derinsular.com
Derin Sular: Kitap
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

Batılılaşma Kategorisinde Yayınlanan Son Yazılar

November 10, 2008

Yeni Asker Selamı [Atay]

Çankaya: Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Tenkitlerini hoş görmeyen üstlerince Selanik'te 38'inci piyade alayı komutanlığına tayin edilmesi de mesleğinde ciddi bir adım olmuştur. ...

... Tabii bir kurmay kolağasının böyle bir alay komutalığına getirilmesi bütün komutanları şaşırtmıştır.

Bir gün sonra alay komutan vekilinin alayı teslim almak üzere geleceği haber verildi. Alay kışla meydanında teftiş durumuna girdi. ... Mustafa Kemal Bey alaya yaklaşınca gür bir sesle:

- Merhaba asker, dedi.

O tarihlerde yoklama ve teftişlerde komutanlar askere:

- Selamün aleyküm... derler, asker de:

- Aleyküm selam... diye cevap verirdi. Alışmadığı bu tek kelimelik selam karşısında asker biraz irkildikten sonra aynı kelime ile cevap verdi. İşte o tarihten sonradır ki orduya bu tek kelime ile selam usülü girmiştir.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 67-68.

November 9, 2008

"Ne Diye Bu Tuhaf Başlığı Giyersiniz?" [Atay]

Çankaya: Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Mustafa Kemal 1910'da bir ara Fransa'da Picardi manevralarına gitti. Topçu Rıza Paşa ve Ali Fethi ile beraberdi. Her akşam harita üzerinde ertesi günkü hareketler üzerine tahminlerde bulunulurmuş. Mustafa Kemal sıkılgan mizaçlı idi. İyice açılıp konuşabilmesi için bu sıkılganlığı giderecek kadar sinirlenmeli, ya bir görev heyecanı doğmalı yahut içki ile silkinmeli idi. Fransızcası da serbestçe konuşabilecek kadar kuvvetli olmamıştı. Mustafa Kemal kalpaklı Osmanlı subaylarını kendilerinden bile saymıyan, parlak üniformalı, iddialı ve gururlu yabancılara biraz ürkerek yaklaşmış, yavaş yavaş farkına varmış ki bir çokları hayli basittirler. İtici ve uzaklaştırıcı dekorun altındaki zaafı sezince kendine cesaret geldi. Bir defasında arka arkaya iki üç konyak içerek haritaya yaklaştı. Biraz kendi, biraz arkadaş yardımı ile ertesi günkü hareketler üzerine tahminlerini söyledi ve hareketleri takip etmek için en iyi yerin onlar tarafından seçilen yer olmadığını ileri sürdü. Yukardan şöyle bakıştılar ve dağıldılar. Ertesi gün Mustafa Kemal hak kazandı. Sofrada yanına bir miralay düştü. Bir aralık ona dedi ki:

— Dün akşam sizin dediğiniz herkesinkinden doğru idi, fakat...

Bir şey söylemekle söylememek arasında duraklama geçirdikten sonra Mustafa Kemal'in başını göstererek:

— Ne diye bu tuhaf başlığı giyersiniz, başınızda bu oldukça kafanıza kimse itibar etmez, der.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 67.

November 4, 2008

Mustafa Kemal'in Şam'a Tayini [Atay]

Çankaya: Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Mustafa Kemal Şam'a 5 Şubat 1905'te tayin edilmişti. Hemen gitmeli idi. Deniz yolu ile Beyrut'a varınca arkadaşları ile buluştu. Beyrut, İstanbul gibi, İzmir ve Selanik gibi, hıristiyan ve yabancılı olduğu için yaşanabilecek dört Osmanlı şehrinden biri idi. Tanzimat'tan beri hıristiyanlar şeriatçı idare baskısından kurtulduklarından tam batıkârı bir ömür sürüyorlardı.

...

Bir akşam [Şam'da] evinde dönüyordu. Bir sokaktan geçerken kulağına mızıka sesi geldi. Ses gelen tarafa doğru yürüdü. Bu, pencereleri kağıtla kapanmış bir kahve idi. Kapısını hafifçe araladı. Hicaz demiryolunda çalışan İtalyan işçileri, karıları ve kızları ile mandolin çalıyorlar türkü söylüyorlar, şarap içiyorlar ve oynuyorlardı. Hepsi işçi kılığında idiler. Derin bir iç çekişi ile baktı. Hayat, bu kağıtla örtülü pencerelerin arkasında, lamba isi ve tütün dumanı arasından güç seçilen bu insanların neşesinde idi. Hemen girip içlerine katılacaktı ama, bir esvabına bir kalabalığa baktı, yapamadı, ertesi günü bir işçi esvabı satın alarak ara sıra bu kahveye gelmeyi, onların eğlence ve şarkılarından canlanmayı adet etti.

Mustafa Kemal'e göre de her şey hürriyete kavuşmaya bağlı idi. Askerlik görevini yapmakla beraber bir andan da siyasi çalışmalara ve telkinlere başlamıştır.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 42-43.

November 1, 2008

Mustafa Kemal'in Kafası, Zevki ve Devrimler [Atay]

Çankaya: Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Çocukluğunu ve gençliğini yakından bilen Kılıçoğlu Hakkı bana yazdığı mektupta der ki: "Ailece pek yakındır. Zübeyde Mollayı ikinci defa kocaya veren benim büyük kaynatam Şeyh Rıfat Efendidir. Mustafa Kemal tatilllerde Selanik'te sılaya geldiği vakit büyük kaynatamın tekkesine gelir, ayin günlerinde dervişler halkasına katılarak, huuuu huuu, diye kan ter içinde kalıncaya kadar döner, dururmuş."

Bunu öğrenmenin büyük faydası vardır. Mustafa Kemal yalnız Rumeli folklor türkülerini may sesi ile güzel ve tatlı söylemekle kalmaz, klasik alaturka musiki makamlarını da bilirdi. Kafaca batı musikisine inanmış, zevkçe alaturkaya bağlı kalmıştı. Devrimciliği yıllarında her işte olduğu gibi zevkince değil, kafasınca giderek, milli eğitimde yalnız batı musikisi öğretimi yaptırmıştır.

Gene bu tatil gidişlerinde Selanik'te vals etmeği de öğrenmişti. "Bir kurmay dans etmesini bilmelidir", derdi.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 32-33.

October 29, 2008

Cumhuriyet Dönemi Öncesinde Batılı Kıyafetler [Atay]

Çankaya: Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Batı'nın pençesinden kurtulmak için girişilen reformları medrese ve cami asla benimsememiş, halk yığınları da onların manevi hakimiyeti altında olduğu için, batı medeniyetçiliği pek küçük bir azınlığın malı olmuştur. Daha yirminci yüzyıl başkarında bile ancak İstanbul, Selanik ve Beyrut gibi frenkli ve hıristiyanlı şehirlerde kravatlı ve Avrupa giyimli Türklere rastlanırdı. Taşralarda sivil ve asker idare adamları ile halk arasındaki fark, sömürgelerdeki koloni adamları ile yerli'ler arasındaki farkı andırırdı.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 28-29.

October 28, 2008

Büyük Petro [Atay]

Çankaya: Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Büyük Petro Rusya'yı batı medeniyet düzeni içine sokmuştur.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 23.

August 23, 2008

Şapka Kanunu ve Nureddin Paşa [Bozkurt]

Atatürk İhtilali, Mahmut Esat Bozkurt:

Şapka kanunu, Millet Meclisinden çıkacağı gün tek karşı koyan olarak kürsüde merhum Nureddin Paşa göründü. Yersiz olarak Anayasayı ileri sürdü. Türklerin hürriyetinden bahsetti. Zorla şapka giydirmenin bu prensibe karşı saldırı olduğunu söyledi. Paşa farkına varmadan -farkına vararak diyemeyeceğim, çünkü verilecek hüküm ağır olur-, Cumhuriyet Anayasasını, demagojisine ve kaytaklığa (gericiliğe) vasıta yapmış oluyordu. Kendisine gereken cevaplar verildi.

Örneğin; bu gün bir vatandaş hürüm diyerek; ceketi, yeleğini giyer ve iç donuyla pantolonsuz sokağa çıkamaz. Yaparsa deli diye tımarhaneye koyarlar.

Hürüm diye sokağa kimse tüküremez. Belediye ceza alır. Çünkü hastalık yayar.

Vapurlarda, trenlerde hürüm diye pijamalarla gezilemez, Çünkü zamanımızda ayıptır.

Milli zeybek elbisesiyle bile gezmek yasaktır. Çünkü eşkıyalığı tahrik eder mahiyette görülmektedir.

İşte, fes de bunlar gibiydi. Hatta dayandığı zihniyet bakımından bunlardan da fena. Bunun için yasak edildi.

Avrupa'ya gidenler çok iyi bilirler; fesli bir Şarklının arkasından halk kahkahalarla güler, çocuklar ardı sıra koşar. Uzağa gitmeye ne hacet, biz fesi atalı şurada kısa bir süre oluyor. Bu gün fesli bir Mısırlı'yı gördüğümüz zaman ne kadar tuhaf, gülünç bir manzara ile karşılaşmış bulunuyoruz?

Demek ki yalniz sakat bir zihniyet yere vurulmadı. Böylece gülünç olmaktan da kurtulduk!

Bozkurt, Mahmut Esat. [1940] 1995. Atatürk İhtilali. İstanbul: Kaynak Yayınları. 119-120.

August 22, 2008

Şapka Giymenin Türk Milleti Hesabına Musul'un Fethinden Üstün Oluşu [Bozkurt]

Atatürk İhtilali, Mahmut Esat Bozkurt:

Gerçi fes giymek bir mesele değildir. Fakat mesele fese bir kutsallık veren, onu çıkarıp atmayı, mukaddesata hakaret sayan zihniyettedir. Şapka giymek, işte böyle sakat bir zihniyeti yerlere, çamurlara çalmak için gerekliydi ve gereklidir. Bu zihniyet kaldıkça, bir nevi Hotantolar fetişizmi olan bu anlayış devam edip gittikçe, hiçbir şey yapılamazdı. Şapka giymekle, ilerlemelere mani olan bu kara engel söküldü, yıkıldı, yerin dibine geçirildi. Büyük yürüyüş yolları açıldı.

Atatürk bir gün, lütfen, bu husustaki fikrimi sormuşlardı.

O sırada Musul işi, aleyhimizde sonuçlandığı için, rahmetli hayli sıkıntılı idi.

Şu cevabı vermek cesaretinde bulundum:

"Şapka giymek, bu millet hesabına bir Musul fethinden üstündür!" Atatürk hafifçe gülümsediler. Ve başlarını birkaç defa eğerek beni taltif ettiler.

Bozkurt, Mahmut Esat. [1940] 1995. Atatürk İhtilali. İstanbul: Kaynak Yayınları. 118-119.

August 22, 2008

Bütün İlerlemelerin Başında Şapka Giymek Mi Gelir? [Bozkurt]

Atatürk İhtilali, Mahmut Esat Bozkurt:

Şapka, Medeni Kanun vs. bunlar ilan edilen yeni Türk rejiminin gerekimleridir.

Şapka giymek ne demek? Bütün ilerlemelerin başında bu mu gelir?

Evet ve bunda hiç şüphe edilmemelidir.

Bozkurt, Mahmut Esat. [1940] 1995. Atatürk İhtilali. İstanbul: Kaynak Yayınları. 118.

August 11, 2008

Ankara'da Hıristiyanlığı Benimseme Müzakereleri [Yıldız]

"Ne Mutlu Türküm Diyebilene", Ahmet Yıldız:

Aslında Kemalist seçkinler, İslamı gelişmeye engel görmüş, hatta aralarından resmi din olarak Hıristiyanlığı benimsemek gerektiğini savunanlar bile çıkmıştır. Milli Mücadele komutanlarından Kazım Karabekir hatıralarında şu anekdota yer verir: "18 Temmuz 1923'te, Ankara istasyonundaki binada Teşkilat-ı Esasiyenin tadili müzakeresinde vaziyet tamamiyle aydınlandı. Teşkilat-ı Esasiyede yapılmasını muvafık gördükleri tadillerin ikinci günü müzakeresiymiş. Bana haber verilmemişti. Bugün ben tesadüfen hazır bulundum. ...

Ben geldiğim sıradam Tevfik Rüştü Bey konuşuyordu: 'Ben kanaatimi millet kürsüsünden de haykırırım. Kimseden korkmam... Teşkilat-ı Esasiyemizde dinimiz apaçık yazılmalıdır' diyordu.

Ben söz aldım ve sordum: 'Teşkilat-ı Esasiye'de dinimizin İslam olduğu yazılıdır. Tevfik Rüştü Bey, hangi kanaati haykıracaksın?.. Hristiyanlığı mı?'

Mahmut Esat Bey söz aldı ve sertçe cevap verdi: 'Evet Hristiyanlığı... Çünkü İslamlık terakkiye manidir. Bu dinle yürünmez, mahvoluruz. Ve bize de kimse ehemmiyet vermez' dedi.

Ben söz alarak dedim ki: 'İslamlığın terakkiye mani olduğu Avrupalıların uydurmasıdır. Bu meseleyi istediğiniz kadar münakaşa edebilriiz. fakat münakaşaya tahammülü olmayan bir mesele varsa, din değiştirmek gayretidir. Netice: İslam kalırsak mahvolmayız, fakat din değiştirme oyunuyla bizi kolay mahvedebilirler...

Fethi Bey söz alarak bana gayet sert, katı cevap verdi: 'Evet Karabekir... Türkler İslamlığı kabul ettiklerinden böyle kaldırlar. Ve İslam kaldıkça da bu halde kalmaya mahkumdurlar. Bunun için İslam kalmayacağız' dedi.

Ben de aynı sertlikle şu cevabı verdim: 'Fethi bey, bu yabancı fikri şiddetle reddederim. Geri kalmaklığımıza amil olan şey bir değildir. Fütuhatçılık, temsil (asimilasyon) kuvveti göstererememek, Avrupa'nın ilim ve irfan cephesiyle temassızlık, idarede istibdat gibi mühim sebepler vardır. Aynı yanlışlıkları yapan Hristiyan devletlerin de yıkılıp gittiğini bilmez değilsiniz...

Mustafa Kemal Paşa'ya hitaben şöyle devam ettim: "Paşam, maddi cephemiz zaten zayıftır, güvenebileceğimiz manevi cephemizi de düşmanlarımızın yaldızlı propagandasına kurban edersek, dayanabileceğimiz ne kalır? Bizi silah kuvvetiyle parçalayamayan düşmanlarımız, görüyorum ki, bizi fikir kuvvetiyle mahvedecekler. Buna müsaade edecek misiniz? Siz ki milllete karşı, bizi bu hale getiren belanın istibdat olduğunu, zaferden sonra milletin tamamiyle iradesine hakim olarak yürüyebileceğini millet kürsüsünden dahi defalarca haykırdınız. Millet Meclisini tekbirler, salatlar arasında açtınız, İslamlığın en yüksek bir din olduğunu hutbelerde ilan ettiniz. Hepimiz aynı iman ve kanaatle aynı yolda yürüdük. Şimdi ne yüzle ve ne hakla bir kanlı maceraya atılacağız?' dedim.

Mustafa Kemal Paşa sözümü burada keserek dedi ki: 'Müzakereler çok hararetlendi, burada kesiyorum.' Aktaran Ahmet Kabaklı, "Misak-ı Milliye Son Bakış," Türk Edebiyatı, Mart 1988, ss. 8-9.



Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. "Ne Mutlu Türküm Diyebilene": Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 273-274.

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca