September 19, 2005
Düşünce Özgürlüğü ve Ayrımcılık
Ahmet Hakan Hürriyet gazetesinde yayınlanan dünkü yazısında, Türk Solu dergisinde Gökçe Fırat tarafından sarf edilen aşağıdaki sözleri eleştirmiş ve savcılığı göreve çağırmıştı:
"Her Türk, alışverişini Türk’ten yapmalı. Kürt’e aktarılan para PKK’ya gider.Her Türk, Türkçe konuşmalıdır. Şehri istila eden Kürtler, kendi dillerini hakim kılmaktadırlar.
Türk, ancak modern şehir hayatında kendini ifade edebilir. Türk medeniyeti, köyden gelen etkilere kapatılmalıdır. Köy, her halükarda Kürtçülüğün yaşam alanıdır.
Türkler, yemeklerine sahip çıkmalıdır. Türk’ün damak tadı, Kürt yemekleri ile yer değiştirmektedir. Türk’ü kebaba, lahmacuna mahkum eden anlayışla mücadele edilmelidir.
Her şeyden önce Türk üremelidir. Artan her bir Türk bebesi, bizi Ergenekon ’dan çıkartacak bir kurtarıcıdır."
Hürriyet gazetesinde bugün yayınlanan yazısında aynı konuya değinen Ali Atıf Bir, Ahmet Hakan'ın gösterdiği tepkiyi hatırlatıyor ve şu yorumu yapıyor:
Gökçe Fırat’ın kışkırtıcı rolü üstlendiği, akıllara kışkırtıcı virüsler gönderdiği o kadar açık ki ilk bakışta Ahmet Hakan’a helal olsun diyorsunuz. Ama sonra düşünüyorsunuz..1970’lerden bu yana radikal dinci gazete ve dergilerde ‘sadece dindarlardan alışveriş yapın, içki satan kafirlerden alışveriş yapmayın, dindar dershaneleri, okulları, üniversiteleri, bankaları türbanlıları çalıştıranları tercih edin, çok çoğalın Müslüman yetiştirin diyen ve demeye getiren çok sayıda ‘kışkırtıcı’ yazı okudum..
Ali Atıf Bir farklı sosyal grupları antidemokratik unsurlar olarak değerlendiriyor olmalı. Halbuki özgür bir toplumda, bir birey, herhangi mensubiyet ya da bağlılık ilişkisi gereği, istediği yerden alışveriş etme(me)ye, dahası, kendisi gibi düşünenleri (ve hatta düşünmeyenleri) de aynı şekilde davranmaya çağırmakta özgürdür.
Türkiye'deki İslami kesimin de (dünyanın farklı yerlerinde müslümanlar arasında olduğu gibi) bu tür rezervasyonları var. Ancak bütün bunları, Türk Solu dergisi'nde yazılanlarla nitelik bazında bir tutmak mümkün değil. Çünkü, alışveriş yaparken bir insanın içki satılmayan yeri tercih etmesi başkadır, hiçbir yerde içki satılmasın demesi başka. Ticaretini kendisi gibi düşünen insanlarla yapması başkadır, bizim gibi düşünmeyenlere ticaret serbestisi tanınmasın demek başka.
Bu açıdan, Türk Solu dergisinde yer alan "Her Türk alışverişini Türk'ten yapmalıdır" ifadesinde de sorun yok. Irki mensubiyeti marifet zanneden bazı insanlar, bu tür önerileri önemli bulabilirler. Ancak, 'Kürt'e aktarılan para PKK'ya gider' şeklindeki ifade, her Kürt kökenli vatandaşımıza terörist demek anlamına gelir ki, bu tür anlamsız düşmanlıkların ve genellemelerin savunulacak bir yanı yoktur.
Bu davranış şekilleri arasındaki farkları görmek çok da zor olmasa gerek. Özgürlüğü özümsemiş bir toplumda, sokakta rastgele çevireceğimiz herhangi bir kişi ile bu iki tavır arasındaki farkı izah edebilir. Ülkemizde ise, büyük bir gazetede 'tüketici' eksenli yazılar yazdırılan bir insan, bu farkı anlayabilmiş olmak bir yana, cehalet izharını marifet zannede zannede 'müdahale' çağrısında bulunuyor.
Okuyucu Yorumları (14)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Her şey bir yana, ben Türkiye'de kendine "solcu" diyen arkadaşların fikirlerine, bahsettiklerine inanamıyorum bazen.
Hepsi değil pek tabi ama yukarıda geçen Gökçe Fırat'ın satırlarında sözü geçen fikirler bu anlaşılmazlığa bir örnek olabilir.
Daha ziyade "Bozkurt18" takma adı ile forumlarda "asıp kesen" cengaverlerin satırları gibi. Dünyanın neresinde böyle bir "solcu" daha olabilir acaba. Nerede görülmüş köylüyü elinin tersi ile iten sol görüş? Böyle "elitçi" bir solcu görüş olur mu?
Garip. Gerçi Türkiye'de Sol'u temsil eden en büyük partimize bakıyoruz; CHP. Başkanının görüşlerine bakıyoruz, ortanın ortası... Bu daha garip...
Her ne kadar spesifik olarak 'küçük bir azınlığın komünizmi getirebileceği' gibi düşüncelerden hareketle Leninist solun tabiatı gereği elitist olduğundan söz edilse de, bana çok da uzak gelmiyor muhalif köylülerin aşağılanması fikri.
CHP konusuna da ben fazla girmiyorum. Çünkü sağ ve sol gerçekte olduğundan çok daha farklı anlam ifade ediyor Türkiye'de.
Özellikle Türk solunun, ilkel olmayan politikalar ürettiğine ben pek şahit olmadım diyebilirim rahatlıkla.
Türksolu'nun yaptığı şey "slogan" düzeyinde düşünmek ve bunu sloganlarla ifade etmek. Ahmet Hakan'ı da çok popülist bulurum ama Atıf Bir tam olarak slogana sloganla cevap vermiş. Reklamcı olduğu için slogan düzeyinde düşünmek onun da doğasında var heralde. Düşünce değil slogan adamı gibi ifade etmiş. Ona yakışır :)
Ne kadar fasist bir tavir tasisada Turk Solu dergisinde yayinlanan soylemin -ve bu gibi soylemlerin- engellenmesi yanlis bir hareket olur kanisindayim.
Dusunce, konusma, yazma ozgurlugu hicbir grubun veya cogunlugun tekelinde olmamali. Bir kisinin bize fasist ve agresif gelen sozleri, baska bir grup icin pekala modern, ilerici hatta vatansever bir perspektif olarak algilanabilir. Bu yuzdendir ki 'toplumun ortak deger yargilarina ters' diyerek, bir takim gorusleri bastirmaya calismak dusunce ozgurlugune karsi bir harekettir.
Hedef gosterilen fasist dusunce toplumda irkciligi tahrik ediyor diye suclansa da elde kanunen suc sayilan irkci bir olay ve bu dusunce arasinda bir iliski kurulmadigi surece -yani 'o soyledi bizde yaktik, yiktik' diyen bir mantalite kesfedilmedikce-, dusunce masumiyetini korur.
Tabiki bu mantaliteyi kesfetmek neredeyse imkansizdir. Zira bir dusuncenin kimi ne zaman, nasil etkiledigini, etkiledigi zamanda kimseyi ne zaman, nasil suca kiskirttigini -sucu isleyen kisi/kisiler itiraf etmedigi, kanit olarak hedefteki dusunceyi gostermedigi surece- asla bilemeyiz.
Bu nedenle bizim gozumuzde insanlari tahrik etme, suca tesvik etme potansiyeli tasiyan yazilara karsi tek bir savunmamiz olabilir, o da karsidaki dusunceyi bastirmak yerine ortaya cikmasini destekleyip kendi argumanlarimizla dusunceyle ve o dusunceyi uretenle mucadele etmek.
Ana yazida verilen ornekte Turk Sol yazarinin dusunceleri Ahmet Hakan'ın deger yargilarina gore insanlari tahrik edebilecek potansiyelde, bu nedenle Ahmet Hakan'da yasaklanmasi istemis.
Keske "dusunce fasistligi" yapmak yerine kolaya kacmadan arguman uretebilecek kapasitede yazarlarimiz olsaydi.
Ayrica Turk Sol'da ki yazinin tahrik unsuru tasidigi iddiasinin yanisira, tum Kurtleri PKK'li olarak niteledigi iddiasini da destekleyecek fazla acik delil yok.
Eger Gokce Fırat adli zat "Tum Kurtler PKK yandasidir, teroristtir" deseydi, tabiki kanun onunde iddiasini kanitlamaya, attigi iftirayi temizlemeye zorlanabilirdi.
Ancak yazarin kullandigi "Kürt’e aktarılan para PKK’ya gider." lafi tam tamina "Tum Kurtler PKK yandasidir, teroristtir" sozuyle ortusmuyor. Zira bu kisinin sozunden, "Kurtlere aktarilan paralar direkt ve dolayli yollarla(farkinda olmadan) PKK'ya ulasir" gibi bir anlamda cikarilabilir, ki buda "Tum Kurtler PKK yandasidir, bilincli PKK finansorleridir." manasina gelmez.
Yada "PKK Kurt koylerini basip, Kurt koylusunun elindeki parayi gasp ediyor, koylu direnemiyor" gibi bir mana, veyahut "Doguda Kurtlerin yogunlukta yasadigi illerimize aktarilan paralar PKK sempatizani il yoneticileri tarafindan PKK'ya aktariliyor" gibi bir yorumda cikabilir. Bunlarin hicbiri "Tum Kurtler PKK teroristidir" anlamina gelmez. Ornekler, yorumlar cogaltilabilir.
Bu yuzden tum Kurtler'i terorist olarak itham ettigi gerekcesiyle bu yaziya yaklasmak, saglam bir 'dusunceyle mucadele' yontemi olmayabilir.
Bir ülkede yazar (ali efendi) böyle olabiliyorsa mizah dergisine gerek yok demektir. Ben Türkcesini yazmayayim burda ama kisaca LMAO der gavur...
ehehe
"‘Her Kürt, alışverişini Kürt’ten yapmalı. Türk’e aktarılan para TC'ye gider.
Her Kürt, Kürtçe konuşmalıdır. Şehri istila eden Türkler, kendi dillerini hakim kılmaktadırlar.
Kürt, ancak modern şehir hayatında kendini ifade edebilir. Kürt medeniyeti, köyden gelen etkilere kapatılmalıdır. Köy, her halükarda Türkçülüğün yaşam alanıdır.
Kürtler, yemeklerine sahip çıkmalıdır. Kürt’ün damak tadı, Türk yemekleri ile yer değiştirmektedir. Kürt’ü pizzaya, zeytinyağlıya mahkum eden anlayışla mücadele edilmelidir.
Her şeyden önce Kürt üremelidir. Artan her bir Kürt bebesi, bizi Kürdistan’dan çıkartacak bir kurtarıcıdır’"
Şimdi bu üstteki yazıyı okuyacağımız hangi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, bu konuyu özgürlükler bazında irdeleyebilir?
Bu saf, kaba 17-20. yüzyıllar arası ırkçılıktan başka bir şey değildir. Böyle sapıkça fikirlerin kendini sol olarak ifade eden bir "kalem"den çıkmasıysa gerçekten trajikomik bir durum.
Gerçekten bu ülkede mizahçıya gerek yok.
Yazık, çok yazık. Sol görüşü temsil eden bir dergide köylüyü küçümsemek ve milliyetçilik yapılması çok yazık. Solcu milliyetçi olamaz. Solcu halkçı olur. Halkçı olması demek o ülkede yaşayan herkesi hiçbir ayrım yapmadan, etnik kökene, dile, dine, ırka bakmadan aynı derecede sevmesi, haklarını savunması demektir. Oysa ki ne yazık ki solu özümseyememiş, solun evrensel değerlerini sindirememiş yazarlar solu temsil ettiğini iddia eden bazı dergilerde sözümona yazı yazıyorlar. Kendilerine göre ahkam kesiyorlar. Kendi bağnaz fikirlerini solculuk diye insanlara yutturmaya çalışıyorlar. Gerçekten yazık.
Yazıklar olsun kardeşi kardeşten ayırana...
Kendini solcu diye tanıtan insana, Türk Solu dergisinde yazdığı yazılara bir bakın. Hayatınızda böyle bir solcu gördünüz mü? Şu tabirlere bakın.. İnsanları Kürt vatandaşlarımız üzerine kışkırtmaktan başka ne işe yarar bu tür insanlar? İşçi Partisi'nden MİT ajanı olduğu için ihraç edilen bir insan Gökçe Fırat. Bu şahsa göre, Kürtlerle Türkler kardeş olamaz. Kurtuluş Savaşı'na hiçbir Kürt katılmamıştır (daha sonra 700 demis, beyefendi sanki Kurtuluş Savaşı'nda sayım memuru). Böyle bir insanın "Ben solcuyum" demesinden sonra Türkiye'de sol kavramının ne anlamlar içerdiğinin tekrar bir gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Yazık olmuş Türk solu ne hale gelmiş ırkçı insani duygularını yitirmiş, insanlara saldıran. Bir de utanmadan humanist enternasyonalist insanların fotoğraflarını üste koymuşlar bu insanlara sahip çıkacak yok mu?
Bu ne biçim sol anlayışıdır anlamak güç. Ben sol düşünceyi dünyayı bulunduğu emperyalist faşist baskılardan arındıracak yegane güç olarak görüyordum. Ama böylesi örnekler zorluklarla beslediğimiz umutlarımızı köreltiyor.
Bu sol falan değildir arkadaşlar! Bu, düpedüz ırkçı ve faşist bir zihniyettir. "Sol" kavramını manipüle ederek siyasi ve entellektüel namus duygusuyla, akıl, mantık, feraset ve sağduyuyla dalga geçmektir. Türkiyeli faşist iki cinsttir: Milliyetçi faşist, ulusalcı faşist. "Türk Solu" ikincisinin en azgın, en kudurmuş, en provokatör versiyonudur; nasyonal sosyalist yani düpedüz nazidir bu baylar.
AA1'e gelince... Ne diyeyim, birşeyler desem suç işlemiş olacağım, iyisi mi susayım.
[ "Bu baylar" derken cinsiyetçi bir yaklaşımla blog ahalisine seslenmiş değilim. Söz diziminin gevşekliği bu izlenimi verebilir; kastım, eleştirdiğim "Türk Solu" güruhudur ki, içlerinde -minibüs şoförü ağzıyla söylersek- "bayan" olsa ne yazar (bkz: Tansu)! ]
Eski solu hatırlayalım ve biraz örnek alalım. Hiç olmazsa ezilmişlere, işçilere ve emekçi insanlara, yararlı işleri zor da olsa başararak bu dünyadan gidelim.