August 7, 2006
Demokrasi (6): Sonuç
Politik teorilerin inşa edilmeleri esnasında temel alınan 'çıkış noktaları', öngörülen sistemin niteliği konusunda (doğal olarak) ciddi bir belirleyiciliğe sahip oluyor. Teorisyenin paradigmaları ya da ilgili dönemdeki toplumsal taleplerin niteliği kadar, 'hangi problemin çözülmek istendiği' konusuyla da ilgili olan bu durum, söz konusu sistemin reflekslerinin de aynı 'çıkış noktaları' doğrultusunda oluşacak olması nedeniyle önemli.

Çoğunluktan 'yola çıkarak' tesis edilen demokrasilerde yürürlüğe konan pek çok uygulamaya 'Halk böyle istedi' gerekçesiyle meşruiyet kazandırılması, bu tip siyasal yapılanmalarda çoğunluğa dahil olmayanların bireysel haklarının (liberal demokrasi anlayışında olduğu gibi) 'ayrıca' tanımlanıp korunma altına alınmasını kaçınılmaz kılıyor. Böyle bir anlayış, düşünce özgürlüğü önündeki engelleri önemli ölçüde kaldırsa dahi, bireysel haklar adına kuşatıcı bir yapı ortaya koyamıyor.
Özgürlüklerin hakim kılınabilmesi için, çıkış noktası 'çoğunluğun oyu' değil, 'bireysel haklar' olan ve anlayışını bu temelden inşa eden bir politik yapı gerekli. Bu nedenle de, Cumhuriyet anlayışı, 'insanlara ait olan' bir rejim düşüncesinden yola çıkması ve öngördüğü sistemi bu çıkış noktasından örgülemeye başlaması nedeniyle demokrasiye nazaran çok daha sağlam bir zemin sunuyor.1 Böyle bir yapı içerisinde, felsefesi itibariyle tamamen farklı reflekslere sahip olan devlet de, çoğunluğun iradesinin tecelligahı değil, bireysel hakların koruyucusu konumunda oluyor.
Amerika Birleşik Devletleri'ni kuran kadronun öngördüğü (ve günümüz itibariyle epey uzaklaşılmış olan) sistemin bu türden bir cumhuriyet düşüncesine çok yakın olduğu söylenebilir. Demokrasi anlayışına çok sert eleştiriler getiren John Adams'ın şu sözleri bu duruma net bir örnek olabilir: 'Bir bireyi demokrasideki çoğunluğa karşı savunmak, monarşideki bir krala karşı savunmak kadar gereklidir.'
Özgürlüklerin çoğunluğun insafında olmasının bireysel haklar adına ne gibi bir tehlike oluşturduğu konusuna örnek olarak Türkiye'de zaman zaman türban konusuna çözüm olarak önerilen 'referandum' uygulaması incelenebilir. Referandum, gerçekten de demokrasi anlayışı çerçevesinde son derece doğal karşılanması gereken bir uygulama. Ancak Türkiye'de devlete hakim olan güçler demokrat (bile) olmadıkları ve temelde kendi ideolojilerini - ister bir çoğunluğa isterse de bir azınlığa karşı olsun - bir şekilde hakim kılabilme kaygısıyla hareket ettikler için, bu konuda bir referanduma gidilmesini istemiyorlar. Ancak, türban ya da benzeri bir konunun referanduma götürülmesini, özgürlük çerçevesinde açıklayabilmek çok zor.
Şöyle ki, 'insanlara ait olan' özgür bir cumhuriyette, böyle bir konu devletin ya da insanların gündemine alınamaz. Çünkü sayıları belli bir çoğunluğa karşılık gelen insanların, (bu çoğunluğun oranı ne olursa olsun) başkalarına kişisel tercihlerini hayata geçirme ya da geçirmeme hakkı tanımaları söz konusu olamaz. Bu basit örnek, demokrasi ve cumhuriyet anlayışlarının devlet ekseninde toplumsal hayata yansımalarına güzel bir örnek olabilir. Çünkü, demokrasilerde kimin başını örtüp örtmeyeceğine referandum sonucunda oluşan çoğunluk karar verebilirken, cumhuriyetlerde böyle bir konu hakkında düzenlemelere gitmek ya da yaptırımlar uygulamak hiç kimsenin haddinde değildir.
Zira cumhuriyet gibi, insanlara (ya da insana) ait olan rejimlerde esas olan 'haklar'dır. Ancak, çoğunluğun onayına (ya da insafına) bağlı kılındığı andan itibaren, söz konusu hakları 'izin' olarak nitelendirmeye başlamak çok daha doğru olur.
Demokrasi ve Cumhuriyet İlişkisi
Klasik demokrasinin basit çoğunluk esasına dayanan yapısı, birey bazında bir yapılanmaya daha müsait bir ortam sunan cumhuriyet ile her ne kadar uyumlu olmasa da, bu durum demokrasi ile cumhuriyet kavramları arasında hiçbir bağlantı ya da uyum olamayacağı anlamına da gelmiyor. Dahası, konu cumhuriyet açısından ele alındığında, cumhuriyetin, demokrasinin kendisine olmasa bile düşünce geleneğine ihtiyacı olduğunu söylemek de mümkün. Şöyle ki, 'insanlara ait olmak' gibi bir çıkış noktasına sahip olan cumhuriyetin bu niteliği prensip bazında çok önemli olsa da, bu durum işlevsellik adına herhangi bir avantaj sunmuyor. Zira herhangi bir despotun ya da oligarşinin taleplerine uyum göstermek zorunda olmayan cumhuriyet rejimi insanlarının, farklı fikirlere sahip olmaları ve bu nedenle de, sosyal, politik ve ekonomik politikaların belirlenmesi söz konusu olduğunda farklı yönde talepler dile getirmeleri doğaldır. Bu noktada, çoğunluğun taleplerinin azınlığınkileri bastırmadığı bir sistem geliştirme kaygısı içerisinde olması gereken cumhuriyetin işlevsel olabilmesi adına demokratik düşünce geleneği içerisinde gelişmiş olan 'uzlaşı kültürü'nü benimsemesi gerekiyor.
'Demokratik cumhuriyet' olarak tanımlanabilecek olan bu sistemin çıkış noktası, rejimin insanlara ait olması, yani cumhuriyet iken, (tamlayan olarak kullanılan) demokrasi, 'uzlaşı kültürü'nün benimsenmiş olmasının bir ifadesi olarak bu rejimin bir niteleyeni durumundadır. İnsanların farklılıklarını uzlaştırabilme gayreti ve becerisine sahip oldukları ölçüde başarılı olabilecek olan bu sistem, devletin mümkün olduğunca az konuya müdahale etmesi ve dolayısıyla da mümkün olduğunca az konuda kanun yapmasıyla işlevsellik ve tutarlılık kazanabilir.2 Siviller arasındaki ilişkilerin sivil örgütlenmeler bünyesinde geliştirileceği ve uyuşmazlıkların özel hukuk vasıtasıyla çözüme kavuşturulacağı bu sistemde, sosyal alana tekeller ve yasal izinler değil, bireysel haklar ve seçme özgürlüğü hakim olacaktır.
1 Burada akademik anlamlarıyla kullanılan demokrasi ve cumhuriyet kavramlarının (elbette) Türkiye'de cari olan demokratik uygulamalar ya da cumhuriyet anlayışıyla isim benzerliği dışında herhangi bir ilgisi yok. Bu nedenle, Türkiye'de halen süren 'cumhuriyetin demokratikleştirilmesi' tartışmasında sözü edilen demokratikleşme ile burada savunulan cumhuriyetleşme, birbirine çok da zıt şeyler değil.
2 Bu noktada, Frank Herbert'in 'God Emperor of Dune' adlı romanında geçen şu pasaj hatırlanmalı: 'Çoğu medeniyet korkaklık üzerine kurulmuştur. Korkak olmayı öğreterek medenileştirmek epey kolaydır. Cesaret standardını düşürürsün. İstekleri sınırlarsın. İştahları denetim altına alırsın. Ufkun etrafını çitle çevirirsin. Her faaliyet için bir kanun yaparsın. Kaosun varlığını inkar edersin. Çocuklara bile yavaş yavaş nefes almalarını öğretirsin. Evcilleştirirsin.'
DEMOKRASİ YAZI DİZİSİ
Demokrasi (1): Çoğunluğun Diktatörlüğü
Demokrasi (2): Temsili Demokrasi Yalanı
Demokrasi (3): Demokrasi, Ortalama Adam ve Propaganda
Demokrasi (4): Refleksivite
Demokrasi (5): Türkiye’de Demokrasi
Demokrasi (6): Sonuç
Okuyucu Yorumları (2)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Eğitim
- Ekonomi
- Göze Çarpanlar
- Kısa Kısa
- Politika
- Resmi İdeoloji
- Röportaj
- Medya Defteri
- Alt Beyin
- Deep Waters

Yeni tanıştım sitenizle, okumaya da bu yazı dizisinden başladım. Çok öğretici, düşündürücü bir okuma oldu benim için. Ellerinize sağlık.
Yazılanlar çok işime yaradı, teşekkür ederim.