October 26, 2005
CopyLeft (3): Komünizm Vurgusu
90'lı yıllardan önce, dünya iki kutupluydu.
ABD'nin başını çektiği kapitalist kutuptan hazzetmeyenler, diğer tarafa meylederlerdi. Zira bu diğer kutupta, sosyal gereksinimlerin, bireysel ihtiyaçların önünde olması gerektiğine inanılırdı. Çünkü, sistemi tasarlayanlar, bireyin ürettiği katma değerdeki azami payın topluma ait olduğunu söylemişlerdi.
Bu sistem dahilinde, insanlar eşittiler, fakat özgür değildiler. Zaten bir gün geldi, 'sefalette eşitlik' sona erdi. Bu anlayışın ortadan kalkmasıyla birlikte dünya siyaseti tek kutuplu hale gelse de, bireysel anlamda böyle bir durum söz konusu olamadı. Çünkü pek çok insan, iman ettiği düşüncenin iflas etmiş olduğunu görse de, ayakta kalan diğer kutba yönelmeyi düşünmedi. Bu anlaşılır bir şeydi elbette. Çünkü, ortada bir müflis, bir de muzaffer düşüncenin olması, muzaffer olanın tek alternatif olmasını gerektirmezdi. Ancak ne var ki, eski kutbun bağ(ım)lıları bir alternatif ortaya koymaktan da acizdi...
Ancak alternatif üretememek, belli noktalarda muhalif duruşlarına devam etmelerine bir engel teşkil etmedi. Zira bu kesim, 90'lı yıllardan itibaren yaşanan küreselleşmeden sürekli rahatsız oldu ve gerek uluslararası finansal kuruluşları, gerekse küreselleşmeyi tetikleyen çok uluslu şirketleri her fırsatta protesto etti. Bu kesimin içinde öyle bir kitle kaldı ki, proleteryanın dünya çapındaki diktatörlüğünü kurabilmek hayallerde kalmış dahi olsa, onu çağrıştıran renkler, semboller bu kitleyi hep heyecanlandırdı. Komünist sembollere benzetilmeye çalışılan, kırmızı rengin ağırlıkta olduğu copyleft ikonları da bu cümleden sayılabilir.
Açık Kodlu Yazılım ve Ticari Yazılım
Açık kodlu yazılımın elbette bütün bunlarla doğrudan bir ilişkisi yok. Her katkıda bulunan yazılımcının açık kaynaklar dünyasını biraz daha zenginleştirmesi, pahalı yazılımlar pazarlayan kimi çok uluslu şirketleri elbette rahatsız edebilir. Ancak serbest piyasa ortamının var olabilmesi için seçim özgürlüğü de bir ön gereklilik olduğundan, kimi yazılımcıların ticari olmayan yazılımlar üretip bu yeni metodu yaygınlaştırmaya çalışmaları, firmaların ticari yazılım üretmeleri kadar doğal karşılanması gereken bir durum.
Serbest piyasada faaliyet gösteren firmalar, kendilerini piyasaya uydurmaya ve piyasanın şartlarının değişmesiyle birlikte üretim ve pazarlama stratejilerini değiştirmeye mecburlar. Bu noktada, açık kodlu yazılım ürünlerinin ticari olanlarla rekabet edecek seviyeye erişmesi, yazılım firmalarının gözlemlemeleri ve icap ederse kendilerini gereğince yeniden yapılandırmaları gereken bir durum. Bütün bunlar, piyasa koşulları içerisinde benzerlerinin her gün yaşandığı son derece sıradan durumlar. Serbest piyasa koşulları, firmaların piyasaya uyum gösterebildikleri ölçüde başarılı olmalarına imkan tanır. Zaten 'firmaların piyasaya' değil, 'piyasanın firmalara' uyma durumunda olması, serbest piyasadan çok, tekelci bir yapıyı akla getirir. Yani ortada piyasa şartlarının dışında gelişen bir durum yok. Sadece, ticari yazılım firmalarının copyleft yazılımları eskisine göre daha fazla ciddiye almaları gereken bir döneme giriyoruz, o kadar.
GNU Felsefesi
GNU'nun konuya bakışının genel anlamda serbest piyasa mantığıyla açıklanabilmesi güç. Zaten GNU'nun da böyle bir kaygısı ya da iddiası yok. 'Yazılım özgür olmalıdır' ifadesi, GNU ile en fazla özdeşleştirilebilecek olan slogan. Burada kasdedilen özgürlük, daha önce de belirttiğim gibi, yazılımın değiştirilebilmesi ve geliştirilebilmesine yönelik özgürlük. GNU felsefesi, kodun açık olmaması nedeniyle mevcut ticari yazılımlara da karşı çıkıyor.
Bu yaklaşım elbette, bir kişi ya da kurumun, üretimini rızası dışında paylaşmaya zorlanmasının kabul edilemez olduğu kapitalist serbest piyasa anlayışına son derece ters. Ancak FSF, GNU felsefesinin genel anlamda komünizmle olmasa da, 'Rus komünizmi' ile ilişkilendirilmesinden de pek hoşnut değil. GNU'nun resmi sitesinde Richard Stallman'ın bu konudaki açıklaması şu şekilde:
Sovyetler Birliği'nde uygulandığı haliyle komünizm, her aktivitenin, görünüş itibariyle çoğunluğun iyiliği için yapılıyor olsa da, aslında Komünist Parti üyelerinin iyiliği adına merkezi bir kontrolle regüle edildiği bir sistemdi. Kopyalama cihazlarının yasa dışı çoğaltmaya karşı yakından takibinin yapıldığı bir sistem.Amerikan sistemi ise, yazılım hakları ile ilgli olarak, bir programın dağıtımına yönelik merkezi bir kontrol uygular ve yasa dışı kopyalamayı engelleme adına kopyalama cihazlarını otomatik kopya-engelleme sistemleriyle donatır.
Ben ise, tam tersine, insanların kendi davranışlarını kendilerinin belirleyebileceği - spesifik anlamda, komşularına yardım etmeye, günlük hayatlarında kullandıkları araçları değiştirmeye ve geliştirmeye özgür olacakları - bir sistem inşa etmeye çalışıyorum. Gönüllü işbirliğine ve adem-i merkeziyetçiliğe dayalı bir sistem.
Bu nedenle, eğer düşünceleri Rus komünizmine yönelik çağrışımlarla yargılayacaksak, komünist olanlar yazılım sahipleridir.
Stallman'ın Rus komünizminden pek hazzetmediği açık. Ancak mülkiyet hakları konusunda çok da farklı bir düşünceye sahip olduğu söylenemez. Zira, yazılımın açık olması konusunda bugün kendisinin önünde yasal bir engel yok. Yani sözünü ettiği gönüllü işbirliği zaten mevcut. Dahası, gönüllü işbirliğine dayalı olan bu proje, son yıllarda son derece olumlu gelişmelere de imza attı. Ancak söz konusu işbirliği kavramını bir adım daha öteye götürerek, her türlü yazılımın açık kodlu olması gerektiğini savunmak, toplumun önceliklerini bireyin önceliklerinin önüne koymaktan başka bir şey değil. Böyle bir durumda da, bireysel özgürlüklerin yara almayacağını iddia etmek çok zor olur.
Çünkü, bireysel özgürlüklerin var olmasının temel şartlarından biri, kişinin kendi emeğinin meyvelerini yemeye olan hakkıdır. Yani bir bireyin, bir program yazdıktan sonra, onu kodu açık ya da kapalı bir şekilde satması ya da gönüllü bir işbirliği içerisine girerek bunu bedelsiz olarak kullanıma sunması, tamamen kendisinin yapması gereken bir seçim. Yazılım ürünlerine, o ürünleri ortaya koyan insanların para kazanmalarını engelleyen bir yapısal zorunluluk dayatmanın elbette kişiyi özgür kılmakla açıklanması mümkün değil.
Stallman, 'Böyle bir sistemde yazılımcılar aç kalmayacak mı?' şeklindeki bir soruya, 'Hiç kimse sizi yazılımcı olmaya zorlamıyor' şeklinde yanıt veriyor. Bu yanıt, aslında özü itibariyle doğru. Yani, bir insan bir meslek seçtikten sonra, o mesleğe olan talebin azalması sonucunda para kazanamaz hale gelirse, bu konuda hiç kimseyi suçlamaya hakkı olmaz, çünkü bu hiç kimsenin kabahati değildir. Ancak bir insanın ürettiği ürünü bir 'dayatma' ile para kazanılamaz hale getirmek bu kapsama girmez.
'Bir insan komşusuna yardım edebilmeli ve yasalar bunu engellememeli' gibi ifadelerin kulağa hoş geldiği kesin. Ancak, bir insanın komşusuna yardım etmek üzere ona vereceği bir yazılımın üzerinde, etik olarak, kimin, ne tür haklara sahip olduğu, bu yardım konusundan 'önce' tartışılması gereken bir konu. Yoksa, bir insanın komşusuna çalıntı bir otomobil vermesini dahi insani yardım kapsamında açıklamak mümkün hale gelir.
Creative Commons Felsefesi (?)
Creative Commons, copyleft hayranı kesimin önemli bir kısmının sahiplenmiş olmasına rağmen, aslında paylaştıran değil, paylaşımı kurallara bağlayan, ve bunu yaparken de çoğu zaman copyleft felsefesinden uzaklaşan bir uygulama. Herhangi bir felsefesi falan da yok. Farklı felsefelere sahip insanlara farklı çözümler sunan ve bunda da başarılı olan bir sistem.
Bu noktada, 'Peki neden o zaman Creative Commons ile copyleft düşüncesini ve hatta komünizmi aynı konseptte ele alan bir kesim var' diye sorulabilir. Çeşitli komünist semboller içeren onca kızıl Creative Commons tshirtünü ve kendine 'commonist' demeyi uygun gören onca kişiyi ve yazdıklarını internette görünce, bu sorunun sorulmaması mümkün değil tabii. Ancak bütün bunlar, Creative Commons'ın (ya da belki komünizmin!) anlaşılamamış olmasından başka bir anlam ifade etmiyor.
Bu nedenle kendisini komünist (ya da commonist) olarak nitelendiren bir insanın, kendisini Creative Commons ile değil, GNU ile ilişkilendirmesinin çok daha makul olacağı söylenebilir.
Entelektüel Eserlerde Paylaşım Prensibi
Copyleft, yazılımlar için olduğu kadar, telif hakkının söz konusu olabildiği her türlü metin için de geçerli olan bir kavram. Ancak özellikle entelektüel metinler yapı olarak yazılım kodlarından farklı olduğu için, bu metinlerin paylaşımlarına yönelik kurallar da zorunlu olarak farklı bir şekil alıyor. Bu konuda belirleyici olan bir diğer nokta da, söz konusu metinlerin yapısı. Çünkü 'referans' başlığı altında tanımlanabilecek dökümanlar ile entelektüel metinler de birbirinden ayrı özelliklere sahip.
Bir yazılım, objektif bir yönü olması nedeniyle 'referans' dökümanlarına benzer. Zira, bir yazılım, hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın, her zaman aynı sonucu verir. Örneğin, bir hesap makinesi yazılımının ya da bir işletim sisteminin çalışma prensipleri her zaman bellidir. Ansiklopedik bilgi olarak da tanımlayabileceğimiz referans dökümanları için de aynı objektif yapı söz konusudur. Örneğin, Wikipedia gibi bir kaynak, farklı düşüncelerin tartışıldığı bir zemin olmaktan ziyade, bir data ve enformasyon merkezi niteliğindedir. Gazete makaleleri gibi subjektif değerlendirmelerden ziyade, bilimsel ya da tarihi nitelikteki enformasyona ulaşılabilecek objektif bir ortamdır. Böyle olduğu için de, sunduğu hizmet ve edindirdiği fayda, tıpkı bir yazılımda söz konusu olduğu gibi, herkes için objektiftir. Objektif bilgiler içermesi amaçlandığı için de, başka insanlar tarafından dökümanlarında bulunan yanlışların değiştirilmesi ya da geliştirilmesi çoğunlukla sorun teşkil etmez. Wikipedia gibi bir sistemin çalışabilmesi, ancak, katkıda bulunanların emeklerini gönüllü olarak arz ettikleri copyleft bir lisansla mümkün olur.
Ancak, entelektüel makaleleri ya da sanat eserlerini bu cümleden saymak pek kolay değil. Özellikle sosyal bilimler, tartışmaya ve yanlışlanmaya açık disiplinler olduklarından, ileri sürülen fikirler mutlak manada objektif bir nitelik taşımaz. Sadece, kendi ön kabulleri ekseninde bütünsel olup olmadıkları yargılanabilir.
Akademik çalışmalarda kaynak gösterilerek yapılan alıntılar önemli bir yer tutar. Zira, bilimsel çalışmalarda bugüne kadar o alanda yapılmış olan diğer çalışmaların ele alınması (literature review) yapılan işin doğasında vardır. Ancak bunun da belli bir formatı var. Çünkü düşünce üretimi son derece kişisel bir kavramdır. Elbette düşünce inşası adına geçmişte yapılan çalışmalara atıfta bulunmak ve kimi alıntılara yer vermek son derece olağan. Ancak bunun daha önceden yazılan bir kitabı değiştirerek yapmak, eser sahibinin izniyle bile olsa pek anlam ifade etmeyeceği açık. Bu durumda, entelektüel makalelerin copyleft bir lisansla lisanslanmasının ne gibi bir ek işlevi olacak? İsteyen böyle bir şey yapmakta serbesttir elbette, ama bunun sanki çok önemli bir şeymiş gibi sunulmasının ne anlamı var?
Sonsöz
Paylaşım prensibinin, yukarıda sözü edilen tüm branşlarda, farklı seviyelerde de olsa bir sinerji ürettiği kesin. Ancak copyleft kavramının, gönüllü olmayanları da paylaşıma zorlaması ya da her koşulda paylaşımın en iyi çözüm olacağına yönelik imaları da son derece tehlikeli. Bu tehlikeyi kamçılayan en önemli etken de, copyleft anlayışının slogan seviyesinde düşünmekten ileri gidemeyen 'ezberci' kesimlerce sahiplenilmesi. Açık kodlu yazılımın daha iyi alternatifler üretebilecek olması elbette çok daha olumlu sonuçlar doğuracak. Ancak bu paylaşımın dayatılmasının da olumlu ve kabul edilebilir olacağı anlamına gelmiyor.
Yazılım dışındaki ürünlere gelince...
Evet, bilgi paylaşılmakla eksilmeyen bir şey. Ancak bir yazar da, herhangi bir formatta bir yazıyı kaleme almak suretiyle uzmanlık alanındaki birikimini 'paylaşarak' zaten yapabileceği en güzel şeyi yapıyor. Bunun üzerine, kendisinden bir de, eserlerinin başkalarınca 'türetelilmesi, değiştirilmesi, çoğaltılması, satılması' adına telif haklarından vazgeçmesini istemek çok mu makul? Burada sözü edilen özgürlük, 'başkalarının' özgürlüğü mü yoksa 'yazarın' mı? Yani Proudhon'ın buyurduğu gibi, bu insanlar da sadece bir şeyler üretmekten duydukları hazla mutlu olsunlar, öyle mi?
Öyle olmamalı.
COPYLEFT YAZI DİZİSİ
CopyLeft (1): Kısa Tarihçe
CopyLeft (2): Farklı Lisansların Karşılaştırılması
CopyLeft (3): Komünizm Vurgusu
Okuyucu Yorumları (3)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

"SSCB'nin çöktüğünü gördüm ya, artık ölsem gam yemem" diye düşünen anti-komünistler ömürleri vefa ederse Türkiye'nin bölündüğünü de görecekler. Bunu önlemenin tek yolu Marx'ın gösterdiği bilim yolundan yürüyerek bir Mc.Arthur toprak reformu yapmaktır. AYDINLIK dergisinin bu haftaki (953.ncü) sayısını okuyun. Başlığı: "Ağalık terör bataklığı"
Saygılarımla,
Veysel Aratlıoğlu
"Ancak bir insanın ürettiği ürünü bir 'dayatma' ile para kazanılamaz hale getirmek bu kapsama girmez."
Bu konuda yanlış düşünmüyorsunuz, yanlış biliyorsunuz.Özgür yazılım felsefesi ve onun ete kemiğe bürünmüş ürünü olan Gnu/GPL (General Public License)http://www.gnu.org/copyleft/gpl.html yani Türkçe'si ile Genel Kamu Lisansı hiç bir yazılım geliştiricisini sizin belirttiğiniz gibi " 'dayatma' ile para kazanılamaz " getirmiyor. Her geliştirici yazdığı programı istediği lisans ile yayınlamakta özgürdür. Eğer bu konuda daha fazla araştırma yapıp bunu kaleme almaya çalışsaydınız benim beynimde "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak" yakıştırmasına layık görülmeyecektiniz.
Ancak GPL ile lisanslamanın en temel öğesi , yazılımın kaynak kodunun açık olup özgürce dağıtılabilmesi , üzerinde değişiklik yapılabilmesi ve bu yapılan değişikliğin de GNU /GPL lisanslı olması zorunluluğudur. Sizin muhteşem tespitlerinizin içinde ne yazık ki bu atlanmış.Ayrıca bilmediğiniz bir şey daha var ki , özgür yazılımların para ile satılması tamamen doğal.Yani parayla satılamaz gibi bir durum yok.
Ayrıca bu bir dayatma değil.Konuyu tamamen çarpıtmışsınız maalesef.Daha önce de belirttiğim gibi bir yazılımı istediğiniz lisans ile dağıtabilirsiniz; bu GPL olabilir EULA olabilir kendi özel lisansınız olabilir.Ancak GPL olarak dağıtılan yazılımın , üzerinde değişiklik yapılması (ya da yapılmaması) sonucunda yine GPL lisans ile dağıtılma zorunluluğu sizin yazının başında sonuna belirtmek istediğiniz "Telif Hakkı" meselesini tamamı ile çözmektedir.
Beni bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmakla suçluyorsunuz, ancak böyle bir iddiada bulunmadan önce, eleştirdiğiniz bir yazının ilk kısımlarını okumanız gerekmez miydi?
GNU lisanslı bir ürünün para ile satılabileceği konusuna önceki her iki yazıda da değinilmişti.
Ancak bu son yazıda sözü edilen elbette bu değil. Buradaki üçüncü yazıda, GNU lisanslı bir programın para ile satılabilmesi değil, Stallman'ın, GNU felsefesi ile ilgili yazılarında 'proprietary software' olarak adlandırdığı, yazılım şirketlerince üretilen ve kodu kapalı olan programlar kasdediliyor.
Stallman bu tür programların özgür, yani açık kodlu olması gerektiğini savunuyor. Ben de buna itiraz ediyorum. Siz elbette benim gibi düşünmeyebilirsiniz. Ancak konuyu bilmediğimi iddia edip, önceki yazılarımda zaten belirttiğim konuları bana öğretmeye kalkmanız pek hoş değil.
Yorumunuzun başında alıntıladığınız cümleme gelince...
O cümlede de kast edilen, elbette kapalı yazılımlar. Eğer siz, kapalı yazılımların kodlarının açılması durumunda şirketlerin yine aynı seviyede kar edebileceğini düşünüyorsanız, haklısınız. Ama ben bunun mümkün olabileceğine pek ihtimal vermiyorum.
Tabii sonuçta bugün itibariyle zaten böyle bir yasal dayatma söz konusu değil. Ancak dikkat ederseniz, ben de orada GNU felsefesini eleştiriyorum. Yoksa vakaların çözümü zaten mahkemelerin işi.