December 8, 2005
Ey Türk Gençliği! Çalışmaya Niyetin Var Mı? (1)
[08 Aralık 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı.]
"Her türlü 'dürüst çalışma', çalmak ya da dilenmekten daha iyidir!" Ekonomi profesörü Walter Williams, Capitalism dergisinde yayınlanan yazısında, küçüklüğünde üvey babasının kendisine hep böyle söylediğini ifade ediyor.

Bugün ahir ömrünü yaşayan Profesör Williams, gençliğinde, ayakkabı boyacılığından böğürtlen toplamaya, nakliyecilikten bulaşıkçılığa kadar pek çok iş yapmış. Ancak bütün bunları yazısının sonunda ifade ediyor. Yazının geneli ise, ABD'de 'McJobs' olarak nitelendirilen işlerle ilgili.
Merriam-Webster sözlüğüne dahi girmiş olan 'McJobs' ifadesi, McDonald's restoranlarındaki alt kademe işlerden yola çıkılarak oluşturulmuş bir terim. Süpermarket kasiyerliği ya da garsonluk gibi, kalifiye işgücü gerektirmeyen, asgari ücretin söz konusu olduğu işler kast ediliyor bu terimle. McJobs sınıfına giren meslekler için kullanılan bir diğer tabir ise, terfinin mümkün olmaması nedeniyle daha ileriye gidemeyeceğiniz bir çıkmaz sokağı ima eden 'çıkmaz iş'.
Aralarında küreselleşme karşıtlarının önemli bir yekün tuttuğu pek çok insan, bu tür işleri, ödenen ücretin azlığı nedeniyle 'kapitalist sömürü' olarak tanımlıyor. Profesör Williams onlarla aynı fikirde değil. Dahası, bu tür işleri 'çıkmaz iş' olarak tanımlayıp aşağılamanın, 'dürüst çalışma' anlayışına yapılmış yıkıcı bir hakaret olduğunu düşüyor ve ortada bir sömürü olmadığını ifade adına da, American Enterprise Institute uzmanlarından James Glassman'ın 2005 yılının Haziran ayında yazdığı bir makalede verdiği bilgileri aktarıyor. Glassman; aralarında Beyaz Saray çalışanı Andy Card, Amazon.com'un kurucusu Jeff Bezos ve Olimpiyat madalyası sahibi atlet Carl Lewis gibi bugün son derece başarılı addedilen insanların bulunduğu 'eski' McDonald's çalışanlarını nazara veriyor. Glassman'ın verdiği bilgilere göre, bugün McDonald's restoranları sahiplerinden 1.200 kadarı, başlangıçta sıradan restoran işçisi olarak katılmışlar devasa şirkete. Dahası, dev zincirin dünya çapındaki her 50 üst düzey yöneticisinden 20'si için de aynı şey geçerli. Profesör Williams, bu insanları ve milyonlarca başkalarını, 'çıkmaza sapmış' insanlar olarak görmenin çok zor olduğunu söylüyor.
ABD'nin resmi istatistik bürosunun verdiği bilgiler de ortada bir sömürü olduğu iddiasını tekzip eder mahiyette. Zira verilere göre, asgari ücretle işe başlayan her 100 kişiden 63'ünün maaşı bir yıl içerisinde artıyor. Üç yılın sonunda hala asgari ücretle çalışanların oranı ise sadece %15. Asgari ücretle çalışanların %53'ü 16 ila 24 yaşları arasında ve %82'den fazlasının bakmakla yükümlü olduğu kimse yok.
Aslında, istatistikler bu konuda sadece ikincil derecede önemli. Çünkü, Profesör Williams'ın yazısındaki bir ifade, toplumsal refah konusunda sadece ve sadece sosyal güvenlik merkezli düşünmeyi alışkanlık haline getirmenin doğurduğu çok önemli bir başka soruna işaret ediyor.
Zira Profesör Williams'a göre, McJobs olarak tanımlanan işlerde çalışmak, henüz düzeyli bir eğitimi ya da iş tecrübesi olmayan pek çok insan için önemli bir 'ilk basamak' görevi görüyor. Kişinin, işe zamanında gelebilmek, müşterilere nezaketle davranabilmek, mesai arkadaşlarıyla uyumlu çalışabilmek, üstlerinin verdiği görevleri yerine getirmek gibi konuların önemini kavraması, bu konularda edindiği alışkanlıklar ve tecrübeler, iyi değerlendirildiğinde, gelecek adına önemli bir kazanç olabiliyor.
'Bu, günümüzün trajedisi' diyor Profesör Williams. Ve kendisinin küçük bir çocukken çalışma dünyasının ilk basamaklarına adım atarak yakaladığı öğrenme fırsatlarının, bugün gerek kanunlar gerekse kendince insanlara iyilik yapan sosyal reformistler tarafından yok edildiğini ifade ediyor.
Burada yok edilen aslında bir ‘değer’. Ve bu değerin yok olması, son derece önemli bir kayıp. Zira, çalışmayı ve çalışmayla elde edilen tecrübeyi üstün tutan bir anlayışın ortadan kalkması sonucunda, ortaya çıkan boşluğu, kısıtlayıcı sosyoekonomik düzenlemeler alıyor. Bu durumun ‘ilericilik’ kavramıyla yaftalanması ise, çalışmadan da kimi şeyler üzerinde hak iddia edebilme cüreti gösteren nesilleri sonuç veriyor.
Ey Türk Gençliği! Çalışmaya Niyetin Var Mı? (1)
Ey Türk Gençliği! Çalışmaya Niyetin Var Mı? (2)
Okuyucu Yorumları (35)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

"Çalış" demesi kolay da iş hani? Popülist olmayan bir iktidar bu işsizlik sorununu şıpınişi çözer ama bizim sağcı kafalarda nerde o feraset? Benim çocukluğumda Ankara hamal dolu idi. Sakarya caddesi hamal piyasası idi. Kamyonet icat oldu mertlik bozuldu. Akaryakıta yapılacak baba bir zam hammallığı (ve at arabacılığını) tekrar karlı bir iş haline getirebilir.
Saygılarımla,
Veysel Aratlıoğlu (Endüstri Yük. Müh)
"Çalış demesi kolay da iş hani?"
Veysel Bey, haklısınız.
Yazının önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan ikinci bölümünde bu konuya da değiniyor.
Teşekkür ederim. Teknoloji seçimi faktör fiyatları nispeti ile mütenasip olmalıdır. Bu ekonomik sorunları içinden çıkılmaz hale getirenler mesleki ihtiraslarını tatmin arzusu ile yanıp-tutuşan milliyetçi mühendislerdir. Yaşasın böyle tiplerin semtine bile uğramadıkları tek parti CHP. Kahrolsun faşizm!
Saygılarımla,
Veysel Aratlıoğlu
Yazının devamını dört gözle bekliyorum.
Saygılar,
Geleceği pek parlak olmayan bir iktisat öğrencisi
Sorun biraz daha derin galiba. Çalışmanın erdeminden bahsederken dahi, aza kanaat edip çalışarak çok zengin olan adamlardan örnek vermek zorunda kalmış sevgili profumuz. Kadim zamanlardan beri erdem, karşılığında ücret ödenmeyen bir melekedir. Hem bu iktisatçılara da ne oluyor, makro ekonomide ne işi var çalışma ahlakının. Kızdım galiba. Özür diliyor ve geldiğim yere gidiyorum...
istatistiki bilgiye aklım takıldı biraz. şöyle diyor:
"Asgari ücretle çalışanların %53'ü 16 ila 24 yaşları arasında ve %82'den fazlasının bakmakla yükümlü olduğu kimse yok."
16-24 yaş arasında olması asgari ücretle çalıştırılmasını haklı mı çıkarır, daha doğrusu sömürüldükleri gerçeğini değiştirir mi?
ayrıca mcdonalds-asgari ücret istatistiklerinde devri daim göz önüne alınmış mı tam anlayamadım açıkçası. sadece %15'i asgari ücrette kalıyor derken geri kalan %85'in hepsi bi üst kademelere geçiyor mu?
son olarak; başarılı olmuş insanların devamlı örnek olarak gösterilmesi bir nevi "amerikan rüyası" yaklaşımı gibi geliyor bana. bazılarının alt kademelerden başlayarak yukarılara kadar ulaştıkları bir gerçek, ama bunu yapamayan milyonları düşünsek nasıl olur?
sömürü artı-değer sızdırmaysa zaten sömürülüyorlardır. şu söylenenlerden hiçbiri sömürüldükleri gerçeğini değiştirmez. nikitaya katılıyorum.
Nikita'nın Sorularına yanıtlar:
1- 16-24 yaş arasında olması asgari ücretle çalıştırılmasını haklı mı çıkarır, daha doğrusu sömürüldükleri gerçeğini değiştirir mi?
Bu istatistiki bilginin verilmesindeki asıl amaç, bu tür işlerde istihdam edilen kimselerin kalifiye eleman olmadıklarını göstermek.
Zaten asgari ücret dendiğinde de, akla, gerekli mesleki eğitime ve tecrübeye sahip olmayan kimseler gelir. 16-24 yaş aralığında olan ve niteliksiz işlerde istihdam edilen kimselerin de, eğitimli ve tecrübeli olmaları da pek mümkün değil. Özellikle ABD'de, üniversite mezunu bir McDonald's kasiyerine pek rastlanamayacağını rahatlıkla söyleyebilirim.
Dahası, yukarıdaki yazı da zaten insanın iş tecrübesine sahip olmadığı o yıllarda edineceği kimi temel alışkanlıkların hayatı boyunca kendisine yardımcı olabileceğinden söz ediyor. Özellikle, bu konuyu bizzat yaşamış olan bir ekonomi profesörünün bunu söylemiş olmasını çok önemli bulduğum için söylediklerini yazıma konu ettim.
2- Sadece %15'i asgari ücrette kalıyor derken geri kalan %85'in hepsi bir üst kademelere geçiyor mu?
Geçip geçmemesi, firmayı bu konuda suçlayabilmek için yeterli sebep olmaz. Çünkü dünyanın hemen her yerinde, niteliksiz işgücü başlangıçta asgari ücretle istihdam edilir. Çalışan, daha sonra kendisini ispat etmesi durumunda terfi eder. Burada dikkat edilmesi gereken firma değil, çalışanın kendisi.
Çalışanın önünde iki yol var. Yaptığı işi ciddiye alarak çalışabilir ve işini iyi bir şekilde yapması durumunda terfi edebilir. Ya da tersi şekilde davranarak kısa bir süre sonra işten ayrılır ya işten çıkarılır.
Eğer birlikte işe girdiği arkadaşı terfi ederken kendisi işten ayrılıyor ya da kovuluyorsa, kestirmeden sömürüldüğünü söylemek fazlasıyla kolaya kaçmak olur.
Eğer bugün çok sayıda insan kasiyerlikle başladığı bir uluslararası şirkette üst düzey yönetici ve hatta restoran sahibi olabiliyorsa, zaten ortada bir sömürü olduğunu hiç kimse iddia edemez.
Yazının ikinci kısmı, sürekli olaylara kendi açısından bakan üniversite mezunu gençlerimizi eleştirecek. İsterseniz sömürü merkezli eleştirilerinizi kısa bir süre için bekletin.
"Sömürü merkezli eleştiri" yapan arkadaşların dikkatlerine: Bir işçi ne kadar çok ter döküyorsa o kadar çok sömürülüyor demek değildir. Sömürü emekçinin değil, kullandığı üretim araçlarının üretkenliğinin artması ile artar. Dolayısı ile şöyle bir paradoks sözkonusudur: En çok sömürülen işçiler en yüksek ücreti alan işçilerdir. Uluslararası sömürüde de benzer bir paradoks sözkonusudur. 1980'li yıllarda ABD Japonya'yı kıyasıya sömürüyordu. Bu sömürünün aleyhine olduğunu anlayan Başkan Reagan Japon mallarına gümrük kapısını kapattı. Yoksa ortada Amerikan ekonomisi diye bir şey kalmayacaktı.
Saygılar,
V.Aratlıoğlu
cevaplar pek doyurucu değil kanımca. özellikle birinci sorunun cevabı... kalifiye eleman olmadıklarından, bu yüzden genellikle asgari ücretle çalıştırıldıklarından bahsetmişsiniz. zaten benim sorduğum da bununla alakalıydı; yani kalifiye olmadıkları için sömürülmeleri normal mi? ayrıca o işlerde edindikleri deneyimlerin ileride işlerine yarayacağını düşünmek de bana kalırsa biraz naif bir yaklaşım.
ikinci soruyla alakalı olarak; dediğiniz gibi kasiyerlikten başlayarak üst kademeleri yükselenler işlerini iyi yapmışlardır, ama aynı başarıyı gösteremeyen binler ya da milyonlar işini ciddiye almadığı için mi bu duruma düşmüşlerdir? dediklerinizden böyle bir neticeye vardım zira.
ayrıca olayı sadece amerika-batı eksenli düşünmemek de lazım sanırım.
Yazılarının arkasındayım DerinSular,devam...
İşçilerin sömürülmesinden bahsedenler ; bana, hiç değer vermediğiniz 'girişimci'nin tarifini yapabilir misiniz mümkünse?
Bir de Böhm-Bawerk'i duydunuz mu hiç?
sömürüden bahsedildiğinde girişimciye değer verilmediği manasını çıkarmak yalnış olsa gerek. olayı sadece siyah ya da beyaz olarak görme durumu olmuyor mu sizce bu dediğiniz?
beni rahatsız eden birilerinin kar etmesi ya da para kazanması değil. aksine asıl rahatsız eden, 150 pound'a satılan bir kazağın ya da ceketin ya da elektronik bir eşyanın üretiminde rol oynayan endonezyalının, meksikalının ya da zambiyalının günlük 1 pound'un bile altında bir ücretle çalıştırılması...
Sayın Nikita,
Sizi "asıl" rahatsız eden gerçeğin sebebi o saydığınız ülkelerin faşist liderlerinin henüz Amerikan dayağı yememiş olmalarıdır. O dayağı yemeden önce Japonya'da da ücretler çok düşüktü.
Mc.Arthur Mehdi'nin hak sancağını çekelim bakalım nic'olsa olsun.
Saygılarımla,
Veysel Aratlıoğlu
Elbette bu konuda rahatsız olmakta hürsünüz.Bende rahatsızım.Keşke tüm insanlar çok daha iyi ücretlerde yaşamlarını devam ettirebilselerdi.Fakat bu gerçekleşmiyor diye ille de ortada bir sömürünün olması gerekmiyor.Ayrıca ortada bir sömürü olduğunu iddia edebilmek için artı-değer'den , emek-değer teorisinden daha kapsamlı çalışmalar geliştirilmeli.Öncelikle 'hak edilen ücret veya kâr' nedir? Buna kim nasıl karar verecektir? Tam olarak bunun üzerinde mutabakata varmamız lazım.Mesela sizce otomobili bulan adam Ford yeterince kâr etmiş miydi?
Bir de Böhm Bawerk'in Marx'a yaptığı eleştirilerden haberdar olmamız şart...
Nikita'ya:
Olayı girişimci/işçi şeklinde taraflara ayırmanın doğru olmadığı konusunda aynı fikirdeyim.
Ayvaz Özel'e:
'Böhm-Bawerk'i duydunuz mu?' şeklinde ifadeler kullanmak yerine, verdiğiniz referansın konu ile ilgisini özetlemeniz, okuyucular açısından çok daha iyi olabilir.
Herkese:
1- Asgari ücretle çalışmak durumunda olan herkes illa ki sömürülür diye düşünmüyorum. Zaten asgari ücret, her ne kadar karşı olsam da, tanımı gereği, niteliksiz işgücüne ödenen miktarı ifade eder. Ancak bu genel-geçer bir kanun değil elbette.
2- Türkiye gibi genç işgücünün yoğun olduğu ülkelerde, yüksek nitelikli işgücünün arzı da fazla olduğundan aynı şey söz konusu olmayabilir. Ekonomik büyümenin istikrarlı bir şekilde gerçekleşmemesi durumunda da asgari ücretle istihdam edilen üniversite mezunlarına rastlanması olağanlaşır. Ancak bu da, konu ile ilgili görünse dahi, aslında değil. Çünkü sağlıklı makro ekonomik politika oluşturamamak başka, işçi işveren arasındaki ilişkilerin etiği başkadır.
3- Asgari ücretin faydasına inanmıyorum. Zira bu tür hadler va'z etmek hem etkisiz hem de zararlı.
Etkisiz; zira, kanunda bir rakamın yazılı olmasının doğal sonucu ücretlerin yükselmesi değil, kayıt dışı istihdamın artmasıdır. Örnekler: ABD, Türkiye.
Zararlı; zira, yüksek açıklanan bir asgari ücret işsizliğe yol açıyor.
4- Ücretlerin daha yüksek olmasını isteyenler, neden uygulanan yüksek vergileri ve brüt ile net gelir arasındaki farkı eleştirmezler, gerçekten bilmiyorum. Yakın geçmişte bir AB yetkilisi Türkiye'de asgari ücretin yüksek olduğunu söylediğinde herkes kendisine ateş püskürmüştü. Halbuki kast ettiği brüt ücretti. Aradaki farkın devletin cebine girmesi mevzu bahis olmazken sürekli işverenin suçlanması sermaye düşmanlığı değil mi?
5- Kişisel görüşüm, bir insanı yarı aç yaşatacak bir ücretle istihdam etmenin, vicdan sahibi olmakla bağdaştırılamayacağı yönünde. Her ne kadar 'sadece isteyen' işçileri haklı görmesem de, bu konudaki düşüncem bu yönde. Dahası, piyasada oluşan ücret hadlerini fırsat bilerek insanları sömürmeyi de, bir birey olarak doğru bulmuyorum. İş o noktaya geldiğinde, ne devletin açıkladığı bir rakam, ne de piyasada oluşan bir denge umrumda olmaz. Ancak benim etik kriterlerim başka, iki hür insan arasında gerçekleşen sözleşme başkadır.
Doğru aslında... Ancak, takdir edersiniz ki Böhm Bawerk'in eleştirileri bu sitenin yorum kısmına sığmayacak kadar geniş. Yine de konuyla çok ilgisi olduğu için açıklamaya çalışacağım...
Böhm Bawerk Marx'ın baş belası olmuştur.Artık-değer ile ilgili birkaç eleştirisini derleyip kısaca açıklamam 'sömürü' kavramına yönelik bakış açılarını geliştirebilir.
Herşeyden önce; iş dünyasındaki kapitalist-girişimciler risk alır, işçi almazlar. İşçiler düzenli olarak ücretlerini alırlar, başka birşey düşünmeye ihtiyaçları yoktur. Onlar için şirketin bilançoları, yatırım kararları, geleceğe yönelik tahminler, stratejiler, piyasadaki diğer rakipler, maliyetler, banka kredileri vs..önemli değildir. Bunlar girişimcinin düşünmek zorunda olduğu şeylerdir. Bunun yanında, girişimci-kapitalistler kendilerine para ödenmesi için ilk önce malların üretimini ve tüketicinin beğenisi dahilinde satışını beklemek zorundadırlar, işçiler ise öyle değildir. Onlar beklemezler, ne olursa olsun her ay paralarını alırlar .İşletmenin iflas etmesi halinde çalışanların kaybedecekleri fazla birşey olmaz, zira en fazla yeni bir iş aramaya koyulurlar. Halbuki girişimci ağır borçlarla,iflasla yüzyüze kalacak ve piyasadaki itibarını-şöhretini büyük ölçüde yitirecektir. Kısacası risk faktörü ve bir ürüne belirli bir emek harcamanın dışındaki etmenler çok önemlidir. Ve insanlar bunlara göre ödüllendirilirler. İşte kâr olgusu bu riskin ödülüdür.
Ayrıca girişimciler geçmişte tüketmeyip, yapmış oldukları tasarrufların getirisini almaktadırlar. Yemeden-içmeden yapmış oldukları tasarruflar ile girişimci büyük bir riskin altına girmektedir ve bu konu nedense hiç önemsenmez.
Son söz: Kısaca belirtmem gerekirse; 'Sömürü' sadece ürüne harcanan zaman ve ona ödenen ücret ile açıklanacak kadar basit bir faktör değildir.
Veysel efendi burası slogan yeri mi?
esefle kınıyorum, sen nasıl yuksek mühendis oldun diyorum, yazık.
Sırf karşı olmak için bir şeye karşı olunmaz hala idrak edilememiş diyorum.
Muhterem Mesut bey,
Ben sadece slogan atmadım. Ciddi araştırma ile sınanabilecek savlar da ileri sürdüm. Bunlara bir itirazınız var mı? Siz ondan haber verin.
Saygılarımla,
Veysel Aratlıoğlu
Veysel bey hiç bir ciddi araştırma göremiyorum yazdıklarınızda. Araştırmalarınzı nereden yapıyorsunuz? Sol bu ülkede daha sol olmasını ögrenememiş hangi popülist politika nerde varsa, sol savlar onu destekliyor. 28 Şubat'ı unuttunuz mu? Sol solu bilmiyor sloganların esiri olmuş. Bu ülkenin siyasal yakın tarihine bakın hangi dönemin yitirimleri çok kafalar aynı? Hangi sav hangi ciddi araştırma allah aşkına kendimizi kandırmayalım. On dan haber veriyim evet %10.
Veysel bey ile mutabik olamadigim, onun bazi analizlerinden cok cozum onerileri.. Ama, bu analizleri ile her zaman hemfikir olabildigim anlamina da gelmiyor.
Siyasi analizlerde Tevhid cerceveli argumanlar beklemiyorum tabii ki, fakat, Veysel beyin sergiledigi sekilde pagan bakmayi da anlamli bulamiyorum.
Veysel bey, fikirsel altyapisini nasil hallediyorsa, ABD'yi 'felek' ile ayni goruyor sanki.. Ve, 'felegin sillesini yememis' lafini siyasi analizinde 'ABDnin sillesini yememis'e donusturuyor..
Felek gibi ne idugu belirsiz bir metaforda sille/kotek/dayak cok ters durmasa bile, bunu ABD ile ikame ettiginizde ilginc bir siddet tapiciligi ile karsilasiyorsunuz..
Bu garabeti dile getirdiginiz zaman da aldiginiz cevap 'ama, bu oralarda demokrasiye yol acti' turunden sanki hep boyle olurmus ya da olacakmis gibi safca ve masumane bir sey..
Tecavuze ugramanin da, bu bakimdan, fazileti olsa gerek: Sonunda dunyaya bir cocuk gelme ihtimali vardir [ve bebekler Yaradanin bizden umidi kesmediginin isaretidir]... denebilir mi?
Kanaatlerimi ciddi araştırmalara istinat ettiririm. Mesela Bşk.Reagan döneminde ABD-Japonya ticareti hakkında ileri sürdüğüm savı bilim adamı Noam Chomsky'nin Aydınlık dergisinde yayımlanmış bir makalesinden okumuştum.
Solcular cahil de sağcılar yedi tula sahibi mi? 1970'li yılların hızlı sağcıları (daha ağır bir sıfat kullanmak istemediğimden "sağcı" diyorum) bugün Sn.Perinçek'e tek tek biat etmiyorlar mı? Bu entellektüel iflaslarının ilanıdır.
Saygılarımla,
Veysel Aratlıoğlu
Müzmin Anonim dostum,
Beni şımartıyorsunuz. Ben o kadar “derin” birisi değilim.
Selamlar, sevgiler,
Veysel Aratlıoğlu
Veysel bey,
Bu ulkede sagin entellektuel iflasindan bahsetmissiniz.
Bunu duyunca gercekten sasirdim. Cunku, sagin bir tarihte entellektuellerinin var oldugunu ima ediyorsunuz.
Mumkundur, ama, anlasilan, ben o doneme yetisemedim...
Yakin tarihe merakli olan birisi olarak, bahsettiginiz zaman dilimleri ve ilgili kisi adlarini verebilirseniz memnun olurum.
Ote yandan, Chomsky'yi ciddiye aliyor oldugunuzu duyduguma memnun oldum --sizin Computational Linguistics konusuna ilginiz olabilecegini tahmin etmezdim :-)
Chomsky'nin siyasi/ekonomik analizlerinde hep hayranolunasi bir entellektuelizm vardir, da, nedense, Corporate America'yi tenkid ederken bu tenkidlerini uzun ve sessiz cumlelerle soyler.. Herhalde kiymetinin olumunden sonra anlasilmasini tercih ettigindendir..
Müzmin Anonim dostum,
Dilerseniz "sağ cenah"ı benden çok daha iyi tanıyan Ozan Arif'in tanıklığına başvuralım :-)
Deli gönül isyan etme boşuna
Sabır eyle, şükür eyle, düa et
Kul olanın herşey gelir başına
Sabır eyle, şükür eyle, düa et
Düşüüün, düşün hayal bitti, düş bitti
Ağla, ağla gözlerimde yaş bitti
PERİNÇEK'e biat ettim, iş bitti
Sabır eyle, şükür eyle, düa et
Gönül bizi bilmeyen var, bilen var
Halimize ağlayan var, gülen (ben) var
Bizden daha büyük derdi olan (Albay Kaddafi) var
Sabır eyle, şükür eyle, düa et
Bilmem anlatabildim mi?
Selamlar,
Veysel
Not: N.Chomsky konusunu bir başka zeminde tartışalım derim.
Veysel Bey,
Dilbilim bir yana Chomsky'yi iktisadi açıdan, hele de bilim adamı olarak fazla önemsediğinizi düşünüyorum. Kendisinin çok kitabını okudum ama iktisaden ne demek istediğini pek anlayabilmiş değilim (muhtemelen benden kaynaklanan bir eksikliktir). Boş bir zamanım olursa daha geniş yazarım ama şu linkteki yazar da benimle paralel düşünüyor galiba, belki bir fikir verebilir:
http://www.mises.org/story/1132
http://www.postmodernhaircut.com/archive_page.php?id=1
Veysel bey,
Kaddafi'nin isminin gectigini gordum...
Neye atifta bulundugunuzu cok da iyi anladigimi soyleyemem, ama, for the benfit of doubt (!), klasik Arap/Bedevi kucumsemeciligi oldugunu dusunuyorum.
Eger, isabetliyse, ezberlerimizi bozmamizda faydalar olabilir.
Asagidaki projeyi Eylul ayinda isletmeye aldilar.
http://www.galenfrysinger.com/man_made_river_libya.htm
http://www.water-technology.net/projects/gmr/
1984'de basladilar, 2005'de bitti. Bu proje Uzaydan gorulebilen ikinci insan yapisi.. Google Earth'te de gorebilirsiniz.
5-10 sene sonrasini bir dusunun..
Chomsky'nin en buyuk talihsizligi, bence, kendi ulkesindeki underclass ile irtibatinin hic denilecek kadar az olmasidir.
Dolayisi ile, 'aritmetik saglamada bir seyler yanlis gorunuyor'dan oteye realiteyle fazla bir bagi yok. Bu da onu, ister istemez, 'macro'cu yapiyor.
ABD'nin kadim Yunan Atina'sindan pek az farki olan bir taxpayer, shareholder demokrasisi/oligarsisi oldugunu vurgulayip kiyasiya elestirmek yerine, kulaga hos gelen siirsel gurultuler terennum eden bir prodigy gibi, amiyane tabirle lagaluga ile mesgul...
Kimse tarafindan anlasilmak gibi bir endisesi yok, anlasildigi da, bir cozum onerdigi de yok..
Boyle bir yaramaz dahi cocugu, musamahalarina numune amaciyla, bir evcil ya da kafes hayvani gibi muhafaza eden Corporate USA'nin Chomsky'den cok daha zeki oldugunu kabul etmemek mumkun degil.
Müzmin Anonim dostum,
Bu gibi konularla Derinsular'ı işgal etmeyelim. İzlenimler dostuma özel cevap yazacağım, ancak sizin adresinizi bilmiyorum. muzmin_anonim@yahoo.com veya benzeri bir adres edinemiyor musunuz?
Saygılar,
Veysel Aratlıoğlu
Veysel bey,
Netiquette'te kamusal fikir alisverislerinin mahreme donusturulmesi pek hos karsilanan bir sey degil.
Sizin kendinizin acik kimlikle yazmaniz sizi --oyle ya da boyle-- bir endiseye sevk ediyorsa, bunun en kolay cozumu, sizin de kendi isminizi kullanmadan yazmaniz olur bence.
Yok, 'ben ister kendi ismimle yazayim, isterse de yazmayayim, beni bulurlar' diye dusunuyorsaniz; dogrudur, kolayca bulunabiliriz, o zaman mahrem epostalar filan da anlamli degil.
Bir selalenin arkasinda kuytu bir magarada fisiltilarla konusmak gerekir...
O gunlere gelmemek icin, simdi, acik ortamda konusmak bence cok daha rasyonel.
Yok, 'benim belli bir sosyal cevrem var, bu konulari boyle ulu orta konusamam' anlaminda soyluyorsaniz, bunun tek mantikli cozumu, dedigim gibi, anonim kimlikle yazmaktir.
Ama, o zaman da, sizi cocuk yerine koyanlar da olacaktir tabii ki.. O tur seylerle basa cikmak zorunda kalmak sabrinizi zorlayabilir --tecrubeden soyluyorum :-)
Yok, sorun o değil. Tartışmamız "saded"e uygun olmalı diye düşünüyorum. Sayın Kaya veya Sayın Tan bir "Chomsky", bir de "Kaddafi" blogu yapacak olurlarsa, o zeminde tartışırız diyorum.
Saygılar,
Veysel
Veysel bey,
Ah, pardon; yanlis anlamisim.
Ben bu anlamda ornek vatandas olmagi hic beceremedim.
Gundemi belirlemesini beklediginiz bu arkadaslarimizin da 'bugun ne pisirsem' turunden gundem sIkIntilari oldugunu zannediyorum :-)
Ve, aradabir, gundeme ilham olabilecek seyleri gundem-disi gundeme getirmenin faydasi olabilecegi zehabina katildigim olmuyor degil.
Neyse.
Hadi; bir sonraki Kurultay'da bulusuncaya kadar ;-)
muzmin anonim bey aslında ben sizinle konuşmayı çok isterim. ama üslubunuzu bir türlü benimseyemiyorum. öğrenmek karşılıklı bir süreçtir. hiç ummayacağınız kişiler size çok şeyler katabilir. ben böyle düşündüğüm için her düşünceden arkadaşım var ve bu beni zenginleştiriyor.ayrıca anonimsizde bulabiliyorlar eğer evinizden giriyorsanız.yada sürekli yer değiştirmek lazım. esasında dediğiniz gibi beni bulurlar pişirirler türünden çekincelerim de var. hele hele de dünya enerji piyasası konusunda çalışırken bu oyunlar nası yazılır diye karaa kara düşünüyorum açıkçası.neyse kusura bakmayın burayıda böyle işgal etmiş oldum. teşekkürler.
Tansel bey,
^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^
v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v
muzmin anonim bey aslında ben sizinle konuşmayı çok isterim. ama üslubunuzu bir türlü benimseyemiyorum.
^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^
Bir yanlis anlasilmaya mi yol actim acaba. Bir zorlama pesinde degilim; yani, mutlaka benimle konusacaksiniz, ya da benim uslubumu benimseyeceksiniz diye bir dayatmam oldugunu sanmiyorum. 'Sanmiyorum' yanlis; 'yok' demek daha dogru olur.
Bu durumda, nazikce de olsa, sikayetle soze baslamanizin sebebini anlayabildigimi hic soyleyemiyorum..
v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v
öğrenmek karşılıklı bir süreçtir. hiç ummayacağınız kişiler size çok şeyler katabilir.
^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^
Baska bir suru sey belki, ama, bu benim icin hic de yeni degil ki.. Ummadigim kaynaklaran o kadar sey ogrendim, ve ogrenmege devam ediyorum ki, beni artik tek sasirtan sey 'ummadigim' demek olabilir. :-)
v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v
ben böyle düşündüğüm için her düşünceden arkadaşım var ve bu beni zenginleştiriyor.
^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^
Benim farkli oldugumu mu dusunuyorsunuz?
v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v
ayrıca anonimsizde bulabiliyorlar eğer evinizden giriyorsanız. yada sürekli yer değiştirmek lazım. esasında dediğiniz gibi beni bulurlar pişirirler türünden çekincelerim de var.
^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^
Benim endisem bu degil. Bulunualbilecegini biliyorum. TCP/IP protokolunu elimin tersi gibi bilirim. Neyin mumkun neyin de mumkun olmadigini da, dolayisi ile.. Ve, Internet'te bulunmamak icin *cok* *ozel* gayretler gerekir --bir tanesi de sizin dediginiz gibi surekli yer degistirmek ve olabildigince dandik Internet Cafe'lerden filan yazmak. Bir tanesi de Tor vb seyler kullanmak olabilir --bunun sizi anonim yapmak garantisi yok tabii ki, fakat bulunmanizi biraz daha zorlastirabilir.
v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v:v
hele hele de dünya enerji piyasası konusunda çalışırken bu oyunlar nası yazılır diye kara kara düşünüyorum açıkçası.
^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^:^
Ders calisirken Net'te takilmaniz en buyuk kabahatinizdir, bence :-)
yok öğrenci olmam birşeyi değiştirmez. düşünmeme ve bunları yazmama engel olmamalı. zira en büyük düşünce suçu düşünmemektir demişti bi mizahçımız haklı olarak. kaldıki üni. son sınıftayım. ilkokul çocuğu değil :) hiçbir zamanda örnek öğrenci olmayı becerememişimdir bende. hep sorular sorup çomak sokunca arı kovanına haliyle bazı hocalarınızla bir soğuklukta oluyor. ama üslubumu asla bozmam. saygımı korurum. zaten inceden inceye bu yüzden gıcık kaparlar ya bana da :)
Istisnai ogrenciligi size birileri yanlis anlatmis anlasilan..
Istisnai ogrencileri biraz incelerseniz, munasebeti kendinden menkul sorular sorabilmenin marifet olmadigini, marifetin sorulara beklenmedik fakat isabetli cevaplar bulabilmek oldugunu gorurdunuz.
Sizin tarif ettiginiz yaklasim... evet, sadece gicik uyandirir.