June 19, 2008
Zihniyet ve Yedi Temel Davranış Tarzı [Mahçupyan]
Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:
Robert Blake ve arkadaşlan 1950'lerde giderek genişleyen bir çevre oluşturuyorlar. Bunların geliştirdiği yöntemler günümüzde tıpta ve pedagojide de sıkça kullanılıyor. 20. yüzyılın en önemli sosyal psikologlarından Türk asıllı Muzaffer Şerif de bu grubun içindeydi ve çok önemli deneyler yaptı. Bu insanların çalışmalarından çıkan temel bulguyu şöyle özetleyebiliriz: Herhangi bir insanın, herhangi bir durum karşısında ürettiği yedi temel davranış var. Mesela biz şurada otururken birisi geliyor, "Adanın öteki ucu yanıyor" diyor. Şimdi bizim bu durum karşısında sergileyeceğimiz yedi davranışımız var. "Merak etme bir şey olmaz," "Aman bana ne," "Vay anasını, şimdi oradan bir yer alsak," "Tamam sen şimdi git şuraya telefon et," "Bekle geliyorum" gibi davranış kalıpları bunlar... Ama bunların her birisi kendi içinde tutarlı bir dünyaya bakış biçimi aslında. Bu araştırmalardan çıkan sonuç bu... Herhangi bir tekil durumda takındığımız tekil bir tutumla biz aslında iç tutarlılığı olan bir dünya görüşünün içinde o şekilde davranmış oluyoruz. Mesela az önce dile getirdiğimiz örnek olayda birisi eğer kayıtsız kalıyorsa, "Bu dünyada hiçbir şey için böyle koşuşturmaya değmez" diye düşünüyordur. Blake ve arkadaşlan bunun gibi yedi temel davranış tarzı olduğunu keşfettiler.Bunun sonucunda da şöyle bir bulguya ulaşıldı: İnsanoğlunun hayatının ilk iki üç yılında bu davranış biçimlerinden bazılarını çocuk benimsiyor ve onlan öğreniyor. İki üç yaşına kadar olan deneyimleri onu zihniyet açısından belli bir noktaya getiriyor. Öğrenme süreci sonucunda kişi, bir yetişkin olduğunda ise herkes en az iki zihnî tavır sergiliyor. Tek bir zihnî tavır sergilemek mümkün değil. Tabii teorik olarak mümkün ama uygulamada öyle bir insan yok. Gerçek insanlar en az iki ama bazen dört veya beş zihnî tarzı yani dünya görüşünü bir araya getiriyorlar ya da değişik durumlarda farklı zihniyet tarzları kullanıyorlar. Belirli durumlar, belirli bir zihniyet yapısı yani dünya görüşüyle değerlendiriliyor ama bazı başka durumlar başka bir zihnî tarzla, dünya görüşüyle yargılanıyor. Bu araştırmalar gösteriyor ki bir zihniyetten diğerine geçiş, olumlu veya olumsuz endişelerle ilgili. Kendinizi ne kadar streste hissediyorsanız, olumlu veya olumsuz anlamda endişe, kaygı duyuyorsanız o kadar hızlı bir şekilde bir zihniyetten diğerine geçiyorsunuz. ...
Bu yedi tarz, dörtlü ve üçlü olarak iki gruba ayrılabilir gözüküyor. Üçlü grubun içinde dış dünyaya bir şey öneren herhangi bir tarz yok. Mesela kayıtsızlık böyle bir şey... Kayıtsız olan kişi, başkalarına da "Kayıtsız ol" demiyor, çünkü o zaten kayıtsız. Başkalarını memnun etmek istiyorsanız, o memnun etmek istediğiniz şahsa "Sen de başkalannı memnun et" demiyorsunuz. Oportünistçe davranan bir kişi de diğerlerine "Sen de oportünistçe davran" demiyor, çünkü diğerleri öyle davranırsa kendisinin oportünist tarzıyla başarılı olması zorlaşır.
Bu üç tarz aslında adaptasyona yönelik tarzlar ve benim terminolojimle "kurucu tarzlar" değiller. Yani dışlarındaki gerçeklikle ilgili bir şey kurmuyorlar. Ama diğer dört tarz ki bunlara Robert Blake ve arkadaşları çok değişik adlar verdiler, sonuçta da bunun ne kadar sakıncalı olduğunu anladılar. Çünkü değişik kültürlerde değişik adlandırmalar olabilir, bu nedenle ad koyma yerine numaralandırmayi tercih ettiler. Ama bu dört tarz benim kullandığım o dört zihniyete oturuyor.
Bir otoriter yaklaşım var. Bu, kabaca ne istediğini bilen ve karşısındakilerin de kendisi gibi yapmasını isteyen ve kendi görüşünün her zaman doğru olduğunu düşünen bakış tarzı. Bir şeyi bilmiyorsa paniğe kapılan, bir konuda başarısızlığa uğramaktan korkan, başarısızlığa uğramaktansa anormal bir iş yükünü kendi üstüne alan ve diğer insanları sürekli denetlemek isteyen, denetleyemezse rahatsız olan bir insan tipi bu. İkinci bir bakış tarzı; ataerkil yaklaşım. O da doğruların kendisine ait olduğunu düşünüyor ve bir tek kendisinin o doğruları bildiğini düşünüyor fakat başkalarının bunu isteyerek yapmasını bekliyor ve yaptıktan sonra da gelip kendisine teşekkür etmelerini, kendisine olan saygılarını ifade etmelerini tercih ediyor. Herkesin kendine ait bir alanının olduğu ve herkesin biricik olduğunu ve tabii kendi biricikliğinin kimseyle paylaşılmadığını düşünen birisi bu... Bir başkası, rölativist zihniyetli dediğimiz kişi. Aslında doğruların olmadığını, dolayısıyla herkesin kendi yolunda gitmesi gerektiğini düşünen, başarılı olmanın ancak etrafa uyum sağlayarak bir anda popüler davranışlar sergileyerek mümkün olduğunu söyleyen, dengeleri çok kollayan, eskiden birtakım sorunların yaşanmış olduğundan hareketle kendi davranışlarını belirleyen, risk almak istemeyen birisi. Bir de demokrat zihniyet var. Bu da kendi düşüncesini söyleyen ama karşısındakine düşüncesini soran, birlikte çözüm arayan, insanları katılımcılığa yönlendiren bir yaklaşım. Onları ikna yoluyla bir yerlere getirmeye çalışan, bu arada kendisinin de diğerleri tarafından nasıl algılandığını merak eden ve bunu onlara soran bir yaklaşım. Sinerji ve karşılıklı katkının maksimizasyonu üstünden başarı arayan, bundan da zevk alan birisi. Yani bunları bir filozof söylediği için değil, kendisi bundan zevk aldığı için yapıyor. Bu dört tipten her biri kendisinden memnun, hiçbiri bir zaaf içinde olduğunu düşünmüyor.
Ayrıca zihniyet, akılla, zekâyla ya da ahlakla ilişkili değil. Çok otoriter bir adam, çok ahlaklı, çok zeki, çok çalışkan olabiliyor. Demokrat bir insan son derece tembel veya bir katil olabiliyor. Bu da önemli bir nokta... Zihniyet dediğimiz şey esas olarak insanlar arasındaki ilişkide ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bir hırsız çetesi kendi içinde çok demokrat bir tarzda çalışabilir ama yaptığı şey hırsızlık olabilir.
Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 23-27.
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters
