derinsular.com
Derin Sular: Kitap
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

Tarih Kategorisinde Yayınlanan Son Yazılar

July 18, 2008

Kamal'ın Kemal'e Tercih Edilmesi [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

Kemal adı Arapça olduğu için, Kemalistler eski Türkçe'de "kale" anlamına geldiğini söyledikleri "Kamal" ismini "Kemal"e tercih etmişlerdir. Atatürk'ün Anıtkabir'deki Atatürk Müzesi'nde sergilenen nüfus cüzdanında da "Kamal" adı bulunmaktadır.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 137.

July 10, 2008

Milli Mücadele'nin Amacı [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

Milli Mücadelenin amacı, 21 Ekim 1920 tarihli "Büyük Millet Meclisinin Beyannamesi"nin İkinci Fıkrasında şöyle ifade edilir: "Türkiye Büyük Millet Meclisi milli hudutlar dahilinde temin ve hilafet ve saltanat makamını tahlis [kurtarma] ahdiyle teşekkül etmiştir. Binaenaleyh, hayat ve istiklalini yegane ve mukaddes bildiği Türkiye halkını, emperyalizm ve kapitalizm zulüm ve tahakkümünden kurtararak irade ve hakimiyetinin sahibi kılmakla gayesine vasıl olacağı kanaatindedir." Fıkrada geçen "milli hudutlar" ibaresi, Encümen-i Mahsusa raportörü İsmail Suphi bey tarafından, Misak-ı Milli'de çizilen sınırlar olarak açıklanmıştır. Bkz. TBMM Zabıt Ceridesi, c.5, s. 371. 18 Kasım 1336 (1920) tarihli birleşim. Aynı amacın Mustafa Kemal Paşa tarafından teyisi için bkz. Atatürk, Söylev ve Demeçler, c.1, 1 Mart 1921, s. 176 ve 1 Mart 1922, s. 243. (vurgu eklendi.)

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 97.

July 8, 2008

Milli Kavramların İki Uçlu Olarak Kullanılması [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

Mustafa Kemal'in benimsediği "bekle gör" ve "yıldırım harekatı" taktiklerinin konjonktrel kombinasyonundan oluşan stratejisi, aracı amaçla meşrulaştırılan Makyavelist siyasi geleneğin açık bir tezahürüdür. Yoksul, bezgin ve çaresiz Anadolu halkının desteğini kazanmakta son derece başarılı olan bu pozisyonel taktik, Mustafa Kemal Paşa açısından ikili bir söylemi gerekli kılıyordu. Milli Mücadele boyunca "millet" ve "milliyetçiliğe" ilişkin olarak kullanılan tüm kavramlar iki uçlu bir anlam kümesine sahipti. "Milli Mücadele," "milli istiklal," "milli hareket," "kuvay-ı milliye," "milli zafer," "hakimiyet-i milliye," ve "Büyük Millet Meclisi" gibi kavramların tümü istiklal davasının "milli" etiketli ulusçu söylemini oluşturmaktaydı. "Milli" kelimesinin "dini olan" ve "ulusal olan" şeklinde iki anlama da gönderme yapabilmesi sayesinde, en azından kavramsal düzeyde ulusçu söyleme geçişe zemin hazırlanmaktaydı. Keza, vücuda getirilen yeni kurumların "ulusal" niteliği usta bir şekilde gizlenmekteydi. Böylece, mesela, Sivas Kongresi'nden sonra oluşturulan Heyet-i Temsiliye, geçici bir hükümeti değil, "milletin muhabere merciini" temsil etmiş oluyordu. Ankara'da kurulan Meclis, kurucu bir meclis değil, geçici ve olağanüstü bir meclisti.

"Hıristiyan işgali"ne karşı halkın karşı koyma azim ve kararlılığını önce "milli hayret"e, sonra da "güdümlü ulusal irade ve egemenliğe" tahvil etme, Milli Mücadele'nin, Mustafa Kemal'in liderliğini yaptığı "Batıcı" siyasi seçkinler açısından, kısa ve öz hikayesini oluşturur. Misak-ı Milli (17 Şubat 1920), Ankara'da Büyük Millet Meclisi'nin açılışı (23 Nisan 1920), işgal kuvvetlerinin nihai yenilgiye uğratılması (30 Ağustos 1922) ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı (29 Ekim 1923) Mustafa Kemal Paşa'nın kendisine sakladığı "milli sırrın" kiilometre taşlarını oluşturan gelişmelerdir.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 90-92.

July 4, 2008

İttihad ve Terakki ve Üç Tarz-ı Siyaset [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

Diğer siyasi partilerin, özellikle de Prens Sabahattin'in görüşlerini temsil eden Ahrar Fırkası'nın 1908 parlamento seçimlerinde başarı sağlayamamaları, 1906'dan sonra Osmanlı İmparatorluğu'nu Türk etnisi etrafında bir ulus devlete dönüştürmeyi "gizli" programı olarak benimseyen İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kendisini "münci-i vatan" (vatanın kurtarıcısı) olarak sunmasına ve Türklerin tek partisi haline gelmesine sebep oldu. Her şeyin fırkası olan İttihat ve Terakki, "kutsal bir cemiyet"e dönüşmüş, vatanseverlik, ilerleme ve anayasa fikirleri onun tekeline girmişti.

İttihat ve Terakki, kendi içinde "üç tarz-ı siyaset"i de barındırmakla birlikte, resmi olarak Osmanlıcılık doktrinine bağlıydı ve ittihad-ı anasır politikasını izlemekteydi. Etnilerin birliği politikası 1911'deki parti kongresinde terk edildi ve yerini seküler ulusçu-Türkçü bir çizgiye bıraktı.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 73-74.

July 3, 2008

Üç Tarz-ı Siyaset [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

19. yüzyılın ikinci yarısında, ülkeyi kurtarma amacına dönük olarak ortaya çıkan üç eğilimi, yani Osmanlıcılık (Osmanlı ulusu inşa projesi), İslamcılık (İslam ulusu ve devleti inşa projesi) ve Türkçülüğü (ırk esasına dayalı bir Türk devleti ve ulusu oluşturma projesi), üç tarz-ı siyaset olarak adlandıran Yusuf Akçura, Türkçülüğü siyasi bir proje olarak telaffuz eden ilk düşünürdür. ... Yusuf Akçura'nın "Üç Tarz-ı Siyaset" başlıklı makalesi, ilk defa 1904 yılında Kahire'de yayımlanan Türk gazetesinin 24-34 No.lu sayılarında yayımlanmıştır.

...

Osmanlıcılığı faydalı bir politika olarak bulmakla birlikte, etnik ulusçulukla başetmekte başarısız bulan Akçura, Osmanlı ulusu oluşturulmasının etnik Türklerin asimile olmalarına yol açacağını, ayrıca etnik ve dini cemaatlerin birbirleriyle tam entegrasyona gönüllü olamayacağını belirterek, Osmanlıcılık politikasını uygulanabilir görmez. ...

Osmanlıcılık gibi Avrupa kökenli olan İslamcılık, Halifeliği bütün müslümanlar için bir birlik odağı haline getirmesi, Kur'an'ı temel yasa olarak kabul etmesi ve din ve bilim dili olarak Arapça'yı kullanması bakımından "avantajlı" gibi görünmkekle birlikte, bu politikanın Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasındaki eşitliğin kaldırılmasını gerktirmesi ve hatta Türkler arasında bile dini konularda çatışma ihtimalini doğurması, diğer büyük Müslüman devletlerin bununla rekabet etme ihtimali, İslamcılığı öncelikli bir politika olmaktan çıkarmaktadır.

"Tevhid-i Etrak" ya da "Türk milliyet-i siyasiyesi" Akçura'nın telaffuz ettiği üçüncü siyaset tarzıdır. Bu siyaset, ırka dayalı bir siyasi Türk ulusçuluğu önerir. Tüm Türklere ve Türkleşmiş topluluklara Türklük bilincinin aşılanmasıyla dünyadaki tüm Türklerin siyasi biriğini öngörür. ... Akçura, Ziya Gökalp ve Ahmet Ağaoğlu gibi Türkçülerden farklı olarak ulusçuluğun İslami açıdan haklılaştırılması yoluna gitmez. Aksine, İslamın ulusçuluğu kabul etmesi ve sindirmesini tarihi bir zorunluluk olarak görür ve İslamın "ırk"ın hizmetine girmesi gerektiğini söyler.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 70-72.

July 1, 2008

Osmanlıcılık Düşüncesinin Topluma Yansıyış Şekli [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

1856 Fermanı'yla eşitliği ihlal eden birçok hüküm kaldırılmıştır. Bununla birlikte, bütün bu sekülarize edici adımlar İslam hukukundan alınan deliller temelinde meşrulaştırılmıştır. Bu süreç, siyasi eşitlik temelinde Osmanlıcılığın resmi siyasi kimlik olarak benimsenmesi neticesini vermiştir.

1876 Osmanlı Anayasası'yla vatandaşlık kurumu en üst hukuk metni tarafından tanınmış ve dini bağlanma devlet-teba ilişkisini belirleyici olmaktan çıkılarak devlete ve yönetici hanedana başlılık esas sadakat odağı yapılmıştır. Etnik ve dini bağlanmadan teritoryal vatandaşlık kavramına geçiş, geleneksel milletleri birbirinden ayıran çizgiyi iyice belirsiz hale getirmiştir. Ancak eşitlik politikası, beka politikasına hizmette süreklilik sağlayamamış, birlik ve kardeşliğe" dayalı heterojen bir imparatorlukta sağlanan Hıristiyan-Müslüman eşitliği yerine, birbiriyle rekabet halinde olan ulusal egemen devletlerin müşterek eşitliği ortaya çıkmış, Müslümanlar yüzyılların mirası olan hakim konumlarını terk etmek istemezken, gayrimüslimler de eşitlik yerine özerklik ve bağımsızlık peşinde koşturmuşlardır.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 56.

June 26, 2008

Fransız İhtilali ve Osmanlı [Mahçupyan]

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

1789 gerçekten Osmanlı'da çok büyük bir şok yaratmıştır. Osmanlı'ya göre "Bir grup baldırı çıplak sokağa çıkmış ve ihtilal yapmışlardır." Osmanlı okumasıyla bu kabul edilemez bir durumdur. Ya Osmanlı ülkesine sirayet ederse ne olur belli değildir. Işte o zaman ilk kez Batı'da neler olduğu merak edilmiştir çünkü bunun bir tehdit olduğu anlaşılmıştır. Bu süreçte Osmanlı yönetici sınıfının Batı'da ne olduğunu gayet iyi anladıklarını düşünüyorum ben... Anladılar ve hiç hoşlanmadılar. Eşitlik, özgürlük gibi kavramların ne anlama geldiğini gayet iyi anlayabilecek, hepsi en az bir Batı dilini bilen, sürekli Avrupa'ya gidip gelen, çok iyi yetişmiş bir yönetici sınıf vardı. Ama olup biten o kadar tersti ki bunun Osmanlı'nın sonu olabileceğini görmüşlerdi.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 75-76.

June 25, 2008

15.-17. Yüzyıl Osmanlı Ekonomisi ve Gayrimüslimler [Mahçupyan]

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

16-17. yüzyıldan itibaren Avrupa tarihi birbirine devlet diyen, millet diyen birtakım şirketlerin karşılıklı çatışması diye de okunabilir.

Doğulular da birdenbire Batılıları kapılarında görüveriyorlar. İlk sızma tabii ki ticaret yoluyla oluyor. ... [E]şitsizlikler üstüne kurulu olan Doğu'da adalet çok önemli. Adaletin de çok temel bir özelliği maddi unsurların dengeli bir şekilde dağıtılması ve insanların hayatlarını idame ettirebilmeleri. Oysa Batı sürekli çatışma ve büyüme, yeni servetlere el koyma eğiliminde olduğu için daima tükettiğinden daha büyük bir hâsılat elde etti. Bu hâsılat da üretim değil, ganimetti. Dolayısıyla orada fiyatlar sürekli yükseliyordu. Aynı şeyin fiyatı, 1400'lerde Osmanlı'da ve diyelim İtalya'da aynı fiyattayken yüz yıl sonra Avrupa'da üç misline çıktı. O zaman bu malı Osmanlı'dan alıp Avrupa'ya getirmek çok kârlı hale geldi. Bu Osmanlı için feci bir durumdu tabii. Osmanlı bütün üretiminin, neyin nerede kullanılacağının tek tek belirlendiği bir makro plan çerçevesinde çalışan bir sisteme sahipti. Diyelim ki İzmir'in bir köyünde üretilen buğdayın ülkenin neresinde kullanılacağı belliydi. Şimdi İngiliz, Fransız gelip köydeki buğdaya yüksek bir fiyat verip alırsa sistem bozulmuş oluyordu. Osmanlı bu süreçten bir darbe yedi. Bunun sonucu büyük enflasyon dönemidir. 1450'den 1650'ye kadar süren ve fiyat artışının engellenemediği bir dönemdi bu. 200 yıl sürekli fiyatların arttığı ama bunun mesela her yıl yüzde yarım ya da yüzde bir gibi dikkat çekmeyecek şekilde yaşanmasıydı. Ama 200 yıl içinde Osmanlı'nın dengesi bozulmuş oldu. Osmanlı kendisini yeni duruma adapte etmek için fiyatları yükseltmeye yanaşmadı çünkü fiyatları yükseltmek demek bütün düzeni yeniden kurmak demekti. Bunu yapamadığı için parayı iğdiş etti. Paranın içindeki altın ve gümüşten çalmaya başladı. O zaman da buradaki tüccarlar Avrupa parası istemeye başladılar çünkü o daha kıymetli ve daha güvenilir.

Bu sürece tersten de bakmak lazım. Osmanlı'daki bir sürü tüccar daha fazla para kazanmak için Avrupalı tüccarlarla işbirliği yapmak istiyor. Ticaretin mantığı bu... Avrupalılarla işbirliği konusunda yabancı dil bilen gayrimüslimler elbette daha başarılı oluyorlar. 16. yüzyıldan itibaren gayrimüslimlerin Avrupalılarla ortaklık kurduklarını ve çok başarılı olanların yurtdışında temsilcilikler açtıklarını görüyoruz. Bir süre sonra gayrimüslimler güçlendikçe Batı'nın ajanı olmaktan çıkıp millileşiyorlar. "Biz yeterince güçlüyüz, bu Batılılara ne ihtiyacımız var. Batılı gemisiyle gelsin, malı limandan alsın ama içeriye giremesin" diyorlar. Batı dünyası Osmanlı'ya Bağdat demiryolu için baskı yaparken Ermeni ve Rum tüccarlar buna karşı çıkıyor. Bu aktörlerin davranışları konjonktüre göre değişiyor yani kimin millet, devlet lehine çalıştığım söylemek kolay değil, ama aslında herkes kendi çıkarı için uğraşıyor.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 73-75.

June 24, 2008

II. Meşrutiyet ve Toplum Olamamanın Yenilgisi [Mahçupyan]

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

[Ö]zellikle 2. Meşrutiyet'in neyi ifade ettiğine bakarsak nasıl bir şansı yitirdiğimizi de anlarız. Meşrutiyet ilan edildiğinde beş dilde açılan pankartlar, tüm cemaatlerin bir arada hürriyet bayramını kutlamaları, yüzyıllarca birlikte yaşamış toplulukların bundan sonra da birlikte yaşamayı istediklerini gösteriyordu. Bu aslında Osmanlı'nın kalıcı olmasına duyulan da bir istekti. Dolayısıyla da aslında Osmanlı'nın parçalanması ve cumhuriyetin kurulması o nesiller açısından bir yenilgidir. Tam da bu yüzden cumhuriyetin kurulmasını bir zafer olarak sunma ihtiyacını duyar bu toplum. Sorun sadece savaşlarda yenilme sorunu değildi. Toplum olamamanın yenilgisiydi bu.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 65-66.

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca