Bireysel Haklar Kategorisinde Yayınlanan Son Yazılar
April 23, 2007
Bireysel Haklar Tarihimiz (15): Sonuç
Hemen her devrimin kendi değerlerini ve bu değerlerin hayata geçirildiği dönemi kutsayarak kendine özgü bir asr-ı saadet konsepti içinde sunmuş olduğu gerçeği, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yılları için de geçerli. Bu nedenle, 20. yüzyıl Türk tarihi resmi kalıpların dayattığı mitolojik sunumdan soyutlandığı ölçüde, kurgu ve gerçeklik arasındaki farklar da belirginlik kazanıyor.

Muzafferlerce yazılan 20. yüzyıl Türk tarihinin göz ardı edilmek istenen gerçekleri belirginlik kazandığında, çok da fazla ayırt edici niteliğe sahip olmayan, tipik bir güç paylaşımı ve dayatma tablosu ortaya çıkıyor. Yapılan değerlendirmelerde bilimsel anlamda herhangi bir hassasiyetin gösterilmeyip, olay ve şahısların hakim kılınmak istenen ideolojiye yakınlıkları ölçüsünde ele alınıp ona göre muamele gördükleri rahatlıkla söylenebilir. Söz konusu döneme ait olan onca olay teker teker derinlemesine incelemeye tabi tutulduğunda, (önceki yazılarda değinilen türden) korkunç hadise ve haksızlıklara rastlanması bu nedenle şaşırtıcı olmaz.
April 17, 2007
Bireysel Haklar Tarihimiz (14): Monokrasi ve Lider Kültü
1925 yılında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılmasıyla birlikte güçlenen Tek Parti-Tek Adam anlayışı, 1930 yılında gerçekleştirilen 'demokrasi deneyi'nin beklenmedik sonuçlarıyla birlikte yeni bir açılım kazandı. Zira, zahiren çok partili gibi görünüp gerçekte güdümlü olarak işleyecek olan bir sistemin sürdürülemeyeceğini gören CHF yönetimi, Serbest Fırka'nın kapatılmasının ardından, Tek Parti sistemini ve hatta Tek Adam anlayışını yücelten söylemini güçlendirdi.

1931 yılı, partinin ideolojisinin tam anlamıyla ortaya çıktığı yıl oldu. Öncekilere göre daha detaylı bir parti programının ortaya konmasıyla Altı Ok konsepti tamamlandı. Bir sonraki 1935 yılı programında kayda değer herhangi bir değişiklik olmadıysa da, partinin prensipler bütününe 'Kamalizm'1 adı verildiği ilk kez orada ifade edildi. Ancak Kamalizm prensiplerinin 'sadece birkaç yıl için değil, geleceği de kapsa[dığının]'2 belirtildiği parti programı, böylelikle totaliterleşme eğilimlerini de açığa çıkardı.
April 9, 2007
Bireysel Haklar Tarihimiz (13): Serbest Fırka
1930 yılında kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın pek çok yönü itibariyle Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'ndan ayrıldığı söylenebilir. Zira TCF, Halk Fırkası'nın ileri gelenlerinden bir kısım vekillerin partiden ayrılarak kurdukları ve ciddi anlamda bir alternatif oluşturabilmiş olması itibariyle gerçek bir muhalefet olarak kendisini ispat etmiş bir partiydi.

Serbest Fırka için aynı şeyi söylemek epey zor. Zira Serbest Fırka, gerek Mustafa Kemal tarafından kur(dur)ulmuş olması, gerekse masa başında tasarlanmış olması itibariyle göstermelik bir muhalefet yapısına sahip.
April 2, 2007
Bireysel Haklar Tarihimiz (12): Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın (TCF) oluşum sürecini Cumhuriyet'in apar topar ve gizlice ilan edilmesiyle başlatmak mümkün. Ancak TCF'nin hikayesini sorunsuz bir şekilde anlamlandırabilmek için, öncelikle Mustafa Kemal'in Cumhuriyet'i neden bu şekilde ilan etme ihtiyacı hissettiği konusunu netleştirmek gerekli. Zira bu gizliliği, kimi milletvekillerinin cumhuriyet rejimine karşıtlığına indirgemek mümkün değil.

23 Nisan 1920 tarihinde açılan meclis, Cumhuriyetin İlanı'na kadar, aşağıdan-yukarıya bir örgütlenmeyle kendi kararlarını alabilen, başbakanı ve bakanları kendi seçebilen bir yapı çerçevesinde faaliyet gösteriyordu. Bir meclis için böyle bir çalışma şekli son derece doğal olsa da, Mustafa Kemal, kendisinin istemediği yönde kararların da çıkabildiği bu meclis yapısını değiştirmek istiyordu. Zira meclis, Cumhuriyetin İlanı'ndan kısa bir süre önce Rauf (Orbay)'ı meclis başkan vekilliğine seçmişti. Bundan rahatsız olan Mustafa Kemal, bu seçimin hükümet adına 'güvensizlik oyu' anlamına geldiğini ve bu nedenle de hükümetin istifa etmesi gerektiğini iddia etti. Hükümetin bu çağrıya uyarak istifa etmesinin ardından, oynadığı oyunun bir sonraki safhasına geçen Mustafa Kemal, kendisine yakın olan milletvekillerine, kurulacak yeni hükümette görev almamalarını tembihledi. Bunun sonucunda da, meclis hükümet seçemez hale gelerek yeni bir çıkmaza girdi.
March 12, 2007
Bireysel Haklar Tarihimiz (11): Cumhuriyetin İlanı
Ali Şükrü Bey'ın katledilmesi, 20. yüzyıl Türk politik hayatını tamamen değiştirecek gelişmelerin ilk adımıydı. Zira Ali Şükrü Bey'in cesedinin bulunmasının hemen ertesi gününde Birinci Grup seçim kararı aldı. Mustafa Kemal, teşkil edilen seçim komitesinden, kendisine güven oyu verilmesini ve yeni milletvekili adaylarını bizzat kendisinin belirlemesini talep etti.

Mustafa Kemal'in bu teklifine seçim komitesi üyelerinden Kazım Karabekir'in, 'Milletin size itimat etmesi tabiidir. Fakat bu itimad onun hukuk-u esasiyesine hakim olmasını icap ettirmez. Böyle bir intihaba [seçime] milli intihab denilmez ve bu tarzda toplanacak Meclise de Millet Meclisi denmez.'1 şeklindeki itirazı başka üyelerce de destek görünce, Mustafa Kemal ısrarlı davranmadı. Ancak aynı komite, milletvekilleri adaylarını nihayetinde yine Mustafa Kemal'in onayıyla belirledi. 'Ben muhalif istemiyorum' diyen Mustafa Kemal'in, sadece kendisine yakın isimleri ve hemen bütün karargah mensuplarını aday göstermesi2 sonucunda, İkinci Grup üç mebus haricinde tamamen tasfiye edildi ve yeni meclisin dışında bırakıldı.
February 25, 2007
Bireysel Haklar Tarihimiz (10): İlk Meclis ve İkinci Grup
Resmi ideolojinin militarist niteliği, milliyetçilik dışındaki ilkelerin de yapılarını ve uygulamaya konuluş şekillerini doğrudan belirledi. Bu açıdan, 'altı ok' konseptindeki her ilkenin, militarizm gölgesinde kavramsallaştığı rahatlıkla söylenebilir. Bu nedenle de, söz konusu ilkelerin analizlerine geçmeden önce, 'altı ok' konseptinin üzerindeki militarizm şemsiyesinin incelenmesi gerekli.

Gücü merkeze alan ve güçlü olanı aynı zamanda haklı da kılan militarist anlayış siyasi hayata hakim olduğu ölçüde, müzakerelerin medeni ölçülerden uzaklaşarak, öfke, kavga ve şiddet eksenli bir yapıya bürünmeleri kaçınılmaz. Güçlü olanın haklı olması, elbette zayıf olanın ortadan kaldırılmış olmasının bir sonucu. Bu militarist yaklaşımın siyasi ortamdaki yansımasının, meşru muhalefeti tehdit olarak algılayan ve halli için fırsat gözeten bir zihniyet olarak belirecek olması ve bunun sonucunda da, siyasi rejimin, çatışmadan galip çıkacak bir tek parti ya da Tek Adam'ın monokrasisine dönüşme eğilimi göstereceği açık.
February 16, 2007
Bireysel Haklar Tarihimiz (9): Cumhuriyet, Kürtler ve Şiddet
Türk resmi ideolojisinin milliyetçilik ilkesi, rejimin konformist ve entegralist hassasiyetlerinin de tesiriyle, herkesin 'eşit' olduğunu vurgulamak yerine, herkesin 'Türk' olduğunu ön plana çıkardı. Ancak belirtmek gerekir ki, bu yaklaşım çerçevesinde, Türk olma konusuna ırki bir önkoşul konmuyor ve kendini Türk olarak tanımlayan herkes (bir tehdit olarak algılanan gayrimüslim nüfus haricinde) herhangi bir ayrımcılığa maruz bırakılmadan Türk kabul ediliyordu.

Bu uygulamayı, farklı1 yapısı nedeniyle diğer ırkçı uygulamalardan ayırt edebilmek için, 'Türklükte eşitlik' (ya da 'Türklükte eşitlenme') olarak nitelendirmek de mümkün. Ancak farklı bir ırka mensup olduğunu düşünen bir insanın, Türklerle herhangi bir alıp veremediği olmasa bile, sırf 'devlet öyle istedi' diye durup dururken kendisini Türk olarak tanımlamaya başlamayacağı açık.
February 15, 2007
Bireysel Haklar Tarihimiz (8): Cumhuriyet ve Militarizm
Tek Parti Dönemi'nde milliyetçilik ilkesinin ırkçı/kafatasçı bir anlayışa sahip olması, Mustafa Kemal'in dönemin düşünce akımlarının tesiri altında kalmış olmasının bir sonucuydu. Zira Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda, Avrupa'da, 'ırkçılık "bilimsel" (!); üstelik de o bilimselliğin en zirvesi addediliyordu'1

Profesyonel bir asker olan Mustafa Kemal, (doğal olarak) bir sosyolog, felsefeci ya da düşünce adamı değildi. Farklı bir uzmanlık alanına sahipti. Gücü ve disiplini merkeze alan bu uzmanlık alanının, kişinin hayat felsefesini şekillendirme konusunda da fazlasıyla belirleyici olduğu muhakkak.
February 14, 2007
Bireysel Haklar Tarihimiz (7): Cumhuriyet ve Milliyetçilik
İttihad ve Terakki Fırkası'nın iktidarda olduğu yıllarda güçlenen Türkçülük akımı, Cumhuriyet yıllarında gerek İslami söyleminden, gerekse çokkültürlü Osmanlı geleneğinden tamamen arındı. O yıllarda yeni bir boyut kazanan Batılılaş(tır)ma süreci doğrultusunda resmi ideolojinin 'milliyetçilik' ilkesine şekil veren Türkçülük düşüncesi, 20. yüzyıl Türk siyasi hayatını derinden etkileyecekti.

Herşeyden önce belirtmek gerekir ki, Cumhuriyet dönemi Türkçülük düşüncesi, ya da altı ok çerçevesinde tanımlandığı şekliyle 'Atatürk Milliyetçiliği', (her ne kadar salt ırk bazlı değerleri sıklıkla yüceltmiş olsa da) Nazi Almanyasında örnekleri görülen türden ırki bir sınıflandırmaya gidebileceğinin imasında dahi bulunmadı. Yapılan, ülkenin her vatandaşını 'Türk' olarak tanımlamak ve herkesten 'Türk' olmasını beklemekti. Buna itiraz edilmediği müddetçe de kişinin herhangi bir hak ihlaline uğraması (bir tehdit olarak algılanan gayrimüslim kesim haricinde) pek muhtemel değildi. Ancak, kendisini Osmanlı kabul etmekle birlikte ırki ya da kültürel anlamda yüzyıllardır 'Türkten başka bir şey' olduğunu düşünmüş olan kimi insanların 'Ben Türk değilim' demeleri durumunda ne yapılacağı konusu bu noktada önem kazanıyordu.
February 13, 2007
Bireysel Haklar Tarihimiz (6): Cumhuriyet
Mutlakiyetten meşrutiyete geçişle birlikte, bireysel haklar adına çok geniş ve önemli bir açılım gerçekleşmişti. Meşrutiyetten cumhuriyete geçiş de benzeri bir hamle olarak algılanmaya fazlasıyla müsait. Zira kavramların içerdikleri manalar, böyle bir algının doğmasını kolaylaştırıyor. Ancak Cumhuriyet döneminde yaşanan gelişmelere bakıldığında, bireysel haklar adına bir ilerlemenin değil, mutlakiyet rejimi uygulamalarına geri dönüşün yaşandığını görüyoruz.

İleri seviyede bir ırkçılığın devlet politikası olarak benimsendiği ve ırkı merkeze alan anlayışın kafatası ölçüm hesapları eşliğinde ders kitaplarına yansıdığı bu dönem, muasırı olan Avrupa faşist yönetimlerinden de etkilenerek tipik bir korporatist anlayış ortaya çıkardı. Auguste Comte'un pozitivizmi, Jean Jacques Rousseau'nun kollektivizmi ve Emile Durkheim'ın sosyoekonomik dayanışmacılığının izlerinin belirgin (ve belirleyici) olduğu bu anlayış, (doğal olarak) son derece çalkantılı (ve yer yer son derece kanlı) yılları da beraberinde getirdi.
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters
