August 6, 2007
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (5): Pamplona
Pamplona sokakları gün geçtikçe daha da kalabalıklaşıyordu. Ancak herkes Temmuz ayının yaklaşmasını ve festivalle birlikte doruğa ulaşacak olan insan selinin şehri bir an evvel mahşer yerine döndürmesini bekliyordu.

İlk kez geliyor olmasına rağmen o da hissediyordu olacakları. Haftalardır karış karış yürüdüğü bu sokaklara kısa bir süre sonra adım atmak bile mümkün olmayacaktı. Yaz aylarında kimi karınca yuvalarının etrafı nasıl kıvıl kıvıl oluyorsa, Pamplona da işte öyle olacaktı! Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler şehre sığmayacak, bir yolunu bulup şehre girebilenler de, her metrekaresinde en az 6 kişinin bulunduğu sokaklarda yürümek için yer bulamayacaklardı.
Şimdiden görüyordu. Tenleri kızgın güneşin altında parıldayan insanlar, sokaklarda sanki ayakları prangalıymışçasına küçük adımlar ata ata yürüyorlardı. Pencere ve balkonlara doluşmuş olanlar onları hayranlıkla izliyor, kendisi de bu pencerelerden birinden sokaktakilere ve onları izleyenlere bakıp hala bütün bunlardan bir anlam çıkarmaya çalışıyordu. Ancak güneşin sıcakla, alkolün şehvetle, kırmızının da beyazla kardeş olduğu bu şehir ona hiçbir şey söylemiyordu.
Şayet şu anda biri çıkıp da ona Pamplona şehrinin ne anlam ifade ettiğini soracak olsa, bunca günün ardından söyleyeceği tek kelime herhalde 'ruhsuzluk' olurdu. Bu şehrin ruhu yoktu. Bu şehirde yaşayanlar da, festival nedeniyle şehri ziyaret edenler de ruhsuzdu. Şehrin, zihnindeki sorulara çözümler sunacağını umarak buralara kadar gelmişken, bugün itibariyle elinde olan tek şey derin bir hayal kırıklığıydı.
'Tauromaquia!' 'Pamplona!' 'Avenida de Hemingway!'
Bu üçünden artık geriye bir tek 'Tauromaquia' kalmıştı herhalde ona bir ipucu sunabilecek. Bu nedenle de kısa bir süre sonra dikkatini tamamiyle ona vermesi gerekecekti muhtemelen. Zaten farklı nedenlerle de olsa şehirde son günlerde herkes tauromaquia'yı beklemekteydi. Değil mi ki festival herşeyiyle bu konsept üzerine oturtulmuştu? O zaman boğalar elbette koşacak, koşacak ve nihayetinde dövüşüp acı içinde öleceklerdi.
Gün boyu aşındırdığı Pamplona sokakları ona sürekli bu beklentiyi fısıldamaktaydı. Bu şehir boğa kanına susamıştı. Bu susuzluğu dindirebilme adına Temmuz ayı bir an evvel gelmeli, Pamplona tekrar boğa kanıyla sulanmalı, ve toprak bir dahaki Temmuz ayına dek canlılığını muhafaza edebilme adına alabildiğine kan içmeliydi. Bir ipucu aradığı sokaklarda başka hiçbir mesaj yok gibiydi.
Günün yorgunluğunu otelin lokantasında atıyordu her akşam. Arayışını sürdürme adına bir köşeye geçiyor, acılı sosa buladığı patates kızartmasını yiyerek, kabuğunu kırabilme adına bir tür denek olarak gördüğü insanları izliyordu.
'Yine patates kızartması mı Turco?'
'Sí, Juanito. Con salsa caliente por favor.'
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (01): Sıcak Şehir
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (02): Kabus
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (03): Düzenleyiciler
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (04): Iberia
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (05): Pamplona
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (06): Montoya Oteli
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (07): Gösteri
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (08): Bunalım
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (09): Gerçek
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (10): Yüzleşme
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Eğitim
- Ekonomi
- Göze Çarpanlar
- Kısa Kısa
- Politika
- Resmi İdeoloji
- Röportaj
- Medya Defteri
- Alt Beyin
- Deep Waters

Yorum Gönder