Gerçek Kategorisinde Yayınlanan Son Yazılar
August 17, 2008
William Henry Harrison: İlklerin ve Rekorların Adamı
Sene 1841'de, yani bizim Ali Rıza Bey'in doğduğu yıl, William Henry Harrison ABD'nin dokuzuncu başkanı olarak Beyaz Saray'daki koltuğuna oturmuştu. Hem de dört yıl evvel karşısında seçime girip de kaybetmiş olduğu sekizinci başkan Martin Van Buren'ı bu sefer yenilgiye uğratarak! İşte bu William Henry Harrison, başkan olduğu zaman Amerikan tarihinin önemli bir rekorunu da kırıvermişti. Şöyle ki, ofise girdiğinde 68 yaşında olan Harrison, o güne dek seçilmiş olan en yaşlı başkandı. Tabii burada denmemeli ki, "Efendim, o gün itibariyle Amerikan tarihi ne kadar uzundu ki bu rekor önemli olsun?" Bu son derece yanlış bir eleştiri olur. Zira Harrison'ın rekorunu kırmak, 1981 yılında Ronald Reagan'ın 70 yaşında iken Amerika Birleşik Devletleri'nin 40. başkanı seçilmesine kadar hiçbir faniye nasip olmamıştır. (Reagan halen bu rekorun sahibidir.)
October 27, 2006
'Milli' Eğitimden Nefret Etmek (5)
Yazı yazabilmek için hiçbir zaman çaba sarf etmedim. Bir gün gelip de okuduğuma yakın bir hızla düşüncelerimi kağıda dökebildiğimi gördüğümde, 'öğrenme'nin 'yazma' eyleminin aleyhine işleyen bir süreç olabileceğini fark ettim sadece.

Buna göre, bir insanın düzgün bir şekilde yazı yazabilmesi için önce sağlıklı bir şekilde düşünebilmesi, bu düşüncelerini kağıda dökerken de, olabildiğince kendisi olabilmesi gerekiyordu. İnsanın sağlıklı bir şekilde düşünebilmesi de yine 'kendisi olabilmesi' ile ilgili olduğundan, 'gerçek manada' yazı yazabilmek, ya da daha genel anlamda, 'gerçek manada' yaşayabilmek adına atılması gereken ilk adım, robot yetiştiren hilekar endoktrinasyonun tesirinden kurtulmak olmalıydı.
October 26, 2006
'Milli' Eğitimden Nefret Etmek (4)
Okulun bana göre olmadığını fark etmiş olmam, yerine bir alternatifim olduğu anlamına gelmiyordu elbette. Ancak yapacak daha iyi bir şeyim olmadığı için dersleri genellikle arka sıralarda roman okuyarak geçirdim. O güne dek yazılmış olan Stephen King romanlarının tamamını lisede okudum. En çok okuduğum diğer yazarlar Dean R. Koontz ve Isaac Asimov’du.

Romanların zengin dünyası bu işe ilgi duymama da neden oldu. Ancak, bugün itibariyle kimi yakınlarıma hiç inandırıcı gelmese de, ben bir yazma özürlüydüm. Son derece iyi bir dilbilgisine sahip olmama rağmen yazı yazmayı beceremiyordum. Aralarında makul bir ilgi bulunan iki düzgün cümleyi arka arkaya getirebilmem dakikalar alıyordu. 100 üzerinden değerlendirilen Türkçe sınavlarında hemen her zaman 30 puanlık bir kompozisyon kısmı da olurdu ki, bu durum benim için Türkçe sınavlarında üst limitin en iyimser ihtimalle 80 olacağı anlamına geliyordu.
October 22, 2006
'Milli' Eğitimden Nefret Etmek (3)
İlkokuldan sonra yeni bir okula başlamak ilginç bir deneyimdi. Zira 7 senelik bir okul 11 yaşındaki bir öğrenci için sonu gelmez bir yolculuktan çok farklı sayılmazdı. Zaten bittiğinde de inanamamış, uzun sayılabilecek bir süre boyunca, rüyamda eksik kalan kimi derslerden ötürü aynı okulda sınavlara girdiğimi görmüştüm.

Son derece farklı bir ortam olduğu ve bizlere çok şeyler vereceği de kesindi. Zira insanın sırf okulun tuvalet yazılarını okuyarak dahi ilkokulda ömrü boyunca bile kalsa asla öğrenilemeyeceği şeyleri 10 dakika içerisinde öğrenmesi mümkündü.
October 22, 2006
'Milli' Eğitimden Nefret Etmek (2)
Bir ilkokul öğrencisinin, okula 'gitmek' ile 'gönderilmek' arasındaki farkı politik bir gözle değerlendirmesi herhalde pek mümkün değildir. Hele hele konunun 'bir şeyler öğrenmek' ya da 'adam olmak' gibi şeylerle pek ilgisi bulunmadığını fark etmesi imkansıza yakındır. Bu nedenle de, Kurtuluş Savaşı'nın gerçekte olduğundan çok daha farklı bir şekilde hikaye edilmesinin 'bilgilendirme' değil, 'eğitilme' kaygısından hareketle ortaya çıktığını, asıl amacın üzüm yemek değil, bağcı dövmek olduğunu anlayamaz. Maruz bırakıldığı pek çok şeyi 'marifet yaptığı' düşüncesiyle sorgulamadan yerine getirir. Her sabah 'rahat', 'hazır ol' gibi askeri komutlara düşünmeden itaat eder. Ardından da, yeminler ede ede varlığını, özünden çok sevdiği Türk varlığına armağan eder, belli günlerde neşe dolar, belli günlerde de hüngür hüngür ağlar.

İlkokul yılları dendiğinde ilk aklıma gelen şeylerin 'Selami', 'Tembeller Kümesi' ve 'Dayak' olduğunu söyleyebilirim.
October 22, 2006
'Milli' Eğitimden Nefret Etmek (1)
'Kurtuluş Savaşı verilirken halkımız canla başla savaştı. Hiç kimse vatanı için canını vermekten çekinmedi. Düşmanla savaşırken en ön safta savaşanların öldüğünü arkadakiler görüyordu. Onlar öldürülünce bir sonraki saf onların yerini alıyordu. Onlar da öldürülünce bir sonraki saf. Bu şekilde insanlar az sonra öleceklerini bile bile koşmaya devam ediyorlardı.'
İlkokul öğretmenimin Kurtuluş Savaşı'nı bizlere buna yakın ifadelerle anlattığını hatırlıyorum.

Aklı başında olan her savunma stratejisti böyle bir anlatım karşısında saçını başını yolacak olsa da, hemen her Milli Eğitim öğrencisi, bu tuhaf kurumun okullarında boşa harcanmış yılları boyunca gerçekten uzak, 'bilgi' kavramına son derece yabancı dezenformasyona maruz kalmıştır. Bu dezenformasyon maalesef sadece Kurtuluş Savaşımız ile sınırlı da değil. Öyküleyen öğretmenin hayal gücüne de bağlı olarak hemen her konuda akıllara ziyan hikayeler dinlemek mümkün. En azından bizim zamanımızda öyleydi...
October 18, 2006
Teknolojik İnfaz Yöntemleri (8): Sonsöz
İdam cezası elbette ayrıca ele alınması gereken bir konu. Ancak infazların ne şekilde gerçekleştirileceği konusunda karar alma aşamasında teknolojiye yapılan vurgunun fazlasıyla abartıldığı bir gerçek. Bu durum, teknolojinin 'sadece iyiye' hizmet edeceği şeklindeki bir önkabulden ileri geliyor. Daha medeni ve insani olabilme amacıyla geliştirilen ölüm makineleri, insanların son anlarını akıl almaz acı ve çileler içerisinde yaşamalarından başka hiçbir işe yaramadı. Teknoloji ile medeniyet kavramlarını sürekli birbirine karıştıran Batı zihniyetinin bu durumla yakından ilgili olduğu düşüncesi yanlış olmasa gerek. Ancak insan öldürme konusunda bugüne dek ortaya atılan ve gerçekleştirilen parlak fikirlerin sadece Batı medeniyetinin içinden çıkdığını söylemek çok büyük bir yanlış olur.

İnsanlar 'hemcinslerini öldürme' konusunda tarih boyunca birbirinden farklı pek çok yöntem geliştirdiler. Canlı canlı gömme, ezme, parçalama, boğma, kazığa geçirme, yakma gibi infaz yöntemleri, bunlar arasında ilk akla gelenler.
October 18, 2006
Teknolojik İnfaz Yöntemleri (7): Ölümcül İğne
ABD'de bugün itibariyle 50 eyaletin 38'inde idam cezası uygulanıyor. Bu eyaletlerin 37'si iğne ile infazı benimsedi. (Sadece Nebraska'da halen elektrikli sandalye kullanılıyor.) Teknik adı 'ölümcül enjeksiyon' olan bu yeni yöntem, günümüz itibariyle infaz teknolojisinin son noktası olarak değerlendirilebilir. Ancak iğne ile infaz edilenlerin acısız bir uykuya dalabildiklerini söyleyebilmek için henüz çok erken, zira bu konudaki ihtilaflar henüz sona ermiş değil.

İğne konusundaki ihtilaf, infazlarda kullanmakta olan üç aşamalı enjeksiyondan kaynaklanıyor. Bu aşamalardan ilkinde, bayıltma amacıyla idam mahkumuna sodyum tiopental enjekte ediliyor. İkinci aşamada, panküronyum bromid ya da tübokürarin klorid ile mahkumum kalbi dışındaki tüm kaslarının felç olması sağlanıyor. Son aşamada ise, potasyum klorid ile kalbin durması sağlanıyor ve mahkum ölüyor.
October 18, 2006
Teknolojik İnfaz Yöntemleri (6): Allen Foster'ın İnfazı
Beyaz bir kadına tecavüz etme suçundan idama mahkum edilen siyah Allen Foster, 1936 yılının soğuk bir kış günü, elektrik kullanılmadan infaz edildi. Ancak eyaletin infaz tarihinde önemli bir dönüm noktası olan bu idam, ne yazık ki planlandığı gibi 'acısız' olmadı. News and Observer gazetesi, infaz edildiğinde 19 yaşında olan Allen'ın haberini şu başlıkla duyurdu: 'İlk Ölümcül Gaz Kurbanı, Korkudan Titreyen Tanıkların Huzurunda Eziyetle Öldü'.

Aslen Alabama'lı olan Allen, annesinin nasihatine uyarak, yeni bir hayata başlamak üzere 1935 yılında North Carolina'ya geldi. 28 Eylül 1935 günü işten kaytaran Allen, iddiaya göre, soluğu Capps ailesinin patates tarlasında aldı. Arazide çalışmakta olan Bayan Capps'in yalnız olduğundan emin olmak isteyen Allen, bir süre uzaktan evi gözledi. Kurbanın içeri girmesinin ardından da, önce onu takip ederek içeri girdi, ardından da eve girmeden önce bulduğu bir şişeyi Bayan Capps'in kafasında kırarak para talep etti. Başı kanayan kadın da, yatak odasına girerek, çekmecesinden çıkardığı 5 doları Allen'a verdi. Yine iddialara göre, Allen, bu noktadan sonra, bıçak zoruyla Bayan Capps'e tecavüz etti.
October 17, 2006
Teknolojik İnfaz Yöntemleri (5): İnfazda Ayrımcılık
Zehirli gaz uygulaması, ABD'de ilk olarak 1921 yılında Nevada eyaletinde yasallaşmış olsa da, bu yöntemin elektrikli sandalyeden bile daha insani olduğunun anlaşılmaya başlanması ancak 1930'lu yıllarda olmuştu.

North Carolina eyaletinin tecrübeli gazetecisi William Thomas'ın 1935 yılında dile getirmiş olduğu çarpıcı düşünceler bize bu aydınlanma süreci konusunda bir fikir verebilir. Muazzam gazetecilik kariyeri boyunca 142'si elektrikli, 4'ü elektriksiz (iple) olmak üzere, toplamda 146 infazı bizzat izleyen, sanki bütün bunlar yetmiyormuş gibi 6 tane de linç olayına şahit olmuş olan Thomas, 27 Mart 1935 tarihinde News and Observer gazetesinde yayınlanan bir yazısında, insanları 'asmanın' tam anlamıyla şeytanca bir şey olduğunu söyledi ve elektrikli sandalye ile infazı da, 'devletin yapmayı gerekli gördüğü en kötü şeyi yapmanın en kötü yolu' olarak tanımladı. Bütün bu gerçekler karşısında, gaz odası, nisbeten en insani olan adam öldürme yöntemi olmalıydı.
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters
