derinsular.com
Derin Sular: Subjektif Ansiklopedi
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
memorandum
medya defteri
alt beyin
deep waters

July 6, 2006

Demokrasi (1): Çoğunluğun Diktatörlüğü

Demokrasinin gerekliliği konusunda şu anda dünyada bir fikir birliği var gibi görünse de, tarafların demokrasi kavramından ne anladıklarına ve demokrasiyi ne şekillerde uygulamaya koyduklarına bakıldığında, ilk bakışta edinilen bu izlenimin geçerliliği şüpheli hale geliyor. Bugün Avrupa'da, daha çok Atina'nın demokrasisinden mülhem bir liberal demokrasi hakimken, ABD'de Roma’nın cumhuriyetinden evrilmiş bir demokratik cumhuriyet yürürlükte. Popüler manada her iki rejim de demokrasi olarak nitelendirilse de, daha dikkatle incelendiğinde, Batı medeniyetinin farklı uzantıları olan bu iki toplumun hakim değerlerinde önemli farklılıklar gözlenebiliyor.

Demokrasi

Aynı medeniyetin farklı kolları arasındaki değişikliklerin zamanla daha da artması konunun bir yönü. Farklı kavramsallaşmalara etki eden bir diğer yön ise, demokratik bir düşünce geleneğine sahip olmayan, ancak demokratikleşme yönünde değişim gösteren toplumların kendi anlayışları çerçevesinde bir demokrasi anlayışı ortaya koymaları (ya da ortaya çıkardıkları demokratik rejimin kendi yerel siyasi geleneklerinden de beslenmesi).

Siyasi geleneğin oluşmasının zaten baştan bir değişim ve etkileşim süreci olarak ele alınabileceği doğru olsa da, bu gerçek, kavramların analiz edilirken öncelikle hangi temel üzerine bina edildiklerinin göz önüne alınması gerektiği gerçeğini yadsımıyor.

İlk olarak Eski Yunan şehir devletlerinde uygulandığı kabul edilen ve (doğrudan ya da temsilciler aracılığıyla) çoğunluğun iktidarı (majority rule) anlamına gelen demokrasi, tarih boyunca zaman zaman kesintilere uğrayarak gelişimini ve değişimini sürdürdü. Eski Yunan demokrasisinde kölelerin ve kadınların oy hakkının olmayışı gibi uygulamalar günümüz demokrasilerince kabul edilemez olarak görülüp artık tartışma konusu dahi edilmese de, demokrasi konusunda genel bir mutabakatın olduğunu söylemek de epey zor. Bu nedenle de, demokrasi, dünyanın farklı yerlerinde, farklı anlayışlar çerçevesinde, gerek sosyalizm, gerekse liberalizm merkezli düşüncelerle eklemlenerek o düşünceler ekseninde yorumlanıyor. Bunun sonucu olarak da, demokrasi (sözgelimi) liberalizmi etkilediği ölçüde, liberalizm de demokrasi üzerinde belirleyicilik kazanabiliyor.

Bütün bu nedenlerden ötürü, demokrasi kavramının değerlendirmesi yapılırken, farklı düşünce dünyalarında oluşan ve şekillenen farklı demokrasilerin değil, demokratik düşünceye temel teşkil eden çıkış noktalarının göz önüne alınması ve demokrasi ile bireysel haklar arasındaki ilişkinin bu temel çıkış noktaları üzerinden analiz edilmesi gerekiyor.


Çoğunluğun İktidarı

Atina demokrasisi, bütün vatandaşların katılımıyla toplanan mecliste (ekklesia) yapılan oylamaların basit çoğunluk esasıyla karara bağlanması prensibine dayanıyordu. Bu anlayış, Yunan şehir devletlerinin ardından uzun süre nadasta kaldı. Ancak aradan asırlar geçtikten sonra, 18. yüzyıl Batı Avrupasında aristokrasi karşıtlarının demokrasi kavramını sahiplenmeleriyle birlikte, (o dönemde artık 'başıboşluk' gibi anarşik bir manada kullanılan) demokrasi, 'aristokrasi karşıtlığı'nı ifade etmeye başladı ve modern dönem boyunca giderek daha fazla 'sivil özgürlükler' ile iç içe geçti. Ancak bu elbette klasik liberal çizgide, sosyal hayatın her alanını kuşatıcı bir özgürlük değildi.

Avrupa demokrasisinin bugünkü haline evrilmesi, klasik liberalizmin daha korumacı bir yapıya bürünmesi ve ardından yeni liberalizm ile demokrasinin evlenmesiyle gerçekleşti. Türkiye'de nitelendirildiği şekliyle sosyal demokrasiye karşılık gelen bu rejim, sosyalist öğeler barındıran bir 'çoğunluk rejimi' idi - ki bu da demokrasi kavramının aslına irca etmesi anlamına geliyordu. Ancak bunun ne derece iyi bir şey olduğu fazlasıyla yoruma açık. Şöyle ki, iktidarın halka ait olması düşüncesi her ne kadar sağlıklı olsa da, demokrasilerde asıl temsil edilen 'halk' değil, 'halkın çoğunluğu' oluyor. İktidarı (tanımı gereği) çoğunluğa veren Atina demokrasisi, böylelikle geniş kitlelerin (haklı ya da haksız) taleplerini iktidara taşımanın yolunu açıyor.

Bu noktada, modern toplumlarda çoğunluğu işçi sınıfının oluşturuyor olmasından hareketle ortaya çıkmış olan 'Sovyet demokrasisi' kavramını hatırlamak gerekli. 'Çoğunluğun iktidarı' olan demokrasinin, çoğunluğunu işçilerin oluşturduğu bir toplumda 'işçi sınıfının iktidarı'na dönüşmesi elbette çok zor değil. Bu durum, demokrasi ile 'proletarya diktatörlüğü' arasındaki çizginin kısalmasını ve daha da önemlisi, demokrasinin proletarya diktatörlüğüne dönüştürülmesinin gerekçelendirilebilmesini sağlıyor. (Zaten Sovyetler Birliği de, vatandaşlarına, dünyadaki en iyi demokrasiye sahip oldukları yönünde propaganda yapıyordu.)

Bu yapı, bireysel haklar adına elbette ciddi bir tehlike teşkil ediyor. Çünkü klasik demokrasi teorisi, çoğunluğun iktidarının, çoğunluğun diktatörlüğüne dönüşmesine fazlasıyla müsait bir yapı öngörüyor ve demokrasiyi çoğunluk içerisinde yer almayanlar adına son derece tehlikeli bir rejim haline getiriyor. Avrupa'daki çoğunluğun böyle bir diktatörlükten değil, çoksesli bir toplumdan yana olması bu tehlikeyi günümüz itibariyle bertaraf etse de, bu durum, demokrasi teorisinin temelindeki bu sorunu ortadan kaldırmıyor. Dahası, bu anlayış çerçevesinde düşünce geleneğini oluşturmuş olan Avrupa'da, çoğunluğun isteği doğrultusunda hiçbir dayatma uygulanmıyor da değil. Örneğin, eşitlik ilkesini 'mutlak eşitlik' olarak algılayan Avrupa'daki çoğunluk, ekonomik eşitlik olmadan gerçek anlamda bir demokrasinin mümkün olmayacağını düşünüyor ve buradan hareketle de, devletin ya Robin Hood'luk yaparak gelir dağılımını eşitlemeye çalışması, ya da temel üretim araçlarına sahip olması gerektiği sonucuna varıyor.

Konunun bu yönü dikkate alındığında, Türkiye'de, 'Demokrasi İstiyoruz!' diye yollarda yıllarca yürüyen ve kollektivizmin doruğa vardığı bir sistemi 'özgürlükler adına' talep eden devrimcilerin akıllarından geçen politik yapının niteliği konusunda daha net bir fikir sahibi olmak mümkün.

Her ne kadar yıllar boyunca demokrasi merkezli zengin bir düşünce geleneği oluşturulmuş olsa da, bütün bu temel kabullerinden ötürü demokrasiyi zengin bir ideolojiden ziyade, içini çoğunluğun değer yargılarının doldurduğu boş bir kaba benzetmek çok daha yerinde olur.



DEMOKRASİ YAZI DİZİSİ

Demokrasi (1): Çoğunluğun Diktatörlüğü
Demokrasi (2): Temsili Demokrasi Yalanı
Demokrasi (3): Demokrasi, Ortalama Adam ve Propaganda
Demokrasi (4): Refleksivite
Demokrasi (5): Türkiye’de Demokrasi
Demokrasi (6): Sonuç

| Yorumlar (5)

Okuyucu Yorumları (5)

Yazının sonunu beklemeden yorum yapmanın riskini üstüme alarak şöyle bir yorum getireyim: Eşitlik bizim bugünkü anlamda anladığımız eşitlemeden farklıdır. Bilindiği gibi eşitlik aristokratik haklara karşı verilen bir mücadelenin sloganıydı. Yani eşitlik kavramını ortaya atanların ekonomik eşitlikle ilgili bir talepleri yoktu.Hatta pek çoğu iktisadi hürriyetçilikten yanaydı.

Bu yüzden günümüzün önemli tartışmalarından eşitlik özgürlük ikilemiyle yola çıkmak hatalı olur.

Dikkat... Dikkat... Derinsular'da yayınlanan en iyi serilerden biri başlıyor! Dikkat... Dikkat...

Oldukça aydınlatıcı bir giriş olmuş. Diğer bölümlere atlamadan önce bir teşekkür etmeden geçmeyi vicdanıma sığdıramadım.

Çok güzel bir yazı olmuş.

Bu konuların daha çok gündemde olması gerekli, ama bu günlerde gündemlerde daha başka şeyler var. Halbuki ben bu tür yazılar okumak istiyorum.

Eşitlik denklik demek değildir. Eşitlik tamamen birbirinin aynısı olmak demektir. İnsanlar arasında da birbirine eşit olan iki insan olmadığı gibi ikiz olan insanlar bile ancak birbirine benzerlerdir. Kısaca bu evrende her bireyden bir tane bulunmaktadır ve herkesin kendine has düşünce ve davranışlarıda haliyle farklıdır,hiçbirzaman eşit değildir ancak benzer ve denk olablir. Unutmamalıyız ki eşitlik soyut bir kavramdır.Peki o zaman insanlar arasındaki sosyal konulardan bahsederken eşitliği pragmatik olarak nerede kullanabiliriz?

Mutluluk ve hayata bir anlam verme arayışında, dünyaya gelmiş ve diğer insanlarla birlikte çağımızda belli sınırları olan topraklar üzerinde yaşamayı seçmiş olan insanlar, bağlı bulundukları sosyal düzen içinde diğer insanların özgürlüğünü kısıtlamadan kendilerini özgür bir biçimde ifade etme hakları bakımından bağlı bulundukları yasaları önünde diğer insanlarla EŞİT haklara sahip olsa iyi olur. (sahiptir değil-çünkü böyle bir düzen henüz yok, bu sadece bir temenni fakat şimdiye kadar bu felsefeye sahip olan insanların bir araya gelmesiyle kurulmuş olan toplumsal düzenler olmuştur.

Yorum Gönder

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını dikkate alınız.

 

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca