derinsular.com
Derin Sular: Makaleler
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

May 7, 2006

Özdemir İnce ABD Demokrasisini Çarpıtmaya Devam Ediyor

Geçen hafta, Özdemir İnce'nin ABD demokrasisi hakkında yaptığı yorumların 'yanlış bir boyutta yapılmış' değerlendirmeler olduğunu belirtmiş, İnce'nin bilerek ya da bilmeyerek sürekli dezenformasyon ürettiğini söylemiştim.

ABD Demokrasisi

İnce bugün yayınlanan yazısında da ABD'nin siyasal yapısına ne kadar yabancı olduğunu, olayları ne kadar uzaktan takip ettiğini göstermiş oldu.

İnce yazısına, California eyaletinin Palm Springs şehrinde yaşayan bir 'yüksek mimar' okurunun gönderdiği mesajı alıntılayarak başlamış. ABD politikalarına ne kadar aşina olduğunu bilmediğim yüksek mimar, ABD Başkanı'nın Yüksek Mahkeme için yaptığı atamalar senatoda onaylanmadan önce, adayın geçmişte aldığı hukuki kararların ve yazdığı makalelerin incelendiğine, şahsen sorgulandığına ve hatta geçtiğimiz aylarda yaşandığı gibi, kimi zaman reddedildiğine yer vermiş.

İnce, (içinde hatalar olan) bu okur mesajından hareketle, fikir yürütmeye başlıyor ve daha vahim hatalar yapıyor. İnce'nin ifadeleri şöyle:

... düşünceleri ABD’nin kuruluş ideolojisiyle uyumlu mu, ABD ve anayasa aleyhine herhangi bir girişimde bulunmuş mu, ABD çıkarlarını savunmakta zaaf göstermiş mi, komünizme bulaşmış mı? Kongre bunların hepsini araştırıyor. İkna olduğu zaman atamayı onaylıyor.

İnce, yazısının geri kalan bölümlerinde de, ABD Yüksek Mahkeme hakim seçimi ile Türkiye'deki genel seçimleri karşılaştırarak başbakanlarımız için de benzeri bir sürecin geçerli olması gerektiği sonucuna varıyor.

İnce'nin çok partili dönemden pek hazzetmediği zaten malum. Ancak yazısında, tıpkı öncekilerde olduğu gibi, Türk siyaseti gözlüğüyle ABD politikalarını okumaya çalışmaktan doğan sorunlar var. ABD'deki Yüksek Mahkeme hakimi seçimi ile Türkiye Cumhuriyeti başbakanının seçimini karşılaştırması ise, siyaset bilimcilere saç-baş yolduracak cinsten.

Sayın İnce'nin yüksek mimar okuru A.K.'nın ifadeleri (en azından İnce'nin sütununda yayınladığı kadarıyla) konuyu doğru şekilde özetlemiyor.

Evet, ABD'de Yüksek Mahkeme hakim adayları (ve spesifik anlamda ideolojileri) kongrede gerek iktidar gerekse muhalefet tarafından dikkatlice inceleniyor. Ancak bunun nedeni, ortada tanımlanmış tek bir Amerikan ideolojisi olması değil. Tam tersine, Amerikan Anayasası'nın farklı hukuk felsefeleri (jurisprudence) ve hukuki karar alma metodolojileri (judicial interpretation) ile farklı şekillerde yorumlanıyor olmasından kaynaklanıyor.

Amerikan toplumunda kürtaj (abortion), eşcinsellik (sodomy), idam cezası (capital punishment) ve azınlıkların desteklenmesi (affirmative action) gibi konularda farklı görüşler var. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar bu gibi konularda farklı politikalar öngörüyorlar. ABD bir demokrasi olduğu için de, insanlar, doğru buldukları politikayı hangi parti destekliyorsa, o partiye oy veriyorlar.

Cumhuriyetçiler, Amerikan Anayasası'nı strict-constructionist, originalist ve textualist gibi isimlerle nitelendirilen, anayasanın yorumlanması konusunda daha az yeniliğe ve esnekliğe imkan tanıyan metodolojileri kullanan hakimlerin Yüksek Mahkeme'ye çıkmasını isterken, Demokratlar, karar alırken kanunun çıkarılmasındaki amacı dikkate alan yaklaşımlara (purposive approach) sahip olan ve değişen yorumlara olanak tanıyan 'yaşayan anayasa' (living constitution) anlayışına saygı gösteren hakimlerin göreve gelmesine gayret ediyorlar. Çünkü yaptıkları kanunların anayasaya uygun olup olmadığı konusunda içtihat oluşturacak kararlara o hakimler imza atacak. Bütün bunlardan hareketle, kongrede hakimlerin onaylanması öncesinde yaşanan tartışmalara sadece ve sadece parti ideolojisinin yön verdiği söylenebilir. Hatta kimi zaman aday hakkındaki değerlendirme sürecinin uzaması ya da adayın tamamen reddedilmesi konusunda 'muhalefet partisi' tarafından girişimlerde (filibuster) de bulunulduğu gözlenebilir. Kısacası, herşey, İnce'nin karşı çıktığı 'partizanlık' etrafında döner.

Özdemir İnce, bilerek ya da bilmeyerek, yine resmin sadece kendi görmek istediği kısmını yansıtıyor. Ancak ABD'de olaylar, İnce'nin 'Hürriyet okurlarının inanmasını istediği' şekilde cereyan etmiyor.

Başkan'ın herhangi bir adayı kongrenin onayına sunmasının ardından ülkede yaşanmaya başlanan tartışmalar, adayın 'ABD çıkarlarını savunması' ya da 'ABD ideolojisiyle uyumu'ndan ziyade, 'anayasayı nasıl yorumlayacağı' ekseninde gerçekleşiyor. Evet, nihayetinde elbette hakimin 'alacağı kararlar' ya da 'vereceği oy' önemli. Ancak konuyu Türkiye'ye has 'rejim elden gidiyor' başlığı altında değerlendirmek mümkün değil. ABD'de bu daha çok 'özgürlüklerimiz elden gitmesin' şeklinde ifade bulur. Çünkü anayasa, özgürlüklerin bekçisidir, yasakların değil. İnce'nin yukarıda alıntılanan sözlerinde yer alan 'ABD' ifadelerinin yerine 'Türkiye' ifadeleri yazılırsa, konuları sadece lokal kaygılarla değerlendirdiği daha iyi anlaşılır.

Evet, bir aday, ABD anayasasına aykırı, özgürlükleri kısıtlamaya kalkan kararlar alacağını söylerse, doğal olarak kongre onayını alması epey zorlaşır. Ancak ABD'de bu türden şeyler çok nadir yaşanıyor. (En son, Ronald Reagan'ın 1987 yılında Robert Bork'u aday göstermesiyle ciddi bir gerilim yaşanmıştı ve Bork seçilemedi.)

İnce'nin yüksek mimar okuyucusunun işaret ettiği durumdaki onaylanmayan hakim adayının ise, bu konuyla hiçbir ilgisi yok!

ABD Başkanı George W. Bush, Yüksek Mahkeme'de 24 yıldır görev yapan hakim Sandra Day O'Connor'ın dönem sonunda emekli olmak istediğini açıklamasının ardından 2005 yılının Ekim ayında şirketler hukuku alanında uzmanlığı olan Harriet Miers'ı aday gösterdi. Ancak Miers, alanında uzmanlık sahibi bir insan olmasına rağmen, daha önce hiç hakimlik yapmadığı gerekçesiyle adaylığına şüpheyle yaklaşıldı. Çünkü hakimlik yapmamış olduğu için yukarıda sözü edilen ihtilaflı konularda daha önce verilmiş kararları yoktu. Bu nedenle de, Cumhuriyetçiler, Miers'ın Yüksek Mahkeme'ye çıkması durumunda alacağı kararlardan 'emin olamadılar'. Yüksek Mahkeme hakim atamalarının ülkenin en iyi hukuk fakültelerinde görev yapmış, ciddi hakimlik deneyimine sahip insanlar arasından yapılması (kanunen böyle bir zorunluluk olmasa da) bir içtihat haline geldiğinden, hem Cumhuriyetçi, hem de Demokrat politikacılardan itirazlar geldi. İtirazlar^la karşılaşan Miers, Başkan Bush'tan adaylığını geri çekmesini 'bizzat kendisi' istedi. Konunun bir diğer yanı, emekli olan Sandra Day O'Connor'ın Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin ilk kadın hakimi olmasıydı. O'Connor'ın emekliliğinin ardından yeniden tamamen erkeklerden oluşan bir mahkeme yapısına geri dönmenin George W. Bush'a siyasi açıdan zarar vereceği düşüncesiyle de Miers'ın adaylığı tartışılıyordu. Yani Miers'ın adaylığına konu olan gelişmelerin, İnce'nin yazısında konu edilen rejim tartışmalarıyla ya da ABD'nin kuruluş ideolojisiyle hiçbir ilgisi yoktu.

Tekrar pahasına belirtmek gerekir ki, ABD'de Yüksek Mahkeme hakimlerinin seçimi konusunda tartışmalara asıl yön veren, yukarıda değindiğim ihtilaflı konularda hakimin alacağı tahmin edilen kararlar ve bu kararlara yönelik 'partizan' yaklaşımlardır. Örneğin Cumhuriyetçi başkanlar kürtaja, eşcinsellerin evlenmesine, idam cezasının kaldırılmasına sıcak bakmayan adayları kongrenin adayına sunarken, Demokratlar tersi yönde tavır alan hakimleri desteklerler.

Zaten demokratik rejimlerde, halkın oyu ile iktidara gelen siyasal partiler, uğrunda siyaset yaptıkları ideale hizmet eden yasaları çıkarır ve bu yasaları 'hizmet etmesini istedikleri amaca uygun şekilde' yorumlayan hakimlerin iş başında olmasını isterler.

Demokratik olmayan rejimlere hasret duyanlar ise, eksik bilgiler üzerine bina ettikleri yazılarla kendi kafalarındaki faşist ideolojileri kendi ülkelerinde hakim kılmaya çalışırlar. Ne demokrasi, ne de dünyanın yürürlükte olan en eski anayasasına sahip olan ülkesi hakkında pek bir fikirleri yoktur. Ama bu durum, bu konularda atıp tutmalarına engel teşkil etmez. Sadece kendileri gibi düşünenlerin mutlu olabilecekleri bir muz cumhuriyeti inşa etmeye ve özgür düşünenlere hayatı zindan etmeye çalışırlar. Kendi düşüncelerinin 'azınlıkta dahi olsa iktidar olması gerektiğini' konusunda utanmadan yazı yazarlar. Her zaman haklıdırlar. Hiçbir konuda 'yanılmışım' demeyi sevmezler. Ve hepsinden kötüsü, kendi tuhaf dünya görüşlerini başkalarına empoze etmeyi demokrasi zannederler.

| Yorumlar (6)

Okuyucu Yorumları (6)

Daha bir kac ay evvel Judge Alito senato on kongresinde 1980'lerde soyledikleri ve Baskan Reagan zamaninda calistigi donemde o zamanki baskanin ve calistigi muessesenin fikirlerini tasvip ettigini soylemisti. Halbuki o zamanki goruslerinde ve simdiki gorusu arasinda fark olabilecegini ve yillar sonra bir kisinin dusuncelerini degistirebilecegini Senato'nun Demokrat uyesi Kennedy bile kabullenmisti. Kennedy, Judge Alito'nun simdiki goruslerini evvelki gorusleriyle ayni mi degilmi iddiasini sorgulamisti. Ve Alito ozet olarak bazi konularda ayni ve bazi konularda farkli gorusler tasvip ettigini soylemisti. Bu demek oluyor ki, bir kisinin yillar once takip ettigi gorusler yillar sonra degisebiliyor (her ne kadar inceleme ve sorgulama yapilsa bile).

Bizzat Baskan Reagan bir zamanlar koyu Demokratti ve yillar sonra Republican Party'ye uye oldu ve hatta o partiden Vali ve Baskan olabilmisti.

Ayrica ABD'de partiler arasi saygi ve deger mevcut. Muhalefet bazen iktidardaki parti ile belli konularda anlasabiliyor. Illa siyaha beyaz veya tersi demiyor.

Ozdemir Ince beyefendinin biraz daha ABD Constitutional Law dersi alabilmesi imkani hala mevcuttur. Kendisine yeterli olarak yurttaslik bilgisi verebiliriz her istedigi zaman. Bir konuyu arastirirken 'out of context' olarak degil, yani bir gazeteci olarak degil, bir arastirmaci olarak ilmi bir sekilde algilasa daha iyi olabilirdi. Bu da bizim olgunlasmamis oldugumuzu gostermekte. Kendilerinin bu konuya daha ilgili ve bilincli olarak bakmalarini dilerim.

Böyle kesin cizgilerle, bati ve Amerika yönetimlerini bicimsel olarak mümkün olsa da, isleyis olarak demokratik bir örnek gibi göstermeniz olanakli degildir. Sistem parlamenter gözükür ama ajanlari darbe yapilmasi zorunlu ülkelerde ciftcinin mahsüllerini bile yakacak kadar fasizandirlar. Dünya icin böylesi kural tanimaz ve insanligin gelecegini sürekli yokusa süren bir yapiyi neden bu sütünlara tartisma konusu yapiyor ve savunuyor durumdasiniz anlasilmasi zor!Irak'taki saldirida Amerikan pasaportu olmayan ücüncü ülkelerden bir cok insan asker olarak carpisti; sadece alacagi aylik ve vadedilen Amerikan vatandasligi ugruna. Demokrasi insana yarar saglarken öte yandan yikip yakamaz; o zaman demokrasi olmaz!

Iyilikler, iyi düsünceler.

Hüseyin Bey,

Yukarıdaki yazı, ABD demokrasisinin 'kusursuz bir demokrasi' olduğunu degil, 'Özdemir Ince'nin yazılarında anlatılandan çok daha farklı bir demokrasi' olduğunu ifade ediyor. Sözünü ettiğiniz, bir başka yazının konusu olabilir.

Özdemir Ince düsüncesini yazmis siz de elestiriyorsunuz, buna eyvallah. Ama anlatim dili beni tatmin etmedi; konunun tartisildigi genel cizgi anlaminda. Birbirinize dersler verir sekliyle asagilamalara varabilen usluplarin karsiliginda bu sözde demokrasiler (yakip, yikan) üzerimizde bir baski aracidir; bunu gözden kacirmadan düsünce sunmaliyiz diyorum yanlizca. Özgür düsünce ifadesine sonuna kadar evet, unutamayacagimiz ise yanyana ve birlikte yasiyor oldugumuz. Türkiye'de yasanan 11 yillik (1983-1992) yeni Liberalist dönemin acilarini yasiyoruz bugün. Kendi degerlerinizin evrensellik potasinda karisip insanliga bir sunum olmasi cabanizi onaylarim, yalniz dayatmaci yapilarin gölgesinde karsilikli biribirini yipratmaya yokum; yapanlara da iyi gözle bakamam. Sagliklar.

Oncelikle Huseyin Bey'in "Türkiye'de yasanan 11 yillik (1983-1992) yeni Liberalist dönemin acilarini yasiyoruz bugun" cumlesiyle ne kadar yersiz yargilardan hareket ettigini kanitladigini dusunuyorum. Bu onyargi dolu cumleye bir yorum bile yapamiyorum cunku tamamen farkli dusunuyorum.

Ozdemir Ince konusunda ise derinsular'a katiliyorum. Hurriyet gazetesinde yazan bircok yazar gibi kaliteli kose yazilari uretmekte zorlaniyor sanirim sayin Ince, cunku yaptigi analiz fazlasiyla sig. Konuyu basite indirgemis gozukuyor.

Yalniz derinsulara katilmadigim bir nokta var, o da "yuksek mimar" kimsenin yorumlarini elestirmesi. Bence yapilan alintida hata yok, eksiklik var ve bu asla yazarin sucu olamaz, olsa olsa alintiyi yapanin sucu olabilir.

Son olarak da insanlarin siyasi dusuncelerinin degisebilecegine, ve bunun aslinda olumsuz bir sey olmadigina dair inancimi dile getirmek istiyorum. Asil hata degisime direnmek olabilir (bkz. Baykal). Fakat bunlarin otesinde, ne kadar degisirse degissin Erdogan'in bu ulkeye basbakan olabilecek en iyi isim olmadigini dusunuyorum. Basarisi inkar edilemez ama Turkiye daha iyisini hakediyor gibime geliyor...

Domanic bey,

Size yasadiginiz ülkemizi daha iyi anlayabilmeniz icin bir 12 Eylül Fasizan darbesi tavsiye edebilirim, bu sözüme alinmayin! 1983 Özal hükümeti döneminde; talanlara, dolanlara, yalanlara taniklik etmis üzüntüler yasamis bir insanim. Bu dönemde paranin akisinin nasil degistigini Can Dündar'dan ögrenebilirsiniz. Yazi tarzinizi söyle degerlendirdim: Ormana tas atip oradan gelecek bir sey beklemek gibi. Sunu unutmayacaksiniz; 1970 genc kusagi bir projeye kurban edilmek istendi, 1980 sonrasi yillar komprador sermayenin yol almasidir. Yasadigimiz topragimizda yoksullasmaya basladik. Siz düsüncelerinizi söyleyeceksiniz, bende tanikliklarima dayali düsuncelerimi aktarmaya calisacagim.

Size de iyi düsünceler, iyilikler.

Yorum Gönder

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını dikkate alınız.

 

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca