February 22, 2006
Fakir Yönetici Arzusu
Anadolu'da yaşamakta olan insanların varlığa bakış açısına asırlar boyunca ciddi ölçüde tesir etmiş olan tasavvuf kültürü, günümüzde halkın önemli bir kısmı için sadece yüzeysel anlamlar ifade eder hale geldi. Alçakgönüllülük, haddini bilme, merhamet gibi değerleri üstün tutan tasavvuf anlayışının doğurduğu 'rıza kültürü', farklı ekollerin terminolojisinde 'acz', 'fakr' gibi kavramlarda ifadesini bulan bir yapıyla gelişti.
Barış Manço'nun Dört Kapı adlı şarkısının sözlerinde bu kültürün ciddi izlerine rastlamak mümkün:
DÖRT KAPI
Tuz ekmek hakkı bilerek
Sofra kurmasanda olur
Ilık bir tas çorba yeter
Rızkım buymuş der içerimKadir kıymet anlayana
Sandık açmasanda olur
Kırk yamalı hırka yeter
İdris biçmiş der giyerimBir çorbayla karnım doydu
Hırka bana yorgan oldu
Bir de kalem tutmayı öğret
Kırk yıl sana hizmet ederim
Bana bir harf öğret yeter
Kırk yıl sana hizmet ederimBarış'ım uzaktan geldim
Dört kapı önünde durdum
Dört kapıdan geçemezsem
Geldiğim gibi giderim.
Bugün çoğumuz 'Dört Kapı' adlı şarkıda söz edilen hayat felsefesinden uzaklaşmış olsak da, en azından (düşünce temellerini artık tam olarak bilemediğimiz) bu ifadelere tam anlamıyla yabancı da sayılmayız. Ancak her yabancılaşmada olduğu gibi, burada da, özden kopuşla birlikte ortaya çıkan yüzeysellik ve bu yüzeyselliğin beraberinde getirdiği bir şekilcilik var.
Konu politika olduğunda, bu yansıma daha ilginç bir hal alıyor.
Bir yandan, kiralık bir evde oturduğu için 'dürüst olma' testini başarıyla geçtiği düşünülerek kendisine geçmişte oy verilen politikacılar varken, diğer yandan, 'gereğinden fazla zengin olduğu' düşüncesiyle diğer kimi siyasetçilerin ehliyetinden şüphe duyuluyor olması, maalesef ülkemizin gerçekleri arasında. Bir başka deyişle, bilinçaltımıza işlemiş olan ve bize çok malın haramsız olamayacağını fısıldayan 'bir lokma bir hırka' kültürü, yöneticilerin ideale yakın insanlar olmaları gerektiğini öngören totaliter reflekslerle birleştiğinde, 'ülkesini fakirlikten kurtaracak, ancak fazla da zengin olmayacak' bir siyasetçi tipi arayışı ortaya çıkıyor.
Bu durum, kavramların yerine oturmamış olması nedeniyle yaşadığımız pek çok zıtlıktan sadece biri. Zira, sınıfsız bir toplumda, yöneticiler sadece ve sadece görevlerini hakkıyla yerine getirmekle sorumludurlar. En büyük sorunlarından biri 'geçim sıkıntısı' olan bir toplum söz konusu olduğunda ise, (özellikle iş adamı kimliğiyle) bir servet kazanmış olmak akıllarda şüphe uyandırıyorken, kiralık evde oturuyor olmanın prim yapabiliyor olması, bazı fakir kişi ve ülkelerin neden hep fakir kalmaya mahkum olduklarına güzel bir örnek teşkil ediyor. Çünkü bu şartlar altında, ne insan-ı kamil olmak mümkün olabilir, ne de zenginleşmek.
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Yorum Gönder