June 25, 2007
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (2): Kabus
Korkuyla uyanmasının üzerinden birkaç dakika geçmiş olmalıydı. Ama yattığı yerde kafasının içinde yankılanan sesler, takriben 5 metre önünden geçen tramvayın sesini hala perdeleyebiliyordu. Tamamen kapalı beyaz jaluzilerin üzerindeki yansımadan anlaşılabildiği kadarıyla güneş yeni batmış gibiydi. Göz ucuyla duvardaki saate baktı. Çalar saatinin çalmasına daha 50 dakika vardı. Ancak daha fazla uyuyamayacağını biliyordu. Bu nedenle korkudan kaskatı kesilmiş vücudunu hareket etmeye zorladı. Birşeyler yemeli, ardından da her zamanki rutinine başlamalıydı.

Ağır hareketlerle doğruldu. Ancak kendisinde hissettiği farklılık nedeniyle bugünün diğerine nazaran pek de rutin geçmeyeceğini şimdiden anlamıştı. Zaten ilk dakikadan itibaren tamamen rutin dışı gerçekleşti herşey. Duş alıp yemek sipariş etmek yerine, aceleyle yüzünü yıkayıp dışarı çıktı hemen. Kapıyı açar açmaz yüzüne çarpan sıcak hava, göbeğinde yaşamasına rağmen çok sınırlı temasta bulunduğu koca şehirle tekrar yüz yüze gelmesini sağladı. Hızlı adımlarla her zaman yemek ısmarladığı Sirkeci İstasyon Arkası'ndaki esnaf restoranına doğru ilerlemeye başladı.
Restorana vardığında, kapıya bakan, gireni çıkanı görebileceği bir yere oturdu. Sadece korkudan ve belirsizlikten ileri gelen bir temkinlilik değildi bu. Aynı zamanda insanları gözlemlemek suretiyle bir süreliğine şehrin ve şehirdeki hayatın bir parça içine girmek, böylelikle de kabusun neden olmuş olduğu endişeden bir parça sıyrılabilmek istiyordu. Son zamanlarda biraz tuhaflaşan yirmi metrekarelik küçük dünyasından aşağı yukarı 300 metre kadar uzaklaşmış olmasının nedeni de buydu zaten. Normalde telefonla sipariş edeceği aynı yemeği, konuşan, gülüşen, tartışan insanların arasında, onların sözlerinden oluşan uğultunun içinde yiyecek, böylelikle sakinleştikten sonra da, herşeyi sağlıklı, dingin bir kafayla ele alacaktı. Hızlıca aldığı kararın tek gerekçesi buydu. Ancak bütün bu yaşadıklarının ne anlama geldiği sorusu da bir yandan hala zihnini kemirmeye devam ediyordu.
Herşey sadece bir hafta önce başlamıştı. Gördüğü kabustan az öncekine benzer bir şekilde, göğüs kafesinde sessiz bir çığlıkla uyanmıştı. Uyandıktan sonra bir süre daha kalbi gümbür gümbür atmaya devam etmişti. Bir parça kendine geldikten sonra, kıpırdamadan yatmaya devam etmiş ve öylece gördüklerini düşünmüştü.
Rüyasını bu denli etkili kılan, herşeyi gerçeğe çok yakın bir netlikte yaşamış ve hissetmiş olmasıydı. Ancak günlük işlerine dönmeye başladığı andan itibaren bu duygu yoğunluğu yavaş yavaş ortadan kalkmış, daha sonra da rüyanın üstünde durmamıştı. Ertesi gece aynı rüyayı aynı netlikte görerek aynı korkuyla uyanınca, uyanıklık sonrası ürperti ve şaşkınlığı bu sefer doğal olarak daha uzun sürmüştü. Üçüncü gece ve sonrasında ise, ürperti ve şaşkınlık, giderek artan bir endişeye bırakmıştı yerini. İşin tuhaf yanı, gördüklerinde aslında pek de korkulacak bir şey yok gibiydi. Parke taşlar döşeli bir sokakta yüzlerce boğanın delice koştuğunu görüyordu rüyasında. Boğaların etraflarındaki insanlar da boğalara hedef olmamak için sağa sola kaçışıyorlardı. Sürünün en önünde kendisine doğru koşan boğaları görüyor, ancak rüya çok uzun sürmediğinden, arkadan kaç boğanın onları takip ettiğini öğrenemiyordu. Ancak koşan onca boğanın ayaklarının sokağın taş parkelerine çarpmasıyla çıkan ses, sağır edici seviyedeydi. Kimi Afrika kabilelerinin iki sesli davullarının binlercesinin aynı anda ve düzensizce çalınıyor oluşuna benzer bir sesti bu.
Rüyasını onun gözünde ürpertici (ve hatta belki de hüzünlü) kılan bir diğer şey ise, ön saflarki boğaların yüzlerinde okuduğu ürküntü ve endişe dolu ifadelerdi. Uykudan uyandığında içinde bulunduğu ruh hali, muhtemelen bütün bu gördüklerinin ortaya çıkardığı farklı duyguların birbirine karışmasının bir sonucuydu. Koşan binlerce boğanın sokakta yankılanan bir uğultu halindeki ayak sesleri uyandıktan sonra da zihninde canlı kalıyordu. Kulaklarında çarpıntısını duyduğu kalp atışlarına karışan bu ses, ona boğaların yüz ifadelerini hatırlatıyordu. Boğaların yüz ifadeleri, uyanıklığının ilk anlarındaki korku dolu ruh haline derin bir hüzün de ekliyor, anlam veremediği bu duygu seli içerisindeki hüzne teslim olması durumunda hüngür hüngür ağlayabileceğini fark ediyordu. Tabii bir de nereden çıktığını bilmediği üç ifade birbiri ardına zihninde yankılanıyordu: 'Tauromaquia', 'Pamplona', 'Avenida de Hemingway', 'Tauromaquia', 'Pamplona', 'Avenida de Hemingway', 'Tauromaquia', 'Pamplona', 'Avenida de Hemingway'...
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (01): Sıcak Şehir
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (02): Kabus
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (03): Düzenleyiciler
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (04): Iberia
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (05): Pamplona
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (06): Montoya Oteli
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (07): Gösteri
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (08): Bunalım
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (09): Gerçek
Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (10): Yüzleşme
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Yorum Gönder