esenlik yurdunda buluşmak dileği ile...
Sayin Kaya,
Cumhuriyetle ilgili yorumlariniza katiliyorum. Her sey gibi bize "en iyi yonetim bicimi" olarak lanse edilen Cumhuriyet de sorgulanmaliydi. Ayni sekilde Seriat'i da sorgulamaliyiz. Hem de tanridan bir ocu gibi korkmadan. Aklima ilk dusunuste birkac soru geliyor hemen sorayim:
1- Muslumanim diyen herkes Seriat duzeninde ibadet etmekte ozgur mu yoksa ibadet etmeye zorlanacak mi?
2- Muslumanim diyenlerin muslumanliga gore belirlenmis kilik kiyafeti giymesi mi zorunlu, yoksa musluman bir kadin ornegin ibadet etmedigi bir zaman ve cani istediginde dekolte gece elbisesini giyip, barda bir kadeh ictikten sonra, arasinda evlilik bagi bulunmadigi bir arkadasiyla bir gece gecirebilecek mi?
3- Hirsizin hirsizlik yaptigi elin kesilmesinin caydiriciligi konusunda bilimsel bir veri var mi?
4- Bir ateistin Seriat sisteminde yasama sansi nedir? Ornegin televizyonda bu tur bir seyin propagandasini yapmak nasil sonuclanir?
5- Seriat Allah'a inanan insanlar tarafindan mutlak-mukemmel bir rejim olarak bilinir. Ornegin nufusun %60'i baska bir rejimi istiyorsa seriata devam isteyen %40 rejim degisikligine nasil bakar?
6- Bir seriat ulkesinde bir kadeh sarap icip yemek yemeniz nasil algilanir?
7- Miras dagilimlarina Seriat sistemi kadin ve erkege esit dagitim yapar mi?
8- Resim, heykel, bale, opera gibi sanat dallarina nasil bir destek vermesi beklenir Seriat'in?
Sorular cogaltilabilir. Insanlara esit mesafede durmak ardinda Kur'an daki bazi emir ve yasaklarin gayet net oldugunu belirtmek isterim. Bir ise dinsel inancla baslamanin demokrasi anlayisina golge dusurecegi kanaatindeyim. Ancak demokrasiye "arac" gozluguyle bakanlarin da demokrasiyi eksik algiladigini gozardi edemiyorum.
Saygilarimla.
Levent Bey,
Sorularınıza kendimce yanıtlarım olsa da, bu tür konuların farklı düşünce ekollerince farklı şekillerde yorumlandığını belirtmek isterim.
Bir de tabii bunları bana değil, (sözgelimi) Hayrettin Karaman gibi o konuda uzmanlaşmış olan birine sormanız daha sağlıklı olur. Benim bu konuda söyleyeceklerim şu an için yazının son paragrafında yazdıklarımdan ibaret.
Bu konuyu Hayrettin Karaman'a aktaracagim. Sanirim haklisiniz.
Son paragrafta yazdiklariniz da son derece dogru. Yine de berbat bir duzenden geliyoruz diye, aman bir yuzyil da sunu deneyelim olmazsa baskasini deneriz mi demek daha iyi, yoksa bazi sorularin ve suphelerin cevap bulmasi mi?
Zamaniniz icin sagolun.
Bu ülke ayakta tutacak tek şey Kemalist Devrim'le yenilecek bir cumhuriyet biçimidir.Cumhuriyet değişmeyecek, bozulan cumhuriyet düzelecek..