November 30, 2006
Samuel Huntington (7): İslami Diriliş
Samuel Huntington, 20. yüzyılın ilk yarısında hakim olan, 'dinin zamanla yok olup gideceği' şeklindeki düşünceye değinerek, o zamanlar bu düşünceyi sadece dinin yok olmasını isteyenlerin değil, bu duruma üzülenlerin dahi kabul ettiğini ifade ediyor. Bilimin, akılcılığın ve pragmatizmin dini ortadan kaldıracağını, hoşgörülü, rasyonel, pragmatik, ilerlemeci, hümanist ve laik olarak nitelendirilecek yeni bir toplumun ortaya çıkacağını öngören bu görüş, 20. yüzyılın ikinci yarısında geçerliliğini yitirdi. Zira bu dönemde ekonomik ve sosyal anlamda dünya çapında (tahmin edildiği gibi) ciddi bir değişim yaşanmış olsa da, dini inançlar yok olmadı. Aksine, insanların dine dönmeleriyle birlikte, inançların da aynı ölçüde küreselleştiğine ve uyanışa geçtiğine şahit olundu.

Samuel Huntington, yüzyılın ikinci yarısında insanların tekrar dine dönüşüne Gilles Kepel'in 'Tanrı'nın İntikamı' (le revanche de dieu) adını verdiğini belirtiyor. Dine yönelişin, 1970'lerin ortalarından başlayarak her kıtayı, her medeniyeti ve hatta her ülkeyi tesiri altına aldığını belirten Huntington, bu duruma çeşitli örnekler veriyor. 1994 yılında, 25 yaşın altındaki Rusların %30'unun ateizmden Tanrı'ya inanca geçtiklerini söylediklerini, Rusya'da kilise çanlarının tekrar duyulur olduğunu, Orta Asya'da binlerce cami açıldığını belirten Huntington, Soğuk Savaş sonrası dönemde politik ideolojilerin yerine medeniyetlerin belirleyici olduğu bu ortamda, uluslararası ilişkilerin yeni bir nitelik kazandığını ifade ediyor.
İnsanların 'kendi'lerini (self) tanımlamadıkları müddetçe, 'kendi ilgilerini/menfaatlerini' (self-interest) koruma adına rasyonel bir biçimde düşünmelerinin ve rasyonel davranışlar sergileyebilmelerinin mümkün olamayacağını ifade eden Huntington, buradan hareketle, 'ilgi/menfaat merkezli politika' ile 'kimlik' arasındaki bağı nazara veriyor.1 20. yüzyılın ikinci yarısına karşılık gelen bu dönemde, hemen her toplumda, insanların günlük hayatlarında ve çalışma düzenlerinde inancın giderek daha da önemli bir yer edindiğini, hükümetlerin uygulamalarının da bu kaygılar doğrultusunda şekillendiğini belirten Huntington, inançların ile değerlerin (doğal olarak) iç içe geçmiş olan yapısına dikkat çekiyor. Bütün bunlar sonucunda, Huntington'ın George Weigel'den alıntıladığı 'Dünyanın sekülerleşmekten uzaklaşması, 20. yüzyılın son döneminin en baskın sosyal vakalarından biridir' şeklindeki ifadeler, dönemin anlayışının ilginç bir özeti haline geliyor.
İslami Diriliş
Samuel Huntington, dünya nüfusunun en azından beşte birini doğrudan ilgilendirmesi ve tarihin (halen devam eden) bir dönemine damgasını vurmuş olması nedeniyle İslami Diriliş (Islamic Resurgence) ifadesini (tıpkı 'Fransız İhtilali' ya da 'Rus Devrimi' ifadelerinde olduğu gibi) büyük başharflerle yazmayı doğru bulduğunu söylüyor. Mensuplarının İslamiyeti sadece bir din değil, aynı zamanda bir hayat tarzı olarak algıladıklarını belirten Huntington, İslam'ın günümüzde yaşanan problemlere bir 'çözüm' olarak algılandığını da ifade ediyor. Endüstriyelleşmeyi kabul edip Batılılaşmayı reddeden müslüman toplumların, İslamiyeti sadece bir kimlik değil, aynı zamanda bir güç, kalkınma ve umut kaynağı olarak görmeleri sonucunda 'İslam çözümdür' (Islam is the solution) ifadesinin sloganlaşmış olması da bu bakış açısının bir sonucu.2
İslami Diriliş dendiğinde Huntington (olması gerektiği gibi) kuşatıcı bir analiz yapıyor ve İslami toplumların, 'değerlerine yeniden sahip çıkma' süreçlerini sadece politik alana indirgemiyor. İslami Diriliş'in entelektüel, kültürel, sosyal ve politik yönleri olan dünya çapında bir hareket olduğunu belirten Huntington, söz konusu Diriliş'in İslami fundamentalizme indirgenemeyeceğini de ifade ediyor. Zira Huntington'a göre, Diriliş, İslami düşünce adına çok geniş boyutta bir uygulama ve retorik uyanışı anlamına gelirken, fundamentalizm ise, bir bütün olarak ele alınması gereken bu uyanışın politik alandaki bileşenlerinden biri sadece. Huntington, İslami Diriliş'in dünyadan izole olmayan, yayılmacı bir niteliğe sahip olduğunu belirtmesine rağmen, fundamentalizm konusunu bu bütünden sağlıklı bir şekilde ayrıştırmış olmasının verdiği rahatlıkla, Diriliş'in aşırılık (extremism) içermediğini dahi ifade edebiliyor - ki bu günümüzde pek çok Batılı analizcide göremediğimiz bir durum.
Bu yaklaşım, doğal olarak, fundamentalizme indirgenmeyen 'İslami Diriliş'in entelektüel, kültürel ve sosyal alanda körüklediği değişim' ile neyin kast edildiği sorusunu akla getiriyor. Huntington bu noktada Georgetown Üniversitesi'nde görev yapan Uluslararası İlişkiler ve İslami Çalışmalar profesörü John L. Esposito'nun 'İslami Tehdit: Mit mi Gerçek mi?' adlı kitabından bir alıntı yapıyor.
Esposito, müslüman ülkelerde İslami yayınların, camiye gidenlerin, oruç tutanların, namaz kılanların, alkolden uzak duranların sayısının artmakta olduğunu, İslami değerlere ve giyim tarzına artık daha çok önem verildiğini, sufizmin yeniden canlanmakta olduğunu nazara veriyor. Bütün bunların İslami değerlere sahip çıkan hükümetlerin iktidara gelmesine de yardımcı olduğunu ifade eden Esposito, bu tür gelişmelerin Tunus ve Türkiye gibi 'seküler' ülkelerde (diğerlerinden farklı olarak) hükümet ve yöneticilerin (rulers) İslami konularda eskisinden de endişeli bir tavır takındıklarını da belirtmeyi de ihmal etmiyor.
Huntington'ın bu konuda görüşlerine yer verdiği bir diğer isim de, Sudan'lı lider Hasan el Turabi. Turabi, İslami Diriliş'in ne kişisel dindarlıktan ne de entelektüel, kültürel ya da politik bir hareketten ibaret olmayıp, bütün bunları içine alan, toplumun baştan aşağı yeniden yapılandırılmasını öngören çok daha geniş kapsamlı bir uyanış olduğunu belirtiyor. Kendisinin bu sözlerinden hareket eden Huntington da, 20. yüzyıl sonlarında yaşanan İslami Direniş'in müslüman ülkelerin politik hayatına olan etkisini göz ardı etmenin, 16. yüzyıl sonunda Protestan Devrimi'nin Avrupa politikaları üzerindeki etkisini göz ardı etmeye benzeyeceğini söylüyor.3
İslami Diriliş ve Türkiye
Huntington, Hıristiyan, Müslüman, Musevi, Hindu, Budist ve Ortodoks toplumlarda inançlara yönelik adanmışlığın arttığını, bunun dünyanın hemen her ülkesinde gözlendiğini belirtiyor. Bu elbette yorumdan bağımsız olan, sosyal bir gerçeklik. Ancak bu gerçekliğin önemli bir boyutu daha var ki, o da, 20. yüzyıl sonlarında gerçekleşen 'Tanrı'nın İntikamı'nın, yerel olmayan, dahası her haliyle küresel bir anlam ifade eden bir gerçeklik olması.
Ancak, halen devam eden ve bütün dünyanın 'küresel boyutta' yaşanan bir trend olarak algıladığı bu süreç, Türkiye'de başından bu yana tamamen yerel kalıplar çerçevesinde tanımlanmaya çalışılıyor. Bu durum da, hakim rejimin değil siyasi, sosyal trendleri bile 'Cumhuriyet ve düşmanları' ekseninde tanımlıyor olmasının bir sonucu.
Kapalı bir toplumu öngören, Açık Toplum'un gereklerinin herbirini de, rejimin ideolojisinin bekasına(!) yönelik birer tehlike olarak algılayan bu yaklaşım, çoğu zaman dünyanın geri kalanından kopuk bir şekilde kendi hayali cennetinde yaşamaya çalışıyor ve bunun artık mümkün olamayacağını her hissettiğinde yeni bir 'varolma savaşı' başlatıyor. Bütün bunlardan ötürü de, her toplumun zaman içerisinde yaşadığı küçük ve sıradan doğal değişimler dahi, Türkiye'de 'rejime muhalefet' olarak algılanabiliyor. Sonuç olarak da, ister istemez değişmek zorunda olan (daha da doğru bir ifadeyle, 'değişmiş olan') bir toplumun 1930'larda donmuş olan bir ideolojinin kalıplarına sığamaması sonucunda yaşanan sancılar Türkiye'nin siyaset gündemini belirliyor.
1 İnançlar, 'Ben kimim?', 'Nereye aitim?' gibi kimlik ile ilgili sorulara verilecek yanıtları önemli ölçüde şekillendiriyor. Sahip çıkılan inançlar ve bu inançların öngördüğü değerlerle oluşan kimliklerin, ilgi/menfaat (interest) merkezli yaklaşımları da doğrudan belirliyor olması sonucunda, farklı değer ve önceliklere sahip olan medeniyetler ekseninde şekillenen bir uluslararası politik alan ortaya çıkıyor.
2 Türkiye'de bir dönem popüler olan 'Huzur İslamda' ifadesi de, aynı çerçevede değerlendirilerek, huzur bulamayan bir toplumun çözümü İslam dininde görmesi olarak açıklanabilir.
3 Huntington'ın bu benzetmesinin ne kadar önemli olduğu gelecekte çok daha net bir şekilde anlaşılacak.
SAMUEL HUNTINGTON
Samuel Huntington (1): Medeniyetler Çatışması?
Samuel Huntington (2): Medeniyetler Bazında Ülkeler
Samuel Huntington (3): Kararsız Ülkeler
Samuel Huntington (4): Kemalizm ve Batılılaşma
Samuel Huntington (5): Kemalizm ve Başörtüsü
Samuel Huntington (6): Kemalist Devrimler
Samuel Huntington (7): İslami Diriliş
Samuel Huntington (8): Merkezsiz İslam Medeniyeti
Samuel Huntington (9): Diğer Konular
Samuel Huntington (10): Sonuç
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Eğitim
- Ekonomi
- Göze Çarpanlar
- Kısa Kısa
- Politika
- Resmi İdeoloji
- Röportaj
- Medya Defteri
- Alt Beyin
- Deep Waters

Yorum Gönder