derinsular.com
Derin Sular: Subjektif Ansiklopedi
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

Politika Kategorisinde Yayınlanan Son Yazılar

July 9, 2008

Endoktrinasyon (13): Eğitimin İşlevselliği

Bu yazının duyurusu yapılalı 6 ay olmuş. Artık bir ara yazmak lazım.

Eğitimin İşlevselliği

| Yorumlar (4)

January 14, 2008

Endoktrinasyon (12): Kitlesel Eğitimde Kullanılan Yöntemler

Eğitimin zorunlu ve merkezi kılınması, tektipleştirici yapı adına bir gerek şart durumunda. Ancak bu yapının işlevsel olabilmesi için söz konusu kalıpların şeklinin nasıl belirleneceği ya da öğrencilerin preslenmelerinin ne şekilde gerçekleştirileceği gibi konuların da dikkate alınması gerekiyor. Yeter şarta karşılık geldiği söylenebilecek olan bu operasyonel konular yer yer farklılık gösterebilse de, bu uygulamalara temel teşkil eden prensipleri belli başlıklar altında toplamak mümkün:

Kitlesel Eğitimde Kullanılan Yöntemler


1. Odaklandırma

Odaklandırma, insanların belli konuları gündemlerine almalarını engelleme amacıyla kitlelerin dikkatlerini başka noktalar üzerine yoğunlaştırmalarını sağlama ve diğer konuları mümkün olduğunca gözlerden uzak tutma kaygısıyla gerçekleştirilir. Eğitim kurumlarında bu doğrultuda yapılan bir odaklandırma, bu nedenle, öğrencilere belli şeyleri öğretme değil, öğretmeme esasına dayanır. Müfredat, kitlelere benimsetilmek istenen proseslenmiş yargılara odaklanırken, bu yargılar hakkında şüphe doğurabilecek, sunulan önermeleri sorgulamaya yöneltebilecek ve nihayetinde alternatif bir değer sisteminin de mümkün olabileceğini sezdirebilecek konuları mümkün olduğunca dışarıda bırakır. Öğrenci, böylelikle karşılaştırmalar yapabilmek şöyle dursun, (eğer haklarında nefret uyarmak gerekmiyorsa) diğer yaklaşımların varlıklarından haberdar dahi olmaz.

| Yorumlar (4)

December 18, 2007

Endoktrinasyon (11): Eğitimin Zorunlu ve Merkezi Kılınması

Kitleleri Mao'nun sözünü ettiği türden bir kalıbın içerisine koyarak tektipleştirmek, ancak eğitimin kitleselleştirilmesi ile mümkün olabilir. Kitleleri tek bir kalıpta preslemek suretiyle aynılaştırmayı kaçınılmaz ve olabildiğince sapmasız kılabilmek, araçsallaştırılacak olan eğitimin 'zorunlu' ve 'merkezi' olmasını gerekli kılar. Eğitimin zorunlu olması, herkesin ilgili sürece dahil edilebilmesini mümkün kılarken, merkezi olması ise farklı uygulamaların önüne geçerek tek tip tedrisat ile tektipleştirmeyi kolaylaştırır. Bu uygulamalar, tektipleştirme sürecinin birinci aşaması olarak düşünülebilir.

Zorunlu ve Merkezi Eğitim

Eğitimin küçük yaştaki insanları siyasi iktidarca önemli görülen konularda istenilen şekilde şartlandırması ise, 'kalıpta presleme' işleminin ikinci bölümüne karşılık gelir. Bu bölüm, insanları, eğitimleri sonrasında karşılaşacakları propaganda (ya da halkla ilişkiler) dünyasına hazırlar. Eğitim ile istenilen formasyona sokulan kitleler, bu yeni dünyada kendilerinden beklenen doktor, mühendis ya da öğretmen gibi rollerini oynamaya, ve daha da önemlisi, belli konularla yüz yüze geldiklerinde şartlandırıldıkları şekilde refleks vermeye yatkın duruma gelirler. Eğitim, bu yönüyle ele alındığında, çocukları sonradan gelecek olana hazırlama adına kullanılan bir şartlandırma aracı durumundadır.1

| Yorumlar (5)

November 6, 2007

Endoktrinasyon (10): Kitlesel Eğitim ve Tektipleştirme

Bugüne dek psikoloji alanında gerçekleştirilen çalışmaların sonuçları, insanın, otoriteyi sorgulama noktasında yetersiz, içinde bulunduğu çevre tarafından kolayca şekillendirilmeye müsait ve etrafındaki çoğunluğun doğrularına uyum göstermeye fazlasıyla meyilli bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor. Eğitim bilimcilerin eğitim politikalarının oluşturulması esnasında bu durumu dikkate almalarını beklemek elbette doğal. Zira, insan merkezli her disiplinde olduğu gibi eğitim biliminde de, insanın yapısı ve karakteristik özellikleri hakkındaki önkabuller doğrultusunda varılan 'insan tanımı', söz konusu branşta yapılacak çalışmalara ve uygulamalara temel teşkil eder. Buradan hareketle, eğitimcilerden (özellikle küçük yaşta olan) öğrencileri bu gibi yapısal zayıflıklardan koruma kaygısıyla hareket etmeleri beklenecek olsa da, uygulamalar ne yazık ki bu doğrultuda değil.

Kitlesel Eğitim

Dünyanın farklı yerlerindeki örgün eğitim faaliyetlerine bakıldığında, gerçekleştirilen uygulamaların, değil bireyleri insan olmaktan ileri gelen zayıflıklara karşı korumak, bu gibi zayıflıkları suistimal etmeye odaklandığı görülüyor. Eğitimin, yığınları istenilen kalıplara sokmakta kullanılan politik bir araç haline getirilmesinin daha çok totaliter idarelere mahsus bir durum olduğunun zannedilmesi ise, demokrasilerde de etkin bir şekilde gerçekleştirilen kitlesel endoktrinasyonun göz ardı edilmesine neden oluyor.

| Yorumlar (3)

October 27, 2007

Endoktrinasyon (9): Militarist Endoktrinasyon

Hayatın içerisindeki farklı fakültelere giren insanların, dahil oldukları çevrelerde hakim olan örflere uyum sağlamaya başlıyor ve zamanla o çevrenin normlarını içselleştiriyor olmaları, bu küçük dünyaların zamanla kişilerin kendi evrenleri haline gelmesi sonucunu doğuruyor. Bu özelliklerinden ötürü bir kapsüle de benzetilebilecek olan bu küçük dünyalar, kendi değer yargıları ekseninde içlerindeki insanları yeniden üretiyorlar.

Militarizm (Kaynak: U.S. National Archives)

Bu küçük dünyaların otoriter bir yapıya sahip olmaları durumunda, Milgram ve Zimbardo deneylerinde gözlenen türden acımasızlıklara şahit olmak nisbeten daha muhtemel hale gelir. Bunun nedeni de, yine, insanlarca kimi kurum ve figürlere yüklenen anlamlar nedeniyle ‘insanın insana eziyet ettiği’ acı hadiselerin sıradanlaşabilecek olmasıdır. Hapishaneler, eğitim kurumları, kültleşmiş organizasyonlar ve ordular, örgütsel yapılarında otoritenin önemli bir yeri olması nedeniyle bu türden küçük dünyaların tipik örnekleridir.

| Yorumlar (2)

October 21, 2007

Endoktrinasyon (8): Kore Savaşı (Konu Çalışması)

'Beyin Yıkama' ifadesinin dünyada popülerleşmesi, 1950'li yıllarda Kore Savaşı'nda esir alınan Amerikalı askerlerin Çinliler tarafından sistematik bir şekilde endoktrine edilerek komünistleştirilmesinden sonra oldu. Esir alınan 7190 Amerikan askerinin ne kadarının komünist ideolojiyi benimsediği konusunda net bir bilgi vermek zor olsa da, yapılan muteber değerlendirmelerde, esirlerin yaklaşık üçte ikisinin (farklı seviyelerde de olsa) düşmanla işbirliği içerisine girdiği ortaya kondu.1

Kore Savaşı (Kaynak: U.S. National Archives)

Kore Savaşı esirlerinin komünistleştirilebilmiş olmasında dikkat edilmesi gereken nokta, Çinlilerin Amerikalı askerleri nasıl endoktrine edebilmiş olmalarından ibaret değil. Önceden belli bir şekilde yetiştirilmiş olan kimi askerlerin ülkelerine bağlılık duygularından nasıl uzaklaştırıldıkları, ardından yeni bir anlayışı nasıl benimsedikleri ve herşey sona erdikten sonra tekrar başa dönmelerinin ne derece mümkün olabildiği gibi konular da aynı derecede önemli.

| Yorumlar (3)

October 16, 2007

Endoktrinasyon (7): Asch Deneyi

İnsanların kuşatıcı ve objektif bir dünya/varlık algısına erişmeye gayet etmek yerine kendilerini dar bir çevre içerisine hapsetmeye yönelten sebeplerin hemen hepsi bir şekilde endoktrinasyon merkezli konulara bağlanabilir. Milgram ve Zimbardo deneyleri doğrudan insan davranışlarına odaklanıyor olduğundan, bu deneyler bünyesinde yapılan gözlemlerin farklı yönlerini ele alarak, bireylerin varlık algılarının şekillenişine ışık tutma adına farklı değerlendirmeler yapmak fazlasıyla mümkün. Ancak bütün bu deneylerde özellikle 'otorite' ve 'çevre' vurgusunun öne çıktığı söylenebilir.

Asch Deneyi

Belli şartlar yerine getirildiğinde (çoğu zaman) eğitim seviyelerinden de bağımsız olarak insanların düşüncelerinin ne denli kolay bir şekilde etki altına alınabileceğini gösteren bir diğer çalışma da, Sorokin ve Boldyreff Deneyi olabilir.

| Yorumlar (16)

October 14, 2007

Endoktrinasyon (6): Çevre Etkisi

İnsan, yapısı gereği, içerisinde yaşadığı ortamda hakim olan değer yargılarını (ve bu değer yargıları doğrultusunda oluşmuş olan normları) çoğu zaman farkında dahi olmadan veri kabul eder. Bu durumun doğal bir sonucu olarak da, farklı çevrelerde hakim olan farklı normlarla yüz yüze geldiğinde, bu normların kendisininkilere görece konumlarını göz önüne alır ve değerlendirmelerini ona göre yapar. Buna göre, hayatın bir fakültesinde olağan kabul edilen bir davranış biçimi, bir diğerinde aşırılık olarak görülebilir – ki bu da zaten aşırılık ifadesinin zaten başlı başına görecelilik içeriyor olmasından ötürü son derece doğal.

Çevre Etkisi

Milgram ve Zimbardo deneylerinin bir diğer önemli özelliği de, gerçek hayatın içerisindeki bu farklı fakültelerde hakim olan kimi örfleri simülasyon ortamına aktarmış olmaları. Bu deneylerde yer alan denekler, kendi çevrelerinde 'aşırılık' olarak nitelendirilecek olan kimi uygulamaların olağan karşılandığı yeni bir ortama giriyor, bu yeni ortamın normlarını (farklı seviyelerde de olsa) içselleştirmeye başlıyor ve hatta, çoğu zaman kayıtsız bir içselleştirmenin de ötesine geçerek söz konusu normlara uyum gösterme gayreti içerisinde oluyorlar.

| Yorumlar (0)

October 6, 2007

Endoktrinasyon (5): Zimbardo Deneyi

1961 yılında Yale Üniversitesi'nde gerçekleştirilen Milgram Deneyi'nin ardından, insanların otorite algılarını ve otoriteye itaat etme eğilimlerini açıklayabilme adına başka araştırmalar da yapıldı. Bu araştırmalar arasında dikkat çeken ilk çalışma, 1971 yılında Stanford Üniversitesi'nde gerçekleştirilen hapishane deneyi oldu.

Zimbardo Deneyi

Amerikan Deniz Kuvvetleri tarafından finanse edilen ve psikoloji profesörü Philip Zimbardo tarafından Stanford Üniversitesi'nde yapılan deneyin asıl odaklandığı nokta, askeri hapishanelerde tutuklular ve gardiyanlar arasındaki ilişkilerdi. Ancak, deney esnasında gerek otoriteye boyun eğme konumundaki insanların sergiledikleri tavırlar, gerekse otorite kurma durumunda olanların başvurdukları uygulamalar, (başlangıç itibariyle böyle bir bağ zorunlu olmasa da) Milgram Deneyi'nin bulgularını teyit etti.

| Yorumlar (4)

October 3, 2007

Endoktrinasyon (4): Hannah Arendt ve 'Kötülüğün Sıradanlığı'

Stanley Milgram'ın insan psikolojisi üzerindeki otorite etkisini ölçmek istemesi, idam edilen Nazi Almanyası savaş suçlusu Adolf Eichmann'ın aslında anti-semitik düşüncelere sahip olmayıp, sadece kariyerinde yükselme gayreti içerisinde olan bir asker olduğu yönünde güçlü deliller olmasından ileri geliyordu. Yahudi ırkına karşı herhangi bir kin duymayan bir insanın, sırf üstlerinin emirlerini uygulamak ve böylelikle kariyerinde yükselmek adına onca insanın ölümünden sorumlu olmakta bir mahzur görmemiş olması ihtimali, dünya tarihi boyunca yaşanan onca korkunç hadisenin nedenleri arasında bugüne dek yeterince üzerinde durulmamış çok önemli bir faktör olabileceği anlamına geliyordu.

Kötülüğün Sıradanlığı

Bu tezin doğrulanması durumunda, insanların kendi davranışlarını sorgulama konusundaki gönülsüzlükleri, menfaatlerinin söz konusu olması ya da cesaretsizlikleri nedeniyle yanlışlara rıza göstermeleri gibi önemsiz görünen kimi gerçekliklerin, diktatörlerin yükselişinde ve delice fikirlerinin taban bulmasında belirleyici olabildiği bir dünyadan söz edilmesi gerektiği ortaya çıkacaktı. Sadist dürtülere sahip olmayan sıradan insanların dahi kaba ve acımasız bir ölüm makinesinin ruhsuz dişlileri gibi kullanılabileceği bir dünya ise, bugüne kadar yürütülen varsayımlar doğrultusunda şekillenen dünya konseptinden epey farklıydı.

| Yorumlar (1)

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca