derinsular.com
Derin Sular: Subjektif Ansiklopedi
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  indeks  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
makaleler
memorandum
alt beyin
deep waters
Takip
Takip: Medya
 |
Takip: Kitap

June 6, 2006

Laiklik (2): Dünyada Farklı Laiklik Uygulamaları: Fransa

Türkiye'de hakim kılınan laiklik anlayışının sivil alanda yaşanılan gelişmeler ve edinilen tecrübeler ekseninde oluşan bir 'düşünce geleneği' ile değil, yukarıdan-aşağıya bir yapılanma üzerinden dayatılan 'otoriteryen düzenleme ve yasaklar' ile şekillenmiş olması, laiklik adına gerçekleştirilen uygulamalar ile sivil alanda hakim olan düşünce geleneği arasında bir bağ aramayı anlamsızlaştırıyor. Çünkü halkın siyasi karar alma mekanizmasına katılımının sınırlandığı her rejimde olduğu gibi, Türkiye'de de, rejimin temel niteliğinden geniş halk kitleleri değil, iktidarı elinde bulunduran kişi ya da kurumlar sorumlu oldu. Bu nedenle, Türkiye'deki laiklik uygulamalarının çıkış noktaları değerlendirilirken, halkın değil, iktidar sahiplerinin düşünce yapısındaki belirleyici öğelere dikkat etmek gerekiyor.

Dünyada Farklı Laiklik Uygulamaları: Fransa

Türk entelijansiyasını Lale Devri ve III. Selim dönemlerinden Cumhuriyet yıllarına dek tesiri altına alan sosyal, kültürel ve politik prensiplerin Fransa kökenli olması, tarihinde yaşadığı laiklik merkezli çalkantılarla dünyaya bu konuda kayda değer bir model sunmuş olan bu ülkeyi Türk siyasal geleneğinin açısından fazlasıyla önemli kılıyor.

1789 yılında gerçekleşen Fransız İhtilali'ne kadar, Katolik Kilisesi’nin Fransız yönetimi üzerinde ciddi bir tesiri vardı. İşçi sınıfının gelirleri üzerinden %10 oranında bir tür öşür vergisi alan, hastaneleri ve (ilk ve orta dereceli) okulları yöneten, her türlü sansür yetkisi bulunan, Fransa topraklarının %10'dan fazlasına sahip olan Kilise, sosyal yapı içerisinde çok ciddi bir güce sahipti. Ancak Orta Çağ dönemi Fransız monarşisiyle doğan rejim, Fransız İhtilali ile sona erdiğinde bu durum değişmeye başladı.

Her başarılı ihtilal, gücü doğal olarak kendi safına katmaya çalışacağından, o zamana dek üst sınıfta Kral ile birlikte yer alan Kilise de ihtilalcilerin hedefleri arasında oldu. Yeni yönetim, Kilise'nin tüm toprak varlıklarını kamulaştırdı. 1789 yılının Ağustos ayında, Kilise'nin vergi gücü ortadan kaldırıldı. Yaklaşık bir yıl sonra çıkarılan bir kanunla da, kilise mensupları 'devlet memuru' yapıldı. Takip eden yıllarda, Katolik inancınca yasaklanan (boşanma gibi) kimi eylemler yasallaştırıldı; doğum, ölüm ve evlilik kayıtlarının kontrolü Kilise'den alındı. Devlet, 'memurlaştırmak' (ve dolayısıyla kontrol altına almak) istediği din adamlarından söz konusu kanun ekseninde bir 'bağlılık yemini' etmelerini istedi. Zamanın papası VI. Pius buna karşı çıkınca, Fransız Katolik Kilisesi de ikiye bölünmüş oldu.

İhtilal sonrasında çıkartılan pek çok yasa kilise karşıtlığı üzerine bina edildi ve laik bir sosyal hayat ihtilal öncesi döneme alternatif olarak sunuldu. Bu çerçevede, Gregoryen takvime son verilerek Fransız Cumhuriyet Takvimi kullanılmaya başlandı. Yeni takvimde, dini günlerle birlikte 'Pazar' (dimanche) kelimesi dahi ortadan kaldırıldı. Dini tatiller, kilise çanları, (umuma açık yerlerde) haçlar, dini anlam ifade eden yer ve cadde isimleri ortadan kaldırıldı. Yaşanan olaylarda yüzlerce rahip katledildi.

1801 yılında Napoleon Bonaparte ile yeni papa VII. Pius arasında imzalanan bir anlaşma ile Fransız Katolik Kilisesi'ndeki bölünme sona erse de, Katolik inancı tamamen devlet kontrolü altına alınmış oldu. Napoleon Bonaparte, bu dönemde, Musevilik ve kimi Protestan mezheplerini de (Lutheranlık, Kalvinizm) resmi olarak tanıdı. Devlet, bu kurumlara parasal destek sağlamaya (ve dolayısıyla onları da kendi kontrolü altına almaya) başladıysa da, doğal olarak hiçbirine herhangi bir resmi statü verilmedi.

Aradan bir asırdan fazla bir zaman geçtikten sonra, 1905 yılında çıkartılan bir kanunla, Fransız laikliği son şeklini aldı. Bu kanunla birlikte, kiliselere sağlanan devlet desteği sona erdi. Bu, kiliseler için finansal anlamda çok iyi bir haberdi, çünkü kendi imkanlarıyla devletin sağladığından çok daha fazlasını toplamaları zaten mümkündü. Yine aynı kanunla birlikte, okullarda dini eğitim verilmesi yasaklandı. Halka açık alanlarda dini anlam ifade eden her türlü sembol yasaklandı. (Buna mezarlıklar bile dahil edildi.) Önceden de var olan, 'başkalarını rahatsız etmemek kaydıyla kişilerin inançlarını yaşayabilmeleri' ilkesi 1905 yılında çıkarılan bu kanunla da korunsa da, inançlar pratik anlamda kilise duvarları içerisine hapsediliyordu.

1905 yılında çıkarılan bu kanun bugün itibariyle hala yürürlükte. Ancak, aradan geçen bir asır boyunca hiç sorgulanmadığını söylemek de pek mümkün değil. Özellikle 60'lı yıllardan sonra, Fransa'nın, işçi ihtiyacını karşılamak üzere, eski Fransız kolonileri olan Fas, Cezayir ve Tunus'tan göçmenler kabul etmesiyle birlikte, ülkede (bugün itibariyle nüfusun %10'una tekabül eden) önemli bir müslüman azınlık oluştu. Bu müslüman azınlığa mensup öğrencilerin başörtüsüyle devlet okullarına girmeleri o günlerden bu yana hep sorun oldu. Çünkü, Fransa'da hakim olan düşünce geleneğinin bir sonucu olarak, başörtüsü, kişinin inancı gereği yerine getirdiği bir dini görev olarak değil, (haç gibi) dini bir sembol olarak algılanıyordu.

80'li yıllardan itibaren sorunun giderek büyümesi üzerine, 2004 yılında çıkarılan bir diğer kanunla, ilk ve orta dereceli okullarda 'başkalarınca kolayca görünen' her türlü dini sembol yasaklandı. (Büyük haçlar (Hristiyanlık), kipa (Musevilik), başörtüsü (İslam) ve türban (Sikh inancı) gibi.)

Uluslararası çapta faaliyet gösteren (özelikle ABD'li) insan hakları örgütleri söz konusu kanunu eleştiren açıklamalarda bulundular. Yaptığı açıklamada 'Teklif edilen kanun, kişinin dinini yaşama hakkına yapılan temelsiz bir ihlaldir. Başörtüsü pek çok müslüman için sadece dini bir ifade değil, aynı zamanda dini bir zorunluluk anlamına gelmektedir.' ifadelerine yer veren Human Rights Watch bunlar arasında sayılabilir.



LAİKLİK YAZI DİZİSİ

Laiklik (1): Laiklik Nedir?
Laiklik (2): Dünyada Farklı Laiklik Uygulamaları: Fransa
Laiklik (3): Dünyada Farklı Laiklik Uygulamaları: A.B.D.
Laiklik (4): Türkiye’de Laiklik
Laiklik (5): Sonuç

| Yorumlar (10)

Okuyucu Yorumları (10)

Belki cok sey istemek olacak, ama, tipki Fransa icin yaptiginiz gibi, Turkiye'de de laiklige (ya da adina laiklik dedigimiz seye) yol acan sebepleri incelemeniz mumkun mu?

Bunu sorus sebebim, bugun baktigimiz yerden cok salakca gibi gelen bu huda-yi nabit seyin, belki bilmedigimiz, dikkate almadigimiz gerekcelerinin olabilecegidir.

Cumhuriyet'in kurucu kadrolarinin acele ve telas ile bazi seyleri cabucak alip getirdiklerini, bu surat sirasinda da bazi onemli iceriksel yanlislarin yapildigini kabul etmemek mumkun degil; ama, genel cercevede bu derece buyuk yanlislar yapmalarini pek beklemiyorum.

O yuzden, laiklik konusunda da, temel sebeplerin bir sekilde var oldugunu zannediyorum. Bunu, MKA'nin Alevilerle yaptigi gorusmelere mi baglamak gerekir (Sunni ilimihalinin kaldirilma sozu biliniyor), yoksa, buna da irtibatli olarak, baska gerekceler, ihtiyaclari mi var --bilmiyorum.

Ama, bir seyin var olmak zorunda. Yani, bir gerekce vardi --olmasi lazim.

Bugun de laiklik konusunda (savunma amacli) militan bir yaklasimin var oldugunu gorebiliyoruz. Dile getirilen gerekceleri dikkate almak zorunda degiliz tabii ki; ama, dile getirilmeyen gerekceleri de onlarin adina birilerinin masaya yatirmasi lazim. Ancak boylece bu konuda anlamli bir yere varabilecegimizi saniyorum.

Aksi halde, taraflarin birbirlerinin argumanlarini sloganik ve sacma bulmalarindan baska bir sonuc elde edemeyiz?

Ozetle:

-- Cumhuriyetle birlikte laikligin getirilmesini zorunlu kilan neydi?

-- Bugun laikligi savunanlarin gercek gerekceleri nedir?

Bunlari inceleyip bizi aydinlatabilir misiniz lutfen?

Müzmin Anonim Bey,

Sünni ilmihalin kaldırılması sözü ile ilgili bildiğiniz bir kaynak var mı?

Saygılar,

Kıvanç Tarhan

Kivanc bey,

En az 3 kaynak oldugunu hatirliyorum --yayinlanmis ve ciddiye alinabilir kitaplardan bahsediyorum. Ama, isimlerini hatirlamiyorum; en sonuncusunu da yaklasim 1 sene kadar once okudum. Kutuphanemi soyle bir taradim, ama, arka arkaya 2'ser sira olmalarindan dolayi zaten zor bulunurdu, ismini --daha dogrusu sirtindaki yazinin neye benzedigini-- hatirlamayinca hic bulunmuyor.

Bahsettigim kaynaklardan birisinin ismi, hayal meyal hatirladigim kadariyla, 'Kurtulus Savasinda Bektasiler' (Hulya Kuçuk), daha cok Alevi/Bektasi kaynaklara dayanarak yazilmisti.

http://kitap.antoloji.com/kitap.asp?kitap=31801

Diger iki kaynagin da, Alevilerin Turk oldugunu vurgulamak ihtiyaci duydugumuz yakin donemlerde yazildigini hatirliyorum. Ancak oyle zamanlarda, baska bazi kutsallardan fedakarlik edilebiliyor ;-)

Internet'te buldugum, okuduklarimla da paralel dusen bir metin soyle:

"Mustafa Kemal Paşa, Hacıbektaş’ta bir gece kalmış, harem dairesinde ağırlanmıştır. 24 Aralık 1919 Cuma günü de Hacı Bektaş Veli’nin türbesini ziyaret etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Çelebi Cemalettin Efendi ve Salih Niyazi Baba arasında yapılan üçlü görüşmeyle Dergah Paşa’ya destek sözü vermiştir. Nitekim TBMM açıldığında Çelebi Cemalettin Efendi Kırşehir Mebusu ve TBMM başkan vekili olarak mecliste yer almıştır."

Buna ilave olarak, aralarinda bir tur bir protokolun yapildigi, bu protokolde, sunni ilmihali ve diger konularin bulundugunu; bunun orjinalinin de halen birilerinin elinde oldugunu filan hatirliyorum. Hatta, Tekke ve Zaviyeleri kapatan kanun israsinda ortaya cikarilmadigi icin de elestiri aldigini da okudum.

Ama, su anda soyleyebileceklerim maalesef bunlar.

Müzmin Anonim Bey,

Teşekkür ederim. Epey zahmet vermişim anlaşılan. Ama cevabınız daha enteresan bilgiler eşliğinde geldi, iyi de oldu. Yazılarınızdan takip edebildiğim kadarıyla blogunuzda MKA hakkında bir yazı yazsanız epey ilgi çekici olur gibi geliyor bana.

Saygılar,

Kıvanç Tarhan

Kivanc bey,

5816 nolu kanunun 1.ci maddesinin 1.ci cumlesinin ilk kismi ve 3.cu cumlesi her turlu yoruma acik.

Bu sebeple, MKA hakkinda ilgi cekici bir yazi yazmak ilk bakista sanildigindan daha farkli anlamlara gelebilir.

Sayın Müzmin Anonim:

"-- Cumhuriyetle birlikte laikligin getirilmesini zorunlu kilan neydi?"

"-- Bugun laikligi savunanlarin gercek gerekceleri nedir?"

Bunlar nasıl sorulabilir inanın hiç anlamıyorum!

Cumhuriyetle birlikte laiklik getirilmeseydi cumhuriyet olmazdı, şeriat olurdu! Dini duygular farklı farklıdır, bu yüzden asla bir noktada birleşilemez, kitaba göre yönetim benimsenir, asla revize edilemezdi. Kişilerin inançlarını siyasete bulaştırması (günümüzde de olduğu gibi) toplum içinde sınıflaşmaların kuvvetlenmesine, bunun ayrılıkçı fikirler yaratmasına ve bu ayrılıkçı fikirlerin demokrasinin temeli olan fikirlerin çeşitliliğinden ziyade ayrıklığına yol açmasına sebep olurdu. Cumhuriyetle birlikte laiklik gelmeseydi, dünya toplumları nezdinde kararları kabul görmeyen ülkelerden biri olurduk, çünkü hareketimiz hislerimize dayanıyor olurdu. Laiklik olmasaydı toplumun manevi hayatını düzenlemek için var olan günah korkusu maddi hayatını da düzenlemek için "kullanılırdı". Siz inancınızın kullanılmasından hoşnut olur muydunuz? Ben hiç olmuyorum.

Bugün laikliği savunanların sanki gizli bir gerekçeleri varmış gibi "gerçek" gerekçelerinin soruluyor olmasını gerçekten yadırgıyorum,zira gerçek gerekçelerini saklayanlar, yani kelime anlamıyla takiyeciler, laikliği savunanlar değiller. Bugün laikliği savunanlar işte bu sebeplerden, ve laikliğin zayıflatılmasının doğurduğu sonuçların gün yüzüne çıkıyor olmasından rahatsız oldukları için savunuyorlar. Laiklik ihlal edilirse işte böyle cumhurbaşkanının karısı baş örtülü olur mu, merkez bankasına faizsiz bankacılık yapan biri atanabilir mi, bir memleketin başbakanı olacak kişi gözü kapalı sırf kendi gibi olanlar ondan yurt isterse bir çalışması olmamasına rağmen böyle sözler verebilir mi, bir memleketin başbakanı olacak kişi kalkıp kendi gibi hisseden insanları kayırmak adına devletinin büyük elçisini herkesin gözü önünde adamın haklı ve kanuni uygulamaları yüzünden azarlayabilir mi gibi sorunları oldukça uzun bir müddet tartışıyor oluruz.

"...memleketin başbakanı olacak kişi ... devletinin büyük elçisini..."

Size bu sozler o unlu deyisi hatirlatmiyor mu? "Halk plajlara hucum etti, vatandas denize giremiyor".

Basbakan memleketin basbakani, devletin degil. Herhalde Venus devletini temsil ediyor. Elci ise devletin elcisi. Nasil bir devletse o, ulkesinden ayri?

Teknik bir hata ve Külkedisi Teoremi

Sanirim Sayin Esra Ulas Hanim'in yazisinda ciddi bir teknik hata var. Bir görüsün ideal prensipleri ile rakip görüsün günlük uygulamalarini karsilastiriyor. Bu artik çok eskimis bir demagoji teknigi : iyi göstermek istediginiz tarafin kanunlarini, prensiplerini alirsiniz, kötü göstermek istediginiz tarafin uygulamalari ile karsilastirirsiniz. Prensipler bir Vaad etme uygulamalar ise nefis sahibi insanlarin gerçek hayati ve günlük politikalari olacagindan görünüste amaciniza ulasir ve propaganda yaparsiniz.

Eger Atatürk’ün Nutuk’ta ilân ettigi prensiplerle İngiltere’de ki yargi hatalarini karsilastirirsaniz ister istemez Atatürkçülük daha üstün gelir. Ama Yunanistan anayasasinin temel prensipleri ile Atatürkçülük uygulamasindaki çarpikliklari karsilastirirsaniz da:

1) Istiklal Mahkemeleri,
2) Atatürk’ün emriyle toplatilip yakilan kitaplar,
3) Sapka giymedigi için tutuklanan Kastamonulular, vs., vs.

Esra Hanim, sizden daha güzel yazilar bekliyoruz.

Saygilarimla.

Merhabalar...

Ben bu konuda ihtisas yapmış değilim ama kelime oyunlarına girmenizi gerektirecek bir durum yok bence, benden bürokrat gibi konuşmamı beklemeyin, bence ne söylemek istediğimi anlıyorsunuz. Kanıma dokunuyor yazılanlar, ne olursa olsun bir cevap yazılmalıydı bence, isterdim ki bunu yazan benden daha yetkin biri olsun. Yine de ben kendimi yeterince ve tüm samimiyetimle ifade ettim, bundan sonrasını sizin anlayışınıza bırakıyorum. Kendi iyilerimi ve kendi kötülerimi azıcık da olsa sizinle paylaştım. teknik hatalardan anlamıyorum, propaganda yapmak gibi bir niyetim de hiç olmadı inanın. Ama yok mu burada "Cumhuriyetle birlikte laikliği niye getirmişler?" sorusuna yanıt verecek başka biri? Bence kaçırılan nokta bu. Daha güzel olmayan yazımla hayal kırıklığı yarattıysam üzgünüm :)

Herkese iyi günler...

Esra Ulas,

Iyi niyetinizle bir seyler yazmaya kalksaniz bile, Tunc bey gibi elinde balyozu hazir (tesbihte hata misali) neferlere rastlamaniz her an olanakli!

Mutlaka bir yerlere, evirme ve cevirme bu tür yazisma alanlarinda olacak. Dilin kemigi yok derler, bazen de kalem böyle oluyor.

Yazi dilimizin alacagi yol engebeli, düzeltirsek, ancak birlikte mümkün.

Ne yapalim bu global cekiliste ikramiye ülkemize cikti; didismeden yol almayi da, bizler elbette bu yolda ögrenecegiz.

Sagliklar, iyilikler.

Yorum Gönder

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını dikkate alınız.

 

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca