derinsular.com
Derin Sular: Kitap
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

Milliyetçilik / Türkçülük Kategorisinde Yayınlanan Son Yazılar

August 13, 2008

İskana Tabi Tutulanların "Türkleştirilmesi' Uygulamasına İlişkin Gizli Genelge [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

Türkçe'nin tamimi politikası için Kemalist rejimin başlattığı seferberlikte, hedef kitlesi iskana tabi tutulanlar olsa da, 1930 yılında İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan gizli bir genelge aydınlatıcı bir nitelik taşımaktadır. Genelge, "yabancı lehçeli Türkler"in anadilleri Türkçe kılınmak suretiyle Türk camiasına kazandırılmasını, valilerin sorumluluğuna tevdi etmekteydi. Bunu gerçekleştirmek için uygun usul ve araçları bulmak valilerin göreviydi. Bu politikanın ortak noktaları arasında şu hususlar bulunmalıydı:
  • Yabancı lehçelerle konuşan köylerin isim ve nüfuslarının belirlenmesi;


  • Bu tür köylerin küçük olanlarını civardaki Türk köylerine dağıtmak;


  • Yabancı lehçeli olanların köy ve mahalle kurmalarını önlemek;


  • Yabancı lehçelilerin bulundukları yerlerdeki memurları, mutlaka o yabancı lehçeyi konuşmayan Türklerden seçmek;


  • Türkçe konuşmanın ve "som Türklüğe" mensup olmanın sadece şerefli değil aynı zamanda karlı bir iş olduğunu göstermek;


  • Türk kızlarını Türkçe konuşmayan [sic] Türklerle evlenmeye özendirmek;


  • Yabancı lehçeyle konuşanların kıyafetlerini, şarkılarını, oyunlarını, düğün ve diğer geleneklerini kötü göstermek, bu kişilerin ve ailelerinin isim ve lakaplarını Türkçeleştirmek, onları hiçbir zaman Boşnak, Tatar, Çerkez, Laz, Kürt, Abaza, Gürcü, Türkmen, Pomak vs. diye adlandırmamak, köylerin o lehçedeki isimlerini değiştirmek ve evlerinde ve aralarında Türkçe konuşmaya zorlayarak onlara yürekten "Türküm" dedirtmek. Özetle, "dillerini, adetlerini ve dileklerini Türk yapmak, Türkün tarihine ve bahtına bağlamak her Türke teveccüh eden milli ve mühim bir vazifedir."180

180 Bkz. "İskana Tabi tutulanların "Türkleştirilmesi' Uygulamasına İlişkin Gizli Genelge," No. 1/28 (Ankara, 1930); aktaran Bayrak, Kürtler ve Ulusal Demokratik Mücadeleleri, ss. 506-509.




Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 289.

August 12, 2008

"Vatandaş, Türkçe Konuş!" Kampanyası [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

Kemalist basın, 1928'de, sadece gayrimüslim azınlıkları değil gayri Türk Müslüman etnileri de hedef alan, Türk Ocakları'nın himayesindeki "Vatandaş, Türkçe Konuş!" kampanyasında somutlaşan bir tartışma başlatmış ve bu süreç 1937'de doruğuna ulaşarak Atatürk'ün ölümünden sonra da devam etmiştir. Türk Ocakları'nın faaliyet alanını Türkiye sınırlarına inhisar ettirdiği tüzük değişikliğinin yapıldığı 1927 Kurultayı'ndaki ana konulardan biri azınlıkların Türkçe konuşmalarının sağlanması idi. Darülfünun Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti'nin 13 Ocak 1928'de yapılan yıllık kongresinde, azınlıkları Türkçe konuşmaya zorlayacak bir kampanya başlatılmasına karar verildi. 1928 yılının Ocak ayında başlayan bu kampanya, Nisan ayında hızını kaybetti. Bu süre zarfından Araplar, Boşnallar, Çerkezler, Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler vapurlarda kendi dillerini konuşmaktan menedildiler. Türkçe'yi az bilenler bile, bozuk bir şiveyle de olsa "umumi yerlerde" Türkçe konuşmaya çalıştılar. Tiyatro, sinema, lokanta, otel ve gazino gibi yerlere Türkçe konuşmasını "tavsiye eden" afişler asıldı. Kampanya fazla uzun süreli olmadı; aniden bitirildi. Vapurlara ve tramvaylara asılan pankart ve afişler kaldırıldı; sokaklarda Türkçe konuşmayanlara yönelik sataşmalar son buldu. Kampanya zaman zaman tekrarlanmaya çalışılmış ve Türkçe konuşma konusundaki devlet hassasiyetinin sembolü olmuştur. Türkçe konuşmasını zorunlu kılan ve Türkçe konuşmayanlara cezai müeyyideler getiren bir kanun tasarısının hazılranması öngörülmüş ancak bunun idari yollarla yapılması "maslahata daha uygun bulunmuştur. Kampanya azınlıkları tedirgin etmekle birlikte, Türkçe'yi onlara benimsetmek konusunda pek başarılı olamamıştır.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 286-287.

August 12, 2008

1936-1938 Döneminde Verilen Kamu İlanlarında Irk Şartı [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

Kemalist ulusçuluğun etnik veçhesinin olgunlaştığı 1936-1938 döneminde verilen kamu ilanları eş ayrı kategoride değerlendirilebilir:

1. Milliyet ve vatandaşlık terimlerine yer vermeyen ilanlar.

2. Yalnızca vatandaşlık terimine yer veren ilanlar: "Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinden" başlıklı bir ilanda, yatılı tıp öğrencilerinin yurda kabul şartları arasında Türk vatandaşlığını belgeleyen Nüfus Hüviyet Cüzdanının ibrazı şart olarak koşulmaktadır. "Bursa Tarım Okulu Talebe Kayıd ve Kabul Şartları" başlıklı ilanın ilk maddesi de aynı şartı zikreder. Bu ilanların ortak özelliği, devlet bakanlıklarına bağlı okullara öğrenci alımıdır.

3. Yalnızca Milliyete Yer Veren İlanlar: Bu kategorideki ilanlar, Türk olma şartını öngörmüştür.

4. Irk ve soy terimlerine yer veren ilanlar: Şair Cenap Şehabettin'in oğlu pan-Türkçü İsmet Tümtürk, Atatürk döneminde soy ve kan bakımından Türk olmayanların, "öz-Türk soyu"ndan olma şartı arandığı için askeri okullara kabul edilmediğini, Emniyet Genel Müdürlüğü şubelerinde, başvuranların öz Türk soyundan olup olmadığını teşhis etmekten sorumlu bölümler bulunduğunu belirtir.

5. Hem milliyet hem de vatandaşlık terimlerine yer veren ilanlar.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 283-284.

Kamu İlanı - 4 Şubat 1937

Kamu İlanı - 23 Haziran 1937

Kamu İlanı -  14 Temmuz 1937

Kamu İlanı - 24 Temmuz 1937

Kamu İlanı - 25 Ocak 1938

Kamu İlanı - 2 Temmuz 1938

Kamu İlanı - 4 Eylül 1938

Kamu İlanı - 6 Eylül 1938

August 12, 2008

Memuriyet İçin "Türk Olma" Şartı [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

Tanzimat Fermanı'nın getirdiği yeni düzende gayrimüslimlerin devlet bürokrasisinde yer almalarını önleyen kısıtlamalar kaldırılmış; hatta dış elçilikler gibi kimi kamu görevleri münhasıran gayrimüslimlere tevdi edilmiştir. Azınlıklar içinde ortaya çıkan ayrılıkçı hareketler bile bu durumu değiştirememiştir.

Kemalist tek parti döneminde gayrimüslimlerin devlet bürokrasisine alınması önce fiili olarak ortadan kalkmış; daha sonra bu fiili duruma hukuki bir nitelik kazandırılmıştır. 1925 tarihli Memurin Kanunu'nun 4. maddesi, "Türk olmayı" kamu görevlisi olmak için bir ön şart olarak kabul etmiştir. 1924 Anayasası, gayrimüslim azınlıkları Türk değil, Türk vatandaşı saymıştır.



Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 282.

August 10, 2008

Kürtlerin Yaşadığı Bölgelerin Dışlanması ve Fiziki Eliminasyon [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

Şark Islahat Planı bütünüyle asimilasyona dayalı bir etnik yönetim stratejisi belirlemiş olmakla birlikte, Kemalist asimilasyon politikaları direnişle karşılaştığında zorlayıcı ve dışlayıcı bir mahiyete (etnisizm) bürünmüştür. Bu bakımdan, dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın temsil ettiği askeri çizgi en uç ve en etkili pozisyonu oluşturmuştur. Bu pozisyon, etnik Kürtlerin çoğunluk oluşturduğu vilayetlerin ekonomik, kültürel, eğitimsel ve sosyopolitik açıdan çevrelenmesini öngörmektedir. Doğu bölgesine ekonomik yatırım yapılması Mareşal tarafından önlenmiştir. Onun "olur"u alınmadan hiçbir fabrika ve yol yapılmamış; hiçbir durumda bu izin de verilmemiştir.88 Bu güvenlik "paranoyası", Mareşali, Şark bölgesine eğitim imkanlarının götürülmesini, Kürt ayrılıkçılığını besleyecek bir ulusçu-aydın kesimin doğmasına yol açacağı gerekçesiyle engellemeye sevk etmiştir. Nitekim, Kemalist ulusçuluğun ana asimilasyon araçlarından olan ve temdin misyonuna paralel düşen eğitim reformu üzerindeki yoğun vurgusuna rağmen, Doğu'daki okul sayısı, imparatorluk dönemindeki sayının gerisine düşmüştür.89

... Görünürdeki tüm "irrasyonelliğine" rağmen, eğitimin Kürt ulusçu bilincini uyararak Kürt ayrılıkçılığını besleme ihtimalinin verdiği ürküntü, Kürtçe konuşanların çoğunlukta olduğu bölgelerde okullaşma hızını yavaşlatmıştır. Bu bağlamda, Arnavutluk'un Osmanlı Devletinden kopması, Kemalist siyasi seçkinlerin unutamadığı bir örnek olmuştur.

Dışlayıcı yaklaşımın ilginç bir numunesi, Milli Mücadele esnasında Kazım Karabekir Paşanın, Kürtlere daha iyi eğitim ve malzeme sağlayarak Kürt tehdidini artıracağı gerekçesiyle Kürtlerin zorunlu askerliğine karşı çıkmasıdır. Şark Islahat Planında da, askere alınacak Kürtlerin muharip olmayan sınıflarda istihdamı öngörülmüştür. Kürtlerin yaşadığı bölgelerin Türk nüfus hatlarıyla çevrelenmesi, Karabekir'in yine "gerilik ve güvenlik" meselesi olarak algıladığı "Doğu meselesi"nin çözümü için yaptığı önerilerden biridir. Bu öneriler makes bulmuş ve Kemalist dönemde Doğu-Güneydoğu Anadolu Bölgesinden askere alınanlara silah verilmemiş ve yol inşaatlarında çalıştırılmışlardır. Kürtlere Türk oldukları bilincinin aşılanması, İskan Kanunu ve Umumi Müfettişlik gibi uygulamaların tümü, Karabekir'in teklifleri arasında yer almıştır.

Yol ve arazi vergileri gibi ağır vergiler, hükümet yatırımlarının bölgeler arasındaki orantısızlığı ile temel tüketim ve yatırım malları kalıpları Kemalist dönemdeki etnik dışlayıcılığın dışa vuran diğer yüzleriydi. Bu dışlayıcılığın en ucunda ise sistemli olmayan fiziki elimimasyon bulunmaktaydı. Mesela, Ağrı isyanından sonra, Kemalist basın bölgede yaşayan halkın topluca ortadan kaldırılmasını isteyen haber ve makalelerle doluydu. Yarı-resmi Cumhuriyet gazetesi bunu şöyle dile getirmekteydi: "Ağrı eteklerinde isyancılara katılan dört köy yok edildi."98 İsyanı bastırmakla görevli kuvvetlerin komutanı Salih (Omurtak) Paşa tarafından yayımlanan emirler "gerici isyancıların bütünüyle ortadan kaldırılması ve evlerinin yerle bir edilmesi, isyancıların hiçbiri sağ kalmayacak şekilde yok edilmesi, vb." ifadeler içermekteydi.99

1950-60 dönemi Demokrat Parti milletvekillerinden, Kürt ulusçusu Mustafa Remzi Bucak, Kemalist yönetimin Kürtleri açıktan yok etmeye cesaret edemediği için, isyanları bu amacı gerçekleştirmeden bir fırsat olarak kullandığını ileri sürmektedir.

88 Cemal Madanoğlu, Anılar, c. 1 (İstanbul: Çağdaş Yayınları, 1982), s. 135. Türkiye'deki hemen tüm bölgelerde Mareşal tarafından tayin edilen askeri "yasak bölgeler" oluşturulmuştur. Denizle ilişkisi olmayan bir kasaba olan Karabük'e demir-çelik fabrikası yapılması, Mareşal'in "evham" boyutlarındaki güvenlik "endişesi"nden kaynaklanmıştır. Bkz. Atay, Çankaya, ss. 209-210.

89 ... 1950-60 döneminde Demokrat Parti milletvekilliği yapmış bir Kürt ulusçu politikacısı, Kemalist eğitim seferberliğinin rağmına, imparatorluk döneminden devralınan tüm okulların 1926'da kapatıldığını belirtir. Bu politika, dönemin Maarif Vekili Mustafa Necati'nin Mardin mebusu Necip Bey'e söylediği şu sözlerde açıklık kazanmaktadır: "Bugünkü eli silahlı Kürdü, yarının eli kalemli münevveri olarak evlatlarımızın karşısına mı dikeceğiz?" [Mustafa Remzi] Bucak, Bir Kürt Aydınından İsmet İnönü'ye Mektup, s. 66.

98 Cumhuriyet, 15 Temmuz 1930.

99 Cumhuriyet, 15 Eylül 1930. Askeri operasyon bölgesini ziyaretinde, Mareşal Çakmak, Komutan Abdullah Paşa'ya, "Savaştığınız bu zavallı insanlar mıydı?" diyerek, yerde yatan kadın, çocuk ve yaşlıların cesetlerini göstermiştir. Bucak, a.g.e., s. 76.





Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 259-263.

August 10, 2008

1934 Trakya Tehciri [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

1934 Trakya olayı İskan Kanunu uygulamasının bir sonucudur. Kanunun 2. maddesine göre, Türk kültürüne bağlı olmayanlar Türklüğe asimile edileceklere tahsis edilmiş ikinci bölgede ikamet etmek zorundaydı. Dolayısıyla, Türkçe konuşmayan gayrimüslimler (Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler) ancak bu bölgede oturabilirdi. 11. maddenin A fıkrası, ana dili Türkçe olmayan vatandaşların "yeniden bir köy, bir mahalle ve hatta bir blok veya işçi veya sanatçı sınıfı meydana getirmeleri"ni yasaklamaktadır. Bunun anlamı, gayrimüslim azınlıkların İzmir, İstanbul, Ankara ve Trakya'daki yerleşimlerinin çözülmesi ve dağıtılmasının kanuni bir zorunluluk olmasıydı.

Aynı maddenin B fıkrasına göre, İçişleri Bakanlığı anadili Türkçe olmayan vatandaşları, kültürel, siyasi askeri, sosyal ve güvenliğe ilişkin sebeplerle yerlerinden etme ve yeniden iskan etme yetkisine sahiptir. 13. maddenin üçüncü fıkrasına göre, Türk ırkına mensup olmayanların azınlıkta kalacakları ayrı köy ve mahallelere dağıtılmaları zorunludur.

14 Haziran 1934'te kabul edilen bu kanunun çıkışından önce, İtalya'nın faşist lideri Benito Mussolini 18 Mart 1934'te yaptığı konuşmada, Asya ve Afrika'yı İtalya'nın genişleme alanları olarak tanımlamış ve Akdeniz'i "bizim deniz" (mare nostrum) olarak nitelemişti. Bu konuşma, Ankara Hükümetini, Türkiye'nin İtalya'dan kaynaklanan ciddi bir tehdit altında olduğu kanaatini pekiştirdi. Kemalist dönemin son on yılı İtalyan tehdidinin gölgesinde geçmiş, Türkiye'nin dış politika öncelikleri buna göre şekillenmiştir. Bu konuşmayı takiben, Ankara hükümeti İtalya ile muhtemel bir savaş beklentisi içinde Boğazlar Bölgesi ve Trakya'nın savaş alanı olacağı varsayımına dayalı tedbirler aldı. Trakya bölgesi yeniden askerileştirilirken, buradaki Yahudilerin İstanbul'a göç ettirilmesine karar verildi. İskan Kanunu bu karara yasal zemin sağladı. Bu açıdan, bölgenin Yahudilerden arındırılmasını Nazi Almanya'sından kaynaklanan antisemitizm dalgasının etkisine bağlayan görüşler, olayın doğru açıklaması olmaktan uzaktır.74

... 21 Haziran'da, Çanakkale'de bazı Yahudiler dövüldü ve evleri kundaklandı. 24 Haziran'da, Çanakkale'deki Yahudi cemaatinin önde gelenleri tehdit mektupları aldı. Bunu takiben 1500 Yahudi, Çanakkale'yi terk etti ve İstanbul'a sığındı. 3 Temmuz'da Yahudi cemaatinin iki temsilcisi, Mişon Ventura ve Gad Franko, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'le görüşerek şikayetlerini iletti. Aynı gün, Kırklareli'deki Yahudiler saldırıya uğradı. Evlerini terk ederek, trenle İstanbul'a gittiler. 5 Temmuz'da, Başbakan İsmet İnönü, Trakya'daki olaylara atıfta bulunarak, antisemitik niteliğini vurguladı ve sorumluların cezalandırılacağını belirtti. 6 Temmuz'da İçisleri Bakanı Şükrü Kaya olayı incelemek amacıyla bölgeye gitti. Belediye Başkanı, polis şefi ve Ticaret Odası başkanı tutuklandı. Bakanlar Kurulu olayı kınayan resmi bir açıklama yaptı.

74 ... İngiltere'nin Ankara büyükelçisi Percy Loraine'in 22 Temmuz 1934 tarihli raporuna dayanan Ayhan Aktar, olayı Türk-İtalyan ilişkilerinin aldığı çatışmacı nitelikle ilişkilendirmektedir. Bu raporda, Türk hükümetinin tedrici tacizler ve ticari boykot vasıtasıyla Trakya'nın Yahudilerden arındırılmasına karar verdiği, fakat bu emrin mahalli yetkililer tarafından sızdırıldığı ve sonuçta yağma, tecavüz ve işkence olaylarının meydana geldiği bildirilmektedir. Olaylar beş bin Yahudinin evlerini terk etmesiyle sonuçlanmıştır. Rapor metni için bkz. Ayhan Aktar, "Trakya Yahudi Olaylarını 'Doğru' Yorumlamak," Tarih ve Toplum, 155 (Kasım 1996), s. 49. ... İskan Kanunu gereğince Trakya'nın hem nüfus hem de iktisadi açıdan Türkleştirilmesi amaçlandığı için, bölge ticaretini elinde tutan ve Türkçe konuşmayı tercih etmeyen Yahudi nüfusun göçe zorlanması planlı fakat kontrol dışına çıkışı önlenemeyen etnisist bir uygulamadır; bizatihi Yahudilere dönük antisemitist duyguların sonucu değildir. Ancak Yahudilerin Türkçe konuşma eğilimi içinde olmaması, olaylar sonrasındaki basın yorumlarında öne çıklarılan bir nokta olmuş ve Yahudilerin Türkleştirilmesi çabalarına ivme kazandırmıştır. Bkz. [Bali, Bir Türkleştirme Serüveni] ss. 254.





Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 253-256.

August 9, 2008

1934 Tarihli İskan Kanunu ve Zorunlu Göç Uygulamaları [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

İskan Kanunu, Kemalist ulusçuluğun "dil, kültür, ülkü" üçlüsünün yerini "dil, kültür ve kan" şiarına bıraktığı dönemi işaretlemektedir. ...

Türk kültürüne sadakati ve "Türkçe'yi anadili olarak konuşmayı" merkezine alarak, özellikle gayri Türk Müslüman etnileri, bilhassa Kürtler ve Arapları hedef alan bu yasa, temelde bir asimilasyon yasasıdır. ...

...

İskan Kanununa esas teşkil eden mantık örgüsü, kanun gerekçesi, Geçici Komisyonun hazırladığı rapor gerekçesi ve Genel Kurul zabıtları incelendiğinde daha iyi kavranabilir. ...

İskan Kanunu Muvakkat Encümeni'in hazırladığı rapor, kanun yapıcıların niyetini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadir. Türk Tarih Tezi'nin sözde bilimsel tezlerinden hareketle rapor, Türk ırkının Orta Asya'dan Batı'ya doğru yürüyüşüde hiç değişmeden sürekli korunan bir şeyin olduğunu tespit etmektedir: "Efendi yaşamak!" "Bu Türk soyunun özlü ve köklü yaratılışında yer etmiştir." Başkalarının esiri olmamak ve onların hakimiyeti altında yaşamamak, Türk ırkının iki asli özelliği olarak görülmektedir. Türk ırkı gittiği yerlere medeniyet ışığını götürebilmek için sürekli hareket halinde olmuştur. Rapora göre, Türkiye Cumhuriyeti aynı ırkın kafa, gönül ve dil birliğine sahip çocukları olarak gördüğü Türkleri yüceltmeyi kendisine ülkü edinmiştir. Bu sebeple, Türk kültüründen uzak kalmış olanların bu kültürü benimsemeye zorlanmaları gerekmektedir.

... Öteden beri Türk kültürüne uzak kalmış olanların ülkede yerleşerek onlara Türk kültürünü benimsetmek için Devletin yapacağı işler bu kanunda açıkça gösterilmiştir. Türk bayrağına gönül bağlamamış iken Türk yurttaşlığını, kanunun onlara verdiği her türlü hakları kullanmakta onları, Türkiye Cumhuriyeti uygun göremezdi. Bunun içindir ki, bu gibileri Türk kültüründe eritmek ve onları Türk oldukları için daha sağlam yurda bağlamak yollarını bu kanun göstermiştir. Türkiye Cumhuriyeti devletinde, Türküm diyen herkesin bu Türküğü devlet için belli ve açık olmalıdır (abç). Burada Devlet, hiçbir Türkün Türklüğünden bir soluk işkillenmek istemez. ...66

... Kanunun 11. maddesinin açıkça gösterdiği gibi,68 amaç ülke çapında "dil, ekin (kültür) ve kan birliği"ni sağlamaktır. ...

... Kürtlerin zorunlu göçü, esas itibariyle 1934 İskan Kanunu ve 1935 "Tunceki Vilayeti Hakkında Kanun"dan sonra gerçekleştirilmiştir.

Zorunlu göçün devlet bütçesine getirdiği ekonomik yük, Kürtlerin Türklüğe asimile olmakta direnmesi ve iskan edilmiş göçmenleri Kürtleştirme kapasiteleri, Kemalist yönetimin zorunlu göç ve iskan politikasına son vermesine sebep olmıştur. Şu husus da belirtilmelidir ki, zorunlu göç uygulaması gayri Türk Müslüman unsurlarla sınırlı kalmamış, gayrimüslim unsurları, özellikle de Ermeniler ve Yahudileri de içine almıştır. İskan Kanunu çıkarılmadan önce, İç Anadolu'nun kırsal kesimlerinde yaşayan Ermeniler, azınlıkların toplu olarak bulundurulduğu bir merkez olarak tasarlanan İstanbul'a zorla göç ettirilmişlerdir. Trakya Yahudilerinin İstanbul'a göç ettirilmesi ise gayrimüslim azınlıkların tehciri ile ilgili en önemli olaydır.

66 ["İskan Kanunu Muvakkat Encümen Raporu," 27 Mayıs 1934, TBMM Zabıt Ceridesi, Sıra Sayısı 189, c. 23] s. 8.

68 İskan Kanunu'nun 11. maddesi şöyledir: "A: Ana dili Türkçe olmayanlardan toplu olmak üzere yeniden köy ve mahalle, işçi ve sanatçı kümesi kurulması veya bu gibi kimselerin bir köyü, bir mahalleyi, bir işi veya bir sanatı kendi soydaşlarına inhisar ettirmeleri yasaktır.

B: Türk kültürüne bağlı olmayanlar veya Türk kültürüne bağlı olup da Türkçe'den başka bir dil konuşanlar hakkında harsi, askeri, siyasi, içtimai ve inzibati sebeplerle İcra Vekilleri Heyeti kararile, Dahiliye Vekili lüzümlu görülen tedbirleri almaya mecburdur. Toptan olmamak şartiyle başka yerlere nakil ve vatandaşlıktan iskat etmek de bu tedbirler içindedir.

C: Kasabalarda ve şehirlerde yerleşen ecnebilerin tutarı belediye sınırı içindeki bütün nüfus tutarının yüzde onunu geçemez ve ayrı mahalle kuramazlar."




Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 248-253.

August 9, 2008

Kemalistlerin Kürt Sorununu Algılayış Şekilleri [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

Kemalist seçkinlerin "Kürt meselesi"ni algılayış şekilleri giderek "beyaz adamın yükü"ne dönüşmüştür. 1930 Ağrı isyanına katılanları tasvir eden şu ifadeler bunun yansımasıdır:
Bunların alelade hayvanlar gibi basit sevk-i tabiilerle işleyen his ve dimağlarının tezahürleri, ne kadar kaba hatta abdalca düşündüklerini gösteriyor... Çiğ eti biraz bulgurla karıştırıp öylece yiyen bu adamların Afrika vahşilerinden ve Yamyamlardan hiç farkı yoktur.46

Gazeteci Yusuf Mazhar, isyan bölgesini gezdikten sonra aleme aldığı "Ararat Eteklerinde" başlıklı yazı dizisinde isyancıları ırkçı-medenileştirici bir söylemle tasvir eder:

Bunlar-tarihin şehadeti ile sabittir ki- Amerika'nın kırmızı derililerinden fazla kabiliyetli oldukları halde ziyadesiyle hunhar ve gaddardırlar... Dessas ve bedii hislerden, medeni temayüllerden tamamiyle mahrumdurlar. Bunlar asırlardan beri ırkımızın başına bela kesilmişlerdir.

...

Rusların idaresi altında-bir kısım insani ve medeni haklardan mahrum tutularak- dağlardan aşağı inmelerine müsaade olunmayan bu mahlukat hakikaten medeni haklardan istifadeye şayan değildir.

...

Siyasi ve medeni teşkilata istinad eden buradaki Türk köylüleri, hükumet ve idare nüfuzunun za'fa uğraması üzerine başkaldıran vahşi Kürt aşiretlerinin önünden ya kaçmışlar yahut Kürtleşmişler de yalnız köylerinin isimlerini bırakmışlar.47

Bunlar (Kürtler) ayrıkotu gibi sardıkları toprakta intişar eder fakat bastıkları yere zarar verir mahluklardır. Birçok yerlere hastalık sirayet eder gibi sonradan yerleşmiş ve asli ahalisini-aşiret teşkilatındaki kuvvet sayesinde-körletmişlerdir.48

Bu Kürtler zahireyi değirmende öğütmeyi bilmezler. ... Bunlarda istiklal ve hürriyet hisleri temelinden mefkut ve ruhları izzet-i nefisten mütecerrittir. Bana bu sözleri söyeyen Kürt delikanlısı buralar Rusların işgaline uğrayınca hicret ederek on dört yaşından on dokuz yalına kadar Gazi Ayıntap'ta yaşamış olduğu cihetle biraz insanı andırıyordu. Yoksa bunlar meramlarını, maksatlarını en basit mantıki kıyaslarla yahut en adi misallerle ifadeye kadir değildirler. ...

Bu Kürt kitlesindeki karanlık ruhu, kaba hissiyatı, hunhar temayülatı kırmak mümkün olmadığına kaniim. Bunu uzun bir tekamülden beklemek bunların zaman zaman böyle isyanlar çıkararak yahut memlekette asayişi bozarak veyahut hırsızlık ederek hükümetin daima meşgul olmasına halkın mütemadiyen mutarrız (sic) olmasına sebep olur.49 (link eklendi)

46 "Temizlik başladı: Zeylan deresindekiler tamamen imha edildi," Cumhuriyet, 13 Temmuz 1930, s. 4.

47 Yusuf Mazhar, "Ararat Eteklerinde," Cumhuriyet, 18 Ağustos 1930, s. 3.

48 A.g.m., 19 Ağustos 1930, s. 3.

49 A.g.m., 20 Ağustos 1930, s. 3.




Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 243-244.

August 8, 2008

Soyadı Kanunu ve Türkleştirme Politikaları [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

1934 tarihli Soyadı Kanunu Layihası, soyadının milli kimliğin bir nişanesi olduğunu belirterek, soyadının varlığını bir medenilik işareti olarak değerlendirmektedir. Gelen kuruldaki görüşmelerde en çok vurgulanan husus, soyadlarının Türklüğün göstergesi olması lüzumudur. ...

Kanun her Türk'ün bir soyadı sahibi olmasını zorunlu kılmakta, mevki, resmi makam, aşiret ve yabancı ırka gönderme yapan soy adlarının kullanımını yasaklamaktaydı. Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan Soyadı Nizamnamesi, Arnavutoğlu, Kürtoğlu gibi başka bir milliyete delalet eden, Çerkes Hasanoğlu, Boşnak İbrahimoğlu gibi başka bir milliyetle ilişkili olan soyadlarının kullanımına yasak getirmekteydi. Aynı şekilde, "yan, of, ef, viç, iç, is, dis, pulos, aki, zade, mahdumu, veled ve bin" gibi takıların kullanımı da yasaklanmaktaydı. Yeni alınacak soyadları mutlaka Türkçe'den devşirilecekti.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 236.

August 8, 2008

Tek Parti Dönemi'nde Yapılan Kanunlardaki Irk Ayrımcılığı Örnekleri [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

1924 Anayasası'nın 88. maddesinde Türk vatandaşı olma ile Türk olma arasında yapılan ayırım bu dönemde çıkarılan hemen tüm kanunlarda gözetilmiştir. Nitekim bu anayasanın 92. maddesi, devlet memuru olabilmeyi "siyasi haklara sahip olan her Türk'e" (Türk vatandaşına değil) vermiş, dolayısıyla Türk vatandaşı olup Türk olmayan azınlıklar devlet memuru olma haklarını yitirmişlerdir. Buna paralel olarak, 18 Mart 1926 tarihinde kabul edilen 788 sayılı Memurin Kanunu'nun dördüncü maddesi Türk olmayı memur olabilmenin şartları arasında zikretmiştir. Keza, 24 Ocak 1924 tarihinde çıkarıln Eczaneler ve Eczacılar Hakkında Kanun'un 1. maddesi, eczane açma şartları arasında "Türk bulunma"yı da zikretmekte, böylece azınlıkların eczane açma hakları da kaldırılmış olmaktaydı. Aynı şekilde 11 Nisan 1928 tarihli Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarz-ı İcrasına Dair Kanun'un 1. maddesi de Türkiye'de doktorluk yapabilmeyi Türk olma şartına bağlamaktaydı. Şirketlerin muhasebelerini ve ticari yazışmalarını Türkçe tutmalarını zorunlu kılan 805 sayılı, İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun, sanayi kurumlarındaki tüm çalışanların Türk olması şartını getiren 28 Mayıs 1927 tarihli, 1055 sayılı Teşvik-i Sanayi Kanunu, yabancı sigorta şirketlerinde, müdür ve genel vekiller dışındaki tüm çalışanların Türk olmasını zorunlu kılan 25 Haziran 1927 tarih ve 1149 sayılı Sigortacılığın ve Sigorta Şirketlerinin Teftiş ve Murakabesi Hakkında Kanun, yabancı uyrukluların bazı meslek ve zanaat dallarında çalışmalarını yasaklayan ve özellikle İstanbul'daki Beyaz Ruslar ile oturma iznine sahip Yunanistan vatandaşı Rumları hedef alan 4 Haziran 1932 tarihli, Türkiye'de Türk Vatandaşlarına Tahsis Edilen Sanat ve Hizmetler Hakkında Kanun hukuk metinlerine yansıyan Türkleştirme amaçlı adımlardı.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 234-235.

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca