July 8, 2006
Demokrasi (2): Temsili Demokrasi Yalanı
Atina demokrasisinde, 18 yaşın üzerindeki erkeklerin 'ekklesia' adı verilen meclislerde bir araya gelmeleri ve gündem maddeleri hakkında oy kullanmaları suretiyle çoğunluğun fikri belirlenirdi. Günümüzde köleliğe bir son verilmiş olması ve kadınların eşit haklara sahip olmaları nedeniyle, demokrasinin o döneme nazaran çok daha kuşatıcı olduğu söylenebilir. Ancak demokrasi kavramı etrafında yaşanan evrimlerin bütün yönleriyle olumlu olduklarını söylemek çok zor.

Günümüz demokrasileri, halktan giderek daha da uzaklaşma eğiliminde. Bu durum, partiler bazında işletilen temsili sistemin bir sonucu. Zira halk, artık 'tekil politikalar' üzerinde söz sahibi olmayıp, belli politikalardan oluşan 'sepetlerin' söz konusu olduğu parti programlarına oy vermek durumunda.
Bu işleyiş, 'çoğunluğun iktidarı' olması yönüyle baştan zaten yetersiz kalan demokrasinin, çoğunluğu dahi kuşatamayan, çarpık bir yapıya bürünmesine neden oluyor.
Temsilde Belirsizlik
İnsanlar, yapıları gereği, sayılı ilgi ve duyarlılık alanlarına sahip iken, çok sayıda diğer konuya karşı duyarsızlar. Bunda da elbette bir sorun yok. Ancak, parti bazlı sistem gereği, tekil politikaların değil, çok sayıda politikalardan oluşan sepetlerin oylamaya sunulması, seçmenlerin yüzlerce farklı başlıktan oluşan politikalar hakkında 'sadece kendilerini ilgilendiren birkaçını dikkate alarak' değerlendirme yapmalarını kaçınılmaz kılıyor. Örneğin, kürtajin yasaklanması ya da serbest bırakılması konusunda ciddi derecede bir duyarlılığa sahip olan insanların, bu hassasiyetlerini en iyi şekilde dile getiren politikaları savunan bir partiye, söz konusu partinin diğer konulardaki uygulamalarını pek dikkate almaksızın oy veriyor olmaları, demokrasilerde sıklıkla rastlanan bir durum.
Bu noktada temsili demokrasi kavramı da geçerliliğini tamamen yitiriyor. Çünkü, herkesin farklı nedenlerden ötürü, farklı beklentilerle oy verdiği bir partinin seçmenlerinden oluşan bir çoğunluğun homojen bir yapıya sahip olamayacağı gerçeği, söz konusu çoğunluğu temsil edecek olanların 'neyi' temsil ettikleri sorusunu da iyice belirsizleştiriyor.
Konu elbette bir tür seçici aktivizm olarak nitelendirilebilecek bu temsil sorunu ile sınırlı değil. Partilerin, politikalarını belirlerken makul ve adil bir değerlendirme yapmaktan ziyade, hangi politikaların seçmene daha cazip geleceği üzerinde durmaları da demokrasiler adına ciddi bir sorun oluşturuyor. Çünkü, devletçiliğin dışlanması demokrasi adına bir gerek şart olmadığından, en büyük kaygısı her zaman 'bir sonraki seçim' olan politikacıların seçmenleri cezbetme adına popülist politikalar üretmeleri kaçınılmaz oluyor. 'Çoğunluğa rüşvet verme' adına popülist politikalara kapı açılması da, devlet regülasyonunun ve vergilerin artmasına neden oluyor. Avrupa'da, çalışan insanların gelirlerinin yarısına vergi adı altında el koyan devletlerin, bu parayla, devletten geçinmeye alışmış olan, çalışmak istemeyen, tembelleşmiş nesillerin işsizlik sigortalarını finanse etmeleri, demokrasinin, devletçiliğe ve suistimale kaymaya son derece açık olan yapısının bir sonucu.
Hatırlanması gereken bir diğer şey de, temsili demokrasinin, yani 'çoğunluğun iradesinin tecelli etmesinde aracı kullanılması' uygulamasının meşruiyet kaynağı. Temsili demokrasi, 'günümüzde halkı her gerektiğinde büyük meydanlarda toplamanın pratik olmayacağı' gerekçesiyle meşruiyet kazandı. Halbuki politikacılar artık çok önemli konularda dahi referanduma gitmekten çekiniyorlar. 2003 yılı başlarında büyük çoğunluğu demokrasiyle yönetilen ülkelerde milyonlarca insanın savaş karşıtı yürüyüşlere katılması, hatta kamuoyu yoklamalarında savaşa karşı olan insanların %90'lara karşılık gelmesi, bu ülkelerde halkın sözde iradesinin sözde temsilcilerinin sebepleri hiç de inandırıcı olmayan, gayrimeşru bir savaşa destek vermelerini engelleyemedi. Savaşların yine halktan toplanılan vergilerle finanse edildikleri hatırlanacak olursa, halkın parasının zorla alınıp rızasının dışında kullanılabildiği bir sistemin, vatandaşların alınacak olan her karara doğrudan katıldığı klasik demokrasi anlayışından epey uzaklaşmış olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Çoğunluğun Yanılabilirliği
Temsili demokrasinin gerekçelendirilmesi söz konusu olduğunda, genellikle bütün vatandaşların eskiden olduğu gibi bir araya getirilmesinin imkansız olduğu nazara verilse de, gelişen teknoloji sayesinde bu durumun artık problem olmaktan çıktığı söylenebilir. Ancak buna rağmen, doğrudan demokrasinin içerisinden doğmuş olduğu söylenilen temsili demokrasinin aslına rücu etmesini beklemek pek mümkün değil. Zira günümüzde 'halkın temsilciliği' işini bizzat yapan yasama ve yüütme organı mensuplarının da farkında olduğu gibi, kararları doğrudan çoğunluğun alması pratik anlamda pek çok sorun doğuracak, demokrasinin dozu artırıldığı ölçüde, çözülenden çok daha fazla sayıda yeni sorunlar (ramification) ortaya çıkacaktır. Çünkü bir düşüncenin çoğunluk tarafından desteklenmesi, o düşüncenin doğru (ve daha da önemlisi, işlevsel) olmasını gerektirmiyor.
Socrates'ın hayatı, 'tepki çeken öğretileri nedeniyle', Atina'da, Atina'nın demokrasi anlayışı çerçevesinde 'oylamaya sunuldu' ve Socrates, 'çoğunluğun oyuyla' ölüm cezasına çarptırıldı - ve öldürüldü. Bu tarihi gerçek, demokrasinin, azınlıkta kalanların bireysel hakları adına ne denli korkunç bir tehlike oluşturduğunu gözler önüne seriyor. Bir insanın hakk-ı hayatının ya da hayatının akışını etkileyen uygulamaların bir zorbanın iki dudağı arasında olması bugün herkesin karşı çıktığı bir durum. Ancak aynı 'haddini aşmış' yetkiyi, niteliğini dahi tam olarak bilmediğimiz bir kalabalığın 'çoğunluğununa' vermek de aynı derecede sorunlu.
Yine de bu işleyiş karşısında asıl üzerinde durulması gereken nokta, bireysel haklar söz konusu olduğunda demokrasiye de şüpheyle bakanlardan ziyade, demokrasi yanlısı olduğunu iddia edenlerin durumu. Zira doğrudan demokrasiden uzak durarak dolaylı olanı yeğleyenler daha çok onlar. Bu tercihleri de ne yazık ki bireysel haklar dostluğundan ileri gelmiyor.
DEMOKRASİ YAZI DİZİSİ
Demokrasi (1): Çoğunluğun Diktatörlüğü
Demokrasi (2): Temsili Demokrasi Yalanı
Demokrasi (3): Demokrasi, Ortalama Adam ve Propaganda
Demokrasi (4): Refleksivite
Demokrasi (5): Türkiye’de Demokrasi
Demokrasi (6): Sonuç
Okuyucu Yorumları (3)
Yorum Gönder
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Çoğunluğun yanılabilirliğini demokrasinin zaaflarından biri olarak göstermişsiniz.
Nasıl her insanın yanılmaya ve yanlış davranmaya hakkı varsa, toplumun da yanılma hakkı vardır. "Yanılacaklar" diye kaderlerini ilgilendiren konularda toplumun söz hakkı kısıtlanamaz. Seçimlerinin sonuçlarını da yaşarlar.
Burada önemli olan toplumdaki her bireyin azami ölçüde hukukunun korunması.
Çoğunluğun yanılabilirliği demokrasinin zaaflarından biridir. Önemli olan da, belirttiğiniz gibi, her bireyin hukukunun korunması.
Ancak yanılabilir olan çoğunluğun diktatörlüğü, bireyin hukuku adına ciddi bir tehlike teşkil ediyor. Yazı dizisi tamamlandığında konunun bu yönünü daha net bir şekilde açıklayabilmiş olmayı umuyorum.
Herseyden once harika bir yazi dizisi...
Kavramlari tarihteki orneklerle ve guncel olaylarla bagdastirip anlataiyor. Bu cok iyi. Ancak herhangi bir dusuncenin curultulmesi ya da zaaflarinin ortaya konmasi neyi degistiyor? Bu dusuncenin yerine koyabilecegimiz kusursuz bir alternatifiniz var mi? Ya da demokrasi orneginde oldugu gibi zaaflarini bildigimiz bir sistemin aciklarini kapatabilecek bir fikir paketiniz var mi?