derinsular.com
Derin Sular: Makaleler
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

December 16, 2005

Gençliğe Hitabemin Perde Arkası

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan ‘Ey Türk Gençliği! Çalışmaya Niyetin Var Mı?’ başlıklı yazılar, aslında Blogistan’da Zeynep Özata’nın verdiği bir linkte gördüklerimin etkisiyle yazılmıştı. Zeynep, The Million Dollar Homepage adlı bir projeden söz ediyordu. Proje, İngiltere’nin Wiltshire adlı kasabasında yaşayan 21 yaşındaki Alex Tew’a aitti. Alex, anlattığına göre, University of England’dan kabul almıştı ve eğitimi boyunca masraflarını karşılayabileceği bir proje tasarlamaktaydı.

Kapitalizm

Alex, bu finansmanı sağlama adına geçtiğimiz Ağustos ayında The Million Dollar Homepage (Milyon Dolarlık Ana Sayfa) adlı projesini hayata geçirdi. Projenin çok da kompleks bir yapısı yok. Alex, herhangi bir internet gezginiyle açtığınız bir internet sayfasında aşağı yukarı 1 milyon piksel olduğundan hareketle, bu pixellerin her birine bir dolarlık reklam almayı başarması durumunda 1.000.000 Amerikan doları kazanacağını düşünmüş ve böyle bir sayfa hazırlamış. 100 dolarlık bir değere karşılık gelen 10x10 piksel ebadındaki kareler bazında da sayfasına reklam almaya başlamış. Alex, başlangıçta yakın arkadaşlarını aramış reklam satın almaları için ve hepsinden kendi arkadaşlarını (ve özellikle zengin olanları) aramalarını istemiş. Alex, siteyi (ve dolayısıyla reklamları) en az 5 yıl süreyle açık tutacağını, ancak niyetinin hayatı boyunca siteyi yayından kaldırmamak olduğunu söylüyor ve buradan hareketle ‘İnternet tarihinin bir kısmına sahip olun’ diyor potansiyel müşterilerine.

Zeynep, 1 Aralık günü söz konusu siteyi kendi blogunda duyurduğunda, Alex, aylık 600 binin üzerinde hit almayı başarmış ve 1 milyon pikselin 712 binini satmış durumdaydı - ki bu miktar 712 bin dolara karşılık geliyor. Alex, birkaç ay içerisinde elde ettiği bu muazzam başarının ardından ABD ve İngiltere’de çeşitli radyo ve televizyon programlarına da konuk oldu. ABD’nin en büyük finans gazetesi olan Wall Street Journal’da da, hakkında bir makale yayınlandı. Bugün itibariyle sitesinde satılmayan çok az piksel kaldı. Yani bir milyon pikselin tamamını satması kesin gibi. Alexa verilerine göre de, site ilk 2000’e girmiş durumda.

Yukarıda sözünü ettiğim yazıların (1,2) ana hatlarının, Alex’in sitesine girer girmez aklımda şekillendiğini söyleyebilirim. Elbette her lise mezunundan bu çapta bir başarı göstermesini beklemiyorum. Zaten İngiltere gibi hayatın pahalı olduğu bir ülkede dahi 4 yıllık bir üniversite hayatı boyunca bu kadar harcamada bulunmak gerekli değil. Ülkemizde ise, gerek devlet üniversitelerinin talep ettiği harçların mukayese edilemeyecek denli düşük olması, gerekse (yurt dışında çoğu zaman 100 doların üzerinde etikete sahip olan) ders kitaplarının fotokopi ile çoğaltılıyor olması, masrafları iyice aşağıya çekiyor. Kirasını arkadaşlarıyla paylaşması durumunda bir öğrencinin aylık masrafının 250 doları geçmeyeceği rahatlıkla söylenebilir. Bu da üniversite eğitimi boyunca toplamda 10 bin dolar civarında bir para ile öğrencinin hemen her ihtiyacını görebileceği anlamına gelir.

10 bin dolar, ülkemiz şartlarında bir araya getirmesi kolay bir para olmasa da, üniversite okuyacak kapasitede bir öğrencinin 4 yıl boyunca (en azından önemli bir kısmını) kazanamayacağı bir miktar da değil. Zira Türkiye’de harçlar ‘eğitime katkı payı’ olarak toplanıyor. Yani öğrencilerden, eğitimlerinin devlete olan maliyetlerinin sadece küçük bir kısmını ödemeleri, bir başka deyişle kendi eğitimlerinin maliyetine katkıda bulunmaları isteniyor. Ancak, harçlara karşı ‘yürüyen’ öğrenciler, talep edilen miktarın rakamsal olarak çok yüksek olmadığını ifade etseler de, baştan ‘kavram’ olarak harç ödemeye karşı olduklarını, devletin her türlü eğitim hizmetini ücretsiz vermesi gerektiğini söylüyorlar.

Devlet, kendi kaynaklarını yine halktan topladığı vergilerle finanse ettiğine göre, harçlara karşı çıkan öğrencilerin durumu elbette kendi içinde çelişkili. Çünkü, kendi eğitimlerinin maliyetine bizzet kendilerinin değil, başka vatandaşların katkıda bulunmasını istiyorlar. Bunu da, içinde bir parça adalet duygusu olan insanın tutarlı bulması mümkün değildir.

Beni söz konusu yazıyı yazmaya yönlendiren diğer önemli etken ise, benim üniversite yıllarımda harçlara karşı çıkan ve ‘emek’ kelimesini ağzından düşürmeyen ve fırsat buldukça kampüste bu uğurda terör estiren öğrencilerin hemen hiçbirinin, sömürülmek(!) istememelerinden olacak, herhangi bir işte çalışmayı düşünmemesiydi. Diğer yandan, kampüsteki olaylara karışmayan, çeşitli şirketlerin müşteri hizmetleri telefon hatlarında part-time çalışarak masraflarından da fazlasını kazanan arkadaşlarım da vardı.

Elbette, hiç kimse çalışmak (ya da çalışmamak) zorunda değil. Ancak, hem bu konuda parmağını kıpırdatmayıp, hem de eğitim masraflarının başka insanların vergilerinden karşılanması gerektiğini düşünebilmeyi fazlasıyla ahlaksız buluyorum.

Bu nedenle, herkesin dolar milyoneri olmasını beklemesem de, öğrencilerin, en azından bire bir kendileriyle ilgili maliyetleri bu kadar rahat bir şekilde başkalarının üzerine yıkmak yerine, bu ‘parazit kültürü’nden kurtulmayı bir kez olsun denemelerini isterdim. Çünkü, bir proje ortaya koyup bununla hem hizmet sunup hem de para kazanmak, günümüz Türkiye’sinde çoğu öğrenciden beklenemeyecek kadar büyük çapta bir üretkenlik.

Parazitçe yaşamayı kendine esas alan bu zihniyet, mezuniyet sonrasında iş bulamıyor olmasının dahi tek kabahatini devlette görüyor. Hem de devlet, eğitimlerinin çok büyük bir kısmının finanse edilmesini sağlayarak, yapması gerekenden çok daha fazlasını yaptıktan sonra!

Ey gafil öğrenci!

Amacın bilgi edinmek idiyse, zaten üniversiteni bitirdin ve umulur ki, branşında en azından temel seviyede bir birikime sahip oldun. Yok eğer, kaygın bilgiden ziyade para kazanmak idiyse, o zaman üniversiteye gelmen çok da gerekli miydi sahiden? Ve para kazanmak senin için bu denli önemliyse, neden dört yıl boyunca hiç çalışmayı düşünmedin?

Bütün bunlar, ‘bir başarı öyküsünün yaptığı çağrışımla geçmişte yaşanmış olayların hatıra gelmesi ve sözünü ettiğim iki yazıyı yazmama neden olması’ şeklinde özetlenebilecek bir sürecin perde arkasıydı. Hemen her yazıda benzeri bir süreç söz konusu elbette, ama her biri için bir ‘yazı arkası’ kaleme almak da olmaz tabii...

| Yorumlar (26)

Okuyucu Yorumları (26)

Sevgili Derinsular,

Hep aynı şeyi yazmak zorunda kalıyorum. Yazılarınız ne yazık ki yine toplumsal gerçeklerin dışında, öznel gözlemlerinize dayanıyor.

"Beni söz konusu yazıyı yazmaya yönlendiren diğer önemli etken ise, benim üniversite yıllarımda harçlara karşı çıkan ve ‘emek’ kelimesini ağzından düşürmeyen ve fırsat buldukça kampüste bu uğurda terör estiren öğrencilerin hemen hiçbirinin, sömürülmek(!) istememelerinden olacak, herhangi bir işte çalışmayı düşünmemesiydi. Diğer yandan, kampüsteki olaylara karışmayan, çeşitli şirketlerin müşteri hizmetleri telefon hatlarında part-time çalışarak masraflarından da fazlasını kazanan arkadaşlarım da vardı." ifadesi tamamen öznel bir gözlem. Bu arkadaşların çalışmak istemediğini nereden biliyorsunuz?

Öznel gözlemleri bir yana bırakıp, nesnel gerçeklere bir göz atalım.

İlk bakacağımız yer "İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ" Madde 26'ya bir gözatalım. Şöyle diyor:

(1) Herkesin eğitim hakkı vardır. Eğitim hiç olmazsa ilk ve temel eğitim evrelerinde parasız olmalıdır. İlk eğitim zorunludur. Teknik ve mesleki eğitimden herkes yararlanabilmeli ve yüksek öğretim, başarıya göre, herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır.
(2) Eğitim, insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan haklarıyla temel özgürlüklere saygının güçlenmesini amaç olarak almalıdır. Eğitim bütün uluslar, ırklar ve dini topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu güçlendirmeli ve Birleşmiş Milletler'in barışın sürdürülmesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.
(3) Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türü için öncelikli seçme hakkına sahiptir.

1. paragraf eğitimin bir hak olduğunu, temel eğitimin zorunlu ve parasız olması gerektiğini söylüyor. Sanırım bu konuda hem fikiriz. Bildirgenin evrensel olması nedeni herkes tarafından (liberaller dahil)kabul gördüğünü düşünüyorum. Bilemiyorum temel eğitim de paralı olmalı diyebilirsiniz tabi, sonuçta vergilerimiz ile herkese temel eğitim sağlanıyor ya da temel eğitim alacak yavruların, kendi eğitimlerinin maliyetine bizzet kendilerinin değil, başka vatandaşların katkıda bulunmasını istiyorlar gibi de değerlendirebilirsiniz.

Gelelim ilk paragrafın son kısmına. Burası önemli. "Yüksek öğretim, başarıya göre, herkese TAM BİR EŞİTLİKLE" açık olmalıdır. Burada dikkat edilirse parasız denmiyor, "TAM EŞİTLİKTEN" bahsediyor.

Yüksek öğretim hakkı için demek ki bir fırsat eşitliği sağlamamız gerekiyor. Gelir dağılımının bu kadar bozuk olduğu bir ülkede fırsat eşitliğini nasıl sağlayacaksınız? Bir diğer değişle hiçbir konuda eşitliğin olmadığı bir ülkede eğitim fırsat eşitliği nasıl sağlanacak? Eğitime katkı payı bu anlamda ilk bakışta mantıklı gibi görünüyor. Nedir, eğitim masraflarının bir kısmını öğrenciden alırsınız, bunu ise öğrenci kredisi ile desteklerisiniz, öğrenci mezun olup, çalışmaya başladığı zaman bu krediyi geri öder. Bu eğer işsizlik bu kadar yaygın olmasa idi çok mantıklı olabilirdi. Üniversite çağına gelmiş, gelir düzeyi düşük ( burada fakir edebiyatı yapmak istemiyorum- ancak gerçekten ülkemizin gelir dağılımı çok bozuk ve harç parası birçok aileyi zorlamakta) insanların zaten üniversite sonrası da iş bulmak çok zor, en iyisi mi unut bu üniversite sevdasını diyerek tam eşitlikçi eğitim hakkından mahrum kalmaları. Öznel bir gözlem: bir tanıdığımızın çocuğu, lise eğitimini başarı ile tamamlamıştı, Bursa'da bir üniversite kazandı, ancak ailenin gücü olmadığı için gönderemediler. Burada harç parası tek başına bir sorun değil tabiki, üniversite parasız dahi olsa muhtemelen bu çocuk yine de üniversiteye gönderilemiyecekti. Ülkenin genel ekonomik durumu "tam eşitlikçi" bir eğitime olanak tanımıyor.

Sorunlar çok daha vahim "Ey gafil öğrenci- neden dört yıl boyunca hiç çalışmayı düşünmedin" veya "Parazitçe yaşamayı kendine esas alan bu zihniyet" gibi ifadeler konunun özünden çok uzakta.

Bir iki sey de ben ekleyeyim. Bu memlekette gucu yetenin niye bedava okutuldugunu, dunyaligini yapmis olanlara bile kara delik sosyal guvenlik kurumlarindan niye emekli maasi verildigini bilen var mi? 'Sosyal devlet' lafini anladim diyelim ama ben fakire yapilan transferden bahsetmiyorum. Bu egitimin fiyati sudur kardesim, veremeyeceksen o zaman sana ucuz veya bedava demek, yahut fakirsen veya basina gucunu asan bir felaket gelirse devlet yardim eder yoksa emekliligini ve saglik sigortani kandin temin et demek cok mu asosyal? Isaret ettiginiz gibi fakirlik/zenginlikten ve miktarlardan bagimsiz olarak bireylerin kendi insiyatiflerini kullanmalarina karsi cikan bir zihniyet var.

Bir de bu isin obur tarafi var: Allah vergisi kabiliyetleri veya aile/maddi durumu bakimindan orta karar sansli olanlarin dahi devletce bu sekilde itilip kakilip 'hayir sen senin iyiligini filan bilemezsin, universite benim damgamla universite olur, bolumunun ne olacagina benim imtihanim karar verir, hocanin atamasini ben yaparim, sonra ne kazaniyorsan yarisindan fazlasi benim' tarzina muhatap olan insanlar donup o zaman o kadar iyi biliyorsan ve benim iyiligim icin oldugu iddiasiyla girtlagimi sIkiyorsan o zaman bana is ver senin gosterdigini yapayim derlerse haksiz olmazlar herhalde. Sempati duymamama ragmen ben bunu anlayabiliyorum. 6-21 yaslari arasinda bedava okullarda devletin memurlarinca belletilen devletin mufredatinda yazan herseyi icsellestirip bir universite diplomasiyla bu surecten cikanlari 15 sene gutmus olan devlet sonra 'haydi artik serbestsiniz kendi isinizi bulun calisin' diyor. O insanlar da memuriyet imtihanlarinin kapilarinda kuyruk oluyorlar tabii.

Sayin İskender,

'Hep aynı şeyi yazmak zorunda kalıyorum. Yazılarınız ne yazık ki yine toplumsal gerçeklerin dışında, öznel gözlemlerinize dayanıyor.' diyorsunuz. Haklısınız. Hatta böyle giderse, daha epey zaman aynı şeyleri yazmaya devam edeceksiniz gibi duruyor.

Çünkü ben toplumsal değil, bireysel gerçeklerden söz etmeye devam edeceğim.

Sizin toplum dediğiniz şey, benim gözümde 'çok sayıda birey'den başka bir şey değil. Söz konusu bireylerin her birinin kendi ferdiyetinin idrakinde olmaması durumu değiştirmiyor.

Sizden bir de ricam olacak. Düşüncelerimin kapitalist ve liberal bakış açılarına yakın olduğu söylenebilir. Ancak bu benim bu şekilde kategorize edilebileceğim anlamına gelmiyor.

Bu nedenle, 'İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi' metnini (her ne kadar önemli bulsam da) bana biçilen kalıplar gereği otomatikman kabul etmem beklenemez.

Söylenenlerin soyut kalmaması amacıyla bir örnek vererek bitirmek istiyorum:

İçtimai bir sorunla karşılaştığımızda, siz 'Nasıl politikalar uygulanırsa bu sorunlar azalır' diyorunuz. Ben ise, uygulanacak politikaların ne olursa olsun bireysel hakları ihlal etmemesi gerektiğine inanıyorum. Örneğin, her üniversite öğrencisinin eğitiminin finans edilmesi eğitim düzeyini artırabilir. Bu da, toplumun geneline olumlu olarak yansıyabilir. Bu durumda, 'Ülkemizin ekonomik şartları bellidir, bu nedenle eğitim ücretsiz olsun' denebilir. Ancak, bütün bunlar TOPLUM İÇİN İYİ OLACAK DA OLSA, eğer benim kesemdem, benim rızam dışındaü benden zorla alınan vergilerle yapılacaksa, ben buna karşı çıkar ve karşımdakine sorarım: 'Bir başkasının eğitimini bana zorla finanse ettirme hakkını nereden alıyorsunuz?'

İnsanlara yardıma karşı mıyım? Elbette hayır. Ancak zorla yaptırılan ödemeler yardım değildir. Öğrencilere yardım etmek isteyenler, bunu sivil yollarla da yapabilirler ve yapmaları güzel de olur. Ve bence en güzel yardım sıfır faizli kredidir. Çünkü sıfır faizli kredi, öğrenciye karşılıksız burstan daha fazla yardım eder.

Iskender bey,

"Yüksek öğretim hakkı için demek ki bir fırsat eşitliği sağlamamız gerekiyor."

"Yuksek ogrenim hakki" diye bir sey yoktur. Ozgurlugu vardir. Fakat, bunu belli zumreler bir imtiyaz (ayricalik) olarak anlarlar.

Neresinden bakarsaniz bakin, hak degildir.

Net'te, hak, imtiyaz, ozgurluk tanimlarinin adam gibi anlatildigi bir sayfa olsa iyi olacak.

Sevgili Derinsular,
'İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi' kişi temel hak ve özgürlüklerini açıklayan, bir anlamda "bireyin manifestosu" bir belge iken "bana biçilen kalıplar gereği otomatikman kabul etmem beklenemez" demeniz ilginç.
İçimizden geldiği gibi, hiçbir temel bilgiye ve veriye dayanmaksızın, kulaktan dolma, veya dogmatik ;tamamen hisler ile, öyle hissediyorum, kendi dar çevremde şöyle gözlemliyorumdan yola çıkarak genele ahkam kesmenin dayanılmaz hafifliği ve özgürlüğü ile yazı kaleme almak tabiki çok güzel. Ama yazdıklarımızı insanlara duyurmayı bir yöntem olarak seçtiysek, öyle diyorsunuz ama bakın bu da böyleye alışmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Yoksa yazılanların kahve köşelerinden konuşulanlardan bir farkı kalmayacaktır.
Saygılarımla,
Peyami İskender

Gençliğe hitabelerinizi duvarıma asmayı düşünmesem de "kendim için" gayet faydalı bulduğumu belirtmeliyim.
Anafikirle direk alakalı olmayabilir ama bir şey eklemek istiyorum...

Milyon dolarlık web sayfası... Benzer yaratıcı fikirler belki bir Türk gencinden çıkar ama Türkiye'den çıkmaz. Çünkü nasıl olsa birileri birşeyler üretir sende ondan kopya çekersin... Çocuklarının kopya çekmesi büyükler tarafından hınzırca birşey olarak görülür.Okulada da ceza verilmeyerek çocuk adeta kopyaya teşvik edilir... İşin kolayına alışan bu çocuğun bütün ömrü boyunca, üretmek yerine şikayet etmesinden ve başta devlet olmak üzere birilerinden bekletisi olmasından daha doğal ne olabilir?

Sayın İskender,

Ben İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni önemsemiyorum deseydim, haklı olabilirdiniz. Ancak önemli olduğunu beyan etmekle birlikte, otomatikman kabul etmem beklenemez dedim.

Zira, 'Bu belge bireyin manifestosudur. Sen de bireycisin. O zaman kabul edeceksin.' mantığına indirgenecek kadar basit görmüyorum olayları.

Tarih daha ne belgeler gördü.

Bu da gelir, bu da revize edilir ve bu dahi geçer.

Alışın bunlara.

Önemli not: 'Madem ki bu belgenin adı 'İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi', o zaman her uygar insan bunu kabul etmeli' diyen insanlar elbette çok olacaktır. Ancak bu gibi belgeleri yeterli görmeyip daha da iyi kılmak için çalışanlar, onların içinden çıkmaz. Onlar bu tür yeniliklere karşı çıkarlar. Onların çocukları da yeni belgeleri ölesiye savunurlar.

==========================
'Madem ki bu belgenin adı 'İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi', o zaman her uygar insan bunu kabul etmeli' diyen insanlar elbette çok olacaktır.
==========================

'Madem ki bana diploma verilmis maasimin tatminkar olmasi hakkimdir' diyenlerle buyuk olcude ortusen bir topluluktur bu herhalde?

Sevgili Müzmin Anonim,

'İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi' madde 26, 1. paragrafı bir kez daha okumanızı öneriyorum. İsterseniz beraberce hatırlayalım, ne diyor :"Herkesin eğitim hakkı vardır". Demek ki neymiş eğitim bir hakmış. Sizi üzmek ve hayal kırıklığına uğratmak istemem ama bunu ben söylemiyorum, bu metne imza atan Birleşmiş Milletlere (Türkiye Cumhuriyeti dahil)üye devletler söylüyor. Bir yorum yaparken şu şöyledir diye önermelerde bulunacaksak, ya bilimsel verilerden yola çıkalım ya da içimizden öyle geliyor, öyle hissediyorum, benim çevremde arkadaşlarla biz öyle düşünüyoruz diyelim.
Daha açık ifade ile "Yuksek ogrenim hakki diye bir sey yoktur. Ozgurlugu vardir" yerine mademki nesnel bir dayanağımız yok, o zaman biz kahvede arkadaşlarla konuştuk " yüksek öğrenim hakkı yoktur, özgürlüğü vardır" şeklinde düşünüyoruz dememizde fayda vardır.

Peyami bey'in mantık yürütmesini doğrusu hayretle karşıladım.

Sizi hayal kırıklığına uğratmış olmak istemem ama eğitim bir temel hak değildir.Bunun çeşitli kişilerce evrensel metinlere dökülmesi de böyle bir hakkı meşru kılmaz.Hatta şöyle dersem olay daha net anlaşılabilecektir ; dünyadaki tüm insalar tek tek (ben dahil) bunun bir hak olduğunda hemfikir olsa, bu, onun bir hak olduğunu ispat etmeye yetmeyecektir.

Peyami bey,

v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~
'İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi' madde 26, 1. paragrafı bir kez daha okumanızı öneriyorum. İsterseniz beraberce hatırlayalım, ne diyor :"Herkesin eğitim hakkı vardır". Demek ki neymiş eğitim bir hakmış.
^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^

'Demek ki neymis' deyisinizden mulhem, ben de benzer (mizahi) uslupla devam ediyorum:

Okudugumuz metnin lafzi orada, ruhunu da dikkate almakta fayda var. Sadece ruhunu degil, kendi gri hucrelerimizi de bu faaliyette istimal etmek yararli olabilir.

'Hak' oldugunu dusunuyorsaniz, yani sizin icin bu kelime bu baglamda bir anlam ifade ediyorsa, bunun sinavla ya da bedelli olaMAmasi gerekir. Cunku, hak denilen sey sadece ve sadece talep uzerine teslim edilir; oyle degil mi? Bu bir.

Ikincisi, hak oldugu takdirde, talep edenlerin egitimini saglamak gorevi birilerinin olmak zorunda. Ama, oyle lafolsun gorevinden de bahsetmiyorum; yetenek ya da zeka mahrumu birisi cikip istedigi konuda egitilmesini talep ettiginde onu yerine getirmek gorevi --mecburiyeti-- kime duser?

Mesela, benim gibi muzik kulagi olmayan birisi cikti ve bir devlet konservatuarinda istedigi bir bolumde egitilmek talebinde bulundu diyelim. Oyle ya hakki(m) degil mi; nereyi istersem orayi da talep etmek [tercihte bulunmak, secmek hakki(m)] da yok mu? Var...

Egitimin hedefine ulasmamasi sozkonusu olamaz. Dolayisi ile, ornek kisi --yani, ben-- bir omur konservatuar ogrencisi olabilirim; oyle degil mi?

v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~
Sizi üzmek ve hayal kırıklığına uğratmak istemem ama bunu ben söylemiyorum, bu metne imza atan Birleşmiş Milletlere (Türkiye Cumhuriyeti dahil)üye devletler söylüyor.
^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^

Ben de sizi uzmek istemem; yani, istemezdim. O yuzden bir onceki yazimda cok ozet olarak 'hak', 'imtiyaz' (ayricalik), 'hurriyet' (ozgurluk) kavramlarinin arasindaki farkin bilinmesinde fayda oldugunu ihsas etmistim.

Simdi uzulmeyeceginiz anlasildigindan, ihsas yerine, sizin bunlari iyice bir incelemeniz gerektigini acikca soyleyebilirim.

v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~
Bir yorum yaparken şu şöyledir diye önermelerde bulunacaksak, ya bilimsel verilerden yola çıkalım ya da içimizden öyle geliyor, öyle hissediyorum, benim çevremde arkadaşlarla biz öyle düşünüyoruz diyelim.
^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^

Siz ve sizin cevrenizdeki arkadaslarinizin dogru istikamette olmak arzusunu not ettim. Makbul bir niyettir. Niyetlerin yeterli olmadigi noktaya ulasinca sorun cikiyor --icinin mutlaka doldurulmasinin cok onemli oldugunu hatirlatmak isterim.

v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~
Daha açık ifade ile "Yuksek ogrenim hakki diye bir sey yoktur. Ozgurlugu vardir" yerine mademki nesnel bir dayanağımız yok, o zaman biz kahvede arkadaşlarla konuştuk " yüksek öğrenim hakkı yoktur, özgürlüğü vardır" şeklinde düşünüyoruz dememizde fayda vardır.
^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^

Pasa gonlunuze karismak haddimiz degil, tabii ki; ne isterseniz onu, nasil isterseniz oyle dersiniz. Fakat, bu, dediginizin isabetli oldugu anlamina gelmeyebilir.

Dolayisiyla, okey masasindan kalkip tavla ya da pispirik masasinda bir session acmadan once, sinavla verilen ya da bedel karsiligi alinan hak olur muymus konularini biraz tefekkur ederseniz; gerisini size anlatmam gerekmeyecek.

Ama, bu ilk adim cok onemli: 'Hak', 'imtiyaz' (ayricalik), 'hurriyet' (ozgurluk) kavramlarinin ne anlama geldigini ve farklarini bir sekilde ogrenmeniz lazim.

eğitim neden temel bir hak değildir ayvaz beyden bunun cevabını istiyorum. anonim beydende hak özgürlük ve imtiyaz kelimelerinin anlamlarını bekliyorum. madem burası derin sular biraz açılalım bari. vur kaç olmasın. ayvaz beyle görüşüm bu konuda da malesef çatışıyor. fakat anonim bey den bunları açıklamasını içtenlikle istiyorum. bakalım aynı şeyleri mi söylüyoruz ancak o zaman anlarım. kavramlar üstünden tartışınca aynı şeyi savunsak dahi anlaşamayabiliriz.teşekkürler.

'Hak' kavraminin ne olduguna dair ipuclari yukaridaki yazimda var; daha fazlasini *beklemek* bir odevin baskasina yaptirtilmasi olur.

Ayricalik ve ozgurluk kavramlarinin ne oldugunu iktisat okuyan birisinin sormasi ise, karsilasmagi en son bekledigim seylerden birisiydi.

"fakat anonim bey den bunları açıklamasını içtenlikle istiyorum. bakalım aynı şeyleri mi söylüyoruz ancak o zaman anlarım."
ben bilmediğimi söylemedimki.
işte bu üsluptu kastettiğim.ne yapacağımı bana öğretmeye çalışıyorsunuz ve bir seçkinci bir üslup kullanıyorsunuz.bırakında ne yapacağıma ben karar verim.ama bu kavramlardan ne anladığınızı merak etmiştim. liberal iktisatçılarla tartışırken özgürlükten aynı şeyleri anlamadığımız aşikar çıkıyor genelde. bunu da söylim.
yoksa ben daha nelerle karşılaşıyorum bir bilseniz...bu kavramların öyle bir ırzına geçiyorlarki gördüklerim beni şaşırtmıyor bile.teşekkürler.

Tansel bey, mülkiyet haklarının varlığına inanmayan birisine, bunu ikna edici bir metodla anlatmak gerçekten güç.

Eğitim'in temel hak olması ile bir adet bilgisayarın temel hak olması arasında benim için bir fark yoktur.İkisinde de (şayet ortada bir gönüllülük yok ise) kamu otoritesine ihtiyacımız olacaktır.İkisinde de birinden alıp ötekine vermek zorundayızdır.

Eğitim, temel hak olmayacak kadar önemli bir konudur.Ama merak etme, kamu otoritesinin dünyada bu işi bırakmayacağı aşikar.Bunun yarattığı zararları bu sitenin yazarı birçok makalede ele aldı.Bak sağ taraftaki menüde 'kategoriler' var.Oradan 'eğitim'i tıkla.Eğitim'in neden temel hak olmaması konusundaki araştırmalarına o şekilde başlayabilirsin.Onları okuduktan sonra şunu diyebilirsin ; "Tamam bu işi bürokrat takımı beceremiyor, o halde müfredat devlet tekelinden arındırılsın ama herkes okuyabilsin." (Tabii bu arada özel mülkiyeti de tanımış olursun ama hadi onu görmezden geliyorum)

Burada yine sorunu çözmüş değiliz.Zira başlangıç noktamız halen 'etik' değil.Mevcut durumu Kapitalizm : Bilinmeyen İdeal'de, Nathaniel Branden'in satırlarında arayalım ; "Eğer bu soru şu şekilde sorulsaydı cevap daha aşikar hale gelirdi : Hükümetin, ebeveynlerinin izniyle veya izni olmaksızın, çocuklarını evlerinden zorla alıp, onlara ebeveynlerinin onaylayabileceği veya onaylamayabileceği eğitime ve işleme tabi tutmasına izin verilmeli midir? Onaylayabilecekleri veya onaylamayabilecekleri bir eğitim sistemini desteklemek ve kendilerinin olmayan çocukların eğitimini finanse etmek için vatandaşların servetleri zorla alınmalı mıdır?(s.110)"

Bakın benden size tavsiye ; kamu otoritesini fazla birşeye bulaştırmayın.Sonu gelmez.Keşke ne devletler ne de sınırlar olsa ama sanırım bu, kısa ve orta vadede ütopik bir hayalden öteye gitmeyecek.Madem bununla yaşamaya mecburuz, o halde minimize edelim.Çünkü bu şey büyüdükçe, bizler küçülüyoruz.Gerçekten farkında değil misin?

Son olarak, Anarchy,State and Utopia'da Nozick şöyle yazar ; "...hiçkimse, gerçekleştirilmesi için başkalarının hakkı olan şeylerin ve faaliyetlerin kullanımını gerektiren birşey üzerinde hak iddia edemez".

ayvaz bey sizi anlıyorum. işin ilginci hep okuduğum yerlerden alıntılar yapmaya başlamanız. bakışınız bana materyalist geldi. çünkü insanların temel ihtiyaçları bağlamında görürseniz eğitimi hak dersiniz yok sizinki gibi düşünürseniz değil dersiniz. bence eğitim temel bir ihtiyaçtır. bu arada mülkiyet kavramının reddi mülksüzlük demektir. bu devlet veya şahıs değişmez. eğitimin devlet baskısına boyun eğmesine karşı olmak hoop özel ellere devretmek anlamına gelmez. bunu daha öncede konuşmuştuk. ama siz yine aynı sütü ısıtıp getirdiniz önüme. bunu burada kimse sormasın açıklamicam. çünkü bu konuda geniş lugat mevcuttur. ilgi duyan araştırır. kısacası şunu diyorum eğitim temel bir ihtiyaç olduğu için piyasanın kucağına bırakılamaz. zira dağıttığı nimetlerden faydalanamama ve temel bir hakkı elde edememe riski var. o sizin dilinizden düşüremediğiniz kapitalizm de muş'un köyünden çıkamayan vatandaşlarımızı üretmiş ve eğitim onlara ulaşamamıştır.herneyse.kamuyararının söz konusu olduğu kurumlar bari biraz piyasa mantığından uzak olsun diyimde anlaşılim bari. branden in yazısına cevaben artı-değer in ortaklaşa üretimini tartışmıştık. cevap orda zaten saklı.devlete niçin vergi verdiğimizi de iyicene anlamak gerekiyor tabi.

v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v
".... bakalım aynı şeyleri mi söylüyoruz ancak o zaman anlarım."
ben bilmediğimi söylemedimki.
^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~

Biliyorsaniz yazarsiniz ve farklarini konusuruz. Aksi halde, yaptiginiz ucuz bir sark kurnazligi olarak gorulur.

Nitekim, hala daha hic bir sey yazmis degilsiniz.

v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v
işte bu üsluptu kastettiğim. ne yapacağımı bana öğretmeye çalışıyorsunuz
^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~

Yok, tabii ki oylesi hosunuza gitmez: Siz buyuracaksiniz biz yapacagiz ki olsun.

v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v
ve bir seçkinci bir üslup kullanıyorsunuz.
^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~

True. I do not suffer fools gladly.

v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v
bırakında ne yapacağıma ben karar verim.
^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~

Serbestsiniz. Bana neyi nasil yapacagimi soylemediginiz muddetce.

v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v
ama bu kavramlardan ne anladığınızı merak etmiştim.
^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~

Siz ne anladiginizi yazarsiniz.. var farklarini konusuruz.. Bunu tekrar yaziyorum, belki simdi esref saatine rastlar diye.

v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v~v
liberal iktisatçılarla tartışırken özgürlükten aynı şeyleri anlamadığımız aşikar çıkıyor genelde. bunu da söylim.
^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~

Turkcenin kullanimindaki ozensiz liberalliginizin anlasilmaniza cok da yardimci olmadigindan endise ederim.

"eğitim temel bir hak değildir" sözü bana ters geliyor nedense. buradan hareketle eğitim nasıl olmalı sizce? devletin elinden alınıp özelleştirilmeli mi, yoksa herkes kendi eğitimini kendi mi sağlamalı?

eğitimle ilgili yazarken bahsettiklerinizden anladığıma göre, vergiye de karşısınız galiba. benden alınan paranın benim istemediğim yerlere harcanması örneğin..

Sevgili Nikita,

Verginin kendisine değil, toplanış şekline karşıyım.

Bu konuyu daha önce değerlendirmiştim:

http://www.derinsular.com/archives/2005/08/nasil_vergi_toplanir.php

hım, "benefit approach" da pek aklıma yatmadı. şöyle demişsiniz; "yol, su, elektrik, köprü olarak bize geri döndüğü iddia edilen vergilerin, ilgili yolu, suyu, elektriği kullananlar, ya da ilgili köprüden geçenler tarafından ödenmesi gerekiyor. Bir başka deyişle, hiç kimse geçmeyeceği köprünün, kullanmayacağı otobanın parasını ödemek zorunda bırakılmıyor."

açıkçası benim vergilerimle toplanan paranın başka bir ilde köprü, okul ya da hastane yapımında harcanması gayet normal görünüyor. belki ben bundan fayda sağlayamayabilirim doğal olarak ama o şehirdeki binlerce insan bundan yarar görür. zira o şehirde yaşayanlardan toplanan vergiler bu tür projeleri destekleyecek miktara ulaşamayabilir.

ne kadar harcarsam o kadar öderim demek biraz egoizm'e kaçmaz mı?

Önemli olan neyin işlevsel olacağı değil. İnsanlardan para toplamadan önce ilgili borcun tahakkuk etmesine neden olan bir gerekçe olmalı ortada.

Amaç bir başka ile yardımsa, bunun için vergiye de gerek yok. İstediğiniz kişi ya da kuruluşa bizzat yardımda bulunabilirsiniz. Ama hukuki yaptırımı olan bir zorunluluk va'z edilecekse aynı şey söz konusu olmaz.

Eğer özgür bir ülkede yaşıyorsak, bir vatandaşın belli hizmetleri (örneğin elektrik) kullandığı halde vergi vermeyi reddedip, başkalarının vergilerinden elektrik faturasının tahsil edilmesini talep etmesini makul karşılayamayacağımız gibi, aynı mükelleften, kendi faturasının yanı sıra, başkalarının faturalarını da ödemesini bekleyemeyiz.

Herhangi bir vergiyi ödemesi talep edilen bir vatandaş, 'Benim neden böyle bir borcum var?' sorusunu sorduğunda, adalet kaygısı olan bir anlayışın vereceği bir cavabı olmalıdır. Eğer yoksa, para, yanlış kişiden isteniyor demektir.

Adaletsizlikler insanlığın varoluşundan beri hep vardı.Kimisi komşusunun tavuğunu çalardı, kimisi diğerinin domatesini...

O zamanlar insanlar bunlara, birbirlerini vurarak tepki gösterirlerdi.Günümüzde ise yapılan adaletsizliklerin, tahammül sınırını aşmamasının en büyük nedeni, bunun, 'devlet' aygıtının kullanılarak yapılıyor olmasıdır.Bastiat'ın en önemli eserlerinden 'THE LAW'(Hukuk) bunu gayet güzel anlatır.

Mevcut düzen, yapılan adaletsizlikleri, 'kamu yararı' , 'sorumluluk' , 'sosyal adalet' gibi kavramlarla maskelemeye çalışır.Kahir ekseriyet de usuli adaletten, negatif özgürlüklerden habersiz bir şekilde, eğitime 'temel ihtiyaç' gözüyle bakar ki burada sorun kendisinde değil, otoriter düşüncenin, kendisi üzerinde yarattığı afyon etkisindedir.

'Egitim temel hak degildir' denilince benim de hosuma gitmiyor; ama, 'egitim temel haktir' denildiginde de dogru degil...

Benim baktigim yerden her hak bir (ya da daha fazla) gorev dogurur. Egitim hakkini temel hak yaparsaniz, gorev anlaminda muhatabi devlet olmak zorunda. Kabul; olsun da diyebiliriz. Ama, gorevi verirken bunun saglanmasi icin gereken bedelin de dikkate alinmasi lazim; aksi takdirde kagit ustunde bir hak olur --yani, hak filan olmaz.

Bedelini odeyebilecegimize emin degilim; ayrica nereye kadar egitim bir hak olmalidir --kisiler cikip omurleri boyunca egitim isterse ne yapariz..

Kisacasi, pratik bir suru sebepten dolayi egitimi temel hak olarak kabul etmek mumkun degil --ama, olabilse cok iyi olur diyenlere de katilirim.

Butun bunlardan dolayi, egitim bir imtiyaz olmak zorunda. Bedelini odeyenlerin satin alabildigi bir imtiyaz... Ve, evet, benim de hosuma gitmiyor. Bunu dengelemek icin, imtiyaz vasfi degismese bile, imkanlari daha az olanlarin arasindan basarili olanlara ucretsiz egitim imkani taninmalidir. Bunun azaldigi bir donemde oldugumuzu dusunuyorum. Artirilmasi gerekir.

Vergi konusunda DerinSular'in yaklasimini fazlasiyla ben-merkezli ve, uzgunum, sathi ve adaletsiz buluyorum.

Sevgili Müzmin Anonim,

"Ama, bu ilk adim cok onemli: 'Hak', 'imtiyaz' (ayricalik), 'hurriyet' (ozgurluk) kavramlarinin ne anlama geldigini ve farklarini bir sekilde ogrenmeniz lazim."

Kavramlara kendi istediğimiz şekilde anlamlar yükleyebilmek tabiki güzel olurdu, ancak yine tekrarlayacağım, nesnel ölçülere, genelin kabulüne dayanmayan her tür kavram açıklaması, sağlam tezler ile destekleninceye ve genel tarafından kabul edilinceye değin "ben böyle düşünüyorum" 'dan öteye gidemez.

Yine belgeler üzerinden gidelim. Bu seferki dayanağımız T.C. Anayasası. Eksiklikleri tabiki var, ancak yukarıda bahsettiğim genel kabul ve nesnellik açısından;şu an için tarafınızca halen açıklanamamış ve arkası doldurulamamış hak, özgürlük ve imtiyaz kavramlarının neler olabileciğini görmemiz açısından başvurmamızda bir sakınca yok diye düşünüyorum. En azından siz halen bir kaynak, referans gösteremediğinize göre daha anlamlı.

http://www.nvi.gov.tr/attached/NVI/diger_mevzuat_pdf/tc_anayasasi.pdf

Anayasamızdan bazı maddeleri burada sıralayalım:

Önce eğitim üzerine, bakalim ne hakmış, ne ödevmiş:

"II. Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi
Madde 42- Kimse , eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.

Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda , çağdaş bilir ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasa sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.

İlk öğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.

Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devletin okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.

Devlet, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.
Türkçe den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası antlaşma hükümleri saklıdır."

Burada ilk paragrafta HAK, ikinci paragrafta ise HÜRRİYET kelimelerinin kullanılmış olduğuna dikkatinizi çekerim. Neyin hak, neyin özgürlük olduğunu sanırım bu madde açıklamaya yetecektir.

Anayasa'mıza göre "hak" başka örnekler:

"Madde 49- Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir."

"II-Seçme ,seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları
Madde 67- Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme , seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir."

Bu maddeye ilişkin size bir soru: Sizce seçme hakkı, seçilme özgürlüğü mü olmalı?

Bu örnekler çoğaltılabilir, şimdi de hürriyetler (özgürlük) üzerine birkaç madde belirtelim:

"C. Haberleşme hürriyeti
Madde 22-Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir."

"VI. Din ve vicdan hürriyeti
Madde 24- Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir."

"V. Yerleşme ve seyahat hürriyeti
Madde 23- Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir."

Peyami bey,

v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.
Kavramlara kendi istediğimiz şekilde anlamlar yükleyebilmek tabiki güzel olurdu, ancak yine tekrarlayacağım, nesnel ölçülere, genelin kabulüne dayanmayan her tür kavram açıklaması, sağlam tezler ile destekleninceye ve genel tarafından kabul edilinceye değin "ben böyle düşünüyorum" 'dan öteye gidemez.
^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^

Dogrudur. Ben de bunu soylemege calisiyordum. Demek ki mesajin hedefine ulasmis olmak ihtimali yuksek :-)

v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v
Yine belgeler üzerinden gidelim. Bu seferki dayanağımız T.C. Anayasası. Eksiklikleri tabiki var, ancak yukarıda bahsettiğim genel kabul ve nesnellik açısından; şu an için tarafınızca halen açıklanamamış ve arkası doldurulamamış hak, özgürlük ve imtiyaz kavramlarının neler olabileciğini görmemiz açısından başvurmamızda bir sakınca yok diye düşünüyorum. En azından siz halen bir kaynak, referans gösteremediğinize göre daha anlamlı.
^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^

Kaynak ve referans istediginizi dusunmuyordum. Sonucta, siz de kaynak degil, kullanima ornek gostermissiniz.

Anayasa metninde:

v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v
"II. Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi
Madde 42- Kimse , eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.
^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^

yazilmasini anlamli buluyorum.

Nitekim metnin devaminda ilgili hakkin kapsami filandan cok, bu hak karsiliginda taahhud edilecek olan gorevin tarifi yapilmaga calisiliyor.

Kisitlanmis haklarin hak olarak nitelendirilmesi en hafif tabiriyle bir aberrasyondur. Kisitli ve/veya esitsiz kullandirilan haklara imtiyaz demek durumundayiz.

Anayasa metnine bunun bir imtiyaz oldugunu yazamamis olmalarini da tabii ki kabul ederim --istihza ile kabul ederim.

Nitekim, (ya da 'netekim'.. Pasamizin kulaklari cinlasin), baska bir yerde de

v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v
Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasa sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.
v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v

goruldugu izere, ayni sey icin 'hurriyet' kelimesi kullanilmis.

O cumlenin devamininin da herhalde bir anlami vardir..

^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^
Burada ilk paragrafta HAK, ikinci paragrafta ise HÜRRİYET kelimelerinin kullanılmış olduğuna dikkatinizi çekerim. Neyin hak, neyin özgürlük olduğunu sanırım bu madde açıklamaya yetecektir.
v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v

Aksine. Kavram kargasasi oldugunu dusunuyorum. Ama, bu, sozkonusu anayasa metni icin istisnai bir sey olmasa gerek.

^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^.^
"II-Seçme ,seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları
Madde 67- Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir."

Bu maddeye ilişkin size bir soru: Sizce seçme hakkı, seçilme özgürlüğü mü olmalı?
v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v.v

Bu soruyu nicin soruyorsunuz ki... Paragrafin basinda 'Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları' lafini 'Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma ozgurlugu' olmasi gerekiyor[du] dersem yeterli olur mu?

Bir sey hak ise, en kotu ihtimalde talep halinde, yerine getirilmek zorundadir.

Ornek: 'Secilme' hakkim varsa, beni secmek [ve, gerekirse bunun saglanmasi icin zor da kullanmak] birilerinin gorevi olmak zorundadir; bu anlamli mi sizce?

Secilmemi kim saglayacak?

Kolluk kuvvetleri mi?

Ha.. pardon.. unutmusum.. dogru ya.. bu da oldu bu memlekette..

Peyami İskender; arkadaşımızın fikirlerine saygı duyuyoruz tabiki ama derinsular'a daha çok katılıyorum. Çünkü bizim memlekette çeşitli güçlerin etkisine kapılıp üniversitelerde anlamını bile bilmedikleri konuları savunan ya da onlar için gösteri yapan birçok genç var.

Herkesin kazanmakta zorlandığı birçok bölümü kazanmış öğrenciler, okumak yerine ellerinde pankart ona buna gösteri yapıyorlar. Belli bir üniversitede belli bir bölümü kazanmış isen, kafan biraz olsun basıyordur, ama maalesef ileride iyi şeyler yapabilecek insanlar bir şekilde uyutulup kullanılıyorlar. Bence bunlar gençliği köreltmek için yapılagelen şeyler.

Ne yazık ki bizim ülkemizde hep bir fakir edebiyatı yapılır durur. Şöyle bir bakın etrafınıza... Kimsenin parası yoktur, harçlar çok yüksektir, ama cep telefonu kameralı ve mp3 çalarlı olmazsa taşımayan tipler de her yerdedir.

Burada sözüm doğuda yaşayan ve gerçekten zor şartlarda bir şeyler yapmaya çalışanlara değil, ama maalesef onlar da büyük şehirlere gidince okumak yerine pankart taşımayı yeğliyolar.

Bizim kabul etmemiz gereken bir gerçek var. Bu ülkede asla ama asla, gösterilerle bir şey elde edilememiştir. Onun için sağda solda propanganda yapmaktansa önce kendimize ve milletimize yararlı bir şeyler yapmaya çalışmalıyız.

Harçlar hiç de o kadar yüksek değil. Bir cep telefonu dahi daha pahalı ve kaç kişi var cep telefonu olmayan? Onun için bir öğrenci sadece iki ay çalışsa, üstelik yarım zamanlı, harç parasından çok daha fazlası kazanılabilir. O yüzden biz gençler olarak şu dırdırı bırakıp insan gibi yaşamak için çalışmalıyız. Bu ülkede güzel güzel çalışıp o kadar güzel işler yapılıyor ki, ama kimse onlara bakmıyor.

Yorum Gönder

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını dikkate alınız.

 

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca