derinsular.com
Derin Sular: Alt Beyin
Fotoğraf Detayları
site hakkında  |  site felsefesi  |  arşiv  |  .pdf  |  rss  |  bibliyografi  |  linkler  |  iletişim
ana sayfa
ansiklopedi
memorandum
medya defteri
alt beyin
deep waters

March 10, 2008

Bay Spiro'dan Haşin İstatistik Dersleri


Giriş

Kant, 1795 yılında yazdığı Perpetual Peace adlı eserinde, barışın kalıcı olabilmesi için anayasal cumhuriyet rejiminin bir öngereklilik olduğunu öne sürdü. Zira Kant'a göre, tanımı gereği 'insanlara ait' olan cumhuriyet rejiminde savaş ve barış ile ilgili kararlar da yine insanlar tarafından alınacağından, halkın savaş çıkarmak gibi kendi canını, malını ve sevdiklerini tehlikeye atacak olan bir karar üzerinde ittifak etmesi mümkün olmazdı. Öyleyse kalıcı bir barış, ancak cumhuriyetlerin egemen olduğu bir dünyada mümkün olabilirdi.

Kant'ın bu yaklaşımı, aradan 200 yıla yakın bir süre geçtikten sonra uluslararası ilişkilerde savaş ve barış konularında araştırma yapanların giderek daha çok ilgisini çekmeye başladı ve 1970'lerden itibaren pek çok siyaset bilimci demokrasi ile barış arasındaki ilişki üzerine odaklanma ihtiyacı hissetti. Çünkü Kant haklı çıkmış, (kelimenin bugünkü anlamıyla) demokratik bir yönetime sahip olan iki ülkenin birbiriyle savaştığı bugüne kadar hiç görülmemişti. Bu durum, demokratik ülkelerin sayısının artmasının kalıcı barışın çözümü olduğu anlamına geliyordu!

İki demokrasinin birbiri ile savaşmayacağını öngören bu teoriye 'Demokratik Barış Teorisi' adı verildi. Uluslararası ilişkiler alanında araştırma yapan siyaset bilimciler, çeşitli istatistiki yöntemler kullanarak demokrasi ile barış arasındaki korelasyonu ölçmek ve böylelikle söz konusu teoriyi test etmek istediler. Sonuçta da, Demokratik Barış'ı destekleyen önemli bir literatür ortaya çıktı. Daha çok uluslararası ilişkileri neoliberal bir paradigmayla açıklama eğiliminde olan siyaset bilimcilerin sahip çıktığı bu anlayış, siyasi sahada da sağ kesimden sol kesime pek çok politikacının söyleminde ifade buldu.

Görünüşe bakılırsa, bu alandaki gelişmelerden herkes memnun gibiydi. Ancak günlerden bir gün takvimler 1994 senesini gösterdiğinde, çalışma odasında bu gelişmeleri ibretle takip eden bir profesör, bütün bu olan bitene daha fazla dayanamayacak ve çalışma odasında öfkeyle yumruğunu masasına vurarak, "Yeter artık bunca soytarılık!" diye haykıracaktı. İşte bu profesör, bütün sosyal bilimci camianın önünde saygıyla eğildiği Bay Spiro'dan başkası değildi. İşin başa düştüğünü anlayan Bay Spiro o gece kalemini eline alacak ve kısa bir süre sonra Harvard merkezli ve dünyaca muteber akademik dergi International Security'de yayınlanacak ve yayınlanmasıyla birlikte neoliberallerin yüreğine tarifi imkansız korkular salacak olan 'Liberal Barışın Ehemmiyetsizliği' adlı makalesini yazacaktı.


Bay Spiro'nun Birinci Tokatı

Bay Spiro'nun makalesi, akademik camiaya bomba gibi düştü. Makaledeki ilk tokat ise, dünyaca tanınmış siyasal bilimler profesörü Michael W. Doyle'ın yüzünde patladı. Doyle, birkaç yıl evvel yazdığı makalesinde, kendisinin liberal olarak kabul ettiği hiçbir iki ülkenin 1816 yılından bu yana birbiriyle savaşa girmediğini iddia etmişti! Bay Spiro'nun bu iddiaya cevabı ibret verici mahiyetteydi:

"Şimdi beni iyi dinle, Doyle. Yazdıklarını okudum. Herşeyi ben bilirim gibi tavırlarla konuşuyor, aslında hiç de bir şeyden haberin olmadığı halde burnundan kıl aldırmıyorsun. Mesela diyorsun ki, "Ben koskoca kompitürize veri tabanını inceledim, ama demokratik ülkeler arasında bir tane bile savaş örneğine rastlamadım. Sıfıra sıfır, elde var sıfır! Bulabilen yiğit varsa, çıksın meydana göstersin!"

Be haddini bilmez herif! Şimdi sana, "Sıfır değerinin istatistiki olarak önemli olup olmadığına dair herhangi bir olasılık analizi yapmak geldi mi hiç aklına?" diye sorsam kafan karışacak, verecek cevap bulamayacaksın, sonra da yine laubali tavırlarla işi şakaya vurarak durumu kıvırmaya bakacaksın. O yüzden hiç soyut analizlere girmeyip sana konuyu basit bir hikayeyle izah etmeye çalışayım, hem ileride derse falan girince talebelerine anlatır hava yaparsın.

Şimdi önce bir dur, düşün, kafayı çalıştır... Bu bizim Amerika'da milyon dolarlık piyango çekilişlerini her Allah'ın günü birileri kazanmıyor mu? Ama neden bugüne kadar benim ailemden hiç kimseye bir kere bile çıkmadı? Neden biliyor musun? Çünkü her an her saniye dünya üzerindeki birilerinin başına zaten bir şeyler geliyor, ama bunun ne önemi var? Üç beş tane adamın başına bir şeyler geliyor diye illa başkalarının başına da aynından mı gelmesi lazım? Ne alakası var? Yani şimdi bu piyango örneğini düşün. Yengene çocuklara falan piyangodan bir şey çıkmadı diye adamın biri bu durumdan kendine vazife çıkarsa da, "Acaba bu Spiro'nun ailesinin yapısındaki hangi özellik piyango çekilişlerini kazanmalarına engel oluyor?" diye bir soru sorup bu konuyu aklı sıra araştırmaya kalksa, vaktini böyle boş beleş bir işle ziyan ettiği için bu herife deli demezler mi? Herhalde ki derler. Çünkü herhangi bir ailenin içinden kimsenin piyangoyu kazanmaması zaten beklenen, doğal bir durumdur. Bu dediğimi istatistiki bir dille söyleyeyim: Sıfır, istatistiki manada önemli bir değer değildir. Çünkü burada rastgelelikten bahsediyorum. Bu ne demektir haberin var mı? Şu demektir: Eğer demokrasiler arasındaki savaşların istatistiki dağılımı rastgelelikle oluşturulacak bir dağılımdan farksız ise, o zaman demokratik barış senin liberal teorin için hiçbir delil ortaya koymamaktadır! Annadın mı şimdi?"1


Bay Spiro'nun İkinci Tokatı

Bay Spiro bunları söylemekle kalmadı. Bu sözlerini matematiksel olarak da ispat ederek Demokratik Barışçı tayfaya hayatları boyunca unutamayacakları bir istatistik dersi verdi. Bay Spiro'nun makalesini okuyan bu anlı şanlı profesörler, hem camia içinde karizmayı çok kötü çizdirdiler, hem de yayınlanan makalelerini yazdıklarına yazacaklarına pişman oldular. Şöyle diyordu Bay Spiro:

"Tamam, devletler durup dururken oturup, "Acaba bugün kime saldırsam" diye yazı tura atmazlar, o kadarını biz de biliyoruz herhalde. Elbette ki, iki devletin birbiriyle savaşmasında belirleyici olan pek çok faktör vardır. Ama madem Nuh deyip peygamber demiyorsunuz, o zaman ben de İstatistik 101'den başlayarak size sil baştan eğitim yaparım:

İstatistiki analizde değişkenler arasındaki ilişkinin büyüklüğünün ölçülmesinde, genellikle 'sıfır hipotezi' kullanılır. Rastgeleliğe karşılık gelen sıfır hipotezini (H0) reddetmek mümkün olmazsa, bu durum rastgeleliği bir açıklama olarak kabul etmemiz gerektiği anlamına gelmez. Böyle bir durumda yapılması gereken, test etmekte olduğumuz hipotezi reddetmektir.

Şimdi gelelim demokrasiler arasındaki savaşların istatistiki dağılımının rastgelelikle oluşturulacak bir dağılımdan farklı olmadığının ispatına... İşin doğrusu şu ki, akıllı bir adam, eğer bir devletin savaşa girme olasılığını bulmak istiyorsa, bu konuda eşleştirmeli bir analiz ortaya koyması gerektiğini bilir. Çünkü adı üzerinde, savaş bu! Yani bir devlet kendi kendisiyle savaşacak değil ya, elbet başka bir devletle savaşacak. O zaman tek tek devletlerin sayısına değil, kaç tane ikili eşleştirme söz konusu olabiliyor ona bakmak lazım.

Şimdi bakın: 1980 yılında dünyada 40'ı demokratik rejime sahip olan 156 tane ülke vardı. Yine aynı yıl, biri Rusya ile Afganistan, diğeri de Irak ile İran arasında olmak üzere iki tane de savaş vardı. Şimdi kafasızlık edip de, 40/156 = 0.26 diye hesap yapar, sonra da bunun üzerine, "Dünyadaki ülkelerin %26'sı demokratik olduğu halde bu ülkeler arasındaki savaş oranının %0 olması çok çarpıcı" gibi bir laf etmeye kalkarsan, profesör de olsan sopaya müstehak olursun. Ama az insafı olan ve doğru hesap nasıl yapılır öğrenmek isteyen varsa, açsın gözünü seyretsin:

Az önce dedim ki, savaş denilen olay, bir ülkenin tek başına, yani kendi kendine yapabileceği bir şey değildir. Savaş, tanımı gereği, ancak birden fazla devletin işin içinde olmasıyla gerçekleşebilecek bir hadisedir. Hem zaten biz de burada demokratik ülkelerin birbirleriyle savaşıp savaşmadığını anlamaya çalışmıyor muyuz? O zaman yapılacak iş, olasılık hesaplarını ikili eşleştirmeler bazında gerçekleştirmektir. Bakın şimdi... Atıyorum; A, B ve C adlı üç tane ülke olsun. Bu üç ülkeyi ikili olarak eşleştirirsen, üç ayrı savaş senaryosu olduğunu görürsün: AB, AC ve BC. Ama ülke sayısı dört olursa, ikili sayısı altıya çıkar: AB, AC, AD, BC, BD ve CD. Ülke sayısı yediye çıktığında ise ikili sayısı 21'e yükselir.

Buna göre, 1980 yılında dünyada yer alan 156 ülke arasındaki farklı savaş senaryolarının sayısı 12.090'dır. Sadece 40 demokratik ülke arasındaki ikili eşleştirme sayısı ise 780'e tekabül eder. Savaşta olan ülke ikilisi sayısı ise 2'dir. Yani dünya üzerinde herhangi bir savaş gözlenecekse, bunun iki demokratik ülke arasında olmaması ihtimali zaten baştan çok yüksektir: (12090-780) / 12090 = %93.5.

Bitmedi… Savaşmakta olan ülke ikilisi sayısı da, toplam olasılığın çok küçük bir kısmına tekabül eder: 2 / 12090 = 0,00016. Yani herhangi iki ülke arasında savaş çıkma oranı zaten baştan çok çok düşüktür. Bu 0,0016 değerini demokratik olan olmayan ayrımı yapmadan eşit olarak bütün ülkelere dağıtırsan, o zaman da bu rakamdan demokratik ülkelerin payına 0,2 adet savaş düşer.

Son olarak burayı herkes iyi dinlesin: Kafası çalışan bir adamın eğer gerçekten demokratik ülkeler birbirleriyle savaşır mı anlamak istiyorsa, asıl sorması gereken soru ahan da şudur: "Acaba 1980 yılı için 12.090 olan ana kütle içerisinden rastgele 780 tane ülke ikilisi seçecek olursam, 0 tane 'savaşta olan ülke ikilisi' bulma ihtimalim nedir?" Cevabı hemen vereyim: Bu ihtimal %82,9'dur. Yani neymiş? 0 değeri, istatistiki olarak önemli değilmiş. Bütün Demokratik Barışçılara kapak olsun!"2


Bay Spiro'nun Diğer Tokatları

Bay Spiro, yanlış hesap yapan siyasal bilimcilere verip veriştirirken sadece yukarıdaki ifadelerle yetinmedi. Profesör geçinip sağda solda kendi bildiğine atıp tutan daha nicelerine sözünü sakınmadan hak ettikleri cevabı verdi. Mesela, metodolojisini hatalı bulduğu bir tanesine örneklem ve hesaplama konusundaki hataları konusunda şunları söyledi:

"Bak gözüm; önce aç kitabını da bir kontrol et verdiğin bilgileri. 1871 yılına dek demokrasiler toplam ülke ikililerinin %5'ine bile tekabül etmiyordu. Bu oran 20. yüzyılın başında ise ancak %10 ya vardı ya yoktu. Yani tamam, o dönemde savaşlar çok azdı, ama demokrasilerin sayısı da çok azdı be güzel kardeşim! Demokrasilerin sayısı anca 20. yüzyılda arttı. Ama bu artış ile savaş sayısı arasında hiçbir korelasyon yok. Bilip bilmeden kafandan korelasyon sallama bak rica ediyorum."3

Ellerindeki kimi empirik verileri analizlerine dahil etme konusunda seçici davranan kimi işbirlikçi hainler de, Bay Spiro'nun hışmından kurtulamadılar:

"Bu adamlar çalışmalarında uluslararası anlaşmazlıklara odaklandıkları için, iç savaşları görmek istemiyorlar. Tabii bunun sonucunda da, Amerikan İç Savaşı gibi kanlı bir olay da haliyle gümbürtüye gidiyor. Zaten bu Demokratik Barış Teorisi'ni savunanların Amerikan İç Savaşı'nı görmezden gelmeleri, bu liberalizm denen nanenin aslında ne denli dandik bir şey olduğunu da gösteriyor. James Lee Ray gibi bazı adamlar bir de hiç utanmadan sıkılmadan diyorlar ki, "İç Savaş esnasında Güneylileri demokratik olarak nitelendiremeyiz!" Adama soruyorsun "Neden nitelendiremezmişsin?" diye... Tabii cevap yok... Hatta cevabı bırak, tık yok adamda tık! Halbuki biz biliyoruz ki, İç Savaş esnasında Kuzeylilerin ve Güneylilerin anayasaları neredeyse bir diğerinin tıpkısının aynısıydı. Hem kuzeydeki kadınlar ve köleler sanki oy kullanma hakkına sahip miydi ki? Elbette değillerdi. Sen çocuk mu kandırıyorsun? Savaşsa al sana savaş… Adamlar birbirleriyle aynı derecede demokrat oldukları halde ülkelerinin kimliği gibi hayati bir dava konusunda bile anlaşamayıp birbirlerine girdiler, daha ne olsun?"4

Bay Spiro'nun şimdiye kadar yukarıda alıntılanan sözlerine dikkat edilecek olursa, öfkesini daha çok düzgün hesap yapmayı beceremeyen tiplere yönelttiği görülüyor. Hele hele bu kişilerin yaptıkları hesaba kişisel sabit fikirleri doğrultusunda müdahalelerde bulunarak ideolojik yaklaşımlarını akademik literatüre bulaştırdıklarına dair bir şüphe söz konusuysa, bu sefer Bay Spiro lafını hiç esirgemeden konuşuyor. Bu çerçevede, yayınladıkları makalelerinde demokrasi ile barış arasında korelasyon bulduklarını iddia eden Zeev Maoz and Bruce Russett'a Bay Spiro'nun verdiği yanıt, üniversitelerin istatistik bölümlerinde ders olarak okutulabilecek mahiyettedir:

"Bu iki kafadar oturmuş kendi kafalarına göre bir takım hesaplar yapmış, sonra da "İşte gördünüz mü, nasıl da normatif tezimizi teyit eden korelasyonları bulduk" falan demişler. Bu makale ilk çıktığı zaman bana arkadaşlar gelip haber ettiklerinde ilk baştan hakkaten de merak ettiydim. Olacak iş değil tabii ama yine de "Getirin bakalım şu makaleyi, nedir ne değildir bir göreyim" dedim.

Makaleyi getirdiler, baktım. Yapılan iş basit. Bunlar oturmuş 1946 ila 1986 yılları arasında dünyada var olan demokratik rejimler ile barış süreçleri arasındaki ilişkiyi incelemişler. Ama tabii eğri oturup doğru konuşmak lazım, savaşları incelerken mert davranıp ülke ikilileri şeklinde data serileri oluşturmuşlar. Ama sonra nereden akıllarına estiyse, tutup bu data serisini gruplandırılmış zaman serileri kullanarak analiz etmişler! Yani profesör sıfatı taşıyan adamların yaptıkları işe bak! Birader, kimin aklına uydun da gruplandırılmış zaman serisi kullanarak analiz yaptın, anlayabilene aşk olsun!

Şimdi bu neden yanlış, izah edeyim… Demin de dedim, savaşları incelerken mertlik yapıp ülke ikilileri oluşturup ona göre inceleme yapmışlar, bu güzel. Ama sonra herbir sene için bu ikililerden oluşan data serilerini bir havuzda toplamışlar. Yani toplamda 41 senelik bir zaman aralığını inceledikleri ve herbir senenin ikililerini bir havuza doldurdukları için, mesela ABD-Kanada ikilisinden bu havuzda 41 tane örneklem bulunuyor. Bu da tabii sonuçları demokratik barış lehine kat kat şişiriyor. Şimdi buradan soruyorum, bu yapılacak iş midir? Sizin karşınızda dünkü çocuk mu var?

Bunun ne kadar yanlış bir iş olduğunu daha basit bir örnekle izah etmeye çalışayım: Diyelim bir kutuda 40.000 tane bilye var. Bu bilyelerin 40 tanesi de kırmızı olsun. Eğer bu 40.000 bilyenin içerisinden rastgele 4.000 tane çekecek olsam, çektiğim bilyeler içerisinde hiç kırmızı bulunmama ihtimali sadece ve sadece %2'dir. Ama şimdi gelin bu örnekteki bütün rakamları 40'la sadeleştirerek aynı hesabı bir daha yapalım. Yani elimizdeki kutunun içinde 1.000 tane bilye olsun. Bu bilyelerin de sadece 1 tanesi kırmızı. Biz de rastgele seçimle 100 tane seçecek olalım. Böyle bir seçim sonucunda elimizde hiç kırmızı bilye bulunmaması ihtimali %90'a fırlar! İşte bunlar böyle hesap yapıyorlar! Yazıklar olsun!"5


Bay Spiro'nun Policy Implication'ları

Bay Spiro'nun hikayesi, başlangıçta çok mantıklı gibi görülen kimi düşüncelerin, daha ciddi sorgulamalara tabi tutulduğunda üzerlerindeki yaldızların nasıl da kazınıp asıl mahiyetlerinin ortaya çıkabileceği konusunda benzeri az görülür türden bir ibret vesikasıdır. Bay Spiro'nun saygıdeğer çalışmasıyla ortaya koyduğu örnek, özellikle sürekli dezenformasyona maruz kalan kitlelerin herhangi bir konuda bir fikre varma konusunda acele etmeyip sabırlı davranmaları, en bilimsel ve analize dayalı gibi görünen yargıları dahi sonuna kadar sorgulamaktan korkmamaları gerektiğine işaret etmektedir. Zira gerçek bilgi öyle kolay elde edilebilecek bir şey olmadığı gibi, az bilmenin hiçbir şey bilmemekten çok daha tehlikeli olabildiği zamanlar da hiç az değildir.

Burada asıl iş okuyucuya düşmektedir. Okuyucu, ineklerin dahi kendilerine uzatılan otu önce bir koklamadan yemediklerini hatırlamalı, konu analitik düşünce olduğunda her işte bir bit yeniği aramayı alışkanlık haline getirmelidir.

Mesela bir yazı 'Kant' diyerek başlıyorsa, okuyucu hemen o saniyede Kant'tan şüphelenmelidir. Kafasına Kant ile ilgili bir soru işareti koymadan okumaya devam etmemeli, yazı biter bitmez "Kimmiş bu herif?" diyerek derhal araştırmaya başlamalı, demokrasiyi bir tür zorbalık olarak nitelendiren ve yasama ile yürütmenin birbirinden ayrılması ilkesine dayanan bir anayasal cumhuriyet idealine sığınan Kant'ı bir de kendi cümlelerinden okumalıdır.

Bir yazıda mesela Bay Spiro'nun adı geçiyorsa, okuyucu Bay Spiro'dan da şüphelenmeli, "Acaba bu adam liberallere acımadan giydirirken realist analizlere karşı objektif mi? Soros'tan para alıyor olabilir mi?" diye düşünmelidir.

Ve hepsinden önemlisi, okuyucu, okuduğu yazıyı yazan kişiden de şüphelenmeli, gerek yazdıkları gerekse yaptığı alıntı ve çevirilerin güvenilirliği konusunda gerekli araştırmayı bizzat kendisi yaparak hep hazıra konmamayı öğrenmelidir. Yoksa hazır eşeğe semer vuran çok olur. Kürşat Bumin'in dediği gibi, "Öyle bir talim ve terbiye ederler ki"6, ondan sonra kurtulabilene aşk olsun!



1 Spiro, David E. 1994. "The Insignificance of Liberal Peace" International Security 19(2): 50–86. (Çeviri: Donald Duck.)

2 ibid (Çeviri: Donald Duck.)

3 ibid (Çeviri: Donald Duck.)

4 ibid (Çeviri: Donald Duck.)

5 ibid (Çeviri: Donald Duck.)

6 Bumin, Kürşat. 1998. Okulumuz, Resmi İdeolojimiz ve Politikaya Övgü. İstanbul: Patika.

| Yorumlar (5)

Okuyucu Yorumları (5)

"Ve hepsinden önemlisi, okuyucu, okuduğu yazıyı yazan kişiden de şüphelenmeli, yazdıkları ve yaptığı alıntılar konusunda gerekli araştırmayı bizzat kendisi yaparak hep hazıra konmamayı öğrenmelidir."

Zaman kısıtlı, okunacak-öğrenilecek-araştırılacak çok şey var. Şimdi siz ne güzel yazmışsınız. Ben hazıra konmayayım da ne yapayım? Eğer hazır yemeği hazırlayan usta daha önceden güvenimi kazanmışsa, afiyetle yerim. :)

"Bir yazıda mesela Bay Spiro'nun adı geçiyorsa, okuyucu Bay Spiro'dan da şüphelenmeli"

Spiro'yu tanımasam bile argümanlarını mantıklı buldum. "Kimmiş bu herif?" demeye gerek görmedim. Sizin alıntı esnasında uslubu değiştirmeniz vs. önemli değil. Hatta Spiro denen şahıs sadece Serdar Kaya'nın hayalinde varolsaydı bile bu durum Spiro adına öne sürülen argümanların sağlamlığına halel getirmezdi. Demem o ki, okuyucunun amaçları hiçbir ek araştırmaya gerek bırakmadan metnin okunmasını mümkün kılabilir.

Bay Spiro'nun olasilik hesaplarinin tamamen anlamsiz oldugunu, olasilik hesaplarini bilerek ya da bilmeyerek yanlis kullandigini ve sosyal bilimlerde metod konusunda cok geri oldugunu dusunuyorum. Evet ben de demokratik baris teorisine karsiyim, ama Spiro bunu curutmeyi basaramamis. (Makaleyi okumadim, buradaki alintiya bakarak konusuyorum.)

Bay Spiro'ya hasin istatistik dersleri icin tesekkur eder, metod derslerine de bekleriz.

Bu şekilde söylendiğinde bu eleştirinin bir anlamı kalmıyor. Bu yorum bu haliyle, nerede ne tür metodolojik yanlışlar yapılmış, doğrusu nasıl olmalıydı gibi sorulara herhangi bir yanıt vermiyor çünkü.

"Bu şekilde söylendiğinde bu eleştirinin bir anlamı kalmıyor..."

Kesinlikle haklisiniz ama daha fazlasini yazamadim; yaziyi okumadim tam olarak.
(akademik veritabanlarina erisimim yok, olanlardan yaziyi istedim, okuyunca aciklamaya calisirim dilim dondugunce.)

Yine de ekleyeyim: elestirilerimin temelinde olasilik hesaplarinin sosyal bilimlerde en akillica yontem olmayabilecegi. Onemli olan toplumun yasalarini ortaya cikartmak, ancak buna olanak olmadiginda olasilik hesaplarina sira gelir.

Spiro gozlem sayisi sifir olan seylerin imkansiz olmadigini soylerken haklidir mesela ama asil yapmasi gerekenkonuyu yapisal olarak incelemektir (belki makalenin tamaminda incelendi bilemiyorum).

Ote yandan diyelim demokratik ulkeler arasinda bugun rakamla 1 yaziyla bir savas ciksa ne diyecegiz? O zaman demokratik baris tezi red mi edilecek? Bu sefer de cikan savasin "sans" olmasi mumkundur? Bu hesaplarde neyin ne cikacagi istatistiklerde kullandigimiz guven araligi nedir? Yani yuzde doksan bes guven araliginda demokratik baris gecerlidir, yuzde doksan sekiz guven araliginda gecersizdir diye bir metod sosyal bilimlerde kabul edilebilir mi?

(Bugun gazetede bir istatistik gordum: Iraklilara sormuslar," yuzde yetmisi ulkelerinden basta ABD olmak uzere yabanci ulke askerlerinin cikmasini isterlermis. Ben boyle istatistigi ne edeyim? Zaten ideolojiyle baslamissaniz ise sonunda hangi deger yargilari belirler ki sonucu? Adam sanki secim anketi yapiyor: isgal ordusu ciksin mi, cikmasin mi? bu da istatistigin baska turden bir yanlis ya da kotuye kullanimi.)

Objektif yargilarimiz isin temelinde dururken, bance hic zorlamayalim, matematiksel ispat edecegim, hipotez reddedecegim diye. Herkes buradan isine gelen istatistigi bir sekilde zaten bulur cikarir. Ben de simdi hurriyet okuyucu yorumu yazar gibi bunlari yazdim ama makaleyi okuduktan sonra ve biraz zaman bulur bulmaz sizinle makalenin motedolojisi konusundaki dusuncelerimi paylasirim.

1. Profesör Spiro, gözlem sayısı 0 olan şeylerin imkansız olduğunu söylemiyor. 0 gözlem yapılmış olmasının herhangi bir kural ortaya koymadığını söylüyor. İkisi epey farklı.

2. Profesör Spiro'nun yukarıda alıntılanan hesaplamalarından anlaşılması gereken şey, demokratik barış teorisinin gererliliği ya da geçersizliğinden ziyade, bu teoriyi ispat etme adına yapılan kimi hesaplama şekillerinin yanlışlığı olmalı. Konu hakkında taraftarca sarf edilmiş olan ve dolayısıyla akademik bir üsluba uymayan ifadeler (elbette) çeviriyi Donald Duck'ın yapmış olmasından kaynaklanıyor.

3. Güven aralığı neden sosyal bilimlerde geçerli bir metot kabul edilmesin ki? Edildi, ediliyor ve bundan sonra da en azından önemli sayıdaki sosyal bilimci tarafından edilecek.

4. Sosyal bilimlerde kantitatif metodolojinin kullanılmasını reddeden postpositivist/postmodern kimi yaklaşımlar da var, ama onların argümanları biraz daha farklı. Yukarıda yazdıklarınızdan bir şey anladığımı söyleyemeyeceğim.

Yorum Gönder

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını dikkate alınız.

 

HAMMADDE DESTEĞİ

Serdar Kaya's Amazon.com Wish List

REKLAMLAR




Soner Hoca